Avrupa
AB’nin “Made in Europe” yasa tasarısı sızdırıldı
Avrupa Komisyonu, önümüzdeki hafta, kamu fonlarının önemli stratejik teknolojileri desteklemek için kullanılması durumunda, bu ürünlerin asgari bir kısmının “Made in Europe” (Avrupa Malı) olması gerektiğini öngören bir yasa tasarısı sunacak.
Reuters’a göre “Made in Europe” planı, yerel endüstrilerin Çin ve Avrupa’nın katı düzenlemeleri ve yüksek enerji fiyatlarıyla karşı karşıya kalmadıkları diğer ülkelerdeki üreticilerle rekabet etmelerine yardımcı olmak için AB’nin daha geniş çaplı çabalarının bir parçası.
AB, kamu ihalelerinde Avrupa menşeli mallara öncelik vererek, üye ülkelerin kamu alımlarının toplam 2 trilyon avro (2,37 trilyon dolar) veya AB iktisadi üretiminin %14’ünü oluşturan devasa finansal gücünü, yerli endüstrileri desteklemek için kullanmayı hedefleyecek.
Kritik sektörlerde “Avrupa’da üretilme” şartı
Reuters’ın gördüğü taslağa göre, 26 Şubat’ta yayınlanacak olan “Sanayi Hızlandırıcı Yasası” (IAA), kamu alımları yoluyla satın alınan veya üretim sübvansiyonlarına tabi olan ürünler için AB menşeli içerik ve düşük karbon gereklilikleri belirleyecek.
Önerilen kurallar, bataryalar, güneş ve rüzgar enerjisi, hidrojen üretimi ve nükleer santraller dahil olmak üzere “kilit stratejik sektörleri” kapsıyor.
Her teknoloji için Avrupa’da üretilmiş olma şartı bulunuyor. Örneğin, güneş panelleri için invertör ve diğer iki ana bileşen bir yıl sonra Avrupa’da üretilmiş olmalı; iki yıl sonra ise bu sayı üç ana bileşene çıkacak.
Kamu alımları yoluyla satın alınan veya kiralanan elektrikli araçların üreticileri, araçlarının birliğin içinde monte edildiğinden ve bileşenlerinin %70’inin (değer bazında ve batarya hariç) Avrupa’da üretildiğinden emin olmak zorunda olacak.
Sübvansiyonlardan yararlanan alüminyum üreticileri, Avrupa’da üretilmiş ve düşük karbonlu ürünler için minimum %25, beton için ise minimum %5 Avrupa menşeli ürün şartıyla karşı karşıya kalacak.
Taslak ayrıca, düşük karbonlu ürünlerin daha görünür olmasını sağlamak için çeliğin sera gazı emisyon yoğunluğu için gönüllü bir etiket öneriyor.
Adı geçmeden Çin’e karşı önlem
Taslak teklif, stratejik sektörlerde 100 milyon avronun üzerindeki yabancı yatırımlar için ve yatırımcının söz konusu sektörün küresel üretim kapasitesinin en az %40’ını kontrol eden bir ülkeden olması durumunda da koşullar belirleyecek.
Kriterler arasında, yabancı yatırımcının bir AB şirketinde çoğunluk hissesi sahibi olamayacağı ve yatırımcının AB yatırımından yararlanmak için fikri mülkiyet haklarını lisanslaması gerektiği şartları da yer alıyor.
Sert tartışmalara yol açan bu öneri, şimdiden iki kez ertelendi ve Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanmadan önce, daha sonra da AB ülkeleri ve Avrupa Parlamentosu nihai yasayı müzakere ederken değişikliklere uğrayabilir.
Önemli bir soru, “Made in Europe” ifadesinin nasıl tanımlanacağıdır. Taslak, 27 AB üye ülkesi, İzlanda, Lihtenştayn ve Norveç’i içeren, fakat Birleşik Krallık’ı hariç tutan Avrupa Ekonomik Alanı’nı kapsıyor.
Fakat taslakta, Komisyon’un gelecekte, Dünya Ticaret Örgütü’nün Kamu Alımları Anlaşması gibi karşılıklı uluslararası taahhütleri olan veya AB’nin rekabet gücü ve güvenlik hedeflerine katkıda bulunanlar da dahil olmak üzere diğer “güvenilir ortakları” ekleyebileceği de belirtiliyor.
Taslak bazı istisnalar da öngörüyor. Örneğin, bir ürün dünya çapında tek bir şirket tarafından üretiliyorsa veya Avrupa’da üretime geçilmesi en az %30 daha pahalıya mal olacaksa, “Made in Europe” şartı kaldırılabilir.
Kimler destekliyor, kimler karşı?
Bu planlar, İç Pazardan sorumlu AB Komiseri Stephane Sejourne’nin yasayı geliştirmesinden sorumlu olduğu Fransa’nın güçlü desteğini alıyor.
Avrupa sanayisinin büyük bir kısmı da bu planı destekliyor ve 1.100’den fazla iş dünyası lideri bu ay yayınlanan makalesini imzaladı.
Fakat otomobil üreticileri, “Made in Europe” tanımının genişleyen küresel tedarik zincirlerini dışlayacağı endişesini yansıtarak bu plana katılmadı.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz de temkinli bir tavır sergiledi ve geçen hafta bir sanayi etkinliğinde, Avrupa tercih kurallarının “son çare” olması gerektiğini söyledi ve diğer ticaret ortaklarını da içerebilecek “Avrupa ile üretilmiş” (Made-with-Europe) yaklaşımını önerdi.
Bazı hükümetler daha eleştirel. İsveç ve Çek Cumhuriyeti, planların Avrupa’da yatırımı caydırabileceği ve fiyatları artırabileceği konusunda uyarıda bulundu.