Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“Türkiye-İsrail ilişkilerinde siyasi iletişim kanalları kapandı”

Yayınlanma

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 7 Ekim’de Hamas’ın başlattığı Aksa Tufanı operasyonunun ilk günlerinde yaptığı açıklamalarındaki ton, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının dozu arttıkça şiddetlendi. Aksa Tufanı’nın hemen ertesinde Hamas’ın operasyonunda sivil ayrımı gözetmemesini kınayan Erdoğan dün partisinin grup toplantısında, “Hamas bir terör örgütü değil toprağını koruma mücadelesi veren bir kurtuluş ve mücahitler grubudur” dedi.

İsrail’e ziyaret planıyla ilgili, “Hayatımda bir kere Netanyahu’nun elini sıktım, Türkevi’nde Amerika’da. İyi niyetimizi suiistimal etti. İsrail’e gitme projemiz vardı, iptal ettik” ifadelerini kullandı.

Erdoğan önce ateşkes ilan edilmesi çağrısını yineledi ardından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın gündeme getirdiği garantörlük formülünü çözüm için önerdi: “Garantörlük meselesini gerçekçi çözüm getirmeye yönelik en etkili yöntem olarak görüyoruz. Siyasi ve askeri varlımızla Filistin tarafının garantörü olmaya hazırız.”

İsrail’e koşulsuz destek veren başta ABD olmak üzere Batılı ülkeleri de eleştirdi: “Saldırılara bahane üretmek batının kanlı tarihinden devraldığı mirastır. Gazze’de yaşanan katliamın gerisindeki failler İsrail’e sınırsız destek verenlerdir. Onları teşvik edenlere sesleniyorum. Gazze’de siviller öldükçe bölgemize gönderilen uçak ve gemi barış getirmeyecektir.”

İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat, Erdoğan’ın sözlerini reddettiklerini açıkladı. İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miki Zohar da sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda, “Erdoğan terörü destekliyor” diye yazdı ve Türkiye ile ilişkileri yeniden hesaplama zamanı geldiğini söyledi.

Karşılıklı açıklamalar sonrası İsrail-Türkiye ilişkilerinin nasıl ilerleyeceğini ve savaşın İsrail siyasetine olası etkilerini Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Gökhan Çınkara ile konuştuk:

■ Erdoğan’ın açıklamaları ve enerji projelerinin iptali ile ilgili çıkan haberler göz önüne alındığında İsrail-Türkiye ilişkileri yeniden bir kopuşa mı gidiyor?

Bu açıklamanın oldukça erken yapılmış bir açıklama olduğunu düşünüyorum. Tabi ki ikili ilişkilerin artık kamusal alanda yürütülebileceğini sanmıyorum. Şu an için diplomatik ilişkilerin duraklamaya girdiğini söyleyebiliriz. Bu süreç devam ettiği sürece arka planda istihbaratçılar, askerler görüşebilir, konuşabilir ancak onun ötesinde İsrailli siyasetçilerle Türkiye’den siyasetçiler arasında herhangi bir iletişim kanalının açık olacağını düşünmüyorum.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Filistin konusunda yaptığı açıklamaların tamamının iç kamuoyuna da bir mesaj verme niteliği taşıdığını düşünüyorum.

Büyük devletlerin İsrail’e baskı yapmayacakları zaten anlaşıldı. Türkiye’nin bölgede tek başına mevcut statükoyu aşan bir adım atacağını düşünmüyorum. Belki Türk Devletleri Teşkilatını toplamak gibi adımlar atılabilir.

■ İsrailliler bu savaşta Netanyahu’yu destekliyor mu? Silahlar sustuğunda Netanyahu’yu neler bekliyor? 7 Ekim fiyaskosunun faturası Netanyahu’ya kesilecek mi?

Netanyahu, seçimden sonra iktidarda kalma olasılığı zor olan bir lider olarak gözüküyor. Anketlere baktığımız zaman kendisine verilen destek gün geçtikçe erozyona uğruyor. Bir sonraki seçimde siyasi kariyerinin biteceğini söyleyebiliriz. Çünkü 7 Ekim’de bir nevi o dümenin başındaydı. Hamas ve İslami Cihad’ın sınırları aşması, sınırdan 30 kilometre içeri girmesi, halkın saatlerce yardım alamaması tüm yaşananlar halkın öfkesini kabartmış durumda. Henüz olayın travmasını da tam atlatabilmiş değiller. Şu an rehinelerin kurtarılmasına dikkatlerini vermiş durumlar. Zaten Gazze operasyonunun henüz başlamamış olmasının bir nedeni de kamuoyundaki bu rehine hassasiyeti.

■ Belki konuşmak için erken ancak bu savaş, son dönemlerde İsrail siyasetinde yaşanan sağa kaymayı hızlandırabilir mi? Yoksa tam tersi bir etki olası mı?

Sağa kayma olası ancak daha güvenlikçi bir politika izleyeceği kesin. İsrail’in, eski genel kurmay başkanlarının, eski istihbaratçıların merkezde olduğu bir siyasi liderliği daha çok tercih edeceğini düşünüyorum.

“İsrail’de örtük bir OHAL var”

■ Pek gündeme gelmiyor ancak savaşla eş zamanlı olarak İsrail’in Arap vatandaşları üzerindeki baskısı da artmış durumda. İsrailli Arapları bekleyen tehlikeler neler?

Şimdilik İsrail’de Arap vatandaşları arasında bir ayaklanma vs. çıkmadığı için durumları daha stabil görünüyor. Tabi sanatçılar, aktivistler gibi göz önünde olan kişilerin yaptıkları açıklama ya da attıkları bir twet nedeniyle tutuklanmaları gibi sorunlar söz konusu. Açık konuşmak gerekirse İsrail’in korkutma stratejisi var. Filistinli vatandaşlarına, “eğer destek olur sokağa çıkarsanız işinizden olursunuz, tutuklanırsınız” diye gözdağı veriyor. Bir nevi şu an İsrail’de örtük bir OHAL var. Tabi kendilerini savaşta görüyorlar, savaş kabinesi falan da kurulduğu için o moda girmiş durumdalar.

■ ABD’nin bölgeye olağanüstü bir yığınağı söz konusu. Bu yığınağın temel hedefi ne? ABD Orta Doğu’ya geri mi dönüyor?

Temel hedefin İsrail’e karşı bölgeden yönelebilecek tehditleri engellemek olduğunu yani savaşın bölgesel bir niteliğe dönüşmemesi olduğunu düşünüyorum. Tabi Rusya ve Çin’e de bir mesaj olabilir. Bu bölgeye kendisinden başka gücün gelmesini engelleme gibi bir amacı da var. Eğer böyle bir adım atmasaydı diğer Arap ülkelerine de dinletemezdi kendisini. Böyle bir güç gösterisi yapıyor.

“Kritik mesele Gazze’yi kimin yöneteceği”

■ Olası kara harekâtı kısıtlı mı yoksa topyekûn mu olacak? Gazze’ye kara harekâtı Hamas’ı etkisiz hale getirir mi?

Bu aşamadan sonra Hamas’ın işi çok kolay değil. Hem Gazze’deki hem dışardaki unsurları açısından. Kuşatma altında olacakları ve bir kısmının tasfiye sürecine girileceği açık. Ancak Gazze’de ne kadarı ya da diğer ülkelerde hangi isimlerin hedef alınacağı biraz da ilgili ülkeleri de ilgilendirdiği için öngörülebilir değil. İsrail ve diğer Hamas’ı istemeyen ülkeler stratejik bir karar verecek, kimlerin kalıp kimlerin gitmesi gerektiğine ilişkin. Tabi bir de kendi kamuoylarına yönelik bazı Hamas liderlerinin tutuklanması ya da infazını gösterecekler ki kamuoylarını rahatlatsınlar.

Kara harekatının sınırlı ve esas olarak kuzeyde olacağını zannediyorum. Gecikmesinin de sebeplerinden biri rehinelerse diğeri de orada neyle karşılaşacaklarından emin değiller. O yüzden daha iyi hazırlanmaya çalışıyorlar gibi.

Kara harekatının başladıktan sonra üç ay kadar sürebileceğini düşünüyorum. Ondan sonra Gazze’yi kim yönetecek sorusu sorulacak. Bazıları Ramallah merkezli Filistin otoritesi yönetsin diyecek bazıları Körfeze yakın Muhammed Dahlan yönetsin diyecek, bazıları Hamas’ın içinden daha ılımlı bir ekip yönetsin diyecek diğerleri başka bir şey söyleyecek. Asıl kritik yer kimin yöneteceği mevzusunda kilitlenecek?

■ Buna Gazze’deki mevcut silahlı oluşumlar izin verecek mi?

İşte orada çok kan dökülür. Bu operasyonu İsrail onun için yapıyor. Onların operasyonel yeteneğini zayıflatmak ve siyasal manzarayı değiştirmek için yapıyor.

Ortadoğu

Barrack, Golan Tepeleri açıklamasından çark etti

Yayınlanma

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail’in BM kararlarını ihlal ederek Golan Tepeleri’ni hâlâ işgal ettiği yönündeki açıklamalarından geri adım attı.

Barrack, Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan ABD politikasının değişmediğini belirterek, yaptığı açıklamaların söz konusu bölgenin tarihsel durumunu yansıttığını ve BM’nin tutumunu desteklemek amacıyla yapılmadığını savundu

İsrail, 1967 Savaşı’nda Golan Tepeleri’ni Suriye’den ele geçirdi ve 1981’de burayı ilhak etti. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu, bu bölgeyi işgal altındaki Suriye toprağı olarak kabul ediyor ve İsrail’in ilhakını tanımıyor.

2019 yılında Trump, on yıllardır süren ABD politikasını tersine çevirerek, İsrail’in bu bölge üzerindeki egemenliğini tanımıştı.

Büyükelçi, cuma günü Lübnan asıllı Avustralyalı girişimci Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, İsrail’in söz konusu bölgeyi “hâlâ” işgal ettiğini söylemişti.

Barrack daha sonra bunun, Golan konusunda “Birleşmiş Milletler’in tutumuna bir destek değil”, bölgenin tarihsel statüsüne ilişkin bir açıklama olduğunu söyledi.

Pazar günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, “Golan’a ilişkin ABD politikası 2019 yılında Başkan Trump tarafından belirlenmiştir ve bu politika değişmemiştir,” dedi.

Barrack, son İsrail-Hizbullah savaşının ardından İsrail güçlerinin güneyin bazı bölgelerini işgal ettiği Lübnan’da neden ilhakın gerçekleşmeyeceğini öngördüğünü açıklamayı amaçladığını ve toprak haritaları yerine müzakere yoluyla varılan anlaşmaların daha kalıcı olduğunu savunmak istediğini belirtti.

Ayrıca Golan’ı, “zorla ele geçirilen toprakların nesiller boyu ihtilaf konusu olmaya devam ettiği”ne dair bir örnek olarak gösterdiğini de ekledi.

Cuma günkü röportajda Barrack, geçen hafta başında İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırıları da eleştirmişti. İsrailli yetkililer, saldırıların Türkiye’nin üste varlık kurmasını engellemeyi amaçladığını belirtmişti.

Barrack’ın Golan ile ilgili açıklamaları Washington’da da tepkilere yol açtı.

Floridalı Cumhuriyetçi Senatör Rick Scott, X platformunda, büyükelçinin Trump’ın bu bölge üzerindeki İsrail egemenliğini tanıdığını “unutmuş” gibi göründüğünü yazdı.

Öte yandan Barrack, İsrail’in geri çekilmesi ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda İsrail ile Lübnan arasında devam eden müzakerelere ilişkin değerlendirmesine yöneltilen eleştirilere yanıt verdi.

Barrack, “(Müzakere) masasında iki kişinin –Hizbullah ve İran’ın– eksik olduğunu” söylemişti.

Bu sözler, Barrack’ın Tahran ve Hizbullah’ın ABD destekli müzakerelere katılması gerektiğini kastettiği yönünde spekülasyonlara yol açtı.

Pazar günü Barrack, ABD’nin Hizbullah ile müzakere etmediğini vurguladı fakat “söz konusu silahların İran tarafından tedarik edildiğini ve finanse edildiğini” belirttiğini, bunun da bu silahların akıbetine ilişkin müzakereleri zorlaştırdığını ifade etti.

Barrack, AP’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“Sorunun zorluğunu anlatıyordum, yeni bir müzakere masası önermiyordum. Hizbullah, yabancı terör örgütü olarak tanımlanmıştır. Biz onunla müzakere etmiyoruz ve söylediklerimin hiçbir kısmı aksini ima etmiyor.”

Ayrıca, Lübnan’ın güneyindeki Şii topluluklara Tahran’ın sağladığı mali desteğin yerini kimin alacağını sorgulayan açıklamalarını da savundu ve bu tür soruları gündeme getirmenin “kimseye bir hak tanımak anlamına gelmediğini” belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran askeri doktrinini savunmadan taarruza kaydırdı

Yayınlanma

İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma odaklı yapıdan taarruz niteliğine kaydığını duyurdu. Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, yeni yaklaşım çerçevesinde Tahran’ın her türlü saldırgan eyleme derhal ve daha geniş çaplı yanıt vereceğini açıkladı.

İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma esaslı yaklaşımdan taarruz doktrinine doğru kaydığını bildirdi. İran Ordusu Sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, Donya-e Eqtesad gazetesine konuştu.

Söz konusu değişimin ABD ve İsrail ile yaşanan son çatışmalar sırasında görünür hale geldiğini belirten Ekreminiya, İran’ın gelen saldırılara çok daha hızlı tepki vermeye ve daha kapsamlı karşı saldırılar düzenlemeye başladığını kaydetti.

Ekreminiya, “Ülkenin askeri doktrini savunmadan taarruza doğru ilerliyor” değerlendirmesini yaptı.

Taarruz odaklı yeni yaklaşımın mutlaka önleyici operasyonlar icra edileceği anlamına gelmediğini vurgulayan Ekreminiya, buna karşılık son çatışma sırasında İran’ın, düşman kanadından gelecek saldırı henüz başlamadan önce Ürdün’deki bir ABD üssünü vurduğunu ifade etti.

Ordu sözcüsü, İran’ın benimsediği yeni yaklaşımın ülkeye yönelik her türlü saldırgan eyleme anında karşılık verilmesini öngördüğünü, verilecek yanıtın ise bizzat saldırının kendisinden çok daha kapsamlı olabileceğini dile getirdi.

ABD, İsrail ile birlikte şubat ayı sonunda İran’a yönelik savaş başlattı. Saldırılar 28 Şubat’ta başlarken, Tahran yönetimi de buna karşılık bölgedeki İsrail hedefleri ile ABD askeri tesislerine misilleme darbeleri indirdi.

Taraflar nisan ayında geçici bir ateşkes mutabakatına vardı. Ateşkesin ardından taraflar, diğer ülkelerin arabuluculuğunda müzakereleri sürdürdü.

Tahran ve Washington 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzaladı ancak kısa süre sonra çatışmalar yeniden başladı. Ateşkesin bozulmasının ardından İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını duyurdu.

ABD Başkanı Donald Trump ise bu karara karşılık olarak boğazı Amerikan toprağı ilan etti ve Truth Social isimli sosyal medya platformundaki hesabından buna dair bir görsel paylaştı.

Donald Trump, 20 Ağustos’ta İran’a karşı eşi benzeri görülmemiş bir tecrit tehdidinde bulunarak en yıkıcı ekonomik operasyonun başlatıldığını açıkladı. Trump paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti’ne bir anlaşmaya varabilmesi için benden daha büyük bir fırsat sunan hiç kimse olmadı. Kendileri açısından bir trajedi olarak, bu fırsatı değerlendirmediler” ifadelerine yer verdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Mekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor

Yayınlanma

İran Parlamentosu resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, Tahran’ın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını açıkladı. Henüz üye ülkelerin dışişleri bakanlıklarınca resmi olarak doğrulanmayan teklifin Tahran yönetimi tarafından değerlendirildiği bildirildi.

İran Parlamentosunun resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, 23 Ağustos’ta el-Meyadin’e verdiği mülakatta, Tahran’ın Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını ve bu teklifi değerlendirdiğini açıkladı.

Rahimi, “Batı Asya ülkelerinin bölgesel bir güvenlik şemsiyesi oluşturma çabalarını” memnuniyetle karşıladıklarını belirterek İran’ın uzun süredir bu yönde bir girişimi savunduğunu ifade etti. İran’la yaşanan son savaşın, Washington’ın bölgedeki müttefiklerine güvenlik sağlama vaatlerini yerine getirmek yerine Batı Asya’yı istikrarsızlaştırdığını herkese gösterdiğini ekledi.

İran’ın ittifaka davet edildiği yönündeki açıklama, ülkenin Dışişleri Bakanlığı veya anlaşmanın tarafı olan üç üye ülke tarafından henüz resmi olarak doğrulanmadı.

Söz konusu ortak savunma anlaşması, 7 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalandı. NATO Antlaşması’nın 5. maddesine benzer bir ortak savunma ilkesi getiren anlaşmaya göre, üç ülkeden herhangi birine yönelik saldırı tüm üyelere yapılmış kabul edilecek.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’ta yaptığı açıklamada Tahran’ın ittifakın kurulmasından “endişe duyması için herhangi bir neden bulunmadığını” söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan merkezli Şarku’l Avsat gazetesinde 12 Ağustos’ta yayımlanan yazılı mülakatında, anlaşmanın yalnızca mevcut üyelerle sınırlı olmadığını ve Ankara’nın paktın bütün bölge ülkelerini kapsayacak biçimde genişlemesini istediğini belirtmişti.

Erdoğan mülakatta şu ifadeleri kullandı: “Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı değil. Anlaşmanın büyümesini, belki bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu şemsiye altında bir araya gelmesi için uygun koşulların oluşmasını arzuluyoruz. Bu, bölgede kalıcı istikrarın sağlanması yönünde atılabilecek en uygun adım olacaktır.”

Erdoğan ayrıca girişimin “günübirlik ortaya çıkmadığını”, teklifin üç imzacı ülke ile diğer bölge devletleri arasında daha önce de defalarca gündeme geldiğini vurguladı.

Anlaşmanın, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ile bunun zincirleme küresel etkilerine verilmiş bir tepki olarak görülmesinin yanlış olacağını kaydetti.

Ortak savunma anlaşmasına yönelik girişimler, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından hız kazandı. İran’ın misillemelerinin ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini ağır biçimde vurması, bu ülkelerde Washington’ın sağladığı güvenlik şemsiyesinin değeri konusunda kuşkular doğurdu.

Erdoğan’ın üçlü savunma anlaşmasının yeni katılımlara açık olduğunu duyurmasının ardından üç Suudi kaynak, Middle East Eye’a yaptıkları açıklamada Riyad’ın Mısır’ın pakta dahil edilmesine karşı çıktığını aktardı.

Kaynaklar, bu yaklaşımın gerekçesi olarak Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi yönetiminin bölgesel tercihlerinden duyulan rahatsızlığı ve Kahire’nin geçmişte sahip olduğu stratejik ve askeri ağırlığı artık taşımadığı yönündeki değerlendirmeyi gösterdi.

Tahran Mekke paktına katılım için kurucu rol talep etti

Öte yandan İran’da Düzenin Maslahatını Teşhis Komitesi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai, ülkesinin Mekke paktına ancak anlaşmanın prensiplerini belirleyen bir “kurucu ortak” olarak katılabileceğini söyledi.

Rızai, 22 Ağustos’ta devlet televizyonu IRINN’e yaptığı açıklamada İran ve Mısır’ın bu tür düzenlemelerin dışında bırakılamayacağını, iki ülkenin anlaşmanın temel prensiplerinin şekillendirilmesinde rol oynaması gerektiğini belirtti.

Rızai, “İran ve Mısır bu tür anlaşmalarda yer almamazlık edemez ancak kurucu olarak, orada imzalanan belgelerin fikirsel çerçevesini oluşturan taraflar olarak yer almalıdırlar” dedi.

Mekke paktına değinen Rızai, “bu dostların” kendi aralarında bir anlaşma yapıp ardından İran’dan bunu onaylamasını istemelerinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in kıdemli danışmanlarından Rızai, girişimin ABD’nin bölgedeki etkisinin zayıflaması ve Washington’ın rolünü azaltma kararı olarak tanımladığı gelişmelerden kaynaklandığını savundu.

Rızai, “Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’daki dostlarımız ve kardeşlerimiz bir anlaşma imzaladı. Neden? Çünkü Amerika onlara ‘Hoşça kalın, gidiyoruz’ dedi” ifadelerini kullandı.

Rızai, ülkelerin ABD’nin bölgedeki varlığının azalmasıyla oluşan boşluğu doldurmaya çalıştığını, bu boşluğun da İran’ın Washington ile yürüttüğü mücadele sonucunda ortaya çıktığını söyledi.

“Amerika’nın bölgedeki zayıflığı ve ortaya çıkan boşluk, İran milletinin savaş ganimetidir” diyen Rızai, diğer ülkelerin de ABD’nin geri çekilmesi olarak nitelediği gelişmelerden yararlanmaya çalıştığını belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’taki açıklamasında anlaşmaya ilişkin büyük ölçüde tarafsız bir tutum sergilemiş ve paktı bölgedeki güvenlik anlayışının değiştiğinin bir göstergesi olarak nitelendirmişti.

Bekayi, İran’ın üç kurucu ülkeyle temas halinde olduğunu ve girişim hakkında bilgilendirildiğini söylerken, Tahran’ın anlaşmaya katılma ihtimaline de açık kapı bırakmıştı.

Galibaf: ABD İsrail uğruna müttefiklerinin güvenliğini zayıflatıyor

Bölgesel güvenliğe ilişkin ayrı bir açıklama da İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf’tan geldi.

Galibaf, 22 Ağustos’ta X platformundaki paylaşımında Tahran’ın yeni bölgesel güvenlik ve ekonomik düzenlemelerin oluşturulmasına ilişkin komşu ülkelerden mesajlar aldığını söyledi.

Bu temasların ABD’nin “İsrail uğruna” müttefiklerinin güvenliğini zayıflattığı bir dönemde gerçekleştiğini belirten Galibaf’ın açıklaması, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin sürdüğü bir döneme rastladı.

ABD Başkanı Donald Trump da 19 Ağustos’ta sosyal medya hesabından İran’a karşı “bir ülkeye karşı şimdiye kadar uygulanan en yıkıcı ekonomik operasyonu” başlatma sözü vermişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English