Ortadoğu
“ABD, İsrail’in kara harekatıyla eşzamanlı önleyici saldırı yapabilir”

ABD, Hamas’ın 7 Ekim’deki başlattığı Aksa Tufanı operasyonu ve İsrail’in Gazze’ye yönelik hava saldırıları nedeniyle Ortadoğu’da yükselen tansiyonu gerekçe göstererek bölgeye askeri yığınağını sürdürüyor.
İsrail’in köklü yayın organlarından Haaretz gazetesinin haberine göre, 7 Ekim’den bu yana ABD’ye ait 80 askeri kargo uçağı bölgeye iniş yaptı. Ayrıca ABD ve İsrail savunma birimleri tarafından kullanılan onlarca sivil uçak da bölgeye silah taşımaya devam ediyor. İsrail Savunma Bakanlığı’na göre Nevatim Hava Üssü’ne inen uçaklar İsrail ordusu için silah taşırken, Ben-Gurion Uluslararası Havaalanı’na inen uçaklar ise zırhlı araçlarla yüklüydü.
İsrail’e yapılan sevkıyatın yanı sıra, ABD ve Avrupa’daki depolardan kalkan 8 ağır kargo uçağı Ürdün’deki Amerikan üssüne, 20 ağır kargo uçağı ise Güney Kıbrıs’taki Britanya Hava Kuvvetleri’ne ait askeri üsse iniş yaptı. Ürdün’deki üsse ayrıca, F-15E tipi bombardıman uçakları ve A-10 tipi saldırı uçaklarından oluşan iki hava filosu gönderildi.
ABD, bölgeye silah ve ekipmanın yanı sıra, iki uçak gemisi saldırı grubu da yolladı. Kıbrıs adasının güney batısına konuşlanan Gerald R. Ford uçak gemisinde 80’e yakın saldırı, elektronik savaş ve istihbarat uçağı yer alıyor. Saldırı grubunda ayrıca Tomahawk füzeleriyle yüklü birkaç savaş gemisi de bulunuyor. Washington’ın Ortadoğu’ya gönderdiği Dwight D. Eisenhower uçak gemisininse gelecek hafta sonu Cebelitarık Boğazı’ndan geçerek Akdeniz’e girmesi bekleniyor.
Öte yandan ABD yönetimi, pazar günü bölgeye balistik füzelere müdahale edebilmek için THAAD füzeleri ve ek Patriot füze sistemlerinin gönderildiğini de duyurmuştu. ABD Merkez Komutanlığı başkanı Michael Erik Kurilla, Reuters’e yaptığı açıklamada, “ABD’nin askeri üslerine yönelik saldırı ve saldırı girişimlerinin sayısındaki artışla birlikte, kuvvet koruma önlemlerimizin sürekli olarak gözden geçirilmesi kritik önem taşıyor” dedi. İsrail’in Gazze’ye kara harekatıyla birlikte ABD’nin Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgedeki üslerine saldırıların yoğunlaşması bekleniyor. Wall Street Journal’ın (WSJ) ABD’li ve İsrailli yetkililere dayandırdığı habere göre ABD, İsrail’den bölgedeki birliklerini korumak için hava savunma sistemlerini kurana kadar Gazze harekâtını ertelemesini istedi, İsrail de bunu kabul etti.
ABD’nin bölgeye yönelik bu yoğun askeri sevkiyatının nedenlerini, Gazze’ye yönelik beklenen kara saldırısının olası senaryolarını, savaşın bölgeye yayılma riskini ve orta ve uzun vadede savaşın bölge jeopolitiğinde nelere değiştirebileceğini emekli Kurmay Albay Ünal Atabay ile konuştuk:
■ ABD, Doğu Akdeniz’e neden bu kadar yoğun yığınak yapıyor?
En net ifade ile İsrail’in yapacağı kara harekâtını desteklemek için. Bu destek, kara harekâtını fiilen desteklemek anlamına gelmiyor. İsrail’in yapacağı kara harekâtını engelleyici bir girişime veya başka cephe açılmasına fırsat vermemek için yapıyor. Özellikle Hizbullah’ın Lübnan’dan bir cephe açmasına ya da İran destekli grupların Golan’dan farklı bir cephe oluşturmasına veya Irak’taki milis grupların Ürdün’e, Ürdün üzerinden İsrail’i tehdit edecek bir alanda bir cephe oluşturmasına engel olmak için donanma gücünü, Orta Doğu’da var olan ve hali hazırda saldırıya uğrayan üslerinin korumak için hava savunma sistemlerini gönderdi. Daha özet bir ifade iki amacı var: Kendi üslerinin güvenliğini sağlamak ve İsrail’in elini güçlendirmek. ABD, İsrail’in enerjisini, dikkatini başka yere yöneltmek zorunda kalmaması için İran destekli güçleri baskı altına alıyor.
Nasıl bir baskı? Birincisi caydırıcılık gücü ile baskı altına alabilir. İkincisi aldığı tedbirler doğrultusunda tehdit gördüğü unsurları ateş altına alabilir. Üçüncüsü muhtemelen kara harekâtı ile eş zamanlı olarak Lübnan sahasındaki Hizbullah başta olmak üzere İran ve Suriye’deki İran destekli grupların bazı kritik noktalarını vurabilir.
■ Bu senaryoda çatışma sahasının genişlememe imkânı yok gibi. Yani ABD, savaşın bölgeye yayılmaması için yığınak yapıyorsa, Lübnan, Irak ya da Suriye’deki hedeflere yönelik önleyici saldırı bunun tam tersi bir etki yaratmaz mı?
İki senaryo var. Kara harekâtı başladığında bununla bağlantılı olarak can kayıplarındaki ciddi artış nedeniyle bu grupların harekete geçme olasılığı oldukça yüksek. Kara harekâtı başladığında ABD bunları vurabilir. Bu gruplar harekete geçmeden önce, geçme ihtimaline karşı önleyici tedbir olarak vurabilir. Her durumda bu grupları vurma yönünde bir planı olduğunu değerlendiriyorum. Yayılma riski olur mu? Tabi ki bu defa milis gruplar daha eylemci bir noktaya kendilerini taşıyabilir bu da çatışmaların alana yayılmasını tetikleyebilir. İran’ın da ABD tarafından tehdit altına alınma riskini artırır.
ABD caydırıcılık gücüyle burada etki üretmek istiyor, bazı kritik hedefleri vurarak da baskılamak isteyecektir. Kontrollü güç kullanarak yani sahaya yayılmasını önleyerek hareket edeceğini düşünüyorum. Ama Orta Doğu’da hazır fırsat ele geçmişken, jeopolitik değişikliğe ihtiyaç var, diyerek bir strateji izlerse o zaman o çok daha kapsamlı konuşlanmayı ve ek kuvveti gerektirir. Şu an öyle olduğunu düşünmüyorum.
ABD’nin bölgede çok sayıda üssü var. Uçak gemisine neden ihtiyaç duydu?
Biz nasıl İncirlik’ten kalkan uçakları kontrol edebiliyorsak, istemediğimiz yerde kullandırmayız diyorsak Katar ya da Ürdün de İran destekli milisleri hedef alacak uçakların bu üslerden kalkmasını istemeyecektir. ABD böyle bir durumda Arap ülkeleriyle gerilim yaşamamak için gönderdi uçak gemilerini. Yani olası bir hava saldırısı durumunda uçaklarını Arap ülkeleriyle sorun yaşamadan uluslararası sularda konuşlu uçak gemilerinden kaldırabilmek için. Ayrıca uzun menzilli füzeleri de buralarda kullanabiliyor.
■ Gazze için beklenen kara operasyonunun topyekûn bir işgal mi yoksa sınırlı bir harekât mı olacağını değerlendiriyorsunuz?
Sınırlı, kontrollü bir operasyon olacağını düşünüyorum. Meskûn mahallerde muharebe esasları çerçevesinde Gazze’yi iki istikametten muhtemelen bölerek denize ulaşacak şekilde güvenlik şeridi oluşturacaklar. Yer üstündeki unsurların birbirleriyle bağlarını koparacak ve bu bağları kopmuş alanlarda kritik operasyonlar yapacaklar. Her evi, her odayı arama gibi bir durum olamaz. Tünellerin de giriş ve çıkışlarını kontrol edecek şekilde bir operasyon olacak. Belli ekipmanlarla tüneller izlenebiliyor. Ağırlıklı olarak Hamas’ın lider kadrolarına yönelik olacak. Özetle, sınırlı kontrollü ve lider odaklı bir operasyon yapacaklar diye düşünüyorum.
■ İsrail-Filistin krizinden önce ABD’nin bölgeden çekildiğini bölgede çok aktörlü yeni bir döneme girildiğini konuşuyorduk. ABD’nin bu kriz gerekçesiyle bölgeye yaptığı yığınak sizce geçici mi yoksa orta ve uzun vadede “eskiye dönüş” mü söz konusu, ya da bambaşka bir “yeni” mi bekliyor bölgeyi?
Dünyada yükselen bir Çin var. Çin’in de Orta Doğu’ya artan ilgisi malum. Özellikle Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölgedeki birçok ülkeye yatırımlar yaptı ulaşım koridorları gibi büyük projelerde ortak oldu. Çin’in bu girişimlerinden ABD’nin rahatsız olduğu biliniyor. ABD’nin çekilmesiyle bir güç boşluğu olduğu ve bu boşluğu Çin’in dolduracağı endişesi var. ABD Orta Doğu’da askeri ile varken Çin yumuşak gücü, finans gücü ile var. Çin bu gücünün yardımıyla Orta Doğu ile ilişkilerini geliştirmeye ve düzenlemeye başladı. Yan yana gelmezler denilen iki ülkeyi; İran ve Suudi Arabistan’ı bir araya getirdi. Demek ki taraflara bazı önemli stratejik kartlar açtı ki ikna oldular. Bu kolay değildi, başarabildi. ABD’nin bundan rahatsız olması doğal. Zaten hemen harekete geçti İsrail’in güvenliği için Arap dünyası ile İsrail’i barıştırma projesine ağırlık vardı. Böyle bir rekabet alanına dönüştü. Çin-İran ilişkileri, Rusya-İran ilişkileri özellikle İran’ın Rusya’yı ciddi şekilde destekliyor oluşu, İran’ın bölgede yayılması ABD’nin Orta Doğu’yu kaybedeceği endişesini tetikledi.
Çin’in bölgede var olmak istemesinin nedeni ise “çok merkezli dünya düzeni kapıda” diyor. Çin, “Orta Doğu’da bir rekabet olacak, bu tek taraflı olmaz ben de varım” diyor. Orta Doğu’daki olası dizaynda Çin “ben de inisiyatif alacak güçteyim ve sahadayım” demek istiyor. Daha önce yumuşak gücüyle sahada olan Çin artık askeri kapasitesiyle de kendisini sahada göstermek istiyor.
ABD stratejik olarak Asya-Pasifik’e yönelmişti ama Orta Doğu’da güvenliği sağlamadan Asya Pasifik’e yönelemezsiniz. Asya Pasifik için Orta Doğu atlama taşıdır. ABD bunu göz ardı etmişti Çin’in hamlesiyle bunu açıkça gördü. Hamas-İsrail çatışması vesilesiyle ABD, Orta Doğu’daki gücünü artırmak, güç boşluğu bırakmamak için konuşlanmalarını yeniden gözden geçirecek. Çatışma buna bir vesile olmuş ya da ABD bu krizi fırsata çevirmiş oldu.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Diplomasi6 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Rusya1 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Ortadoğu2 hafta önceKörfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor










