Dünya Basını
Alman ordusundaki neo-Nazi yapılanmasının boyutları
Çevirmenin notu: Alman ordusu ve polisi içinde neo-Nazi skandalları bitmek bilmiyor. Aşağıda okuyacağınız çeviri, ordu ve polisin yanı sıra devlet memurları arasında da faşist örgütlenmelerin ve inançların hayli yaygın olduğuna, bu konuda Alman yetkililerin “şok olduklarına” yönelik açıklamalar dışında özel bir önlem almadıklarına işaret ediyor.
Faşistleri Korumak: Almanya’nın ordusu ve polisindeki neo-Naziler
Rowan Gaudet
The Left Berlin
6 Mart 2026
Neo-Naziler ile Almanya ordusu ve polis teşkilatı arasındaki bağlantılar yeni bir olgu değil. Skandallar endişe verici bir sıklıkta patlak veriyor ve çoğu zaman ilgili makamlar sorunu kökünden çözeceklerine dair sözler vererek karşılık veriyor. Son on yılların en önemli skandallarına bakıldığında, Almanya’nın politikacılarının bizi korumakla görevli olduğunu iddia ettiği kişiler, daha çok kendileri bir tehdit gibi görünüyor. Sahte terörist operasyonlar planlayan ve neo-Nazi ağlarını eğiten ordu subayları ya da neo-Nazi ağlarıyla sıkı bağları olan ve kendi ırkçılıkları nedeniyle yetersiz kalan Sicherheitbehörde olsun, Almanya’nın askeri ve polis güçlerinin yakın geçmişi şiddetle doludur.
Bundeswehr ve Uniter Grubu
Mevcut hükümet Bundeswehr’e [Alman Silahlı Kuvvetleri] giderek artan miktarlarda para aktarmaya devam ederken, çalışanları birbirlerini Hitler selamıyla selamlıyor, ofislerinin etrafına gamalı haçlar yerleştiriyor ve temalı partilerde SS üniformaları giyiyor. 2025’in sonlarında yaşanan son skandallardan birinde, bir elit birimin 19 askeri, cinsel tacizin yanı sıra Hitler selamı verdikleri için işten atıldı. Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, şok olduğunu belirtti. Gelgelelim bu eylemler hiç de şaşırtıcı değil. 2024 yılında ordu, 280 şüpheli aşırı sağcılık vakası kaydetti, fakat birçok vakanın rapor edilmediğini varsayabiliriz. Rapor edilen vakalardan sadece 97’si, suçlu askerin işten çıkarılmasıyla sonuçlandı.
Sorunun boyutu, Almanya’da askeriye ve aşırı sağcı ağlarla geniş bağlantıları olan, eski bir kayıtlı Verein [kulüp] olan Uniter’in hikayesiyle örneklendirilebilir. 2012 yılında kurulan ve Bundeswehr’de elit bir komando olan André S. tarafından yönetilen Uniter, kıyameti bekleyen [prepper] bir grup ve tarikat olarak tanımlanıyordu. İddiaya göre, grubun törenlerinden birinde insan kafatasından kırmızı şarap içiliyordu. Almanya genelinde tahmini 2.000 üyesine silah eğitimi verdi ve “X Günü”nden sonra birbirlerini tanıyabilmeleri için rozetler bastırdı. Atış yarışmalarından biri, neo-Nazi NSU Kompleksi tarafından öldürülen bir Türk adamın adını almıştı.
Çalışmaları, çoğunlukla coğrafi sınırlara göre ayrılmış çok sayıda grup sohbeti aracılığıyla organize ediliyordu. Bu grup sohbetleri, sohbetleri yönetirken onlardan bir dereceye kadar uzak duran Uniter için daha geniş ağlar işlevi görüyordu. Sohbetlere katılan herkes Uniter üyesi değildi. Kuzey Almanya’ya odaklanan “Nordkreuz” sohbeti en kötü şöhretli olanı. Üyelerden biri olan Marko G., özel bir atış poligonu işleten bir polis memuru. 2019 yılında, mülkünde 55.000 mermi ve Almanyada yasak olan bir uzi silahı bulunmasıyla haberlere konu olmuştu. Bu silahların çoğu Bundeswehr ve polisten çalınmıştı. Uzi silahının bir Bundeswehr biriminden çalındığı bildirildi, fakat Marco G. mahkemede onu bir sokak pazarından satın aldığını iddia edince, yargıç onun sözüne inandı. Mecklenburg-Vorpommern İçişleri Bakanı Lorenz Caffier, bu atış poligonunda eğitim almış ve Marco G.’den bir silah satın almıştı.
Franco A.’nın hikâyesi, sorunların Alman ordusuna ne kadar derinlemesine kök saldığının bir başka örneği. Lider André S.’yi tanıyan grup sohbetlerinin bir üyesi olan Franco A.’nın, evinde iki adet “X Günü” peçi bulunmasına rağmen Uniter üyesi olmadığı bildirildi. Franco A., Fransa’daki seçkin Saint-Cyr askeri akademisinde eğitim görmüştü ve her yıl programa seçilen az sayıdaki Alman askerinden biriydi. New York Times’ın uzun bir makalesinde bildirildiği üzere, 2013 yılında, Tevrat’ın tüm yıkıcılığın kaynağı ve Yahudilerin dünya hakimiyetini ele geçirme planı olduğunu savunduğu yüksek lisans tezini programa sundu.
Avrupa’ya göçün ırksal saflığı sulandırdığını ve bir tür soykırım olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyordu. Tez, Fransız ve Alman komutanlar tarafından incelendiğinde, Fransız komutan onun görevden alınmasını tavsiye etti. Karar verme yetkisine sahip olan Alman komutan ise, onun galeyana geldiğini söyleyerek tezi yeniden yazıp tekrar sunmasını istedi.
2017 yılına gelindiğinde, artık seçkin bir Alman askeri olan Franco A., Viyana havaalanında sakladığı bir silahı alırken yakalandı. Parmak izlerini kontrol eden polis, David Benjamin adlı bir mülteciyle eşleşme buldu. Bir yıl önce Franco A., sahte bir aksan takınarak, Fransız asıllı Suriyeli bir Hıristiyan olduğunu iddia ederek mülteci olarak kayıt yaptırmıştı. Soruşturmacılar, evinde Antonio Amadeus Stiftung ve çeşitli politikacılar da dahil olmak üzere daha fazla potansiyel hedef listesi buldu. Sahte bayrak terör saldırısı planladığı için 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Uniter o zamandan beri dağıtıldı ve grup sohbetleri kapatıldı. Ne var ki, grup sohbeti üyelerinin büyük çoğunluğu ifşa edilmedi veya herhangi bir tepkiyle karşılaşmadı.
Uniter’in eylemleri Almanya’yı şok etmiş olsa da, daha da endişe verici olan, benzer görüşlere sahip çok daha fazla askerin hâlâ Bundeswehr’de görev yapıyor olması. Bundeswehr’den mühimmat kaybolmaya devam ediyor ve orduda düzenli olarak sieg heil [Hitler selamı] skandalları ve aşırı sağcı şüpheli vakalar ortaya çıkıyor. Başka bir grup sohbetinin zaten var olduğunu ve başka planların da yapıldığını düşünmek hiç de zor değil.
Polis, Anayasa Koruma Dairesi ve NSU Kompleksi
Sorun sadece orduyla sınırlı değil. Mayıs 2025’te federal hükümet, en az 193 Alman polis memurunun şu anda aşırı sağcılık veya komplo teorileri nedeniyle soruşturma altında olduğunu itiraf etti. Polis memurları, neo-Nazi hücrelerine bilgi sızdırmak, büyük olasılıkla neo-Nazilere giden bir tondan fazla mühimmatı kaybetmek ya da Neukölln’de göçmenleri ve antifaşistleri hedef alan kundaklama saldırılarından sorumlu neo-Nazi ile bir barda buluşmak gibi olaylarla düzenli olarak manşetlere çıkıyor. Irkçı inançlar polis teşkilatında yaygın: Hükümet destekli bir araştırma, Arap veya Türk görünümlü erkeklerin polis tarafından saygısız olarak algılandığını ortaya koydu. Birçok polis memurunun sahip olduğu ırkçı inançlar, sadece memurların sahip olduğu güç nedeniyle değil, aynı zamanda soruşturmalarına da etkisi nedeniyle tehlikeli. Yukarıda bahsedilen hükümet araştırması, “polisin ‘Alman olmayanları’ nefret suçlarının kurbanları olarak tanımayabileceğini […] En kötü durumlarda, suçun tersine çevrilmesi bile söz konusu olabilir,” diyor.
Bu sorunlar Verfassungsschutz’a da uzanıyor. Alman içişleri istihbarat servisinin adı, kelime anlamıyla anayasanın korunması anlamına geliyor. Bu kurum, ister sol ister sağ olsun, örgütleri aşırılıkçı veya Alman anayasasına düşman ilan etme ve dolayısıyla onları sıkı gözetim altına alma konusunda güçlü bir yetkiye sahip. Fakat Verfassungsschutz’un kendisi de aşırı sağla olan bağlantıları nedeniyle tartışmalara konu olmuştur; bu tartışmalar arasında, personelinin AfD üyesi olup olamayacağına dair devam eden bir tartışma da bulunuyor. Devam eden bir siyasi dramda, kurum, eski başkanı Haans-Georg Maaßen’in aşırı sağcı eğilimleri nedeniyle onun hakkında bilgi toplamaya bile başladı.
Neo-Nazi hareketleri ile Almanya’nın güvenlik güçleri arasındaki karışıklıklar on yıllardır belgelendi ama 2011’de Eisenach dışında bir karavanda iki adamın intiharı yeni bir ilgi dalgası yarattı. İki adam bir banka soygunu girişiminde bulunmuş ve yakalanacaklarını anlayınca intihar etmişti.
Bundan kısa bir süre sonra üçüncü suç ortağı canlı olarak bulundu ve Alman basını, on yıldan fazla bir süredir faaliyet gösteren bir sağcı terör grubu hakkında haberler yayınladı.
Ulusal Sosyalist Yeraltı Örgütü (NSU veya NSU Kompleksi) 10 kişiyi öldürmüştü; 8’i Türk kökenli erkek, biri Yunan erkek ve bir polis memuru. Ayrıca ülke genelinde kundaklama ve banka soygunları da gerçekleştirmişlerdi. Onlarla bağlantısı kurulmamış daha fazla cinayet de olabilir. Cinayetler kısmen göçmen topluluklarda korku uyandırmak için işlendi. Anlamlı bir şekilde, 2011’den önce bile bu cinayetlerin çoğu haberlere konu oldu ve insanlar bir örüntü fark etti. Ama medya, sağcı ırkçı cinayetlerden şüphelenmek yerine, bunları Dönermorde (döner cinayetleri) olarak nitelendirdi. Polis, kurbanların çoğunun Türk kökenli olması nedeniyle bu örüntüyü fark etti ve bunların çete cinayetleri olduğu sonucuna vardı. Polis ırkçı varsayımlarla yanıltılırken, Federal Anayasa Koruma Teşkilatı (Verfassungsschutz) NSU’nun aşırı sağcı çevrelerine derinlemesine sızmıştı.
Anayasa Koruma Teşkilatı’nın bu ağlara çoktan sözde V-Leute’lerle sızdığı ortaya çıktı. V-Leute’ler, üye oldukları gruplar hakkında rapor veren ücretli muhbirler. Neo-Nazi sahnesindeki V-Leute’lerin sayısının çokluğu, Anayasa Koruma Teşkilatı’nın fiilen NSU’ya finansman sağladığı yönünde eleştirilere yol açtı. Fakat cinayetler ortaya çıktığında, Anayasa Koruma Teşkilatı’ndan bir görevli, bu muhbirlerden yararlanmak yerine, ilgili bilgilere sahip olabilecek 7 V-Leute’nin dosyalarını imha ederek tepki göstermişti; bir personel daha sonra bunu mahkemede itiraf etti. Başka bir Verfassungsschutz çalışanı olan Andreas T. ise cinayetlerden birine bizzat şahit olmuştu. Halit Yozgat yan odada öldürülürken, o bir internet kafede oturmuş, bir arkadaşlık sitesinde bir ilişki hakkında sohbet ediyordu. Andreas T., bunu fark etmediğini iddia etmişti; fakat [İngiliz adli araştırma kurumu] Forensic Architecture daha sonra bunun imkansız olduğunu savunmuştu. Bugüne kadar, cinayetleri işleyen üçlüyü destekleyen ağların ve kişilerin tam boyutu hâlâ bilinmiyor; sadece birkaç destekçi yargılandı. NSU’nun ayrıntılı notlarla (“İyi hedef, ama çok yaşlı”) dolu ve yaklaşık 10.000 giriş içeren potansiyel kurbanlar veritabanı gibi bazı kanıtlar, şimdiye kadar ortaya çıkarılanlardan çok daha büyük bir destek ağına işaret ediyor. Verfassungsschutz’un NSU hakkında tam olarak ne bildiği de hâlâ belirsiz.
Polis ve Verfassungsschutz’un mutlak başarısızlığı, NSU cinayetlerinin aşırı sağcı şiddet tartışmalarında bu kadar yer edinmesinin bir nedeni olduğu kadar, cinayet dalgasının ardından ortaya çıkan aktivizm dalgasının da nedenlerinden biri. Bu çalışmaların çoğu, aktivistler ve kurbanların aile üyelerinden oluşan ve devletin başarısızlıklarına karşı koymak için aynı isimde bir halk mahkemesi düzenleyen NSU Komplex Auflösen (NSU Kompleksini Çözmek) grubu tarafından yürütüldü. Bu örgütlenme çalışması, NSU Kompleksi’ni Alman söylemine yerleştirdi ve aynı zamanda Andreas T. üzerine Forensic Architecture’ın çalışması gibi NSU Kompleksi hakkında netlik ve bilgi sağlamaya yönelik girişimlere bir platform oluşturdu. Bu çabalar, saldırılar hakkında kamuoyuna daha fazla bilgi sağlamakla kalmadı, aynı zamanda kurbanların yakınlarının seslerine aktif olarak yer açtı.
Bilmediğimiz şeyler
Almanya’da düzenli olarak başka bir mühimmat deposu veya ırkçı memlerin bulunduğu başka bir grup sohbeti haberleri çıkmaya devam ediyor. AfD, polis, Bundeswehr ve öğretmenleri de içeren Almanya’nın kamu hizmetleriyle giderek artan bir ilişki içinde; 2020 ile 2025 arasındaki seçimlerde 220 kamu hizmeti üyesini aday gösterdi.
2023’te ortaya çıkarılan, cinsel şiddet memleri ve ırkçı şakalarla dolu ve bir Polizeioberkommissar (polis başmüfettişi) tarafından başlatılan bu tür sızdırılmış polis grup sohbeti için, haberlere yansımayan bilinmeyen sayıda örnek var. 2025’in sonunda Bundeswehr’den çalınan 20.000 mermi hakkında bilgi sahibi olsak da, Nordkreuz hikayesi, küçük miktarlarda mühimmatın düzenli olarak neo-Nazilerin eline geçtiğini ortaya koyuyor. Ortaya çıkan her skandal, Almanya’da otorite konumunda olan neo-Nazilerin hâlâ büyüyen ama büyük ölçüde –bir sonraki saldırıya kadar– görünmez olan saflarının bir işareti.