Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ermenistan KGAÖ’den neden çekilecek?

Yayınlanma

Ermenistan’ın Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden (KGAÖ) çekilmesi an meselesi. 12 Haziran’da parlamento oturumundaki bir tartışma sırasında ülkenin Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Erivan’ın ‘gerekli gördüğü zaman’ KGAÖ’den çekileceğini bildirdi.

Daha sonra Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, Paşinyan’ın konuşmasında örgütten ayrılma yönünde bir karar verdiğine dair doğrudan bir işaret olmadığını açıkladı.

Bununla birlikte, siyasi vektörün Batı ile ilişkiler lehine belirgin bir şekilde değişmesine, Erivan’ın KGAÖ üyeliğinin askıya alması ve üyelik aidatını ödemeyi reddetmesi eşlik ediyor.

Bu ne derece mümkün?

Paşinyan, söz konusu parlamento oturumunda yaptığı konuşmada “Tüm bunların sorumlusu, üyeleri bize ve Azerbaycan’a karşı bir savaş planlayan ittifakı kuranlardır,” dedi.

Bu açıklamaya cevaben muhalefet milletvekillerinden biri “O zaman bu ittifaktan çekilin,” dedi. Bunun üzerine şu cevabı aldı: “Çekileceğiz zaten. Beni bununla mı korkutuyorsunuz? İyi gidiyoruz, ne zaman ayrılacağımıza kendeimiz karar veririz. Sizce bir sonraki adım nedir, geri dönebilir miyiz? Merakınız olmasın.”

Paşinyan’ın konuşması devam ederken Erivan’da yüzlerce protestocu sokaktaydı. Protestocular, oturum sırasında parlamento binasına giremedi: 3 metre yüksekliğindeki çitler silahlı çevik kuvvet polisleri tarafından kordon altına alındı.

Güvenlik güçleriyle çıkan çatışmalarda yaklaşık 50 kişi yaralandı ve yaklaşık yedi kişi hastaneye kaldırıldı. Sekiz ambulans ekibi parlamento binasının dışında görev yaptı. Yaklaşık 90 protestocu gözaltına alındı ve Ermenistan Soruşturma Komitesi, parlamento dışındaki konuyla ilgili soruşturma başlattı.

Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, “Başbakan KGAÖ’den ayrılıyoruz demedi. Ne zaman çekileceğimize kendimiz karar vereceğimizi, ancak geri dönmeyeceğimizi söyledi,” diyerek Paşinyn’ın sözlerine açıklık getirdi.

Paşinyan daha önce de KGAÖ üyelerini 2020’de Dağlık Karabağ operasyonu sırasında Azerbaycan’a yardım etmekle suçlamıştı. Mayıs ayı sonunda iki KGAÖ ülkesinin Bakü’nün yanında yer aldığını söylemiş, ancak hangisini kastettiğini belirtmemişti.

Erivan, Şubat 2024’te KGAÖ’deki fiili faaliyetlerini askıya almış ve ittifaka üyeliğini dondurduğunu duyurmuştu. Daha sonra mayıs ayı başında Ermenistan 53,22 milyon ruble tutarındaki üyelik aidatını ödemeyi reddetti. Buna rağmen KGAÖ Genel Sekreteri İmangali Tasmagambetov’a göre örgüt, Erivan’a karşı yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmeye devam ediyor.

Tasmagambetov, “Ana etkileşim mekanizmaları işliyor, örgütün gündemine ilişkin çalışmalar devam ediyor. KGAÖ’nün Ermenistan’a karşı tüm yükümlülükleri, örgütün yasal hedefleri ve ilkeleriyle tam uyum içinde olmaya devam ediyor,” diye konuştu.

Bunun yanı sıra Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Galuzin, geçtiğimiz günlerde Ermenistan’ın güvenliği ve Ermeni halkının çıkarlarını düşünmeksizin Erivan’ı Rusya ile karşı karşıya getirmek ve Batı’nın blok çatışma planlarına dahil etmek için elinden geleni yapan tarafın Batı olduğunu savundu.

Bu arada, Ermenistan ve ABD arasındaki son görüşmelerin ardından iki ülke diyalog seviyesini stratejik ortaklığa yükseltme konusunda anlaştı. Ararat Mirzoyan, 10 Haziran’da Erivan’da ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşarı James O’Brien öncülüğündeki bir Amerikan heyetini kabul etti.

Erivan, aynı zamanda Rusya ile arasına mesafe koymak için de adımlar atıyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı 2 Haziran’da bir Ermeni heyetinin Kiev’e bağlı Buça kasabasına yaptığı ziyareti ‘dostane olmayan bir adım’ olarak nitelendirdi.

Ermenistan’ın örgütten çekilmesi neden zor olacak?

Ermenistan’ın KGAÖ’den ayrılacağı kesinleşmişken, konunun muhatapları bunun hangi zaman zarfında gerçekleşeceği yönündeki tartışmaya odaklanıyor.

Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (MGIMO) Kafkasya ve Bölgesel Güvenlik Sorunları Merkezi’nde kıdemli araştırmacı olan Nikolay Silayev, İzvestiya gazetesine verdiği demeçte “Ermenistan’ın KGAÖ’den çekilme senaryosu zaten herkes tarafından düşünüldü ve hesaplandı. Herkes bu çekilmenin gerçekleşmesi için hazırlık yapıyor. Ve bu KGAÖ’nün değil, Ermenistan’ın girişimi. KGAÖ de Erivan’ın çıkarlarını dikkate almak için her şeyi yaptı,” değerlendirmesini yaptı.

Paşinyan hükümetinin bu yönde nihai kararı vermesinin muhtemel olduğunu kaydeden Silayev, şimdilik pazarlıkların sürdüğünü ve başbakanın maksimum siyasi puan toplamaya çalıştığını söyledi.

Rusya Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IMEMO) Kafkasya Sektörü Başkanı Vadim Muhanov ise, Rus askeri üssünün varlığı, Rus sınır muhafızları ve Ermeni vatandaşlarına sağlanan vize ayrıcalıklarının süreci zorlaştıran faktörler arasında yer aldığını belirtti.

Mart ayında Ermenistan Rusya’ya bir talep göndererek Erivan’daki Zvartnots Uluslararası Havalimanı’ndan sınır muhafızlarının çekilmesini talep etmişti. Aynı zamanda, ülkenin talebi üzerine Rus askerleri İran ve Türkiye sınırında kalmaya devam edecekler.

Gümrü’deki askeri üssün akıbeti daha da tartışmalı. Rusya ile Ermenistan arasındaki anlaşmaya göre üssün varlığı 2044’le sınırlı, o tarihe kadar Ermenistan tek taraflı olarak Rus birliğinin geri çekilmesini talep edemez. Muhanov, bu durumun uzun vadede ülkenin Batı bloklarına entegrasyonunu zorlaştırabileceğine dikkat çekti.

Bir başka husus da eski Sovyet coğrafyasındaki ekonomik birlikler çerçevesinde Rusya ile işbirliği olabilir.

Muhanov, “Ermenistan hiçbir zaman Avrasya Ekonomi Birliği’ndeki üyeliğinin ayağına pranga olduğunu söylemedi, zira bundan iktisadi anlamda faydalanmaya devam ediyorlar. Ermenistan’ın iktisadi ve siyasi temasları birbirinden ayırması gerekecek,” ifadelerini kullandı.

Erivan, KGAÖ ile bağlarını neden koparıyor?

İzvestiya‘ya konuşan siyaset bilimci Andrey Areşev ise, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi durumunda Rus birliğinin askeri üsten çekilmesinin ciddi bir şok yaratmayacağını düşündüğünü kaydetti.

Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinin istikrara kavuşmasının Erivan’a yeni bir stratejik ortak olan Türkiye’ye erişim sağlayacağını anımsatan Areşev, Ermenistan’ın Türkiye, Azerbaycan, Avrupa ve ABD’den güvenlik konularında işbirliği bekleyeceğini belirtti.

Diğer yandan Rusya Ulusal Araştırma Üniversitesi Ekonomi Yüksek Okulu’ndan Tigran Meloyan, Erivan’ın Ermenistan’ın KGAÖ’den çekilmesinin örgütte bir krize yol açmayacağını dile getirdi.

Ancak kararın Moskova ile diplomatik ilişkilerdeki krizi derinleştirebileceğini ifade eden Meloyan, şöyle devam etti:

“Uluslararası çalkantıların ve Ukrayna’daki çatışmaların ortasında Erivan’ın güney Kafkasya’da Rusya’ya ek zorluklar çıkarması Moskova’yı kızdırmaktan başka bir işe yaramıyor. Erivan, Rusya karşıtı yaptırımları aşmada ve bundan finansal fayda elde etmede bir koridor olmak yerine, Batı’yı davet ederek bölgedeki tüm aktörlerin -Rusya, İran ve Türkiye- hoşnutsuzluğunu körükleme eğiliminde.”

Bunun çok da makul bir karar olmadığına işaret eden Meloyan, Rusya’nın eninde sonunda Ermenistan’a karşı iktisadi nitelikte misilleme mekanizmaları kullanabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English