Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“Anlaşma şartları uygulanmasa da ateşkes devam edecek”

Yayınlanma

Hizbullah’ın 7 Ekim sonrası Gazze’ye destek için İsrail’e füze ve İHA’larla düzenlediği saldırılarla tetiklenen çatışmalar, 14 ay sonra bu sabah sona erdi. Lübnan’da büyük yıkıma yol açsa da İsrail, Lübnan cephesi için ilan ettiği savaş hedeflerine ulaşamadı. Hizbullah ise büyük yara almasına ve lider kadrosunu kaybetmesine rağmen özellikle İsrail’in kara işgaline karşı direnebildi.

Peki 14 ay sonra neden şimdi ateşkes ilan edildi? Kalıcı olacak mı? Savaşın bir kazananı var mı? Ve bu ateşkes Gazze’yi nasıl etkileyecek?

Dr. Selim Sezer ateşkese giden süreç ve ateşkesin ne anlama geldiği ile ilgili Harici’nin sorularını yanıtladı:

Ateşkes neden şimdi ilan edildi?

Lübnan’da ateşkesin sağlanması yönündeki girişimler uzun süredir devam ediyordu. Bunun en başta gelen sebebi savaşın uzun müddet boyunca sürdürülebilir olmamasıdır. Ekim 2023’ten itibaren İsrail ve Hizbullah tarafından karşılıklı olarak düzenlenen görece düşük yoğunluklu saldırılardan farklı olarak, geride bıraktığımız 23 Eylül tarihinde İsrail’in “Kuzey Okları” adıyla başlattığı tam kapsamlı savaş hali, Lübnan’da 2006 savaşından çok daha büyük çaplı yıkıma yol açtı. Diğer yandan da Hizbullah’ın verdiği karşılık İsrail’in kuzey bölgelerinde hayatı felç etti. Sınırın her iki tarafında da yüz binlerce kişi yaşadığı yeri terk etti. Öte yandan İsrail kara saldırısında oldukça ağır kayıplar verdi ve öngördüğü ilerlemeyi de gerçekleştiremedi; Hizbullah ise Genel Sekreter Hasan Nasrallah dahil çok sayıda liderini ve yüzlerce nitelikli kadrosunu bu süreçte kaybetti.

Lübnan cephesinde ateşkes başladı: Siviller güneydeki evlerine dönüyor

Hizbullah aynı zamanda, yıllardır ağır bir iktisadi ve siyasi buhran altında bulunan Lübnan’ın uzun süreli bir savaşa sürüklenmesini arzu etmiyordu. Bunun tek nedeni değilse de bir nedeni, uzayıp giden bir savaş halinin ülkedeki dengeleri iyice sarsarak bir iç savaşa yol açması ve hasımlarının siyasi otorite konumuna gelmesi çekincesiydi. İsrail ise yüzbinlerce kişinin kuzeyi, hatta ülkeyi terk etmesi ve ordu için ciddi bir prestij kaybı anlamına gelen saha başarısızlıkları karşısında savaşa daha fazla devam etmek istemiyordu. Son olarak, Biden yönetiminin Beyaz Saray’ı terk etmeden Lübnan cephesini kapatmak istemesi ve tarihsel olarak Lübnan üzerindeki “denetimini” hiç bırakmamış olan Fransa’nın da sükunetin sağlanmasını istemesi sonucunda ateşkes geldi.

Ateşkesin kalıcı olacağını düşünüyor musunuz?

Bazı haber ve yorumlarda hatalı olarak bunun 60 günlük geçici bir ateşkes olduğu ifade ediliyor. Oysa ki anlaşma, 60 günlük bir geçiş aşamasının ardından kalıcı olmak üzere hazırlandı. Elbette kalıcıdan ne anladığımıza bağlı olarak farklı yorumlar yapmak mümkün. Gelecekteki bir noktada, şu veya bu yoğunluktaki çatışmaların yeniden başlamasına neredeyse kesin gözüyle bakabiliriz. Ancak az önce ifade ettiğim sebeplerden ötürü İsrail’in de Hizbullah’ın da yeni ve uzun bir savaşı istediğini düşünmüyorum, bu sebeple bazı ihlaller olabilse de yakın ve orta vadede ateşkesin tamamen bozulmasını ve yeni bir çatışma döngüsünün başlamasını beklemiyorum.

-Ateşkes şartları uygulanmazsa örneğin Hizbullah Litani’nin kuzeyine çekilmezse ne olacak?

Ateşkes şartlarının önemli bir bölümü büyük bir ihtimalle hiçbir zaman uygulanmayacaktır. Yürürlüğe giren anlaşmanın içeriğine baktığımız zaman Hizbullah aleyhinde bazı hükümler içeriyor olsa da 2006 savaşı sonrasındaki koşullar ve BMGK’nın 1701 sayılı kararı aslında daha da ağır hükümler içeriyordu. Hizbullah, sahip olduğu fiili güç ve toplumsal destek sayesinde ne silahlarını bıraktı ne de Güney Lübnan’ı boşalttı. Büyük bir ihtimalle önümüzdeki süreçte de benzer bir durum olacaktır ve büyük bir ihtimalle, Lübnan iç dengelerinin bu hükümlerin uygulanmasına izin vermeyeceğini İsrail de biliyor. Anlaşmanın özü, çatışma ve saldırıların sonlandırılmasıdır; statükoda bir değişim beklenmemelidir.

-Anlaşma, İsrail için zafer mi?

Elbette değil, ancak yenilgi de değil. Eğer yenilgi olsaydı kabineden hiçbir itiraz görmeden bu kadar kolay kabul edilmezdi.

İsrail’in Hizbullah’la ateşkesi: “Mutlak zaferden tam teslimiyete…”

İsrail’in bu savaşta bazı amaçları vardı ve bunların çoğuna ulaşamadı. Hizbullah’a umduğu kadar darbe indiremedi, ülke içinde kalıcı asker bulundurmak için zemin oluşturamadı ve bir iç kargaşayı körükleyemedi. Diğer yandan en temel hedeflerden biri 14 aydır Lübnan’dan gelen saldırılara bir son vermek ve kuzeydeki yerleşimcilerin geri gelmesini sağlamaktı. Anlaşmayla ilkini başarmış oluyor ve ikincisi için de zemin oluşuyor. Yani İsrail, denklem değiştirici düzeyde bir zarara uğramadan kuzeyi şimdilik emniyete almayı başarmış görünüyor. Bunun ötesindeki niyet ve hayalleri ise direnişe kaya gibi çarptı ve İsrail bir daha kolay kolay benzer bir maceraya girişmeyecektir.

-Ateşkes Hizbullah açısından ne anlama geliyor? Hizbullah “Gazze ve Lübnan cephelerinin bir olduğunu” söylüyordu. Ateşkesle birlikte Gazze ve Lübnan cephelerini ayırmış mı oluyor?

Kritik hususlardan biri bu. Hizbullah kendi gücünü ve caydırıcılığını güçlü bir şekilde ortaya koymuş oldu ve anlaşma içeriğinin belirlenmesinde bir düzeyde de olsa bir rol oynayabildi. Eğer bu savaş sadece Lübnan cephesiyle alakalı olsaydı, Hizbullah’ın yıkıma rağmen süreçten tavizsiz bir şekilde çıkabildiğini söylemek mümkün olabilecekti. Ne var ki kuzey cephesi Gazze’ye destek için, İsrail’i Gazze saldırılarını durdurmaya zorlamak için açılmıştı ve şimdi içinde Gazze’nin adının bile geçmediği bir anlaşmayla kapanmış oluyor.

Öte yandan Hamas ve İslami Cihad, Lübnan ateşkesine olan desteğini açıkladı. “Direniş Cephesi” olarak adlandırılan devletler ve devlet dışı aktörler ağının her zaman kendi içinde güçlü bir koordinasyon içinde olduğunu unutmamak gerekir. Eğer Filistin direnişi bu anlaşmaya ilişkin bir şerh düşmüş olsaydı büyük bir ihtimalle Hizbullah bu anlaşmaya rıza göstermezdi.

-Bu ateşkes Gazze’yi nasıl etkileyecek? Yakın gelecekte Gazze için de bir ateşkes öngörüyor musunuz?

Son bıraktığımız noktanın devamı olarak, Hamas ve genel olarak Filistin direnişi Gazze’de ateşkes seçeneğine hazırlanıyor olabilir. Yeni denklem içinde, bazı geçici ve sınırlı tavizlerle – örneğin İsrail askerlerinin takvime bağlanmış bir süre boyunca Netzarim koridorunda kalması, Kuzey Gazze’de küçük bir tampon bölge oluşturulması gibi – bir ateşkes anlaşmasına rıza gösterilebilir. Washington’da başkan değişiminin gerçekleşeceği 20 Ocak’a kadar bunun zemini var olmaya devam edecektir ve bir ihtimalle ABD yönetimi de bu krizi nihayete erdirme yönelimi içinde olabilir.

İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyindeki işgali ve yıkımı belgelendi

Burada belirleyici olan şey İsrail’in tavrı olacaktır. Sınırlı kazanımlarla savaşı bitirip ekonomisini ve itibarını restore etmek, aynı zamanda sağ kalan son İsrailli esirleri teslim almak ile, sonu belirsiz bir yolda devam ederek Gazze’de tam hakimiyet kurmak için kontrolsüz güç kullanmak arasında bir seçim yapması gerekebilir. Ne yazık ki hükümetin mevcut bileşimi ve hatta Yoav Gallant gibi bir soykırımcının bile kısmi şerhleri ve çekinceleri sebebiyle Netanyahu tarafından kovulması, ikinci seçeneğin daha kuvvetli ihtimal olduğunu gösteriyor.

Ortadoğu

Katar Lübnan için dolaylı müzakereler içeren yeni bir yol açıyor

Yayınlanma

Lübnan’da ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve İsrail güçlerinin çekilme takvimine yönelik müzakerelerin seyri, ABD yönetiminin İran, Katar ve Hizbullah’ı içeren yeni mekanizmayı duyurmasıyla değişti. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a Lübnan dosyasının artık İran ile müzakerelerin temel bir parçası haline geldiğini bildirdi.

Lübnan’da ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve İsrail ordusunun ülkenin güneyinden çekilme takviminin planlanmasına yönelik müzakerelerin seyri bir hafta içinde önemli bir değişim gösterdi.

Doğrudan müzakereler yürütülmesi ve tavizler verilmesi yönündeki çabaların ardından, sürecin yeni bir bölgesel çerçeveye oturtulduğu bildirildi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a gönderdiği mesajda, Lübnan dosyasının artık İran ile yürütülen müzakerelerin temel bir parçası haline geldiğini iletti.

Vance, ateşkesin tahkimi, çekilme takvimi ve sonraki düzenlemelerin; yalnızca İsrail, Lübnan yönetimi ve ABD’yi değil, diğer aktörleri de kapsayan yeni bir çerçeveye taşındığını belirtti.

Bu kapsamda Hizbullah ve İran’ın denetim mekanizmasının parçası haline geldiği, Katar’ın ise Pakistan’ın desteğiyle yürütücü arabuluculuk görevini üstleneceği kaydedildi.

Lübnan’daki siyasi, askeri ve güvenlik çevrelerinde ve İsrail tarafında bu durumun yansımaları izlenirken, Tel Aviv’in sahada büyük bir değişimin yaşandığına dair işaretler verdiği belirtiliyor. Bu, Washington’da önümüzdeki günlerde yapılması planlanan müzakere turunun, sahadaki askeri sonuçlardan bağımsız bir yön çizmesinin zor olacağını gösteriyor.

İsviçre’de yapılan görüşmelerde, Katar’ın önerdiği yeni bir girişimin netleştiği öğrenildi. Girişime göre Doha yönetimi, Lübnan resmi makamlarını dışarıda bırakmadan, İsrail ile Hizbullah arasında güney sınırında uzun vadeli ve istikrarlı bir ateşkesi hedefleyen dolaylı müzakereleri yönetecek.

Katar, Fransa veya Birleşmiş Milletler gibi diğer aktörlerin sürece dahil edilmemesi şartıyla ABD’nin onayını aldı.

Bu arabuluculuk girişiminin, ilerleyen süreçte savaşın sonlandırılmasının ötesine geçerek Lübnan’ın iç krizlerinin çözümünde de rol oynaması ve ülkede siyasi iktidarın yeniden düzenlenmesini hedefleyen bir “Doha-2” konferansına zemin hazırlaması bekleniyor.

Katar tarafının bu adımı atmadan önce Meclis Başkanı Nebih Berri, Hizbullah ve Suudi Arabistan ile temaslar kurduğu, ardından teklifi ABD’ye sunduğu belirtildi.

Washington’ın onayının ardından dosya İsrail’e iletildi. İsrail’in bu durumdan rahatsız olduğu aktarılırken, Katar’ın ABD-İran müzakere sürecinden faydalanarak İsrail’in de dahil olmak zorunda kalacağı bir zemin hazırladığı ifade ediliyor.

Katarlı yetkililer, girişimin detaylarını anlatmak ve desteğini almak üzere Cumhurbaşkanı Avn ile de iletişime geçti.

ABD’nin İran ile müzakere hattını doğrulamasıyla birlikte Lübnan, bölgesel düzenlemelerin temel anahtarlarından biri haline geldi. Bu doğrultuda kurulan ABD-İran-Katar mekanizması, Lübnan dosyasının yönetimindeki değişimi gösteriyor.

Geri çekilme takvimi için üçlü mekanizma

Sürece dair en önemli gelişme, Washington’da başlayacak Lübnan-İsrail müzakerelerinin beşinci turunun yanı sıra, ateşkesin uygulanmasını denetleyecek üçlü bir izleme komitesinin kurulması önerisi oldu.

Bu komitenin, savaşın tamamen sonlandırılması, İsrail güçlerinin Lübnan topraklarından çekilmesi için bir takvim belirlenmesi ve Lübnanlı esirlerin serbest bırakılması süreçlerini takip etmesi öngörülüyor.

Ancak bu mekanizma İsrail’in doğrudan itirazıyla karşılaştı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendilerinin doğrudan taraf olmadığı hiçbir uluslararası veya bölgesel düzenlemeyi kabul etmeyeceklerini açıkladı.

İsrail’in bu tavrı, üçlü mekanizmanın ordunun hareket kabiliyetini sınırlayacağı ve Lübnan’da istediği gibi hareket etme serbestisini kısıtlayacağı yönündeki endişelerinden kaynaklanıyor.

Lübnan dosyasındaki gelişmeler, Cumhurbaşkanı Avn’ın ABD Başkan Yardımcısı Vance, Beyaz Saray Kıdemli Danışmanı Jared Kushner ve Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile yaptığı telefon görüşmelerinde de ele alındı.

Cumhurbaşkanı Avn, bu durumu önemli bir siyasi dönüm noktası olarak değerlendirerek resmi Lübnan pozisyonunu netleştirmek amacıyla Meclis Başkanı Berri ve Hükümet Temsilcisi Nawaf Salam ile istişarelerde bulundu.

Yeni sürecin önündeki en büyük zorluklardan biri, İsrail’in güvenlik bölgesi olarak adlandırdığı alanda askeri müdahale hakkını saklı tutmak istemesi ve ateşkes ile geri çekilme süreçlerini birbirinden ayırmaya çalışması olarak öne çıkıyor.

İsrail yönetimi, her türlü ilerleme için Hizbullah’ın silahsızlandırılması şartını koşmaya devam ediyor.

Cumhurbaşkanı Avn ise Lübnan adına kimsenin müzakere yürütmediğini, yapılacak her anlaşmanın Lübnan devletinin kendi geleceğini ve egemenliğini belirleme hakkını koruması gerektiğini vurguladı.

Washington görüşmeleri öncesinde İsrail basınında, ABD’nin taraflara sunacağı bir pilot bölge testi projesine dair bilgiler yer aldı.

Buna göre, Litani Nehri’nin her iki yakasını kapsayan bir bölgeden İsrail ordusunun çekilmesi, karşılığında Lübnan ordusunun buraya konuşlanması ve Hizbullah güçlerinin bölgeden silahlarıyla birlikte çekilmesinin sağlanması planlanıyor.

Sürecin yönetimini ABD öncülüğündeki bir komisyonun üstlenmesi öngörülürken, İsrail’in bu adım için net bir takvim belirlemediği ifade ediliyor.

Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku’l Avsat gazetesine verdiği demeçte, Lübnan ordusunun konuşlanmasıyla eş zamanlı olarak işgal güçlerinin ve mukavemet unsurlarının karşılıklı çekilmesini kabul ettiğini belirtmiş, ancak “deneme bölgeleri” mantığına karşı olduğunu açıklamıştı.

Berri, güven artırıcı önlemleri ve halkın bu bölgelere geri dönüş mekanizmalarını desteklemeye hazır olduğunu kaydetmişti.

Bu sırada Lübnan Ordu Komutanı General Rudolf Heykel, pilot bölge olması beklenen Nabatiye, Yukarı Nabatiye ve Kfertebnit beldesi çevresindeki askeri birlikleri denetledi.

İsrail’in Haaretz gazetesine konuşan bir güvenlik yetkilisi, İsrail ordusunun “Sarı Hat”tan kısmi olarak çekilmek zorunda kalacağını, çekilen bölgelere ABD denetiminde Lübnan ordusunun yerleşeceğini belirtti.

Walla haber sitesi ise İsrail’in, doğrudan ateş tehdidi oluşturmayan bölgelerden kademeli olarak ve Hizbullah’ın yer altı ile yer üstü altyapısını tamamen imha ettikten sonra çekilmeye hazır olduğunu aktardı.

İsrail basınındaki bilgilere göre, salı gününden perşembe gününe kadar sürmesi planlanan görüşmeler, biri siyasi diğeri askeri olmak üzere iki ayrı çalışma grubu üzerinden yürütülecek ve İsrail heyeti Lübnan için hazırlanan pilot bölge haritalarını Washington’a götürecek.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail, Batı Şeria ve Gazze’de Avrupa’nın 150 milyar avroluk varlığına hasar vermiş

Yayınlanma

İsrail, Gazze ve Batı Şeria’da Avrupa vergi mükelleflerinin finanse ettiği en az 150 milyon avro değerindeki tesise zarar vermiş.

Öte yandan İsrail’in cezasız kalmasının daha fazla yıkıma yol açacağına dair endişeler sürerken, Tel Aviv’in tek bir avro bile geri ödeme yapmadığı da ortaya çıktı.

EUobserver’daki habere göre Han Yunus’taki Avrupa Gazze Hastanesi (50,5 milyon avro) ve Deyr el-Bala’daki Güney Gazze Deniz Suyu Tatlandırma Tesisi ile buna bağlı 18 km’lik boru hattı (30 milyon avro), mevcut savaşın başladığı 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail hava saldırılarının vurduğu en pahalı iki AB finanse edilmiş yapıydı.

AB ayrıca 2021 ve 2023 yıllarında Han Yunus’taki Gazze Merkez Tuzdan Arındırma Tesisi ile “Gazze için Gaz” boru hattının inşasına 15 milyon avro yatırım yapmıştı.

Fakat bu projeler savaş nedeniyle tamamlanamadı ve şantiyelerin de bombalanıp bombalanmadığı bilinmiyor.

AB Dışişleri Servisi’ne göre, Avrupalı vergi mükellefleri 2014-2020 döneminde Gazze’deki diğer altyapı projelerine yılda ortalama 10 milyon avro finansman sağlamıştı; bu da 60 milyon avro değerindeki başka projelerin de tehlikeye girmesine neden oldu.

Ayrıca, üye devletler ikili programlar kapsamında bu rakama katkıda bulundu.

Belçika Dışişleri Bakanlığı, EUobserver’a savaş öncesinde Gazze’de milyonlarca avro değerinde “bir dizi yeşil altyapı projesi” ve gaz projesini finanse ettiğini belirtti ama kesin bir rakam vermedi.

Almanya Dışişleri Bakanlığı ise, Gazze için “su altyapısı, küçük ölçekli kamu altyapısı, küçük ölçekli enerji ve tarım altyapısı… konut” alanlarını kapsayan uzun vadeli bir programı olduğunu açıkladı ama bunun değerine ilişkin bir bilgi vermedi.

İsveç Dışişleri Bakanlığı da, rakam vermeden, “Gazze’de biri Gazze Şehri Sanayi Parkı ile bağlantılı olmak üzere iki büyük yatırımı olduğunu” belirtti.

Finlandiya ve Hollanda da herhangi bir ayrıntı vermeden Gazze’deki tesislere fon sağladıklarını doğrularken, Polonya Dışişleri Bakanlığı, Gazze’deki Rosary Rahibeleri Okulu, Gazze Şehri’ndeki Kutsal Aile Parokya Kilisesi ve Nuseyrat mülteci kampındaki bir okula 300.000 avro ödediğini açıkladı.

Raporlamadaki eksikliklere rağmen, bu rakamların toplamı Gazze-AB maliyetinin muhtemelen 155 milyon avronun çok üzerinde olduğunu gösteriyor.

Yabancı diplomatları veya basını hâlâ ülkeye almadığı için, ne kadar tahribat yarattığını yalnızca İsrail biliyordu.

Almanya Dışişleri Bakanlığı, “Şu anda, Gazze’deki Almanya tarafından finanse edilen altyapı projelerine yönelik olası hasara ilişkin elimizde somut bir değerlendirme bulunmamaktadır,” dedi.

Polonya ise şöyle dedi: “Askeri operasyonlar sonucunda bu yerlerin en azından bir kısmının çeşitli derecelerde hasar gördüğünü biliyoruz.”

Belçika’nın projelerinin ise İsrail bombaları nedeniyle “önemli kayıplara uğradığı” açıklandı.

Ayrıca, 31 Ekim 2025 tarihinde BM tarafından incelenen uydu fotoğraflarına göre, İsrail’in Gazze’deki tüm yapıların yüzde 81’ini tahrip ettiği görülüyordu.

Dünya Bankası (DB) da Nisan 2026’da yaptığı açıklamada, İsrail’in Gazze’ye toplam 35,2 milyar dolar (30,6 milyar avro) tutarında maddi hasar verdiğini ve Gazze’nin “tuzdan arındırma, atık su altyapısının yeniden inşası, enerji üretimi, katı atıkların uzaklaştırılması ve yönetimi ile ana yolların ve köprülerin yeniden inşası” için 9,9 milyar dolarlık “acil durum” fonuna ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Ne var ki Dünya Bankası’na göre, yeniden inşa çalışmalarına başlanabilmesi için Gazze’nin öncelikle, “insanca bir şekilde kaldırılması” gereken yaklaşık 10.000 cesedin karıştığı 47 milyon ton moloz ile 20.000 ton patlamamış İsrail bombasını temizlemesi gerekiyordu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FT: ABD ile İran arasındaki anlaşma İsrail için felaket oldu

Yayınlanma

ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının, İsrail’in uzun süredir dile getirdiği İran yanlısı vekil güçlerin desteklenmesinin sonlandırılması ve balistik füze programının sınırlandırılması gibi talepleri içermemesi İsrail’de tepkiyle karşılandı.

Financial Times (FT) gazetesi, söz konusu anlaşmanın İsrail için “stratejik bir felaket” haline geldiğini yazdı.

Gazeteye değerlendirmede bulunan eski bir İsrailli yetkili, yaşanan durumun boyutuna dikkat çekerek, “Bunun ne kadar büyük bir stratejik felaket olduğunu kelimelerle ifade etmek zor. Savaş öncesi dönemle kıyaslandığında bugünkü tablo kesinlikle daha kötü. Artık geçmişte olduğu gibi ABD ile aynı çizgide ilerlemiyoruz” dedi.

FT, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran ile vardığı geçici anlaşmanın İsrail’de büyük bir öfke uyandırdığını aktardı. ABD Başkan Yardımcısı James David Vance ise tepkilere yanıt olarak İsrail’i “uyanmaya ve gerçekleri görmeye” çağırdı.

Gazetenin eski ABD’nin İsrail Büyükelçisi Dan Shapiro’ya dayandırdığı analize göre, Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu kendi başarılarından sarhoş oldu, ulaşabilecekleri hedefleri yanlış değerlendirdi ve ellerindeki en elverişli stratejik konumu heba etti.

Haberde, İran’daki protestoların mevcut rejimi kolayca devireceği yönündeki beklentilerin boşa çıktığı belirtildi. Çatışmalarda büyük kayıplar veren Tahran yönetiminin ise süreç sonunda kendi pozisyonunu güçlendirdiğine inandığı aktarıldı.

Netanyahu’nun, kendisi için “lanet olası bir kaçık” ifadesini kullanan ve “Tüm kararları ben alırım, o hiçbir şeye karar veremez” diyen Trump ile giderek daha fazla mesafe koyduğu kaydedildi.

İsrailli siyasi danışman Nadav Strauchler konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “İran ile yapılan bu anlaşma Netanyahu için hafif bir darbe değil. Eğer yarın seçim olsaydı Netanyahu çok büyük bir sıkıntı içinde olurdu” ifadelerini kullandı. İsrail’de genel seçimlerin ekim ayında yapılması planlanıyor.

Netanyahu ise kendisine ve İsrail yönetimine yönelik eleştirileri reddediyor. 15 Haziran’da düzenlediği basın toplantısında elde edilen başarıları sıralayan Netanyahu’nun bahsettiği kazanımların birçoğunun, FT’nin analizine göre son çatışmaya değil, İsrail’in geçmişteki askeri harekatlarına ait olduğu belirtiliyor.

Gazeteye göre Tahran yönetimi Lübnan’daki durum nedeniyle müzakereleri zamana yaymaya hazır görünürken, Trump ise Orta Doğu’daki gelişmelere daha az müdahil olmayı hedefliyor.

Bölgedeki tabloyu yorumlayan Shapiro, “Bu çok büyük bir stratejik hataydı. 7 Ekim sonrası dünyada ‘işi sonuna kadar götürmek’ diye bir şey kalmadı” değerlendirmesinde bulundu. Hamas unsurları, 7 Ekim 2023 tarihinde Gazze Şeridi üzerinden İsrail’e yönelik kapsamlı bir saldırı başlatmıştı.

ABD ile İran, 18 Haziran gecesi uzaktan erişim yöntemiyle bir mutabakat zaptı imzaladı. İki ülke arasındaki silahlı çatışmayı sona erdirme yolunda ilk adım olarak kabul edilen bu gelişmenin, daha geniş kapsamlı bir anlaşmanın önünü açması bekleniyor.

Mutabakatın ardından İsviçre’de başlayan teknik görüşmelerde taraflar, 60 gün içinde nihai bir barış anlaşmasına varmak üzere bir yol haritası üzerinde uzlaştı.

Ancak bu müzakereler öncesinde Tahran, İsrail’in Lübnan’a yönelik devam eden saldırılarını gerekçe göstererek Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapatacağını duyurmuştu.

İsrail’in saldırıları nedeniyle İsviçre’deki görüşmelerin de bir gün süreyle ertelendiği FT ve CNN tarafından bildirilmişti.

Trump ise İranlı müzakerecilere, boğazın kapatılması durumunda ülkelerine yönelik saldırıları yeniden başlatma tehdidinde bulunarak “Bir ülkeniz kalmaz” demişti.

Aynı süreçte ABD Başkanı, İsrail ve Lübnan’a ateşkes kurallarına uyma çağrısı yapmıştı. Netanyahu ise İsrail’in kendi güvenliğini sağlamak amacıyla Lübnan’ın güneyinde kalmaya devam edeceğini açıklamıştı.

ABD ve İran 60 gün içinde nihai barış anlaşması imzalamak için anlaştı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English