Ortadoğu
“Anlaşma şartları uygulanmasa da ateşkes devam edecek”

Hizbullah’ın 7 Ekim sonrası Gazze’ye destek için İsrail’e füze ve İHA’larla düzenlediği saldırılarla tetiklenen çatışmalar, 14 ay sonra bu sabah sona erdi. Lübnan’da büyük yıkıma yol açsa da İsrail, Lübnan cephesi için ilan ettiği savaş hedeflerine ulaşamadı. Hizbullah ise büyük yara almasına ve lider kadrosunu kaybetmesine rağmen özellikle İsrail’in kara işgaline karşı direnebildi.
Peki 14 ay sonra neden şimdi ateşkes ilan edildi? Kalıcı olacak mı? Savaşın bir kazananı var mı? Ve bu ateşkes Gazze’yi nasıl etkileyecek?
Dr. Selim Sezer ateşkese giden süreç ve ateşkesin ne anlama geldiği ile ilgili Harici’nin sorularını yanıtladı:
–Ateşkes neden şimdi ilan edildi?
Lübnan’da ateşkesin sağlanması yönündeki girişimler uzun süredir devam ediyordu. Bunun en başta gelen sebebi savaşın uzun müddet boyunca sürdürülebilir olmamasıdır. Ekim 2023’ten itibaren İsrail ve Hizbullah tarafından karşılıklı olarak düzenlenen görece düşük yoğunluklu saldırılardan farklı olarak, geride bıraktığımız 23 Eylül tarihinde İsrail’in “Kuzey Okları” adıyla başlattığı tam kapsamlı savaş hali, Lübnan’da 2006 savaşından çok daha büyük çaplı yıkıma yol açtı. Diğer yandan da Hizbullah’ın verdiği karşılık İsrail’in kuzey bölgelerinde hayatı felç etti. Sınırın her iki tarafında da yüz binlerce kişi yaşadığı yeri terk etti. Öte yandan İsrail kara saldırısında oldukça ağır kayıplar verdi ve öngördüğü ilerlemeyi de gerçekleştiremedi; Hizbullah ise Genel Sekreter Hasan Nasrallah dahil çok sayıda liderini ve yüzlerce nitelikli kadrosunu bu süreçte kaybetti.
Lübnan cephesinde ateşkes başladı: Siviller güneydeki evlerine dönüyor
Hizbullah aynı zamanda, yıllardır ağır bir iktisadi ve siyasi buhran altında bulunan Lübnan’ın uzun süreli bir savaşa sürüklenmesini arzu etmiyordu. Bunun tek nedeni değilse de bir nedeni, uzayıp giden bir savaş halinin ülkedeki dengeleri iyice sarsarak bir iç savaşa yol açması ve hasımlarının siyasi otorite konumuna gelmesi çekincesiydi. İsrail ise yüzbinlerce kişinin kuzeyi, hatta ülkeyi terk etmesi ve ordu için ciddi bir prestij kaybı anlamına gelen saha başarısızlıkları karşısında savaşa daha fazla devam etmek istemiyordu. Son olarak, Biden yönetiminin Beyaz Saray’ı terk etmeden Lübnan cephesini kapatmak istemesi ve tarihsel olarak Lübnan üzerindeki “denetimini” hiç bırakmamış olan Fransa’nın da sükunetin sağlanmasını istemesi sonucunda ateşkes geldi.
–Ateşkesin kalıcı olacağını düşünüyor musunuz?
Bazı haber ve yorumlarda hatalı olarak bunun 60 günlük geçici bir ateşkes olduğu ifade ediliyor. Oysa ki anlaşma, 60 günlük bir geçiş aşamasının ardından kalıcı olmak üzere hazırlandı. Elbette kalıcıdan ne anladığımıza bağlı olarak farklı yorumlar yapmak mümkün. Gelecekteki bir noktada, şu veya bu yoğunluktaki çatışmaların yeniden başlamasına neredeyse kesin gözüyle bakabiliriz. Ancak az önce ifade ettiğim sebeplerden ötürü İsrail’in de Hizbullah’ın da yeni ve uzun bir savaşı istediğini düşünmüyorum, bu sebeple bazı ihlaller olabilse de yakın ve orta vadede ateşkesin tamamen bozulmasını ve yeni bir çatışma döngüsünün başlamasını beklemiyorum.
-Ateşkes şartları uygulanmazsa örneğin Hizbullah Litani’nin kuzeyine çekilmezse ne olacak?
Ateşkes şartlarının önemli bir bölümü büyük bir ihtimalle hiçbir zaman uygulanmayacaktır. Yürürlüğe giren anlaşmanın içeriğine baktığımız zaman Hizbullah aleyhinde bazı hükümler içeriyor olsa da 2006 savaşı sonrasındaki koşullar ve BMGK’nın 1701 sayılı kararı aslında daha da ağır hükümler içeriyordu. Hizbullah, sahip olduğu fiili güç ve toplumsal destek sayesinde ne silahlarını bıraktı ne de Güney Lübnan’ı boşalttı. Büyük bir ihtimalle önümüzdeki süreçte de benzer bir durum olacaktır ve büyük bir ihtimalle, Lübnan iç dengelerinin bu hükümlerin uygulanmasına izin vermeyeceğini İsrail de biliyor. Anlaşmanın özü, çatışma ve saldırıların sonlandırılmasıdır; statükoda bir değişim beklenmemelidir.
-Anlaşma, İsrail için zafer mi?
Elbette değil, ancak yenilgi de değil. Eğer yenilgi olsaydı kabineden hiçbir itiraz görmeden bu kadar kolay kabul edilmezdi.
İsrail’in Hizbullah’la ateşkesi: “Mutlak zaferden tam teslimiyete…”
İsrail’in bu savaşta bazı amaçları vardı ve bunların çoğuna ulaşamadı. Hizbullah’a umduğu kadar darbe indiremedi, ülke içinde kalıcı asker bulundurmak için zemin oluşturamadı ve bir iç kargaşayı körükleyemedi. Diğer yandan en temel hedeflerden biri 14 aydır Lübnan’dan gelen saldırılara bir son vermek ve kuzeydeki yerleşimcilerin geri gelmesini sağlamaktı. Anlaşmayla ilkini başarmış oluyor ve ikincisi için de zemin oluşuyor. Yani İsrail, denklem değiştirici düzeyde bir zarara uğramadan kuzeyi şimdilik emniyete almayı başarmış görünüyor. Bunun ötesindeki niyet ve hayalleri ise direnişe kaya gibi çarptı ve İsrail bir daha kolay kolay benzer bir maceraya girişmeyecektir.
-Ateşkes Hizbullah açısından ne anlama geliyor? Hizbullah “Gazze ve Lübnan cephelerinin bir olduğunu” söylüyordu. Ateşkesle birlikte Gazze ve Lübnan cephelerini ayırmış mı oluyor?
Kritik hususlardan biri bu. Hizbullah kendi gücünü ve caydırıcılığını güçlü bir şekilde ortaya koymuş oldu ve anlaşma içeriğinin belirlenmesinde bir düzeyde de olsa bir rol oynayabildi. Eğer bu savaş sadece Lübnan cephesiyle alakalı olsaydı, Hizbullah’ın yıkıma rağmen süreçten tavizsiz bir şekilde çıkabildiğini söylemek mümkün olabilecekti. Ne var ki kuzey cephesi Gazze’ye destek için, İsrail’i Gazze saldırılarını durdurmaya zorlamak için açılmıştı ve şimdi içinde Gazze’nin adının bile geçmediği bir anlaşmayla kapanmış oluyor.
Öte yandan Hamas ve İslami Cihad, Lübnan ateşkesine olan desteğini açıkladı. “Direniş Cephesi” olarak adlandırılan devletler ve devlet dışı aktörler ağının her zaman kendi içinde güçlü bir koordinasyon içinde olduğunu unutmamak gerekir. Eğer Filistin direnişi bu anlaşmaya ilişkin bir şerh düşmüş olsaydı büyük bir ihtimalle Hizbullah bu anlaşmaya rıza göstermezdi.
-Bu ateşkes Gazze’yi nasıl etkileyecek? Yakın gelecekte Gazze için de bir ateşkes öngörüyor musunuz?
Son bıraktığımız noktanın devamı olarak, Hamas ve genel olarak Filistin direnişi Gazze’de ateşkes seçeneğine hazırlanıyor olabilir. Yeni denklem içinde, bazı geçici ve sınırlı tavizlerle – örneğin İsrail askerlerinin takvime bağlanmış bir süre boyunca Netzarim koridorunda kalması, Kuzey Gazze’de küçük bir tampon bölge oluşturulması gibi – bir ateşkes anlaşmasına rıza gösterilebilir. Washington’da başkan değişiminin gerçekleşeceği 20 Ocak’a kadar bunun zemini var olmaya devam edecektir ve bir ihtimalle ABD yönetimi de bu krizi nihayete erdirme yönelimi içinde olabilir.
İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyindeki işgali ve yıkımı belgelendi
Burada belirleyici olan şey İsrail’in tavrı olacaktır. Sınırlı kazanımlarla savaşı bitirip ekonomisini ve itibarını restore etmek, aynı zamanda sağ kalan son İsrailli esirleri teslim almak ile, sonu belirsiz bir yolda devam ederek Gazze’de tam hakimiyet kurmak için kontrolsüz güç kullanmak arasında bir seçim yapması gerekebilir. Ne yazık ki hükümetin mevcut bileşimi ve hatta Yoav Gallant gibi bir soykırımcının bile kısmi şerhleri ve çekinceleri sebebiyle Netanyahu tarafından kovulması, ikinci seçeneğin daha kuvvetli ihtimal olduğunu gösteriyor.
Ortadoğu
BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.
BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.
Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.
Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.
Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.
Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.
Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.
Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.
Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.
Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.
Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.
Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.
İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.
Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak.
Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.
Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.
OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.
Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.
Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.
Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.
Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.
Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.
Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.
Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.
Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.
Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.
İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.
ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.
BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.
Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.
Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.
Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.
Ortadoğu
İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.
İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.
The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.
Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.
İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.
ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.
ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.
Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.
Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.
Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.
CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.
Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.
Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.
Ortadoğu
Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.
Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.
Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.
Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.
Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.
Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.
Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.
ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.
Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.
Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek












