Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Cumhurbaşkanlığı yarışında adaylar önce “ekonomi” dedi

Yayınlanma

Helikopter kazasında hayatını kaybeden İbrahim Reisi’nin koltuğu için 28 Haziran’da sandığa gitmeye hazırlanan İran’da yarışacak 6 aday seçim çalışmalarına başladı.

Muhafazakarlardan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, eski Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Said Celili, eski İçişleri Bakanı Mustafa Purmuhammedi, Şehit ve Gaziler Vakfı Başkanı Emir Hüseyin Kadızadehaşimi, Tahran Belediye Başkanı Ali Rıza Zakani ile reformistlerden eski Sağlık Bakanı Tebriz Milletvekili Mesud Pezeşkiyan seçim çalışmalarının başlamasıyla planlarını da duyurmaya başladılar.

“Ulusal paranın değeri korunmalı”

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, devlet televizyonunda adaylar için hazırlanan bir programda yaptığı konuşmada, göreve gelmesi durumunda yapacaklarını anlattı.

Öncelikle ülkedeki ekonomik sorunların çözülmesi gerektiğini belirten Kalibaf, “Küresel enflasyonla birlikte ülkenin enflasyonu ne kadar artarsa ulusal para biriminin değeri de düşecektir. Bu durumda insanlar döviz veya altın almaya gidiyor ve bu da piyasada sorunlara neden oluyor. Ulusal para biriminin değeri korunmalı” dedi.

Asgari ücretin en az enflasyon oranı kadar artırılması gerektiğini dile getiren Kalibaf, ortalama bir çalışanın şu anda 13-14 yıl olan ev sahibi olma süresini 7,5 yıla düşürmeyi öngördüklerini ifade etti.

Düzensiz göçü engellemek için mevcut hükümet döneminde hazırlanan planları uygulayacağına işaret eden Kalibaf, “7. Kalkınma Planının 86. maddesi, doğu sınırlarının kapatılması için bütçe tahsis edilmesini öngörüyor. Ayrıca planda ülke içinde bulunan tüm izinsiz yabancıların da tamamen ülkeden gönderilmesi öngörülüyor” diye konuştu.

Reformist adayın “istikrar” açıklaması tepki çekti

Seçimde tek reformist aday Mesud Pezeşkiyan’ın “mevcut hükümetin planlarını sürdüreceğine” dair açıklamaları ise Reform Cephesi’ni rahatsız etti.

Reformist kanadın cumhurbaşkanı seçiminde destekleyeceği Pezeşkiyan, devlet televizyonunda yaptığı açıklamaların genel politika olarak ‘istikrarın’ peşinde olduğunu söyledi. Pezeşkiyan istikrarsızlığın yerli yatırımcıların ülkeye yatırım yapma konusunda tereddüt etmelerine ve hatta İran’ı terk etmelerine neden olacağı konusunda uyardı.

Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam, Pezeşkiyan’ın açıklamaların birçok kişinin şikayetine neden olduğunu söyledi.  İmam, “Kendisinden gelecek toplantılarında ‘üçüncü bin yıl mucizesi hükümetinin’ tabanına (Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ı destekleyen kesimler) yönelik konuşmak yerine eleştiren kesimin beklentilerine uygun literatürü kullanarak küskün oyları öne çıkaracaklarını ümit ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu yıl cumhurbaşkanlığına adaylığı engellenen 74 isimden biri olan eski Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Yardımcısı İshak Cihangiri, Pezeşkiyan’a tam destek verdiğini açıkladı. Cihangiri X hesabından yaptığı paylaşımda “O samimiyetin, atılganlığın, cesaretin ve ahlaki yaşamın timsalidir” diye yazdı.

Yolsuzlukla mücadele, mali disiplin…

Şehit ve Gaziler Vakfı Başkanı Emir Hüseyin Kadızadehaşimi ise ekonominin millileştirilmesi gerektiğini vurguladı. Kadızadehaşimi kampanya sloganının “halkın ve ailelerin hükümeti” olduğunu belirterek İbrahim Reisi’nin adalet ve yolsuzlukla mücadele gibi ideallerine bağlı olduğunu söyledi.

Eski Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Said Celili ise cumhurbaşkanı seçildiği takdirde önceliklerinden birinin “mali disiplin” olduğunu belirterek, 30 yıl önce İran Dışişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı olarak kendisinin de aynı durumu yaşadığını ve mali disiplin sağlanmadığı sürece sorunlar yaşanacağı sonucuna vardığını söyledi.

Ilımlı muhafazakâr görüşlere sahip olduğu düşünülen eski İçişleri Bakanı Mustafa Purmuhammedi de konuşmasında “mutluluk” konusuna üstü kapalı bir vurgu yapan Pourmohammadi, hükümetin vatandaşlar için mutlu olmanın ve mutlu kalmanın yollarını hazırlaması gerektiğini ifade etti.

Muhafazakâr oylar bölünecek mi?

4 muhafazakâr ve bir ılımlı muhafazakarın yarıştığı seçimlerde muhafazakâr oyların bölüneceği görülüyor. Ancak İran’da adaylar zaman zaman oyların bölünmesini engellemek üzere bir diğerinin lehine adaylıktan çekilebiliyor. Adaylığı kabul edilen isimlerden Celili ve Zekani 2021’deki seçimlerde İbrahim Reisi lehine, Kalibaf da yine Reisi lehine 2017 seçimlerinde adaylıktan çekilmişti.

Tehran Times’da yer alan habere göre önde gelen bir analist, dört muhafazakârdan bazılarının diğerlerini desteklemek üzere çekilmemesi halinde hiçbirinin cumhurbaşkanlığını kazanma şansının olmadığını düşünüyor. Benzer bir uyarı reformistlerin tek adayı Pezeşkiyan’ın oy potansiyeli için de yapılıyor. Pezeşkiyan’a yönelen eleştirilere ve reformistler içinde kuşkusuz çok tercih edilen isim olmamasına rağmen tek aday olduğu için muhafazakâr rakipleri için hala önemli bir “meydan okuma” potansiyelinin olduğu değerlendiriliyor.

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English