Ortadoğu
ABD ve Fransa ateşkes ihlallerinden İsrail’i sorumlu tutuyor

İsrail ordusu, Lübnan ile yaptığı ateşkesi ihlal eden eylemlerini sürdürüyor. İsrail’in Lübnan’ın Mercaiyun bölgesine düzenlediği saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, Hermel’e düzenlediği saldırıda da bir Lübnan askeri yaralandı.
İsrail ordusunun ateşkes antlaşmasının yürürlüğe girdiği 27 Kasım’dan bu yana iki kişinin ölümü ve 6 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan ihlallerinin sayısı en az 73’e yükseldi.
İsrail ordusu, evlerin havaya uçurulması, topçu ateşi, savaş uçakları ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hava saldırısı, gözetleme İHA’larının uçuşları başta olmak üzere çok sayıda ihlalde bulundu.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail’in ülkenin güneyindeki Mercaiyun bölgesine düzenlediği hava saldırısında bir kişinin öldüğünü açıkladı. Saldırının, bir motosikleti hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısı olduğu kaydedildi.
Hermel’de bir asker yaralandı
Lübnan ordusunun X sosyal medya hesabından yapılan paylaşıma göre İsrail ordusu, Lübnan’ın kuzeydoğusunda yer alan Hermel’deki Hoş es-Seyyid Ali bölgesinde orduya ait buldozeri hedef aldı. Bölgede tahkimat çalışması yürüten buldozerin hedef alınması sonucu bir asker yaralandı.
Nakura’da bir subayın cesedi bulundu
Öte yandan, Lübnan ordusu ülkenin güneyindeki Nakura’da İsrail tarafından hedef alınarak öldürülen bir subayın cesedini bulduğunu duyurdu. Lübnan resmi haber ajansı NNA’ya göre, subayın cesedi Nakura’da arabasının içinde bulundu. Subay ile irtibatın 26 Kasım’da kesildiği belirtilirken olayla ilgili gerekli soruşturmanın yürütüldüğü kaydedildi.
ABD uyardı
Yedioth Ahronot gazetesinin haberine göre, konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, ABD yönetiminin İsrail’i ateşkes anlaşmasını ihlal etmesine ilişkin uyardı.
Söz konusu kaynakların, “Özellikle Beyrut semalarına İsrail insansız hava araçlarının görünür ve duyurulur şekilde geri dönmesi olmak üzere İsrail, ateşkes anlaşmasını ihlal etti” dediği aktarıldı.
Lübnan’da ateşkesin sürmesi için “her tarafın itidalli olmasına ihtiyaç duyulduğunu” dile getiren kaynaklar, ABD Başkanı Joe Biden’ın Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein İsrail’in ateşkesi ihlal ettiği yönünde uyarısını Tel Aviv yönetimine ilettiğini paylaştı.
İsrail mekanizmayı kullanmadı
İsrail basının aktardığına göre anlaşmanın arabulucularından Fransa da ateşkes ihlallerinden İsrail’i sorumlu tutuyor. Fransız diplomatik kaynaklarına dayandırılan haberlere göre Fransa’nın İsrail’i 52 ateşkes ihlali yapmakla suçladı. Kaynaklar, İsrail’in Hizbullah’ın ihlallerini ABD liderliğindeki uluslararası denetim organına bildirmek için uygun kanalları kullanmadığını söyledi.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ile bugün yaptığı telefon görüşmesinde İsrail’in ateşkes şartlarını ihlal etmediğini öne sürdü.
Ateşkes anlaşmasının ikinci maddesinde, “İsrail, Lübnan’da sivil, askeri veya devlete ait hedeflere kara, deniz veya havadan herhangi bir askeri saldırıda bulunmayacak” ifadesi yer almıştı. Anlaşmaya göre İsrail, ateşkesin ihlal edildiğini düşünürse bunu ateşkes denetim organına bildirecek ve bu organ da sahadaki Lübnan ordusu ve BM Barış Gücü aracılığıyla ihlali önlemeye çalışacaktı.
Sivillere tehdit
Öte yandan İsrail ordusu, ateşkesle birlikte evlerine dönmeye çalışan güney Lübnanlıları, bir kez daha tehdit etti.
İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Lübnanlıların güneye seyahatinin “yasak” olduğunu belirtti.
Adraee açıklamada, Şeba, El-Habariye, Mercayun, Ernun, Yahmer, El-Kantara, Şakra, Beraşit, Yatir ve El-Mansuri beldelerine işaret ederek “Şu aşamada bir sonraki duyuruya kadar bu hattın güneyindeki evlerinize dönmeniz yasaktır” ifadesini kullandı.
“Bu hattın güneyine hareket eden herkes bunun sorumluluğunu kendisi taşır.” tehdidinde bulunan Adraee, 60’tan fazla köy ve kasaba ismi sayarak Lübnanlıları bu beldelere dönmemeleri konusunda uyardı.
Ortadoğu
Körfez zenginleri yatlarına veri merkezleri inşa ettiriyor

Körfez bölgesindeki varlıklı sakinler ve aile ofisleri, evleri ve lüks yatları için giderek daha fazla küçük ölçekli özel veri merkezleri yaptırıyor.
AGBI’de yer alan habere göre bazı sistemlerin maliyeti milyonlarca dirheme ulaşıyor.
İran’ın insansız hava aracı saldırılarının Körfez bölgesindeki bulut altyapısını aksatması, hassas veriler üzerinde daha fazla kontrol sağlama talebini artırarak bu alandaki ilgiyi artırdı.
Amazon Web Services’in (AWS) Bahreyn’deki hasar gören tesislerin bazılarına ve BAE’deki üç veri barındırma bölgesinden birine erişimi yeniden sağlayamaması, harici bulut sağlayıcılarına bağımlı olmanın risklerini daha da ortaya çıkardı.
Ev sunucuları yeni bir kavram değil ama daha güçlü çipler ve gelişmiş yapay zeka (AI) modelleri, artık kullanıcıların daha fazla bilgiyi yerel olarak işlemesine olanak tanıyor.
Bu özel kurulumlar, sunucuları, depolama ve ağ ekipmanlarını özel soğutma ve yedek güç kaynaklarıyla birleştirerek, fiilen küçük bir özel veri merkezi oluşturuyor.
Dubai merkezli Ragoa Technologies’in teknoloji direktörü Rain Ibajo, AGBI’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“Sonuçta mesele kontrol meselesi. Veriler giderek daha değerli ve hassas hale geldikçe, kuruluşlar bilgilerinin nerede depolandığını, kimlerin bu bilgilere erişebildiğini ve nasıl korunduğunu bilmeye daha fazla önem veriyor.”
Bulut hizmetlerinin ölçeklenebilirlik, erişilebilirlik ve güvenlik açısından avantajları olduğunu belirten Ibajo, daha fazla veri egemenliği isteyenlerin özel veya özel olarak yönetilen altyapıyı tercih edebileceğini ekledi.
Ibajo, “Fakat bu düzeyde kontrol, daha büyük mali ve operasyonel sorumlulukları da beraberinde getiriyor,” dedi.
Ragoa, özel sistemlerin fiyatını gereksinimlere bağlı olarak 2 milyon BAE dirhemi (AED) ile 4 milyon AED arasında belirliyor. 2 milyon AED yaklaşık 545.000 dolar ediyor.
İsviçreli teknoloji grubu Ombori’nin CEO’su Andreas Hassellof, “Eski ev sunucusu dosyaları depoluyordu… yeni sistemin ise [yapay zeka kullanarak] özel materyalleri analiz etmesi ve harici bir bölge çalışmadığında bile çalışmaya devam etmesi bekleniyor,” dedi.
ABD’li kurumsal yazılım şirketi Planview’un büyüme sorumlusu ve Orta Doğu başkanı Stephen Fernandes, Körfez bölgesinden ilgi gördüklerini belirtti.
Maliyetlerin ise bilgi işlem ihtiyaçları, güç ve soğutma ile siber güvenliğe göre değiştiğini ekledi.
İran savaşı Körfez’in ABD’ye 4 trilyon dolarlık yatırımını riske atıyor
Fernandes şöyle konuştu:
“Son dönemde bölgede yaşanan kesintiler, yoğunlaşma ve yedekleme konusunda daha derinlemesine tartışmaların yapılmasına yol açtı. Buradan çıkarılacak ders, portföy çeşitlendirmesine benzer. Her şeyi tek bir varlık sınıfından çıkarmazsınız ama tek bir arıza noktasının her şeyi devre dışı bırakmamasını sağlarsınız.”
Bu çözümün cazibesi kullanıcıya göre değişiyor. Bir kurucu, fikri mülkiyet haklarını ve gizli şirket belgelerini şirket içinde tutarken, bunları aramak veya analiz etmek için yapay zekayı kullanabilir.
Citi, Mayıs ayında Kuzey Amerika, Avrupa, Asya ve Latin Amerika’daki tek aileli ofislerle yapılan görüşmelere dayanan bir raporda, bazı aile ofislerinin güvenlik endişeleri nedeniyle bazı yapay zeka tabanlı büyük dil modellerini kendi tesislerinde çalıştırmayı tercih ettiklerini belirtmişti.
Anket katılımcılarının yaklaşık yüzde 22’si 2025 yılında yatırım analizi için yapay zeka kullanıyordu.
Bu oran bir önceki yıla göre yüzde 13 artış gösterdi fakat veri gizliliği daha yaygın benimsenmesinin önündeki temel engel olmaya devam ediyor.
Bölgedeki büyüyen aile ofisi sektörü, özel veri merkezlerine olan talebi artırabilir.
Dubai Uluslararası Finans Merkezi, 2026 yılının ilk yarısında aile ofisleriyle ilişkili 1.408 kuruluş bulunduğunu ve bu sayının bir önceki yıla göre yüzde 36 arttığını açıkladı.
Knight Frank, Orta Doğu’da 30 milyon doların üzerinde servete sahip yaklaşık 22.000 kişi olduğunu tahmin ediyor.
Şirket, Suudi Arabistan’daki ultra yüksek net servete sahip nüfusun 2031 yılına kadar yüzde 63 artarak 7.100’ün üzerine çıkmasını beklerken, BAE’deki toplam sayının ise yüzde 36 artarak yaklaşık 6.600’e ulaşacağı öngörülüyor.
Ragoa, varlıklı müşterilerin yatlarda özel olarak kontrol edilen bilgi işlem sistemlerini genişletmeye yönelik ilgi gösterdiğini de gözlemliyor.
Büyük yatlar, uzun zamandır navigasyon, iletişim, eğlence ve güvenlik için sunucular taşıyor.
Ibajo, artık daha güçlü gemide bulunan sistemlerin, uydu bağlantısının yavaş olduğu veya kesintiye uğradığı durumlarda iş ve diğer verileri yerel olarak işleyebildiğini belirtti.
Verileri yerel olarak saklamak, bir yat sahibini savaş, siber saldırılar veya elektrik kesintilerinden tamamen koruyamaz ama tek bir harici bulut sağlayıcısına olan bağımlılığı azaltabilir.
Hassellof, “Özel bilgi işlem sistemleri, veri merkezinden ayrılabilecek kadar ucuz hale geliyor ve bu da kendi sunucularında barındırılan [yapay zeka modellerini] giderek daha gerçekçi hale getiriyor. Artık kıt kaynak GPU’lar değil; veri, bağlam, yargı yetkisi ve anahtarları elinde tutan kişiler üzerindeki kontrol,” dedi.
Ortadoğu
Şara: İsrail’in Suriye politikasını 7 Ekim belirlememeli

Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, İsrail ile Suriye ilişkilerine değinerek “güvenlik düzenlemeleri” ile barışa ulaşabileceklerini savundu.
BM Genel Kurulu için gittiği New York’ta Atlantik Konseyi’nin düzenlediği bir etkinlikte konuşan Şara, İsrail ile ilişkilerine dair bir soruya da yanıt verdi.
Şara, iki ülkenin geçtiğimiz yıl içinde doğrudan görüşmeler yaptığını belirtti. Ardından İsrail’in öncelikle Esad yönetiminin düşüşünden sonra işgal ettiği Suriye’nin güneyindeki bölgelerden çekilmesi gerektiğini söyledi.
Şara şöyle devam etti:
“O zaman güvenlik düzenlemeleri konusunda görüşmelere başlayabiliriz. Bu düzenlemeler başarılı olursa, kalıcı bir barışa ulaşabiliriz. Golan Tepeleri, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Suriye toprağı… Dolayısıyla bu konuda tartışma söz konusu değil.”
Daha sonra kendisine, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın düzenlediği Aksa Tufanı operasyonunun ardından İsraillilerin endişelerini anlayıp anlamadığı ve İsrail halkına ne tür bir mesajı olduğu soruldu.
Şara buna yanıt olarak, “7 Ekim’de bazı masum insanların başına gelenleri anlıyorum ama aynı zamanda tüm politikaların tek bir olay üzerine kurulması mümkün değil. Aynı zamanda Gazze’de neler olduğunu da anlamamız gerekiyor; orada 70.000’den fazla insan hayatını kaybetti,” dedi.
“7 Ekim’de yaşananların Suriye’ye yönelik politikayı belirlemesi uygun değil,” diye ekleyen eski HTŞ lideri, “İsrail, çevresinde sorunlar yaratıyor olduğu için politikasını değiştirmeli,” dedi.
ABD, Birleşik Krallık ve Lübnan ile çok iyi ilişkiler kurduklarını hatırlatan Şara, “Sorunun İsrail’de olduğuna inanıyorum, Suriye’de değil,” diye konuştu ve Tel Aviv’in faaliyetlerinin İsrail vatandaşlarına daha fazla güvenlik getirmediğini öne sürdü.
İsrail’in “meşru güvenlik endişeleri” olduğunu kabul etmekle birlikte, Şara bu endişelerin İsrail’in her eylemini haklı gösterebileceği fikrini reddetti.
Öte yandan Şara’ya göre şu anda “tüm taraflar için faydalı olabilecek tarihi bir an” yaşanıyor.
Eski HTŞ lideri, Başkan Donald Trump’ın kendisine Golan Tepeleri’nin İsrail’e ait olduğunu söylediğinde kendisinin şöyle karşılık verdiğini aktardı:
“Neden New Jersey’i İsraillilere vermiyorsun? Golan Tepeleri’ni verecek kadar sana ait değil, ama New Jersey sana ait.”
Şara daha sonra bu şakayı biraz daha detaylandırarak şöyle dedi:
“Sanırım New Jersey Demokratlarla dolu ve onlar Trump’a oy vermiyorlar, bu yüzden orayı İsraillilere vermek iyi olur. En azından bu senin malın. Trump’ın Golan Tepeleri’nde sahipliği yok.”
Tartışma daha sonra Şara’nın geçmişine, özellikle de El Kaide ile geçirdiği döneme geldi.
Bu örgüte bağlılığını ve bunun arkasındaki ideolojiyi artık açıkça reddedip reddetmediği sorulduğunda doğrudan bir reddetme yapmadı fakat o dönemde “farklı bir yaşta olduğunu ve bölgedeki koşulların farklı olduğunu” iddia ederek, yaşam deneyimlerinin Esad yönetimine karşı mücadelede yer almasından kaynaklandığını açıkladı.
Özellikle 11 Eylül saldırıları hakkında sorulduğunda, Şara “bununla hiçbir ilgisi olmadığını” hemen vurguladı ve o dönemde 13 yaşında olduğunu söyleyerek, “Bu konulardan hiç haberim yoktu,” dedi.
Ortadoğu
Körfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor

Başta BAE ve Katar olmak üzere Körfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin yeniden düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) “yeni bir zihniyet” çağrısında bulunurken, Katar ise savaşın İran saldırılarına karşı savunmasızlıklarını ortaya çıkarması ve ABD’nin bölgedeki itibarını zedelemesinin ardından Tahran ile bölgesel bir “güvenlik çerçevesi” kurulmasını savundu.
BM Genel Kurulu’nun yan etkinliklerinden birinde konuşan Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman es-Sani, ABD ve İsrail’in Şubat ayında başlattığı İran’a karşı savaşı bir “uyarı sinyali” olarak nitelendirdi.
Körfez ülkelerinin “bölge olarak sorumlu bir şekilde birlikte hareket etmesi ve İran ile iyi ilişkiler kurduğumuzdan emin olması” gerektiğini söyleyen Başbakan, “Bu yönde çalışıyoruz. Bölgesel ortaklarımız buna inanıyor,” dedi.
Ayrı bir etkinlikte konuşan BAE Cumhurbaşkanı’nın diplomatik danışmanı Enver Gergeş, Arap devletlerinin İran’la diyalog kurması yönündeki çağrılara katılarak, Tahran’ın Washington’la yürüttüğü görüşmelerin “gerçek anlamda ilerlemediğini” ekledi.
Gergeş, “Hepimizin nasıl bir bölge istediğimize dair bu tür tartışmalarda yeni bir zihniyete ihtiyacımız var,” dedi.
Bölgenin gelecekteki istikrarı konusunda ABD ile İran arasında görüşmeler yapılabilse de, Gergeş bu görüşmelerin “İran-Arap düzeyinde de gerçekleştirilmesi gerektiğini” belirtti.
Bu açıklamalar, Körfez bölgesinde, ABD’yi savaşa girmemesi için uyarmış olan bölgesel devletlerin, Washington’un çatışmada çıkmaza girmesinin ardından Tahran ile ilişkileri yönetmek zorunda kalacağına dair artan bir farkındalığı yansıtıyor.
Şeyh Muhammed, “Körfez ülkeleri olarak bizi İran’la bir araya getirecek ve hiçbirimizin diğerine tehdit oluşturmadığından emin olacak bir güvenlik çerçevesi olmadan, bu bölge eskisi gibi devam edemeyecek,” dedi.
Bu ay yaptığı başka bir konuşmada Gergeş de şunları söylemişti:
“İran hâlâ komşumuz ve bir noktada geri kazanılabilecek olanı geri kazanmanın bir yolunu bulmak zorunda kalacağız . . . Coğrafya, bize ilişki kurmaktan başka bir seçenek bırakmıyor.”
Diplomatlar ve analistler, savaşın patlak vermesinden bu yana Suudi Arabistan’ın da, çatışma sona erdiğinde bölgesel gerilimlerin nasıl yönetileceğine dair müttefiklerle yapılan görüşmelerin bir parçası olarak, Orta Doğu ülkeleri ile İran arasında bir saldırmazlık paktı fikrini tartıştığını belirtti.
Financial Times’a (FT) konuşan Chatham House’tan Sanam Vakil şu yorumları yaptı:
“Savaşın ertesi günü hakkında düşünürken Körfez liderleri, dış garantörlerinin eskisi kadar güvenilir olmadığını, İran ile gergin bir ilişki içinde olduklarını ve güvenilir bir ABD dayanağının yokluğunda kendi güvenliklerini kendileri yönetmeleri gerektiğini kabul ediyorlar. Bu bir zorunluluk ama aynı zamanda bir fırsat da; çünkü İran zayıfladı ve Orta Doğu ülkeleri kendi güvenlik düzenlemeleri üzerinde inisiyatif alabilirler.”
Yemen direnişinin son haftalarda Suudi Arabistan ile on yılı aşkın süredir devam eden çatışmayı yeniden alevlendirmesi ve krallığa neredeyse her gün füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlemesi üzerine Riyad yeni bir krizin ortasında kaldı.
ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Ensarullah’a (Husiler) karşı saldırılar düzenlemek üzere Amerikan kuvvetlerinin Riyad’a katılması yönündeki çağrılarına şu ana kadar direndi.
Savaşın ilk aylarında İran’ın Arap komşularına yönelik saldırılarının en ağır yükünü BAE üstlendi.
Körfez devletine yaklaşık 3.000 füze ve insansız hava aracı fırlatıldı. BAE, Körfez güçleri arasında en şahin tutumu benimsedi ve İran’a onlarca hava saldırısıyla misilleme yaptı.
Fakat o zamandan beri, bölgenin önde gelen finans, ticaret ve turizm merkezi konumunu korumak amacıyla gerilimi azaltmaya çalışıyor.
Bu ay, Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed bin Zayed el-Nahyan, Hindistan’da düzenlenen BRICS ülkeleri zirvesi kapsamında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya geldi.
Arap devletleri için daha geniş kapsamlı endişe, zayıflamış ama hâlâ bir tehdit oluşturduğu öne sürülen savaş sonrası İran’ı yönetmek zorunda olmaları.
Tahran, bölge genelinde saldırı düzenleyebilme ve Körfez’in ihracat ve ithalatı için hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığını kesintiye uğratabilme yeteneğini kanıtladı.
Katar, ABD-İran savaşını durdurmaya yönelik diplomatik çabalarda merkezi bir rol oynuyor.
Washington ile Tahran arasında doğrudan görüşmeler yapılmasa da, arabulucular gizli kanalları açık tutuyor.
Arap liderlerin, krizi görüşmek üzere bu hafta New York’ta düzenlenecek BM zirvesi sırasında Trump ile görüşmeler yapması bekleniyor.
Pezeşkiyan ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı’nın de BM zirvesine katılması planlanıyor.
Trump, hafta sonu Fox News’e yaptığı açıklamada, İran Cumhurbaşkanı ile görüşmeye “muhtemelen” açık olacağını söyledi.
ABD’li haber kanalının aktardığına göre, Trump “karar verme aşamasında” olduğunu ve seçeneklerinin “İran’ı ortadan kaldırmak”, “iktisadi olarak çürümeye terk etmek” ya da bir anlaşma yapmak olduğunu belirtti.
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Avrupa1 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Asya2 hafta önceYatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor
Rusya1 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi









