Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“İç ve dış engellere rağmen Hizbullah ikinci bir cephe açabilir”

Yayınlanma

hizbullah

Hamas’ın Aksa Tufanı baskınıyla başlayan İsrail-Gazze savaşında en az Hamas kadar dikkatle izlenen diğer bir grup da Hizbullah. İsrail ordusu ile 8 Ekim’den bu yana çatışmalarını sürdüren Lübnan’daki Hizbullah’ın Genel Sekreteri Hasan Nasrallah dün Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nahhale ve Hamas Siyasi Büro Başkanı Yardımcısı Salih el-Aruri ile görüştü. Hizbullah’ın savaşa dahil olup olmayacağı savaşın başladığı günden beri tartışılıyor.

Aşağıda çevirisini okuyacağız kapsamlı analiz, Hizbullah’ın Gazze’deki çatışmaya ilişkin tutumunu ve örgütün şimdiye kadar neden önemli bir müdahaleden kaçındığını ele alıyor. Makale ayrıca Hizbullah’ı çatışmaya doğrudan dahil olmaya iten faktörleri tartışıyor ve konuya ilişkin olası üç senaryo çiziyor:

***

Hizbullah İsrail’e Karşı Yeni Bir Cephe mi Açacak?

Levant Çalışmaları Grubu

Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e karşı ani saldırısı ve İsrail’in buna karşılık Gazze’deki harekete savaş ilan etmesi, Hizbullah’ın bu savaşa, özellikle de Lübnan-İsrail sınırında iki taraf arasında “sınırlı ve kontrollü” çatışmalara dâhil olma ihtimaline ilişkin soruları gündeme getirdi.

Temel Çıkarımlar

  • Lübnan-İsrail sınırında “düşük yoğunluklu çatışma” sürerken Hizbullah, Gazze’deki Hamas üzerindeki baskıyı hafifletmek için askeri güçlerinin bir kısmını cepheye kaydırarak İsrail’in dikkatini dağıtmak ve onu yormak istiyor gibi görünüyor.
  • Hizbullah ayrıca Tel Aviv’i, örgütünün ve “Direniş Ekseni”nin geri kalanının İsrail ile Hamas arasında devam eden çatışmada tarafsız kalmayacağı konusunda uyarmak istiyor.
  • Şu ana kadar İsrail ve Hizbullah düşük yoğunluklu çatışmalarını topyekûn bir savaşa dönüştürmeye niyetli olmadıkları için mevcut çatışmalar muhtemelen kontrol altında kalacaktır.
  • Her iki taraf da İsrail’in Gazze’deki operasyonu sona erene kadar ilan edilmemiş ama üzerinde uzlaşılan angajman kuralları üzerinde anlaşmış görünüyor.
  • Ancak Hizbullah’ın Hamas’ın varlığının sona ereceğini düşünmesi ya da İsrail’in Gazze’ye kara harekatının Hamas’ın önemli kayıplar vermesine yol açması halinde müdahale etmekten kaçınacağının garantisi yok.

Bu makale Hizbullah’ın İsrail ve Hamas arasında devam eden çatışmaya ilişkin tutumunu ve örgütün şimdiye kadar önemli bir müdahaleden kaçınmasının ardındaki temel nedenleri ele almaktadır. Makale ayrıca Hizbullah’ı pozisyonunu değiştirmeye ve bu çatışmaya daha fazla müdahil olmaya iten faktörleri de tartışmaktadır.

Bağlam

Hamas’ın El Aksa Tufanı operasyonunu başlatmasından bu yana Lübnan’ın güneyindeki askeri ortam gergin. Bölge Hamas ve İslami Cihat üyelerinin bombardımanına ve Lübnan tarafından sızma girişimlerine sahne oldu. Hizbullah da İsrail mevzilerine yönelik odaklı ve sınırlı saldırılar yaptı. İsrail de Hizbullah’ın mevzilerini ve bazı Lübnan köylerini vurarak karşılık verdi.

Her iki tarafın da gerçekleştirdiği bu bombalama eylemleri İsrail, Hizbullah ve Filistin taraflarında ölümlere ve yaralanmalara neden oldu. Sonuç olarak, bazı siviller güney Lübnan’ı terk ederek Beyrut ve güney bölgesine giderken, İsrail’in kuzey bölgeleri sürekli alarm halindeydi ve 28 kasaba ve yerleşim yeri tedbir amaçlı boşaltıldı.

İsrail ordusu Hamas’ın askeri ve yönetim kabiliyetlerini ortadan kaldırmak için kara harekâtına hazırlanıyor. Dünya güçlerinin pozisyonu, ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin başını çektiği İsrail’i destekleyen kamp ile Hamas’ı destekleyen kamp arasında bölünmüş durumda. İsrail yanlısı kamp, topyekûn bir bölgesel savaş korkusuyla herhangi bir askeri tırmanıştan kaçınmak istiyor. Gerilimi tırmandırma kararı İsrail’in, Hizbullah’ın ve onun İranlı destekçisinin elinde.

Hizbullah’ın Tutumu

Hizbullah “Direniş Ekseni”nin bir parçası ve bu eksende İran’dan sonra en güçlü askeri gücü temsil ediyor. Örgüt, devam eden savaşı sadece bir gözlemci olarak değil, önemli bir oyuncu olarak katılımını gerektiren bir savaş olarak da görüyor; dolayısıyla örgütün bu savaşın durumu ve sonuçlarıyla ciddi şekilde meşgul olması da bundan kaynaklanıyor. Hamas’ı desteklemek ve İsrail’in hareketi izole etmesini ve hedef almasını engellemek Hizbullah’ın çıkarına. Hamas’ın yenilgisi ya da İsrail’in hareketin askeri kapasitesini zayıflatmada başarılı olması, Hizbullah da dahil Eksen için ciddi bir kayıp anlamına gelecektir.

Hizbullah ayrıca, Filistin davasının Arap ve Müslüman siyasi yaşamındaki merkeziliğini savunması dolayısıyla örgütün tekrar tekrar yaptığı “İsrail’e karşı direniş” çağrıları aracılığıyla Lübnan içinde ve dışında inşa ettiği popüler destek karşısındaki itibarını kurtarmak da istiyor. Bu itibarını kurtarma, Hizbullah’ın devam eden çatışmaya doğrudan ve derinlemesine müdahil olması gerektiği anlamına gelmiyor zira bu durum güney Lübnan’da yeni bir cephe açarak insani ve maddi maliyeti yüksek topyekûn bir savaşa yol açabilir.

Bu karmaşık gerçekler karşısında sıkışan örgüt orta bir yol buldu. Şebaa çiftliklerindeki İsrail askeri mevzilerine karşı saldırılar başlattı. İsrail de Hizbullah’ın mevzilerini vurarak karşılık verdi. Daha sonra İsrail, birkaç hafta önce iki taraf arasında tartışmalı bölgede yer alan bir çadırı bombaladı. Üç Hizbullah üyesinin öldürülmesinin ardından iki taraf arasında sınırlı karşılıklı ateş devam etti.

Örgüt yaptığı açıklamada İsrail’in “saldırganlığına”, “özellikle de şehitlerin düşmesine yol açtığında” karşılık vereceğini vurguladı. Bu da örgütün hâlâ orantılı karşılık verme ve gerilimi tırmandırmaktan kaçınma konusundaki angajman kurallarına uymak istediğini gösteriyor. Ancak Hizbullah’ın, başta Hamas ve İslami Cihad olmak üzere Lübnan’da bulunan Filistinli grupların Lübnan-İsrail sınırında saldırılar düzenlemesine ve bu operasyonların sorumluluğunu üstlenmeden sızmalar gerçekleştirmesine izin verdiği görülüyor.

Şimdiye kadar olayların seyri yıllardır uygulanan angajman kurallarına uygun gelişti: karşılıklı ancak sınırlı askeri eylemler. Bu statüko, İsrail’in Hizbullah’ın devam eden çatışmaya sembolik ya da sınırlı şekilde katılma ihtiyacını anlamasından kaynaklanıyor olabilir. İsrail’in sert ve iyi donanımlı bir düşmana karşı yeni bir cephe açmaya niyeti yok. Öte yandan Hizbullah’ın niyetleri de çok net değil. Görünen o ki örgütün “ihtiyatlı müdahalesi” -en azından şu ana kadar- İsrail’i Gazze’deki Hamas üzerindeki baskıyı hafifletmek için askeri yeteneklerinin bir kısmını Lübnan cephesine kaydırmaya zorlayarak İsrail’in dikkatini dağıtmayı ve onu yormayı amaçlıyor.

Hizbullah ayrıca Tel Aviv’i örgütün ve Direniş Ekseni’nin tarafsız kalmayacağı konusunda uyarmak istiyor. Hizbullah Yürütme Konseyi Başkanı Haşim Safieddine örgütün tarafsız olmadığını söyleyerek bunu yineledi. Safieddine, örgütü tarafından yürütülen operasyonların “İsrail’in dikkatle incelemesi gereken bir mesaj” olduğuna işaret etti. Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım, örgütünün Gazze’deki Filistinlileri desteklemek için İsrail’le karşı karşıya gelmeye hazır olduğunu belirtti. Hizbullah’ın görevlerini tam olarak bildiğini ve Gazze’deki durumu yakından takip ettiği için hazırlıklı olduğunu söyledi.

İç ve Dış Engeller

Hizbullah, iç nedenlerden dolayı Gazze’deki çatışmaya tam anlamıyla müdahil olmak istemiyor. Bu nedenler arasında örgütün 2006 savaşındaki gibi bir halk desteğine sahip olmaması, rejim ve halk arasında Suriye’nin destekleyici bir rolünün bulunmaması ve en önemlisi Lübnanlıların İsrail ile bir savaşa girmeyi yaygın ve siyasi olarak reddetmesi yer alıyor.

Lübnanlı siyasi güçlerin çatışmaya ciddi bir şekilde müdahil olmaya karşı çıkması Hizbullah’ın hesaplarını zorlaştırıyor. Örneğin Lübnan Güçleri partisinin lideri Samir Caca, Gazze’deki çatışmaların uzamasından ve bunun da Lübnan’ın müdahalesine yol açmasından korktuğunu ifade etti. Partinin önde gelen üyelerinden Pierre Bou Assi, çatışmaya dahil olması halinde Hizbullah’ın Lübnan’ı yok edeceğini söyledi. Diğer bazı milletvekilleri de benzer görüşler dile getirerek, Lübnan’ı çatışmaya sürükleme girişimine karşı Hizbullah’a uyarıda bulundu ve bunun sonuçlarının zaten kriz içindeki ülkeyi yıkıma uğratabileceğini söyledi.

Caca’nın geleneksel rakibi ve Hizbullah’ın müttefiki olan Özgür Yurtsever Hareketi’nin lideri Cibran Basil, Lübnan topraklarının Lübnanlı olmayan herhangi bir güç tarafından operasyon başlatmak için kullanılmasını reddetti. Filistin halkının haklarını desteklediğini açıklayan Basil, önceliğinin Lübnan devleti ve egemenliği olduğunu da sözlerine ekledi. Bu da Hizbullah’ın Direniş Ekseni’nin “sahaların birliği” sloganını benimseyen yaklaşımını zımnen reddettiği anlamına geliyor.

Emel Hareketi lideri ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşen İlerici Sosyalist Parti lideri Velid Canbolat, “İsrailli düşman saldırganlıkta ısrar etmediği sürece Lübnan’ın çatışma çemberinin dışında kalacağı” umudunu dile getirdi. Canbolat’ın bloğuna mensup bir milletvekili, Hizbullah’ın bazı operasyonlarını angajman kuralları çerçevesinde Filistinlilerle dayanışma gösterisi olarak gördüğünü söyledi. Ancak Lübnan’ın gereksiz bir savaşa sürüklenmesini eleştirerek İsrail’e karşı direnişin Lübnan’dan değil Suriye’deki Golan Tepeleri’nden başlamasını önerdi.

Lübnan’daki geçici hükümet adına konuşan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Bou Habib, hükümetin Hizbullah’tan İsrail Lübnan’ı kışkırtmadığı sürece Gazze’deki çatışmaya müdahale etmeyeceğine dair güvence aldığını belirtti. Bakan ayrıca, Hizbullah’ın dahlinin Lübnan hükümetinin kontrolü dışında bölgesel bir mesele olduğunu kabul ederek Lübnan’ın Gazze’ye yönelik tutumunun Arapların genel tutumuyla uyumlu olduğunu yineledi.

İç anlaşmazlıklar, bölünmeler, otoritesine ilişkin şüpheler ve ülkede süregelen siyasi boşluk nedeniyle zayıflamış olan Lübnan’daki geçici hükümetin Hizbullah üzerinde hiçbir kontrolü yok. Hükümet ayrıca maddi ve diplomatik açıdan Hizbullah’ın eylemlerinden kaynaklanacak bir savaş durumunu idare etmekten aciz. Geçici Başbakan Necip Mikati Lübnan’ı korumak için diplomasinin önemini vurguladı. Bir hükümet toplantısının ardından Lübnan’daki tüm aktif siyasi güçlerle görüştüğünü ve onları itidalli olmaya ve karışıklığa sürüklenmemeye çağırdığını söyledi. Bir televizyon röportajında, Hizbullah’la ilgili asıl kararın “örgütün” elinde olduğunu açık yüreklilikle kabul etti.

Şii toplumunun zor zamanlarda bir “direniş” grubu olarak örgütün yanında yer alma yönündeki geleneksel tutumunun aksine, bazı Şiiler daha güvenli kuzey bölgelerine gitmek üzere güney Lübnan’ı terk etmeye başladı. Bu tutum değişikliği, mevcut ulusal ve bölgesel koşulların 2006 yılında Hizbullah ile İsrail arasında yaşanan savaştan çok farklı olduğunun daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. O savaşta Lübnan ve Suriye’nin Hizbullah taraftarlarına verdiği destek ile Arapların ve İran’ın desteği etkili olmuştu. Değişen koşullar Şii toplumunun bir kesiminde, İsrail ile yeni bir açık savaşa girme konusunda çekincelere yol açmış görünüyor.

Lübnan halkının kötüleşen mali, ekonomik ve yaşam koşulları, Lübnan’ın İsrail ile askeri bir çatışmanın yükünü omuzlamasını neredeyse imkânsız hale getirmiş durumda. İsrailli askeri liderler olası bir çatışmada Lübnan’ın altyapısını yok etmekle tehdit ediyorlar. Böyle bir olasılık, halihazırda ülkelerinin kötüleşen koşullarıyla boğuşan Lübnan vatandaşlarının acılarını daha da artıracak. Lübnan lirasının devalüasyonu, temel ihtiyaç mallarına erişimde zorluk ve yüksek enflasyon ile özetlenen mevcut ekonomik kriz bu durumu daha da kötüleştirecek.

Dış etkenler de örgütü İsrail’le topyekûn bir çatışmaya girmekten caydırmaya yardımcı olabilir. Bunlar arasında ABD’den gelen ve en büyük uçak gemisinin Doğu Akdeniz’e konuşlandırılmasıyla zirve yapan sert uyarılar da yer alıyor. Sızan haberlere göre İsrail’in Hizbullah’ın olası müdahalesine vereceği yanıtın Lübnan ve Suriye’de yıkıcı saldırıları da kapsayacağı yönünde tehditleri de var. Hatta bu, Suriye rejimini çöküşünü hızlandıracak ölçüde hedef almaya kadar uzanabilir. Böyle bir senaryo, Esad rejimini desteklemek için büyük yatırımlar yapmış olan İran yanlısı eksen için önemli kayıplar anlamına gelecektir.

Bir diğer önemli faktör ise Lübnan ile İsrail arasında bir yıl önce imzalanan ve Hizbullah’ın açık rızası olmasaydı mümkün olmayacak olan deniz sınırı anlaşmasıdır. Bu anlaşma Lübnan için hayati önem taşıyor ve Lübnan sularında petrol ve gaz aramasına ve üretime başlamasına olanak tanıyor. Başarılı olması halinde bu, çökmekte olan Lübnan ekonomisini kurtarabilir. Lübnan’daki fiili otorite olarak Hizbullah’ın İsrail’le topyekûn bir savaş başlatarak sınır anlaşmasını ve ardından enerji kaynaklarının keşfini baltalama riskine girmesi pek olası değil.

Dış faktörler arasında Hizbullah’ın başlıca destekçisi olan İran’ın rolü öne çıkıyor. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emirabdullahiyan’ın 14 Ekim’de Beyrut’a yaptığı ziyaret ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’la görüşmesi görünüşte çelişkili mesajlar içeriyordu. Emirabdullahiyan Lübnan’ın güvenliğinin önemini ve sükunetin korunması gerektiğini vurguladı. Aynı zamanda İsrail Başbakanı Beinyamin Netanyahu’nun saldırgan eylemlerine son vermemesi halinde Gazze’deki çatışmanın diğer bölgelere de sıçrayabileceği uyarısında bulundu.

Bu görüşmenin ardından Hizbullah’tan yapılan açıklamada iki liderin ortak sorumluluklarını ve önemli ve tehlikeli gelişmeler karşısında alınacak pozisyonları ele aldıkları belirtildi. Katar ziyareti sırasında Emirabdullahiyan, Gazze’ye yönelik saldırganlığı durdurma çabalarının sonuçsuz kalması halinde “çatışma cephelerinin” genişlemesinin göz ardı edilemeyeceğini ve bu olasılığın her geçen saat daha da arttığını belirtti.

Olası Senaryolar

Yukarıda açıklanan faktörler ve değerlendirmelerden bağımsız olarak, Hizbullah ve İsrail arasında geniş çaplı bir çatışma olasılığı göz ardı edilmemeli. İsrail’in Hizbullah gibi Hamas’tan daha fazla askeri tecrübeye, güce ve kabiliyete sahip bir düşmana karşı ikinci bir cephe açma konusundaki gerçek isteksizliğine rağmen sahadaki bazı gerçekler Hizbullah’ı düşünerek ve sürdürülebilir bir şekilde savaşa girmeye itebilir. Hizbullah’ın Gazze Şeridi’ndeki mevcut çatışmaya ilişkin pozisyonu için üç potansiyel senaryo bulunuyor.

1. Senaryo: Angajman kurallarına bağlı kalarak kontrollü çatışma İsrail’in Gazze’deki operasyonu sona erene kadar devam edebilir. Hizbullah ve İsrail’in karşılıklı çıkarları da dahil birçok faktör bu senaryoyu destekliyor. Lübnan’daki durumu göz önüne alındığında, Hizbullah gerilimi tırmandırmaktan kaçınırken sembolik bir katılım arayışına girebilir. Bu senaryo aynı zamanda büyük çaplı bir çatışmanın içine çekilmekten kaçınmaları için her iki taraf, özellikle de Hizbullah üzerindeki uluslararası ve bölgesel baskının sürdürülmesine yol açıyor. Ayrıca Hamas’ın İsrail’in kara harekâtına direnmesine, İsraillilere ağır kayıplar verdirmesine ve sonunda Gazze Şeridi’nden çekilmeye zorlamasına yardımcı olabilir. Bu senaryo özellikle karşı karşıya kaldıkları iç zorluklar göz önüne alındığında, her iki tarafın da çıkarına hizmet ettiğinden mevcut bilgilere dayanarak daha olası görünüyor.

2. Senaryo: Büyük çaplı bir Hizbullah-İsrail savaşına dönüşme potansiyeli. Bu durum bir yanlış hesaplama sonucu ortaya çıkabilir ve kontrollü çatışmaların geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmesine neden olabilir. Bu senaryo, İsrail’in kara harekatının Hamas’ı ciddi şekilde tehdit etmesi ve Hizbullah’ı Hamas üzerindeki baskıyı hafifletmek için büyük bir cephe açmaya zorlaması durumunda da gerçeğe dönüşebilir. Diğer potansiyel etmenler arasında İran’ın Hizbullah’a çatışmayı tırmandırması için baskı yapması ve bu baskının temelde İran’la ilgili hedefler ya da Washington’un Hamas’a karşı savaşa doğrudan müdahil olması sayılabilir. Ancak şu an itibariyle bu faktörlerin birçoğu belirsizliğini koruduğu için bu senaryo olası görünmüyor.

3. Senaryo: İsrail ile çatışmalar güney Lübnan yerine Suriye’nin Golan cephesine sıçrayabilir. Bu senaryo, Hizbullah’ın bir direniş hareketi olarak güç ve yetenek gösterme konusundaki çıkarlarıyla uyumlu olduğundan teorik olarak mümkün. Aynı zamanda Suriyeli müttefikinin çıkarlarına da hizmet edebilir, potansiyel olarak bazı uluslararası angajmanları davet edebilir ve Suriye hükümetinin bölgesel meşruiyetini güçlendirebilir. Ancak Hizbullah’ın Güney Lübnan’da on yıllardır geliştirdiğine benzer bir askeri altyapının Suriye Golan’ında bulunmaması ve örgütün burada önemli bir yerel desteğe sahip olmaması nedeniyle bu senaryo pek olası görünmüyor.

Ayrıca, Golan Tepeleri’nin arazisi bu senaryoda İsrail ordusuna fayda sağlayacaktır. İsrail’in Lübnan’da angajman kurallarına dayalı olarak vereceği tepkiyi düzenleyen yerleşik sınırlar olsa da Suriye söz konusu olduğunda bu tür kısıtlamalara uyulmayabilir. Bu da Suriye rejiminin geleceği için önemli bir tehdit oluşturabilir. İsrail kaynaklarına dayanan bazı haberler, Suriye hükümetinin bu konuda İsrail’den tehditler aldığını öne sürüyor.

Sonuçlar

Hizbullah, Gazze’de İsrail-Hamas çatışmasının patlak vermesinin ardından dikkatle hesaplanmış bir disiplin sergiledi. Örgütü Lübnan’dan İsrail’e karşı bir cephe açmaktan caydıran iç ve dış faktörlere rağmen, beklentilerin aksine örgütün tam olarak bunu yapması hâlâ mümkün. Çatışma ve savaşların başlangıcı öngörülebilir olsa da sonuçları genellikle belirsizdir.

Ortadoğu

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.

ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.

The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.

Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.

Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.

Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.

Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.

Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.

Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor

Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.

Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.

Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.

Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.

İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.

Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.

Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.

Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.

Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.

Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.

Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.

ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English