Diplomasi

ABD dışındaki Batı ülkeleri Çin kartını kullanıyor

Yayınlanma

Bazı Batı ülkelerinin hükümetleri, Trump yönetimine bağımlılıktan kurtulmak için siyasi ve ekonomik alternatifler arayarak Çin ile daha yakın ilişkiler kurmaya başlıyor.

Bu, ABD’nin Kuzey Amerika ve Avrupa’daki müttefiklerini diz çöktürme çabalarına bir tepki niteliğinde.

German Foreign Policy’de yer alan analize göre Washington tarafından ilhak tehdidiyle karşı karşıya kalan Kanada, geçen hafta Çin ile stratejik ortaklık anlaşması imzalayan ilk ülke oldu.

Başbakan Mark Carney, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumunda (WEF) yaptığı ve büyük yankı uyandıran konuşmasında, büyük güçlerin artık kendilerine “kısıtlamalar getirmedikleri” için “dünya düzeninde bir kırılma” yaşandığını belirterek bu kararı haklı çıkardı ve boyun eğmekten kurtulmanın tek yolunun diğer devletlerle işbirliği yapmak olduğunu söyledi.

Birleşik Krallık da Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerini yeniden kurmaya çalışıyor. Berlin ve Brüksel’den ise çelişkili sinyaller geliyor. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), ABD’nin güç politikasının sonuçları hakkında, “Trump, Çin’i yeniden büyük yapıyor,” iddiasında bulundu.

Çin ile ilişkilerde Kanada öne geçti

Kanada Başbakanı Mark Carney, salı günü Davos’ta yaptığı konuşmada, “dünya düzeninde bir kırılma” ve “büyük güçler arasındaki jeopolitik ilişkilerin artık kısıtlamalara tabi olmadığı acımasız bir gerçekliğin başlangıcı” olduğunu belirtmişti.

Carney, Batı ülkelerinin son yıllarda ve on yıllarda sürekli olarak başvurduğu sözde kurallara dayalı uluslararası düzenin çifte standartlara dayandığını kabul etti; ticaret kuralları “asimetrik” bir şekilde uygulanmış ve yasa, “sanığın veya mağdurun kimliğine bağlı olarak” değişen derecelerde ciddiyetle uygulanmıştı.

Uzun bir süre boyunca bu durum Batı için kârlı olmuştu. Fakat bugün Kanada gibi ülkeler için durum farklı. Carney’e göre büyük güçler iktisadi savaşlarla diğer ülkeleri boyun eğdirmeye çalışıyorlardı.

Orta güçlerin karşı karşıya olduğu sorun, ona göre “yeni gerçekliğe uyum sağlamak” değil, zaten “herkes uyum sağlamak zorunda.” Carney izolasyonizm konusunda uyarıda bulunarak, farklı çıkarlar için farklı koalisyonlar, sınırsız bir dış politika olan “değişken geometri”yi tercih ettiğini açıkladı.

Çin ile stratejik ortaklık

Kanada şimdi böyle bir politikayı uygulamaya başladı. Ocak ortasında, Başbakan Carney’in 2017’den bu yana bir Kanada hükümet başkanının ilk ziyareti olan Pekin ziyareti sırasında, Çin ile yeni bir “stratejik ortaklık” anlaşması imzaladı.

Bu ortaklık, diğer şeylerin yanı sıra, enerji sektöründe güçlü bir işbirliği öngörüyor: Carney, Pekin ziyareti sırasında ülkesinde Çin enerji yatırımlarını teşvik etti. Özellikle Kanada, Çin’den ithal edilen elektrikli otomobillerin gümrük vergilerini yüzde 100’den yüzde 6,1’e düşürüyor ve bu indirim 49.000 adede kadar geçerli olacak. Ayrıca Çinli şirketler, Kanada’da elektrikli otomobil tedarik zincirlerinin kurulmasına yardımcı olacak.

Çin ise, Kanada’nın elektrikli otomobillerine uyguladığı yüzde 100’lük gümrük vergisine misilleme olarak daha önce uyguladığı yüksek gümrük vergilerini düşürmeyi kabul etti. Kanada, 2030 yılına kadar Çin’e ihracatını yüzde 50 artırmak istiyor.

Daha yakın siyasi işbirliği de planlanıyor: Carney, kasım ayında Shenzhen’de yapılacak APEC zirvesi için Çin’e tekrar gitmek istiyor. Ottawa, böylece Washington’un Pekin ile ilişkilerini mümkün olduğunca kesmesi yönündeki baskısından tamamen kaçınıyor. Aynı zamanda, baskın ABD iş dünyasına alternatifler yaratıyor.

ECFR: Trump, Çin’i yeniden büyük yapıyor

Trump yönetiminin Kanada’ya boyun eğdirme girişiminin tersine sonuç vermesi ve ülkeyi Çin ile daha yakın işbirliğine itmesi, muhtemelen münferit bir vaka olarak kalmayacak.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından yakın zamanda yayınlanan bir anketin sonuçları da bunu doğruluyor. Anket, Kasım 2025’te dünya çapında 21 ülkede gerçekleştirilmiş ve çoğu ülkede ABD’yi ortak değer ve çıkarları olan bir müttefik olarak görenlerin oranının önemli ölçüde düştüğünü gösteriyor.

Örneğin Brezilya’da bu oran %29’dan %26’ya, İngiltere’de ise %37’den %25’e düştü. Buna karşılık, Çin’i böyle bir müttefik olarak görenlerin oranı Brezilya’da %24’ten %27’ye, Çin’e karşı geleneksel olarak yaygın bir reddedilme eğilimi olan Hindistan’da ise %11’den %22’ye yükseldi.

Neredeyse tüm ülkelerde, Çin Halk Cumhuriyeti’ni rakip veya hatta düşman olarak görenlerden daha fazla kişi onu müttefik veya ortak olarak görmeye başladı. Washington’un müttefikleri “yırtıcı ABD’nin kurbanı olmak”tan defalarca endişe duyarken, “dünya Çin’e açılıyor gibi görünüyor” diyen ECFR, anket analizine “Trump Çin’i nasıl yeniden büyük yapıyor” başlığını attı.

Kanada yalnız değil: Britanya’nın Çin ile sessiz flörtü

Aslında, Kanada’nın attığı adımlara benzer adımlar şimdi diğer Batı ülkelerinde de ortaya çıkıyor. Örneğin, haberlere göre, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer önümüzdeki hafta Pekin’i ziyaret etmeyi planlıyor ve birkaç içerdekine göre, bu ziyaret sırasında yaklaşık on yıl önce kutlanan İngiliz-Çin ekonomik ilişkilerinin “altın çağı” yeniden canlandırılacak.

Salı günü Londra, yıllardır engellenen, Londra Kulesine yakın tarihi Royal Mint Court’ta Çin’in Avrupa’daki en büyük büyükelçiliğini inşa etme planlarını onayladı. Bu, Çin tarafı tarafından ikili ilişkileri güçlendirmek için gerekli bir iyi niyet göstergesi olarak görüldü.

Starmer’ın Pekin’e yapacağı ziyaretin yanı sıra, 2018’de kurulduktan sonra kapatılan önemli bir ekonomi forumu olan Birleşik Krallık-Çin CEO Konseyi yeniden faaliyete geçecek. Haberlere göre, büyük banka HSBC, petrol şirketi BP, Rolls Royce ve ilaç şirketi AstraZeneca gibi İngiliz şirketleri katılımla ilgilenirken, Çin tarafında ise Bank of China, China Mobile ve elektrikli otomobil üreticisi BYD de ilgi gösteriyor.

Fakat gözlemciler, dış güçlerin müdahalesi ve engellemesinin hâlâ oldukça olası olduğunu belirtiyor.

AB tereddütlü: Rusya ile denge kurma arayışı

Almanya ve AB’nin nasıl tepki vereceği belirsiz. Bir yandan Brüksel, elektrikli otomobiller konusunda Pekin’e yaklaşıyor.

Kasım 2024’te Avrupa Komisyonu, Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara, ABD ile uyumlu şekilde, gümrük vergisi uygulamıştı fakat geçen hafta tavrını değiştirerek gümrük vergilerini bir kenara bırakıp Çin’den ithal edilen elektrikli otomobiller için minimum fiyat uygulayan kurallar getirdi.

Öte yandan Komisyon, Çinli şirketler Huawei ve ZTE’nin tüm bileşenlerini yasaklayacak yeni bir siber güvenlik düzenlemesi üzerinde çalışıyor ve bu da Çin ile çatışmayı daha da tırmandıracak.

Haberlere bakılırsa, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, yüksek profilli bir ekonomi heyetiyle birlikte şubat ayı sonunda Çin’e gidecek.

Geçen hafta Merz, Rusya’nın “bir Avrupa ülkesi” olduğunu savunarak uzun vadede “en büyük Avrupa komşusu” olan Rusya ile nihayet bir denge bulacaklarını umduğunu söylemişti. German Foreign Policy’ye göre böyle bir açıklama yıllardır düşünülemezdi. Bu, Batıda çatışmalar çıktığında Doğuda denge arayışına yönelme seçeneğini Alman tarihinde düzenli olarak tekrarlanan bir olgu olarak gündeme getiriyor.

Avrupa’yı askeri güç yapma planı

Perşembe günü Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumunda yaptığı konuşmada Merz, “bizi zorluklara ve tehlikelere maruz bırakacak” “yeni bir büyük güçler dünyasına eşiği aştığımızı” söylerken, bu nedenle “Avrupa’yı güçlendirmek gerektiğini” savundu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de salı günü, şu anki gibi “jeopolitik şokların” “yeni bir Avrupa bağımsızlığı biçimi oluşturma ihtiyacını” doğruladığını belirtmişti.

Leyen’e göre bu, “dostlarımız ve ortaklarımızla diyalog içinde” ama gerekirse de “rakiplerimizle de” yapılmalıydı.

Ne Merz ne de Leyen, Avrupa’nın geçmişte sıkça söylendiği gibi “sivil bir güç” olarak değil, büyük güçlere karşı bile istediği zaman savaş açabilecek, yüksek düzeyde silahlanmış bir askeri blok olarak güçlenmesi gerektiği konusunda hiçbir şüphe bırakmadı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version