Diplomasi
ABD’den İspanya’ya “göçmen istilası” tepkisi
ABD, Başbakan Pedro Sánchez hükümetini Kuzey Afrika’daki İspanyol topraklarını “göçmen istilasından” korumayı “reddetmesi” nedeniyle eleştirdi.
Geçen hafta on binlerce göçmen Fas’tan Ceuta’ya akın etti. Bu dalga, İspanya’nın Kuzey Afrika şehirlerinin karma saldırılara karşı savunmasızlığı konusundaki endişelerini artırdı.
Krizin ortasında, İspanyol siyasetçiler ve medya, Ceuta ve Melilla’yı kendi toprakları olarak gören Fas ile, Sánchez’in İran’daki savaşı desteklemeyi reddetmesi nedeniyle öfkelenen ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin gerilmesinden duydukları endişeleri dile getirdiler.
Madrid’deki pek çok kişi, Washington’un Rabat’ı dizginlemekten kaçınabileceğinden endişe duydu ve Ceuta ile Melilla’yı “Fas toprağı” olarak tanımlayan ve şehirlerin “gelecekteki statüsü”ne ilişkin müzakereleri destekleyen yakın tarihli bir ABD Kongresi raporuna işaret etti.
Ne var ki ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, bu yerleşim bölgeleriyle ilgili ABD politikasında herhangi bir değişiklik olmadığını vurguladı.
Pigott, POLITICO’ya verdiği demeçte, “ABD, İspanya’nın Ceuta ve Melilla üzerindeki egemenliğini kesin bir şekilde destekliyor,” dedi.
Dışişleri Bakanlığı, Kongre raporunun ABD yasalarını temsil etmediğini belirtti.
Washington, Ceuta ve Melilla’daki İspanyol egemenliğini tanıyor
Pigott, Washington’un İspanya’nın bu şehirler üzerindeki kontrolünü sorguladığına dair iddiaların, “İspanya hükümetinin, Ceuta’daki topraklarına yönelik göçmen istilasından halkını korumayı utanç verici bir şekilde reddetmesinden dikkatleri başka yöne çekmek isteyen kötü niyetli aktörler tarafından ortaya atıldığını” savundu.
Ayrıca, geçen hafta 72.000 göçmenin akın ettiği bu eksklavdaki krizin tek sorumlusunun İspanya hükümeti olduğunu savundu:
“On binlerce göçmenin Ceuta’ya akını, İspanyol hükümetinin egemenliğini savunmayı, sınırlarını güvenli hale getirmeyi ve halkını korumayı reddetmesinin doğrudan bir sonucu.”
Ceuta’daki kriz, başlangıçta İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Finlandiya İçişleri Bakanı Mari Rantanen gibi AB liderlerinden yaygın eleştirilere yol açtı.
Bu liderler geçen hafta İspanya’yı “Schengen Bölgesi’nin dış sınırını sızmalardan korumada tamamen başarısız olduğu” gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirdiler.
Ceuta, Schengen Bölgesi’nde yer almıyor ve İspanya anakarasından Cebelitarık Boğazı ile ayrılıyor.
AB üye ülkeleri o zamandan beri tutumlarını değiştirip Madrid’i durumu yönetme biçiminden ötürü övdü.
Fakat Pigott İspanya’ya “yasadışı göçmenleri ülkeden çıkarmak ve sınırları üzerindeki kontrolü yeniden ele geçirmek için gerekli tüm önlemleri alması” çağrısında bulundu:
“Ceuta’ya sınırsız kitlesel göç, İspanyol halkını tehlikeye atmakta ve Avrupa’nın güvenliğini tehdit ediyor. Dışişleri Bakanlığı, egemenliklerini savunmak için İspanyol halkının ve tüm Avrupalıların yanında ve bu istilayı püskürtmek, yasadışı göçmenleri Avrupa topraklarından uzaklaştırmak ve Avrupa’nın sınırlarını güvence altına almak için gösterilen tüm çabaları memnuniyetle karşılıyor.”
Washington-Rabat ilişkileri mercek altında
Washington ile Rabat arasındaki samimi ilişkiler, her iki tarafça da uzun süredir övünç kaynağı olarak gösteriliyor.
Bu yıl Fas, Donald Trump’ın “Barış Kurulu”na katılan ilk Afrika devleti olacağını duyurmuş; Trump da Kral VI. Muhammed’in iktidardaki 27. yılını kutlamak üzere yakın zamanda tebrik mesajı göndermişti.
Ceuta’ya 70.000’den fazla kişinin ani akını ve ardından hızlı geri dönüşünün yarattığı sorunlarla boğuşurken, Fas kralı, Batı Sahra’daki ihtilaflı bölgeyi çevreleyen 1 milyar dolarlık otoyola Trump’ın adını verdiğini teyit etti.
Uluslararası Kriz Grubu’nun Kuzey Afrika proje direktörü Riccardo Fabiani, “Bence Fas’ın bu olayın arkasında olduğu hipotezini ortaya atmak ya da böyle bir iddiada bulunmak için yeterli kanıt var. Fakat bunun için net bir tetikleyici yoktu ve işte bu da herkesi şaşırtan nokta,” dedi.
Gözlemciler, İspanya’nın son dönemde Rabat’ın ezeli rakibi Cezayir ile yakınlaşmasının Fas’ı tahrik etmiş olabileceğini öne sürdüler.
Fakat Fabiani, başka bir, belki de daha makul bir açıklamanın ABD’yi işaret ettiğini söyledi:
“Bunu kanıtlamak elbette imkânsız. Fakat olasılık açısından bakıldığında, Fas ile Washington’daki bu yönetimin gerçekten çok yakın ve mükemmel bir ilişkisi olduğu göz önüne alındığında, Fas’ın müttefiklerinin gözüne girmek için bir şeyler yapmış olabileceğini hayal etmenin imkânsız olduğunu düşünmüyorum.”
ABD’de, Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanlığı, bu akını İspanya’nın Sosyalist liderliğindeki hükümetine yüklediler.
Trump ise Demokratların seçilmesinin İspanya’da yaşananları “önemsiz kalacak” hale getireceği uyarısında bulundu.
ABD’li ve İsrailli sosyal medya figürleri Ceuta krizi ile çok ilgilendiler
ABD’nin bu tepkisi, ABD başkanıyla ilişkisi ilk dönemine kadar uzanan Rabat için bir zafer gibi görünüyordu.
O dönemde Fas, Trump’ın ihtilaflı Batı Sahra bölgesi üzerindeki egemenlik iddiasını tanıması karşılığında İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeyi kabul etmişti.
Madrid merkezli Çağdaş Arap Çalışmaları Merkezi’nin direktörü Haizam Amirah-Fernández, akının ardından geçen günler boyunca hem Trump’a hem de İsrail hükümetine yakın çevrelerde Ceuta’ya olan ilginin yüksek seviyede kaldığını belirtti.
Direktör, “Birkaç gün üst üste Ceuta hakkında konuşmayı hiç bırakmadılar; bu oldukça dikkat çekici,” dedi.
Amirah-Fernández, ortaya çıkan şeyin Rabat’ın “siyasi hedeflerine ulaşmak için hibrit taktikler kullanmaya” istekli olduğu olduğunu belirtti.
Direktör, Mayıs 2021’de Rabat’ın, Madrid’in Batı Sahra’lı bir bağımsızlık yanlısı liderin Covid-19 tedavisi için İspanya’ya seyahat etmesine izin verme kararına tepki göstererek sınır kontrollerini gevşetip 8.000’den fazla kişinin Ceuta’ya geçmesine izin verdiği olayla bir paralellik kurdu.
Fas’taki üst düzey yetkililer, ülkenin herhangi bir şekilde suç ortağı olduğu yönündeki suçlamaları reddettiler.
AB’nin iç dengesi hayli kırılgan
Ceuta krizinin gösterdiği bir başka gerçek de AB’nin içerisinde “göç” meselesinin en önemli fay hattı haline gelmesi.
Sınır geçişlerinin gerçekleşmesinden birkaç saat sonra, bakanlar henüz bir telefon görüşmesi planlamamışken bile, Giorgia Meloni ve Mette Frederiksen’in önderlik ettiği 22 hükümet, Ursula von der Leyen’e bir mektup göndererek İspanya Yüksek Mahkemesi’ni ve ülkenin göçü yasallaştırma planlarını suçladı ve daha sıkı sınır kontrolleri talep etti.
Hükümet liderleri olguları, Madrid’in açıklamasını ya da kendilerinin talep ettiği toplantıyı beklemediler. İtalya ise daha da ileri giderek İspanya sınırında kontrolleri yeniden başlattı.
AB fonlu düşünce kuruluşu Bruegel’de araştırmacı olan Alicia García Herrero, neredeyse tüm Avrupa başkentlerinin Ceuta’daki krizi bir göçmen kriziyle karıştırdığını, oysa durumun bundan daha karmaşık olduğunusavundu:
“72.000 kişinin, kendi hükümetlerinin suç ortaklığı –ve muhtemelen desteği– olmadan tek bir günde Ceuta’ya ulaşamayacağı açık.”
Rabat’ın neden kendi vatandaşlarını birer silah olarak kullandığını öne süren yazar, “22’ye varan sayıda AB başkenti, bir göç krizi ile Avrupa’nın toprak bütünlüğüne yönelik dış saldırı arasındaki farkı tam olarak kavrayamadı ya da kavradılarsa bile, olası bir göç dalgasına ilişkin kendi seçmenlerinin görüşleri konusunda fazla endişeliydiler,” diye yazdı.