Dünya Basını

ABD’li harp okulu profesörü Nichols: Daha önce savaşı bir golf kulübünden yönetmeye çalışan bir yönetim görmemiştik

Yayınlanma

The Atlantic yazarı ve ABD Deniz Harp Okulu Emekli Profesörü Tom Nichols, Trump yönetiminin İran politikasını “stratejik bir felaket” olarak nitelendirerek, Beyaz Saray’da yetişkin denetiminin kalmadığını belirtti. Nichols, petrol fiyatlarındaki artıştan mühimmat stoklarının tükenmesine kadar pek çok faktörün ABD’nin küresel kabiliyetlerini zayıflattığı uyarısında bulundu.

The Bulwark podcast yayınında muhabir Tim Miller’ın sorularını yanıtlayan The Atlantic yazarı ve ABD Deniz Harp Okulu Emekli Profesörü Tom Nichols, Trump yönetiminin İran ile yürüttüğü savaşı ve Washington’daki siyasi atmosferi sert sözlerle eleştirdi.

Nichols, özellikle Başkan Yardımcısı JD Vance ve Tulsi Gabbard gibi isimlerin yönetim içindeki etkisizliğine dikkat çekerek, “JD Vance ve Tulsi Gabbard çocuk masasında oturmuş, kireçli jölelerini kaşıklıyor ve hayvanlı krakerleri üzerine tartışıyor” dedi.

Nichols, bu benzetmeyi sadece bu isimlerin gençliğine veya deneyimsizliğine değil, yönetim içindeki karar alma mekanizmalarından dışlanmışlıklarına atıfta bulunarak yaptı.

Enformasyon Uzmanlığının Ölümü kitabının da yazarı olan Nichols, Trump’ın etrafındaki isimlerin başkana gerçekleri söylemekten korktuğunu vurguladı. Nichols, “Daha önce bu kadar büyük bir savaşı bir golf kulübünden yönetmeye çalışan bir yönetim görmemiştik. Durum Odası, Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı gibi sinir merkezlerinden uzakta, Florida’daki bir resortta battaniyelerden yapılmış geçici güvenli odalarda (SCIF) strateji geliştirilmeye çalışılıyor” diye konuştu.

“Trump zafer hastalığına yakalandı”

Nichols, Donald Trump’ın İran’ın “teslim olmak üzere olduğu” yönündeki iddialarını bir “teslimiyet paradoksu” olarak niteledi.

Trump’ın G7 müttefikleriyle yaptığı görüşmede İran’ın teslim olacağını ama kimin teslim olacağını kimsenin bilmediğini söylemesini eleştiren Nichols, “Kimin kime teslim olacağını bilmeden böyle bir iddiada bulunamazsınız. Teslimiyet, gücün birine devredilmesini gerektirir; bu genel bir terim değil” dedi.

Trump’ın bu söylemini “zafer hastalığı” olarak tanımlayan Nichols, şu ifadeleri kullandı:

“Trump, kendisine kurtarıcı olarak heykeller dikileceğini fantezi ediyor. İnsanların ona çiçekler atacağını, diktatörlerin onun önünde titreyeceğini sanıyor. Bu, neocon projenin steroid almış halidir. Küba ve Venezuela gibi ülkelerde de benzer bir tablo hayal ediyor ancak karşısında Venezuela yok. Trump sıkıştığında ‘üzerinde çok güçlü şekilde çalışıyoruz’ veya ‘iki hafta içinde daha önce hiç görmediğiniz bir şeyi göreceksiniz’ gibi sözel koltuk değneklerine başvuruyor.”

Nichols, Trump’ın “hiç kimsenin görmediği kadar iyi gidiyor” şeklindeki ifadelerinin aslında bir kaygı belirtisi olduğunu savunarak, “Bu sadece bir pazarlama stratejisi. Ona bu işi artık bitirmesi gerektiğini söyleyen kitleye hayal satmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.

“Petrol şoku Rusya’ya verilmiş en büyük hediyedir”

Savaşın ekonomik ve lojistik maliyetlerine de değinen Nichols, petrol varil fiyatının 100 dolar sınırına dayanmasının ABD ekonomisi için yıkıcı sonuçlar doğuracağını belirtti.

Trump yönetiminin “ABD büyük bir petrol üreticisi, bu bizim için iyi” argümanını “aptalca” olarak nitelendiren Nichols, “Bu argüman, Amerikalıların galon başına 4 dolar ödemesi üzerinden para kazanacağımızı söylemek kadar çaresizce bir durum” dedi.

Nichols, petrol fiyatlarındaki artışın küresel etkilerine dikkat çekerek şunları kaydetti: “Yüz dolarlık petrol fiyatı kime yarıyor? Bu listenin başında Rusya var. Rusya bu savaş sayesinde muazzam paralar kazanıyor. Biz ise bir yandan Ukrayna’da onlara karşı durmaya çalışırken diğer yandan ekonomilerini stabilize etmelerine yardımcı oluyoruz. Petrol şoku sadece pompa fiyatlarını değil, plastikten gıdaya kadar her şeyin fiyatını artıracak. Çocuklar, ben 1970’lerdeki enerji krizini yaşadım. O zamanlar her şeyin fiyatı arttı çünkü her şeyin içinde petrol ürünleri vardı.”

Nichols ayrıca, Financial Times’ın haberine atıfta bulunarak, ABD’nin İran savaşına başladığından beri yıllarca yetecek mühimmat stoğunu, özellikle Tomahawk füzelerini tükettiğini belirtti.

Bu durumun ABD Donanması üzerinde yıllarca sürecek bir baskı yaratacağını vurgulayan Nichols, “Kendi mühimmatımızı tüketerek gerçek bir tehdide karşı hazırlıksız hale geliyoruz. Bu, Rusya’ya verilmiş en büyük hediyedir” diye konuştu.

“Hücrelerinde ‘ölümüne sadık’ bir ekip var”

Pentagon’un Hürmüz Boğazı’na ek birlikler gönderme kararını ve Savaş Bakanı Pete Hegseth’in açıklamalarını da eleştiren Nichols, yönetimin ciddiyetten uzak olduğunu savundu.

Hegseth’in basın toplantısında CNN’i eleştirmesini ve ekranlardaki haber başlıklarından (Chiron) yakınmasını “ergenlik” olarak niteledi. Nichols, “Hegseth ‘Haber başlığında savaş şiddetleniyor yazmayın, İran çaresiz yazın’ diyor. Pete, bu senin istediğin bir şey olabilir ama gerçek değil. Eğer bir yerlerde patlamalar oluyorsa o savaş şiddetleniyordur. Normal bir yetişkin bu dili kullanır” dedi.

Nichols, Beyaz Saray içindeki sadakat kültürünü ise “Stan kültürü” (takıntılı hayranlık) olarak tanımladı:

“Bu ekip, olayların ikinci ve üçüncü derece etkilerini düşünmeyi bir kenara bırakın, birinci derece etkilerini bile düşünmüyor. Hürmüz Boğazı’nın mayınlanabileceğini gördüklerinde ‘Bu ne biçim bir büyücülük?’ diye şaşırıyorlar. Oysa her savaş oyunu İran’ın bunu yapacağı varsayımıyla başlar. Beyaz Saray’da ‘Sayın Başkan, bu iyi bir fikir değil’ diyecek tek bir yetişkin yok. Herkes babasının ayakkabılarını giyip etrafta dolaşan çocuklar gibi, Donald Trump’ın ne kadar büyük bir dahi olduğunu söylemekle meşgul. Bu, Stalin’in Ölümü filmindeki sahnelerden farksız.”

JD Vance’in Politico’ya “arka planda” savaşa dair şüphelerini sızdırmasını da değerlendiren Nichols, “Vance, Trump hayatta olduğu sürece ona yüzüne karşı tek bir eleştiri getiremez. 2028’de başkanlığa aday olduğunda ‘patron İran’da aptalca şeyler yaptı ama ben karşıydım’ diyemez. Trump onu her türlü mecradan aşağılar” dedi.

“Yetişkin liderlik eksikliği ulusal güvenliği tehdit ediyor”

Savaşın iç politikadaki yansımalarına, artan antisemitizme ve terör tehditlerine de dikkat çeken Nichols, Norfolk’taki saldırı ve West Bloomfield’daki sinagog saldırısı gibi olayların, yönetimin hazırlıksız yakalandığı bir “yalnız kurt” dalgasına işaret ettiğini belirtti.

“İran masasını savaş başlamadan bir hafta önce kovdular” diyen Nichols, FBI ve DHS (İç Güvenlik Bakanlığı) gibi kurumların ciddiyetten uzak yönetildiğini savundu.

Nichols, İç Güvenlik Bakanlığı’nın savaş döneminde bir ay boyunca kapalı kalmasını ve TSA çalışanlarının maaş almadan çalıştırılmasını “tam bir çılgınlık” olarak niteledi.

Nichols, “Gri takım elbiseli adamların çıkıp ‘Günaydın, durum budur, oğullarınız ve kızlarınız şu amaçlar için risk altında’ demesini özler hale geldik. Bunun yerine her sabah bunu kendisiyle ilgili bir meseleye dönüştüren bir başkanımız ve ekibi var” diyerek sözlerini noktaladı.

Nichols, son olarak Trump’ın stratejik hedefler ile operasyonlar arasındaki bağı kuramadığını ve Amerikan ulusal güvenliğinin emanet edildiği kadroların “internet trolleri ve kültür savaşçıları”ndan oluştuğunu vurguladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version