Görüş

ABD üniversitelerinde özgürlük: Seçmeli mi evrensel mi?

Yayınlanma

Barış Karaağaç, Trent Üniversitesi Öğretim Üyesi

ABD’nin önde gelen gazetelerinden, New York Times’ın geçenlerdeki manşetlerinden biri son zamanlarda adı sık sık gündemde olan meşhur Harvard Üniversitesi üzerine. Konu, üniversitedeki ifade özgürlüğü, çeşitlilik politikaları ve giderek daha belirsizleşen “antisemitizm” kavramı etrafında dönüyor. Ancak haberin kendisi kadar, ne söylediği kadar, ne söylemediği de dikkat çekici.

Haberin merkezinde, Harvard’ın başkanı Claudine Gay’in istifasının ardından göreve gelen Alan Garber var.

Garber, özellikle Donald Trump yönetimiyle yaşanan gerilimde üniversiteyi savunmasıyla kamuoyunda bir tür “direniş sembolü”ne dönüşmüştü. Ancak bu kez şöyle bir durum var: Garber, Trump’la ifade özgürlüğü ve antisemitizm konularında büyük ölçüde aynı fikirde görünüyor.

Trump, kampüslerde ifade özgürlüğünü –tabii ki, bu ‘özgürlüğün’ ne olduğunu, sınırlarını, içeriğini Trump belirliyor, biliyor– sınırlayan protestoların disiplinle bastırılması gerektiğini söylüyor. ABD Başkanı’nın bu görüşü, Harvard yönetimince de resmen kabul görmüş durumda. Garber, antisemitizmi “ciddi bir sorun” olarak tanımlıyor, hatta kişisel olarak kendisinin de buna maruz kaldığını belirtiyor.

Yazıda bu noktaya kadar, her şey ABD’nin mevcut sosyo-politik bağlamında, ‘normal’ gibi görünüyor diyebiliriz…

Gelelim yazının en dikkat çekici olan kısmına… Haberin neredeyse 3000 kelimesi boyunca yalnızca bir satıra sıkıştırılmış ve adeta üstü örtülmüş bir başka gerçek: Harvard’ın kendi yaptığı yüzlerce sayfalık iç soruşturmaya göre, kampüste kendini en fazla tehdit altında hisseden, fiziksel güvenliğinden en çok endişe duyan, kimliğini açıkça ifade etmekten en çok çekinen grup Müslüman öğrenciler… Bu bilgiye haberde neredeyse hiç yer verilmemiş. Ne bir alıntı, ne bir vurgu, ne de bir analiz.

İfade özgürlüğü gibi evrensel bir ilkenin, hangi toplumsal ve siyasal bağlamda, kimler için, hangi koşullarda savunulabilir olduğu artık ciddi bir tartışma konusu. Zira “özgürlük” adı altında yürütülen pek çok kampanya, bazı grupları görünmez kılarken, bazılarını mutlak mağdur pozisyonuna yerleştiriyor. Antisemitizmin kuşkusuz tarihsel bir yükü ve ciddi bir geçmişi var. Bunu yadsıyamayız ve yadsımamamız da gerekir…

Ancak, bugün Batı kampüslerinde yaşanan çatışmalarda, bu terim neredeyse sihirli bir yafta gibi kullanılarak tüm eleştirileri bastırmak için devreye sokuluyor.

Daha birkaç sene öncesine kadar kamuoyunda antisemitizm ile anti-Siyonizm arasındaki fark konusunda belli bir duyarlılık oluşmuş gibiydi. Ancak Filistin’e yönelik baskıların artması ve kampüslerdeki Gazze protestoları bu farkı neredeyse ortadan kaldırdı.

Bugün “İsrail’i eleştirmek”, “antisemitik olmak” ile eşanlamlı hale getiriliyor.

Bu sadece entelektüel bir çöküş değil; aynı zamanda ‘ifade özgürlüğü’ adına kurulan tüm yapıların içten çürümesine neden olan bir gelişme.

İşin ironik yanı şu: Trump’ın gerçekte ne antisemitizmi bir derdi, ne de bununla mücadele etmek gibi bir niyeti var. Herkesin bildiği üzere, lideri olduğu Cumhuriyetçi Parti, açıkça antisemitik figürlerle dolu ve Trump’ın antisemitik söylemlere aldırmadığı, hatta yeri geldiğinde teşvik ettiği de bilinen bir şey. Amma, mesele kampüslerde muhalif görüşleri bastırmak olduğunda, bir anda “ifade özgürlüğünün savunucusu” rolünü üstlenebilmekte.

Harvard gibi elit eğitim kurumlarının içine düştüğü çelişki ise daha çarpıcı. Bir yandan çeşitlilik, kapsayıcılık ve özgürlük değerleriyle övünürken, diğer yandan en kırılgan durumda olan öğrencilerinin –Müslümanların– sesini duymazdan geliyor, hatta görünmez kılıyorlar. Basının bu sessizliği ise belki daha da tehlikeli: Çünkü neyi haberleştirdiğimiz kadar, neyi haberleştirmediğimiz de kamusal vicdanın şekillenmesinde belirleyici olur.

Bugün geldiğimiz noktada, ifade özgürlüğü yalnızca hangi fikirlerin korunacağı değil, hangi kimliklerin susturulacağı meselesine dönüşmüş durumda. Akademi, bu çelişkiyle yüzleşmeden ne kendini özgür sayabilir ne de başkasına özgürlük vaat edebilir.

Çok Okunanlar

Exit mobile version