Bizi Takip Edin

Asya

ABD’nin İran savaşı Güneydoğu Asya’da güven krizini derinleştiriyor

Yayınlanma

ABD ile İran arasında devam eden savaş ve Hürmüz Boğazı’nın tıkanması, Güneydoğu Asya ekonomilerinde ağır hasara yol açarken bölge ülkelerinin Washington’a olan güvenini sarsıyor. Filipinler’deki ASEAN Zirvesi’nde dışarıya verilen olumlu görüntülere rağmen diplomatlar, ABD’nin bölgesel ekonomik yansımaları öngörememesinden ve savaşı sonlandıracak somut adımlar atmamasından şikayetçi.

ABD ile İran arasında süregelen savaşın bölgesel etkileri, Güneydoğu Asya Ulusları Birliği (ASEAN) üyesi ülkelerde büyük bir huzursuzluk yaratıyor.

Filipinler’in başkenti Manila’da düzenlenen ve perşembe günü sona eren üç günlük ASEAN Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda kameralara yansıyan sıcak görüntülere rağmen, bölge diplomasisinin arka planında Washington yönetimine yönelik öfke tırmanıyor.

Hürmüz Boğazı’ndaki felç hali, bölge ülkelerine yönelik petrol ve doğalgaz sevkiyatını boğarak Güneydoğu Asya ekonomilerini ağır bir yük altına soktu.

Savaşın yarattığı ekonomik sarsıntı, Asya hükümetlerinin ABD’yi bölgesel barış ve ekonomik istikrarın garantörü olarak görme yaklaşımını yeniden değerlendirmelerine neden oluyor.

Washington’a yönelik tepki ve planlama eksikliği

Manila’daki zirvede ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio güleryüzle ve olumlu bir söylemle karşılanmış olsa da bölge diplomatları sabırlarının tükenmek üzere olduğunu belirtiyor.

Washington’da görev yapan ve üçü ASEAN ülkelerini temsil eden dört Asyalı diplomat, hükümetlerinin ABD’nin çatışmanın bölgesel ekonomik artçı şoklarını öngörememesinden ötürü büyük bir şaşkınlık ve tepki içinde olduğunu aktardı.

Politico dergisine konuşan diplomatlar, Yemen’deki Husilerin salı günü Suudi petrol ve doğalgaz trafiği için kritik bir su yolunu abluka altına almasıyla daha da şiddetlenen ve ucu açık bir hal alan bu çatışmanın sorumluluğunu ABD’ye yüklüyor.

Washington’da konuşlu bir ASEAN diplomatı, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“İran savaşı, birçok Güneydoğu Asya liderinin ABD’nin küresel liderliğine dair genel kaygılarını pekiştirdi. ASEAN’da kimse Körfez’de yeni bir büyük çatışmayla uyanmak istemiyordu ancak yaşanan bu oldu. Birkaç hafta içinde yükselen enerji fiyatlarını, aksayan deniz taşımacılığını ve Hürmüz Boğazı’ndaki herhangi bir şoka ne kadar açık olduğumuza dair tartışmaları yönetmek zorunda kaldık.”

ASEAN tarafları doğrudan hedef almaktan kaçındı

Diplomatik hassasiyetler nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Manila’daki delegasyonlarla temas halinde olduklarını kaydetti.

Yaşanan gerilimin bir yansıması olarak ASEAN dışişleri bakanları salı günü yaptıkları ortak açıklamada, ne Tahran’ı ne de Washington’ı doğrudan hedef almayan hassas bir dille “çatışmaların derhal ve tamamen durdurulması” çağrısında bulundu.

Toplam 11 üyesi bulunan ASEAN; Filipinler, Tayland ve Singapur gibi ABD ile köklü savunma ve ekonomi bağlarına sahip ülkeleri bünyesinde barındırıyor.

Ancak İran savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO müttefiklerine yönelik fon baskıları, Grönland’ın egemenliğine dönük söylemleri ve Kanada hakkındaki beyanlarıyla halihazırda yıpranmış olan güvenilirlik algısını daha da zayıflattı.

Filipinler Dışişleri Bakanı Maria Theresa Lazaro da konferanstaki konuşmasında bölge genelinde yayılan “derin jeopolitik ve jeoekonomik belirsizliğe” dikkati çekerek savaşın birlik üzerindeki baskılarını teyit etti.

Enerji krizi ve günlük hayata yansımaları

İran savaş kaynaklı benzin kıtlığı ve akaryakıt fiyatlarındaki artışlar nedeniyle Filipinler mart ayında ulusal acil durum ilan etmek zorunda kalmıştı.

Tayland ve Endonezya ise azalan tedarik karşısında benzin tüketimini düşürmek amacıyla kamu çalışanlarına evden çalışma çağrısında bulundu. Yükselen enerji maliyetleri, bölge genelinde enflasyonu tırmandırırken krizin hafifleyeceğine dair bir emare görülmüyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, zirve sırasında yaptığı açıklamada savaş öncesi enerji arzı seviyelerine kısa sürede dönüleceğine dair umut vermedi.

İran yönetimine işaret eden Rubio, çarşamba günü yaptığı konuşmada, “Şu anda yaşadığımız sorun, müzakereler konusunda ciddi olmamalarıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak bu söylem Asyalı muhatapları nezdinde karşılık bulmadı. Bir ASEAN diplomatı, Rubio’nun yaklaşımını şu sözlerle eleştirdi:

“Rubio’nun söylemi ‘Yüzde 100 ASEAN ile birlikteyiz’ şeklindeydi ancak yatırım ve enerji işbirliği konusunda yalnızca muğlak vaatler sundu. Stratejik Petrol Rezervi’nin kullanıma açılması gibi somut bir mekanizma veya doğrudan Hürmüz Boğazı’na bağlanan hiçbir somut çözüm getirmedi.”

Çin seçeneği ve stratejik denge

ABD’nin güvenilmez bir ortak haline geldiği algısı, bölge ülkelerini alternatif olarak Çin’e yöneltiyor.

Pew Araştırma Merkezi’nin geçen hafta yayımladığı bir ankete göre; Tayland, Singapur, Endonezya ve Malezya’da kamuoyu belirgin bir şekilde Çin’i ABD’ye tercih ettiğini ortaya koydu.

Washington’da görev yapan başka bir ASEAN diplomatı, iç tartışmaları şu sözlerle aktardı:

“İran savaşının etkileri, bastırılması son derece zor olan bir iç tartışmayı besliyor: Çin’i seçin, çünkü üst kademeleri bize saygı duymayan kibirli insanlar olsa da daha güvenilirler, daha öngörülebilirler, gerçek kaynaklara ve güce sahipler; üstelik şımarık ve aşırı nazlı Amerika gibi makul olmayan taleplerde bulunmuyorlar.”

Üçüncü bir Asyalı diplomat ise bölge ülkelerinin artık ABD ile ilişkilere şüphe ve belirsizlikle yaklaştığını, Washington’ın angajmanını sürdürmesini garanti olarak görmediğini vurguladı.

Krizin etkileri fiziki enerji tedarikiyle sınırlı kalmayıp finansal alana da yayılıyor. İkinci diplomat, bölgedeki bankaların, sigorta şirketlerinin ve ticaret evlerinin endişelerini şu sözlerle dile getirdi:

“Mesele sadece savaşın kendisi değil, onunla birlikte gelen yaptırım ekosistemi. Bölgedeki kurumlar ‘Sıradaki biz miyiz? Bir kargo yanlış limandan geçti veya bir işlem yanlış bir tarafa temas etti diye yanlışlıkla ABD yaptırımlarının hedefi mi olacağız?’ sorusunu soruyor.”

Şu ana kadar yaşanan hoşnutsuzluk kapalı kapılar ardında yürütülen temaslarda kalırken, ülkeler henüz ABD’den tamamen uzaklaşacak somut adımlar atmış değil.

Dördüncü bir ASEAN diplomatı, “Eleştirmek ASEAN’ın tarzı değildir. ASEAN ülkeleri için asıl soru, ABD ile daha fazlasını yapıp aşırı bağımlılık riskini göze alarak daha yüksek bir bedel ödemeye değip değmeyeceği ya da alternatifler arayıp aramayacağıdır” dedi.

Yine de Beijing’e tam bir kayma yaşanması düşük bir ihtimal olarak değerlendiriliyor. Güneydoğu Asya ülkeleri, Çin’in bölgedeki askeri varlığını dengelemek adına ABD’nin varlığını kritik görüyor.

Çin Sahil Güvenliği’nin Güney Çin Denizi’nde Filipinler karasularına girerek bir Filipinli denizciyi yaralaması ve Pekin’in pazar günü Japonya’nın münhasır ekonomik bölgesinde gerçekleştirdiği ilk canlı mühimmatlı deniz tatbikatı, Pekin kaynaklı risklerin devam ettiğini hatırlatıyor.

Buna karşın Asya ülkeleri, ABD politikalarının ekonomik zararlarına karşı korunma yolları arıyor. İlk diplomat, Manila’daki tablonun özünü şu sözlerle özetledi:

“Birçok ülke ABD’ye veya Çin’e aşırı bağımlı olma konusunda daha temkinli davranıyor; tüm yumurtaları tek bir sepete koymak istemedikleri için farklı ortaklar bulmaya çalışıyorlar. Bu haftaki gülücük saçan fotoğrafların arkasındaki gerçek hikaye budur.”

Asya

Pakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak

Yayınlanma

Pakistan’a Katar’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatını taşıyan tanker, büyük ölçüde kapalı olan Hürmüz Boğazı’ndan geçti. Bu, İslamabad Mutabakat Zaptı’nın imzalanmasından bu yana boğaz üzerinden yapılan ikinci LNG sevkiyatı olacak.

Batı medyasının aktardığı gemi takip verilerine göre LNG taşıyan tanker, Hürmüz Boğazı’nı geçerek Pakistan’a doğru ilerliyor.

Bloomberg, sevkiyatın Pakistan’ın Tahran ile yürüttüğü görüşmeler ve sağlanan koordinasyon sonucunda mümkün olduğunu bildirdi.

Haberde, “Haziran ayının sonunda Katar’ın Ras Laffan tesisinden LNG yükleyen tanker, hafta sonu boğazdan geçti. Geminin salı gününe kadar Pakistan’daki ithalat terminaline ulaşması bekleniyor” denildi.

Geçiş iki ülke arasında müzakere edildi

Ras Laffan, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın ilk döneminde Tahran’ın yoğun biçimde hedef aldığı tesisler arasındaydı. Saldırılar, Katar’ın LNG ihracat kapasitesini ciddi ölçüde etkiledi.

Konuya yakın kaynaklar Bloomberg’e, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin İran ve Pakistanlı hükümet yetkilileri arasında müzakere edildiğini söyledi.

Pakistan Enerji Bakanlığı ise konu hakkında henüz açıklama yapmadı.

Haber, Katar’ın Hürmüz Boğazı üzerinden yalnızca çok sınırlı miktarda petrol ihraç edebildiğini açıklamasından bir gün sonra geldi.

Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapalı

Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği büyük ölçüde durdurulmuş durumda. ABD ve müttefikleriyle bağlantılı gemilerin boğaza girişine izin verilmezken son aylarda çok sayıda tanker hedef alınarak ateşe verildi.

Bazı Çin ve Hindistan gemilerinin yanı sıra diğer ülkelere ait kimi gemiler de İran deniz kuvvetleriyle koordinasyon kurarak boğazdan geçebildi.

Tahran, İran donanmasıyla koordinasyon kurmadan ve yapılan uyarıları dikkate almadan boğazdan geçmeye çalışan gemilerin hedef alınabileceğini belirtiyor.

Hürmüz Boğazı, Washington ve Tel Aviv’in şubat ayında İran’a karşı başlattığı savaşın ardından büyük ölçüde deniz trafiğine kapatılmıştı.

İran ve Umman deniz trafiği konusunda anlaştı

İran, haziran ayında imzalanan mutabakat kapsamında Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğin ABD müdahalesi olmadan, Umman ile işbirliği içinde yürütülmesini talep ediyor.

Bununla birlikte Tahran, diğer bölge ülkelerinin sürece katılmasını memnuniyetle karşılayacağını defalarca açıkladı.

İranlı yetkililerin son açıklamalarına göre Tahran ile Maskat, deniz trafiğinin yönetimi konusunda anlaşmaya vardı.

İran ve Umman öncülüğünde Arap ülkelerinin katılımıyla düzenlenmesi planlanan zirvede, stratejik su yolundaki trafiğin yeniden başlatılmasına ilişkin nihai bir anlaşmaya varılması hedefleniyordu.

Fakat zirve, Umman’ın taraflar arasında “uzlaşı sağlanamadığını” açıklamasının ardından eylül ayı başında ertelendi.

Tahran, ertelemeden Suudi Arabistan’ı sorumlu tuttu ve Riyad’ın zirvenin ileri bir tarihe bırakılmasını istediğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Asya

SoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak

Yayınlanma

SoftBank, yatırımcılara satılan en büyük yüksek getirili tahvil işlemlerinden biri olacak şekilde 11 milyar dolardan fazla borçlanmayı hedefliyor.

Yatırımcılara sunulan şartlara göre, Japon şirketi, önümüzdeki ay tamamlanması beklenen OpenAI yatırımının üçüncü dilimini finanse edecek bir anlaşmanın parçası olarak, kredi yatırımcılarına 10 milyar dolarlık ve 1 milyar avroluk tahvil satışı gerçekleştiriyor.

Tahvillerin fiyatının perşembe günü belirleneceği tahmin ediliyor.

SoftBank’ın bu son işlemi, yapay zeka alanında dünyanın en büyük yatırımcılarından biri olan şirketin halihazırda biriktirdiği borç yığınına ekleniyor.

Şirket, OpenAI’a ve daha geniş kapsamlı yapay zeka patlamasına yönelik yatırımlarını desteklemek için milyarlarca dolar borçlanmıştı.

Bu işlem, bu yıl büyük teknoloji grupları tarafından gerçekleştirilen ve kurumsal kredi piyasalarının sınırlarını zorlayan tahvil ihraç seline bir yenisini ekliyor.

Fakat bu ihraçlar çoğunlukla daha güvenli yatırım notu seviyesindeki borçlanma araçlarıyla sınırlı kalmıştı.

Konuya yakın kaynaklar, yatırımcılarla yapılan ilk görüşmelerin, vade süreleri 3,5 ila 7,5 yıl arasında değişen dolar cinsinden tahvillerin yüzde 9 ile 10 arasında getiri sunacağını gösterdiğini belirtti.

Finans direktörü Yoshimitsu Goto da dahil olmak üzere SoftBank’ın üst düzey yöneticileri, geçen hafta New York’taki Citi genel merkezinde yatırımcılarla yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdi.

Kaynaklardan biri, işlemin pazartesi günü resmi olarak başlamadan önce 8 milyar dolardan fazla ön sipariş topladığını belirtti.

SoftBank, bu yılın başlarında OpenAI’a yapılacak yatırımları finanse etmek üzere Japon Mizuho Bankası da dahil olmak üzere çeşitli kredi kuruluşlarından 40 milyar dolara kadar köprü kredisi almak üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Yatırımların Nisan, Temmuz ve Ekim aylarında üç taksitte gerçekleştirilmesi planlanıyordu.

Anlaşma, SoftBank’ın sektörü desteklemek için kendi belirlediği borçlanma sınırlarını zorlamaya hazır olduğunun bir göstergesiydi.

Grup, normal koşullarda kredi-değer oranını yüzde 25’in altında tutmayı hedeflediğini belirtmişti; fakat FT’ye verdiği demeçte, bu sınırın gelecekte geçici olarak aşılabileceğini de ifade etmişti.

Bu ayın başlarında SoftBank, 15 Eylül’de köprü kredilerindeki 25,9 milyar dolarlık bakiyeyi geri ödeyeceğini ve anlaşmayı daha uzun vadeli borçlarla yeniden finanse edeceğini açıklamıştı. 

Grup, yatırımcılara, Ekim ayında tamamlanması planlanan ve tahvil ihracıyla finanse edilecek olan OpenAI’a yönelik üçüncü yatırım diliminin, köprü kredi anlaşması kapsamında kalan 10 milyar dolarlık yedek kapasitenin iptal edilmesiyle birlikte gerçekleşeceğini bildirdi.

FT’nin haberine göre, OpenAI, bilgi işlem gücüne erişimini genişletmek için agresif yatırımlar yaptığı için 2030 sonuna kadar yaklaşık 280 milyar doları harcamayı bekliyor ve yatırımcılardan bu agresif harcama planlarını desteklemelerini istiyor.

Şirketin finansman sağlama kabiliyeti, çip üreticisi Nvidia ve Oracle dahil olmak üzere diğer teknoloji gruplarıyla imzaladığı anlaşmalar ağı için hayati önem taşıyor.

SoftBank’ın veri merkezi işinin gelecekteki gelirleri de OpenAI ile yapılan sözleşmelere bağlı.

Ocak ayında OpenAI ve SoftBank, yapay zeka girişiminin veri merkezleri kurulumunu desteklemek amacıyla yapılan bir başka anlaşma kapsamında, Japon holdingin kısmen sahibi olduğu altyapı şirketi SB Energy’ye 1 milyar dolar yatırım yapmayı kabul ettiklerini duyurdu.

SoftBank’ın tahvil ihraçının dolar cinsinden kısmı üç vadeye, avro cinsinden kısmı ise iki vadeye yayılacak.

Citi, Goldman Sachs, JPMorgan ve Morgan Stanley gibi kredi kuruluşları bu ihraçın pazarlanmasını üstleniyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi

Yayınlanma

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, cuma günü yaptığı açıklamada ülkenin vatandaşlarını ve ulusal çıkarlarını Hürmüz Boğazı’nda koruma ihtiyacını vurguladı. Ancak ülkenin yurt dışındaki bir çatışmaya dahil olmasına yol açabilecek herhangi bir asker gönderiminin söz konusu olmayacağını söyledi.

Lee, televizyondan yayımlanan basın toplantısında, “Şunu açıkça belirtelim. Bir çatışmaya dahil olmamıza yol açacak hiçbir asker gönderimi olmayacak. Savaşa katılım veya müdahil olma söz konusu olmayacak” dedi.

Güney Kore lideri, “Herhangi bir savaşa dahil olmama ve müdahil olmama ilkesi bugüne kadar korundu ve bundan sonra da korunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı.

Devlet başkanının açıklamaları, Seul yönetiminin ABD Başkanı Donald Trump’tan gelen artan baskı karşısında, kritik ticaret güzergâhında deniz ulaşımının serbestliğini güvence altına almak için “katkı” olarak adlandırdığı olası adımları değerlendirdiği bir dönemde geldi.

Güney Kore: Trump’ın itirazlarına rağmen ortak tatbikatlar devam ediyor

Güney Kore’nin bir saha inceleme ekibi, olası bir askeri görevlendirme hazırlıklarının işareti olarak değerlendirilen bir süreç kapsamında, Orta Doğu’daki genel güvenlik durumunu değerlendirmek üzere Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptığı ziyaretin ardından geçen hafta ülkeye döndü.

Lee, diğer ülkelerin yaptığı gibi Güney Kore’nin de bölgedeki vatandaşlarını, gemilerini ve ham petrol taşıma güzergâhını korumak için “en azından asgari düzeyde faaliyetler” yürütmesi gerektiğinin açık olduğunu söyledi.

Güney Kore’nin Çeonghae askeri birliğinin bölgedeki ilgili faaliyetleri yürütmek amacıyla görev kapsamını genişlettiğini belirten Lee, ancak “bu konuda önlemleri güçlendirme yollarını değerlendirdiğimiz ve düşündüğümüz de doğrudur” dedi.

Trump, Kim Jong Un ile yeni bir görüşme istiyor Kuzey Kore ise acele etmiyor

Kuzey Kore-ABD diyaloğu ihtimali

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yeniden diyalog kurulması ihtimali sorulan Lee, “Bu ihtimal göz ardı edilemez ancak bunun zor olacağı da açık” dedi. Lee, olasılığın ne kadar yüksek olduğunu belirleyemeyeceğini ifade etti.

Lee, “Bu ihtimali gerçeğe dönüştürmek için elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerektiği açık” dedi.

Yeniden başlayacak bir diyaloğun, Koreler arası ilişkilerin geliştirilmesi ve Kore Yarımadası’nda barış ve istikrarın sağlanması açısından önemli bir basamak olacağını belirten Lee, şunları söyledi:

“Kuzey Kore-ABD diyaloğunun yeniden başlaması, iki Kore arasındaki diyaloğun yeniden başlamasından çok daha kolay olacaktır ve iki Kore arasındaki görüşmelerin yeniden başlamasına yardımcı olacaktır.”

Lee ayrıca, “Kuzey Kore-ABD diyaloğunu mümkün kılmak için ön arabulucu olarak üzerime düşen rolü oynamaya devam ediyorum” dedi.

İç politikada düşen destek ve yeniden seçilme tartışması

Lee’nin göreve gelmesinden bu yana yedinci basın toplantısı, kamuoyu desteğinin son haftalarda yüzde 30’ların ortalarına kadar gerilediği bir dönemde gerçekleşti. Özellikle genç seçmenler arasında desteğin azalmasının başlıca nedenleri arasında hızla yükselen konut fiyatları ve diğer siyasi tartışmalar gösteriliyor.

İç meselelerle ilgili konuşan Lee, anayasa değişikliği yoluyla yeniden seçilmeye çalışmayacağını bir kez daha vurguladı. Ayrıca mevcut anayasa kapsamında yeniden seçilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

Televizyondan yayımlanan basın toplantısında Lee, “Yeniden seçilmeyi amaçlamadığımı bir kez daha açıkça ifade ediyorum” dedi.

Lee’nin açıklaması, muhalefet bloğunun, cumhurbaşkanının yeniden seçilmek istediği iddiasıyla niyetini açıklaması yönündeki çağrılarının ardından geldi. Ancak anayasanın ilgili maddesi, cumhurbaşkanlığı sisteminde yapılacak değişikliklerin, değişiklik sırasında görevde bulunan cumhurbaşkanına uygulanamayacağını öngörüyor.

Lee, “Anayasa değişikliği yoluyla yeniden seçilmem anayasal olarak mümkün değildir” dedi. Mevcut anayasanın eskidiğini belirten Lee, makul tartışmalar ve toplumsal uzlaşı yoluyla değiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

ABD ile yatırım görüşmeleri

Lee, Seul yönetiminin Trump yönetimiyle 2025 yılında varılan daha geniş kapsamlı gümrük vergisi azaltma anlaşması kapsamında ABD’deki ilk yatırım projesini sonuçlandırmak için yürüttüğü görüşmelere de değindi.

Lee, hükümetin Washington ile anlaşmayı her iki ülkeye de fayda sağlayacak şekilde sonuçlandırmak için “yoğun bir tartışma” yürüttüğünü söyledi.

Konut piyasası ve ETF tartışması

Lee ayrıca kontrolden çıkan konut piyasasını istikrara kavuşturma taahhüdünü yineledi ve konut arzını hızla artırmak da dahil olmak üzere gerekli tüm önlemleri alacağını belirtti.

Devlet başkanı, tek hisse senedine dayalı kaldıraçlı borsa yatırım fonlarının (ETF) uygulanmasında politika eksiklikleri bulunduğunu da kabul etti.

Hükümet, mayıs ayında piyasaya sürülen bu fonların borsa oynaklığını artırdığı yönündeki yoğun eleştirilerin hedefi olmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English