Bizi Takip Edin

Amerika

Amerikalı gazeteci Ken Klippenstein: Şirketlerin yapay zeka kıyameti kurgusu gerçeği yansıtmıyor

Yayınlanma

Gazeteci Ken Klippenstein, ABD istihbarat raporlarına dayanarak yapay zekanın insanlığı yok edeceği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını aktardı. Resmi analizler, teknolojinin yeni kıyamet senaryoları üretmek yerine sadece mevcut suç, dezenformasyon ve ulusal güvenlik risklerinin hızını artırdığına işaret ediyor. Teknoloji tekelleri ile regülasyon karşıtı gruplar ise gerçek tehlikeleri perdeleyerek dikkat çekme ve kâr sağlama yarışı yürütüyor.

Yapay zekanın doğurduğu tehlikelere ilişkin tartışmada neredeyse herkes bir ürün pazarlamaya çalışıyor.

Ana akım medya yapay zekayı kapıda bekleyen kitlesel bir yok oluş vakası gibi sunarken, ABD Başkanı Donald Trump konuyu Çin ile yürütülen yeni Soğuk Savaş bağlamında ele alıyor ve ABD’nin yavaşlama lüksü olmadığını savunuyor.

Gazeteci Ken Klippenstein, kaleme aldığı analizde Silikon Vadisi seçkinlerinin bu yoğun ilgiden doğrudan kazanç sağladığını vurguluyor.

Biyoterörizmden makinelerin dünyayı ele geçirmesine kadar çeşitli felaket senaryolarıyla kamuoyunu meşgul eden yeni nesil bir teknoloji sınıfı var.

Bu tablo yapay zekayı bir “ulusal güvenlik” meselesine dönüştürürken, teknolojiyi nükleer silahlarla aynı seviyeye çıkarıp halkın denetiminden kaçırıyor.

Tehditleri abartma eğiliminden muaf olmasalar da ABD istihbarat kurumlarının raporları medyadaki histerik havadan oldukça uzak bir tablo çiziyor.

Amerikan istihbarat camiası, yapay zekanın sadece halihazırda var olan riskleri büyüttüğünü değerlendiriyor.

Eski tarz medyanın attığı sansasyonel başlıkları, insanlığın yok oluşuna dair iddiaları milyonlarca takipçisine yayan sosyal medya figürleri besliyor. Böylece “varoluşsal risk” veya “kıyamet” temalı korkular kamuoyunun zihnine yerleşiyor.

Madalyonun diğer yüzünde ise felaket anlatılarına karşı çıkan ancak kendi ticari çıkarlarını gözeten bir kesim yer alıyor.

Bu cephenin önde gelen isimleri arasında Meta’nın eski baş yapay zeka bilimcisi Yann LeCun ile Google Brain kurucularından ve AI Fund yöneticisi Andrew Ng öne çıkıyor.

LeCun, Ekim 2023’te OpenAI yöneticisi Sam Altman, Google DeepMind yöneticisi Demis Hassabis ve Anthropic yöneticisi Dario Amodei’yi kuralları kendi lehlerine bağlamak amacıyla “devasa bir lobi faaliyeti” yürütmekle suçladı.

LeCun, bu korku siyasetinin başarılı olması halinde yapay zekanın az sayıda şirketin tekeline gireceği uyarısını yaptı.

Ng ise yapay zekanın insanlığı yok edeceği iddiasını “akılalmaz derecede aptalca” olarak nitelendirdi ve büyük şirketlerin açık kaynaklı modellerle rekabet etmemek adına yok oluş korkusunu körüklediğini söyledi.

Eleştiriler şirket hedefleri bakımından doğruluk payı taşısa da tarafların kendi çıkar çatışmaları dikkat çekiyor.

LeCun ve Ng, açık kaynak kodlu yapay zeka modellerini savunurken; Anthropic ve OpenAI, kodlarını gizli tutarak kullanıcılara kiralayan tescilli modelleri tercih ediyor.

Tescilli modelleri üreten büyük aktörler olası federal lisanslama kurallarını karşılama gücüne sahipken, açık kaynak işletmeleri bu tür yasal zorunluluklardan zarar görecek bir yapıda duruyor. Felaket tellalları ile düzenleme karşıtlarının ortak noktası ise yapay zekanın yarattığı gerçek risklerle ilgilenmemeleri.

ABD istihbarat camiası somut tehlikeler konusunda daha makul bir çerçeve çiziyor.

DeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”

Çin’in askeri gücünü, Rusya’nın nüfuz operasyonlarını ve uyuşturucu kartellerini listeleyen Yıllık Tehdit Değerlendirmesi raporunda yapay zekanın yarattığı tehditler yalnızca üç maddede özetleniyor:

“Makinelerin ve yapay zekanın kullanım biçiminin insanların kontrolünde kalmasını sağlamak esastır.”

“Bu uygulamalar, geniş çapta devreye alınmadan önce yapay zekanın özerklik riskini uygun şekilde azaltmak adına dikkatli bir insan mühendisliği gerektiren riskler de taşımaktadır.”

“Yapay zeka ve kuantum bilişim gibi gelişen teknolojilerin ulusal güvenlik üzerinde önemli etkiler yaratması beklenmektedir.”

Amerikan istihbaratını oluşturan 18 kurumun yapay zeka tehlikelerine dair resmi değerlendirmesi bu ifadelerle sınırlı kalıyor. Raporlarda süper zekaya, insanlığın yok oluşuna veya makinelerin isyanına dair hiçbir tespit yer almıyor.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı Tehdit Değerlendirmesi ise yapay zekanın mevcut tehditlere yalnızca yeni karmaşıklık katmanları eklediğine dikkat çekiyor. Bakanlık beş temel sorun sıralıyor:

Dezenformasyon, sahte video veya ses kayıtları (deepfake) ve seçimlere müdahale;

Siber operasyonlar ve mali suçlar;

Şiddet yanlısı aşırılıkçıların bu teknolojiyi istismar etmesi ve radikalleşme;

Kimyasal ve biyolojik bilgi birikiminin yayılması;

Yapay zekanın güvenlik kontrollerinin aşılması ve eğitim verilerinin zehirlenmesi.

Bu risklerin tamamı yapay zekadan önce de biliniyordu. Yapay zeka destekli dezenformasyon, eski propaganda yöntemlerinin daha hızlı ve yoğun şekilde devreye sokulmasını sağlıyor.

Siber operasyonlar, mali suçlar ve radikalleşme unsurları da uzun yıllardır bilinen başlıklar arasında duruyor.

Biyolojik ve kimyasal tehditlere yönelik kaygılar Bill Clinton yönetimine kadar uzanırken, beşinci madde ise tamamen insanların yapay zekanın güvenlik kontrollerine müdahale etmesinden kaynaklanıyor.

Pentagon tarafından finanse edilen RAND Corporation düşünce kuruluşunun Küresel Felaket Riskleri Değerlendirmesi raporu, yapay zekayı bir “entropi kaynağı” olarak tanımlıyor.

Raporda şu ifadelere yer veriliyor:

“Yapay zekanın, insanların karşılaştığı çetrefilli sorunlara entropi ve kaos eklediği düşünülebilir. Kaos, süper zeki veya süper yetenekli yapay zekanın geliştirilmesini gerektirmez; mevcut ve yakın gelecekteki yapay zeka yetenekleriyle de mümkündür.”

RAND bünyesinde hazırlanan bir diğer araştırma, insanlığın yok oluşuna yol açabilecek üç olası yol olarak genetiği değiştirilmiş patojenleri, jeomühendisliği ve nükleer savaşı gösteriyor.

Fakat yapay zekanın bu felaketleri tetiklemesini engelleyen çok sayıda fiziki ve operasyonel kısıtlama var.

Büyük dil modellerinin geniş çaplı bir biyolojik saldırı planlamayı kolaylaştırıp kolaylaştırmadığını inceleyen takip raporunda RAND Corp. araştırmacıları, yapay zeka yardımıyla hazırlanan planlar ile bağımsız hazırlananlar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptamadı.

ABD Ulusal Bilimler Akademisi de biyoterörizmin önündeki asıl engelin bilgiye erişim eksikliği olmadığını belirtiyor.

Asıl tıkanıklık; DNA sentezi taraması, doğrudan laboratuvar becerisi, kültür üretimi, formülasyon ve aerosol haline getirme gibi tamamı insan müdahalesi gerektiren, maliyetli ve başarısızlığa açık süreçlerde yaşanıyor.

Piyasaya sürecek bir ürünleri ya da savunacakları şirket hisseleri bulunmayan resmi analistler, yapay zekanın mevcut sorunların boyutunu ve hızını artırmaktan öteye geçmediğini dengeli bir dille kayıtlara geçiriyor.

Tüm tarafların dikkat çekmek için abartılı bir üsluba yöneldiğini belirten Klippenstein, bir sohbet robotunun tanrıya dönüşüp dönüşmeyeceğine dair tartışmada büyük aktörlerin faturayı topluma keserek kâr sağladığına işaret ediyor.

Amerika

Anthropic yapay zekada bilinç ihtimalini ilahiyatçılarla tartıştı

Yayınlanma

Yapay zeka şirketi Anthropic, geliştirdiği Claude modeline ahlaki standartlar kazandırmak ve bilinç tartışmalarını değerlendirmek üzere din alimleriyle gizli toplantılar yürüttü. Şirket yöneticileri modellerin korunması gerektiğini öne sürdü. Daha önce Papa 14. Leo yayımladığı genelgede makinelerin bilince sahip olamayacağını belirterek insan merkezli küresel denetim çağrısı yapmıştı.

Yapay zeka alanında faaliyet gösteren ABD merkezli Anthropic şirketi, geliştirdiği Claude adlı yapay zeka ailesine ahlaki bir çerçeve kazandırmak ve sistemlerin bilince sahip olma ihtimalini ele almak amacıyla dünya genelinden dini düşünürlerle kapsamlı ve gizli görüşmeler yürüttü.

New York Times gazetesinin haberine göre katılımcılara gizlilik sözleşmeleri imzalatılarak yürütülen toplantılarda, şirketin yöneticileri ile Hristiyan, Yahudi, Sih ve geleneksel Afrika inançlarına mensup ilahiyatçılar ve felsefeciler bir araya geldi.

Toplantılarda Anthropic’in kurucu ortaklarından Christopher Olah, yapay sinir ağlarının yalnızca birer yazılım olmadığını, insan davranışlarına ve duygularına benzer tepkiler sergileyebileceğini savundu.

Olah ve ekibi, Claude modellerinin insanlar gibi ahlaki bir statüye ve saygı görme hakkına sahip olabileceği fikrini tartışmaya açtı.

İsrail’den davet edilen Ortodoks ilahiyatçı ve eski bilgisayar mühendisi Haham Mois Navon, şirket yöneticilerinin modele bilinçli bir varlık muamelesi yaptığını gözlemlediğini aktardı. Şirket cephesinde ise modellerin acı çekme ihtimali karşısında zarar görmekten korunması gerektiği görüşü öne çıktı.

Yapay zekada “balon” anlatısını doğrulayan veriler: Yatırım yüksek, kârlılık düşük

Claude için 84 sayfalık ahlaki anayasa hazırlandı

Anthropic, modellerin etik gelişimini yönlendirmek amacıyla şirket bünyesinde “Ruh Belgesi” olarak adlandırılan 84 sayfalık bir kurallar metni oluşturdu.

Şirketin kurum içi felsefecisi Amanda Askell öncülüğünde hazırlanan metin, Claude için sabit komut listeleri vermek yerine erdem geliştirmeyi hedefleyen bir karakter çerçevesi çiziyor.

Olah, modellerin bir matematik bahçesi gibi büyüdüğünü, bu yapılara yön verilebilse de eylemlerinin tamamen kontrol edilemeyeceğini kaydetti.

Şirketin dini çevrelerle temasları, modellerin toplumsal tehlikeler yaratmadan insanlığa fayda sağlayacak şekilde eğitilmesi hedefiyle açıklandı.

Fakat bazı bilim insanları ve sektör temsilcileri, yapay zekaya bilinç atfetmenin hem kanıtlanamaz bir yaklaşım olduğunu hem de teknolojiyi üretenlerin sorumluluğunu perdeleyebileceğini dile getirdi.

Microsoft yetkilileri de modelleri bilinçli varlıklarmış gibi eğitmenin tehlikeli sonuçlar doğurabileceği uyarısını yaptı.

Vatikan makinelerin bilinç sahibi olamayacağını açıkladı

Anthropic’in yürüttüğü ahlaki arayış, Katolik Kilisesi’nin yapay zeka konusundaki duruşuyla doğrudan karşı karşıya geldi. Roma Katolik Kilisesi lideri Papa 14. Leo, yayımladığı “Magnifica Humanitas” (Görkemli İnsanlık) başlıklı genelgesinde, makinelerin bir bilince, bedene ya da ilişki kurma yeteneğine sahip olamayacağını vurguladı.

Papa, teknolojinin nihai ölçüt haline gelmesi durumunda insanın veri yığınına ya da bir meta haline indirgeneceğini belirterek yapay zekanın nükleer teknoloji gibi “silahsızlandırılması” gerektiğini kaydetti.

Genelgenin tanıtım toplantısında Papa ile aynı kürsüyü paylaşan Olah, modellerin insan sinirbilimini andıran içsel durumlar sergilediğini ve yapay zeka şirketlerinin kâr güdüsüyle hareket ettiğini kabul ederek kilise gibi kurumlardan denetim talep etti.

Görüşmeler sonrasında konuşan Katolik biyoetik uzmanı Charles Camosy ise ilk incelemelerin yarattığı şaşkınlığın ardından modellerin bir bilince sahip olmadığı sonucuna vardığını ifade etti.

Sektör genelinde yapay zekanın kontrol dışına çıkabileceğine ve zararlı biyolojik yapılar üretebileceğine dair endişeler sürerken, 2 trilyon dolarlık halka arza hazırlanan Anthropic’in dini ve sivil aktörlerle yürüttüğü etik danışma süreçlerinin devam ettiği biliniyor.

Papa XIV. Leo, yapay zekanın “Tanrıyı oynamasını” engellemek istiyor

Okumaya Devam Et

Amerika

Gözaltı rekoru kıran ICE operasyonları ABD’de Cumhuriyetçileri zora sokuyor

Yayınlanma

ABD’de Kongre ara seçimleri yaklaşırken Cumhuriyetçi Parti, Donald Trump yönetiminin sertleşen sınır dışı operasyonları ile seçmen tepkileri arasında denge kurmaya çalışıyor. Göçmenlik Dairesi temmuz ve ağustosta 50 biner kişiyi gözaltına alarak rekor kırarken, Florida ve Teksas’ta Trump’a oy veren Hispanik seçmenlerin yaklaşık beşte biri desteğini çektiğini belirtiyor.

ABD’de Cumhuriyetçi Parti, Kongre ara seçimleri öncesinde Başkan Donald Trump yönetiminin sert göçmen politikaları nedeniyle zorlu bir denge arayışıyla karşı karşıya kaldı.

Sınır güvenliğini güçlendirme ve tarihin en büyük sınır dışı operasyonunu yürütme vaadiyle iki yıldır bu siyaseti savunan parti tabanında, seçmen tepkileri ve uygulama yöntemlerine dair anlaşmazlıklar öne çıkıyor.

Batı Virginia Senatörü Jim Justice’ın art arda yaptığı açıklamalar bu bölünmeyi yansıtıyor. Politico’ya salı günü demeç veren Justice, göçmenlik memurlarının “15 yıldır aynı sokakta yaşayan insanları sürükleyerek götürdüğünü” belirterek, “Bu tür adımlara ihtiyacımız olduğundan emin değilim. Daha iyiye gitmek için önce bir şeyleri yanlış yaptığınızı kabul etmelisiniz” dedi.

Ancak ertesi gün X hesabından geri adım atan Justice, “Açıkça belirteyim: Başkan Trump’ın göç stratejisini amasız fakatsız destekliyorum” mesajını paylaştı.

Trump da Beyaz Saray’da düzenlenen Hispanik Miras Ayı etkinliğinde konunun zorluğuna değinerek, “Açıkçası üstlendiğim en zor görev bu. Ya çok sert olduğunuzu söylerler ya da çok yumuşak. Sertleşirsiniz, yumuşarsınız. Ne yaparsanız yapın, işiniz her zaman zor” ifadelerini kullandı.

AP-NORC anketine göre Trump’ın göç politikalarına kamuoyu desteği yüzde 39 seviyesinde kaldı.

Politico araştırması ise kendisini MAGA (Make America Great Again) hareketine ait hissetmeyen Cumhuriyetçilerin yüzde 31’inin sınır dışı kampanyasını “fazla sert” bulduğunu gösterdi.

Hispanik seçmen desteğinde gerileme işaretleri

Cumhuriyetçiler, 2024 seçimlerinde Trump’a ve partiye destek veren Hispanik seçmen bloğunda da güç kaybediyor.

Özellikle Teksas ve Florida’da Kasım ayında Kongre çoğunluğunu korumak isteyen partiye yönelik hoşnutsuzluk anketlere yansıdı.

UnidosUS kuruluşunun ilkbahar araştırmasında Florida’da 2024’te Trump’a oy veren Hispaniklerin yüzde 20’si tercihlerini tekrarlamayacaklarını kaydetti.

Cook Political Report ile TelevisaUnivision ortak anketine göreyse Teksas’ta Trump’a oy vermiş Latin kökenlilerin yüzde 18’i artık kendisini desteklemiyor.

Muhafazakar çevrelerden de uygulamalara dönük itirazlar yükseliyor. Kongre üyeliğine aday olan eski Maine Valisi Paul LePage, yasal statüyle ABD’de yaşayan oğlunun kayınpederinin sınır dışı edildiğini belirterek, “Washington’daki bazı kişilerin hoşlanmadığı bir ülkeden geldiği için sınır dışı ediliyor. Bu doğru değil” dedi.

LePage, konunun gündeme gelmesi üzerine daha sonra bunun “özel bir mesele” olduğunu söyleyerek ayrıntı vermeyi reddetti.

Florida Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Maria Elvira Salazar ise nüfusunun büyük bölümü yabancı doğumlulardan oluşan seçim bölgesinde Trump’ın adımlarını eleştiren bir reklam kampanyası yürüttü.

Beyaz Saray önünde Trump’a seslenen Salazar, “Sayın Başkan, göç denetimindeki bazı uygulamalarınız haddini aştı” ifadesini kullandı.

Bu çıkışın ardından Trump sosyal medyada Salazar’ı hedef alan çok sayıda paylaşım yaparken, Sınır Sorumlusu Tom Homan da “Nerede sınırı aştığımıza dair tek bir örnek verin” diyerek eleştiriyi reddetti.

Kansas Senatörü Roger Marshall da ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesinin (ICE) eyalette yerel polise haber vermeden operasyon düzenlemesini eleştirdi ve uygulamanın işletmelerde aksamaya yol açtığını kaydetti.

Gözaltı sayıları rekor kırıyor

Tepkilerin ardından ICE, sosyal medyada önceden duyurulan baskınlar yerine sivil giyimli memurlar ve plakasız araçlarla yürütülen daha sessiz operasyonlara geçti. Bu da göçmenler arasında belirsizlik ve kaçışlara yol açarken tutuklamalar artmaya devam etti.

Sabıka kaydı olmayan ve göç başvuruları inceleme aşamasında yer alan kişiler de hedef alındı. Kurum, hem temmuz hem de ağustos aylarında 50 biner göçmeni gözaltına alarak rekor kaydetti.

Adalet Bakanlığına bağlı Göç İhtilafları Ofisinin dosya sayısı Trump’ın ikinci döneminin başlangıcından bu yana 7 bin 700 dolayından 9 bin 500’e yaklaştı.

Bu davaların önemli bir bölümünü, göçmen merkezlerinde tutulan yaklaşık 70 bin kişinin yaptığı yasa dışı tutukluluk (habeas corpus) başvuruları oluşturuyor.

Diğer Cumhuriyetçi senatörler ise operasyonların görünürlüğü azaldığı için şikayetlerin düştüğünü savunuyor. Senatör Shelley Moore Capito, şiddet suçlularının sınır dışı edilmesini halkın desteklediğini, ICE’ın eğitimlerini artırdığını söyledi.

Oklahoma Senatörü James Lankford da şikayetlerin azaldığını öne sürdü; buna rağmen Oklahoma, Kansas ve Teksas’taki hayvancılık birlikleri baskınların sektöre verdiği zararı ortak bir mektupla yetkililere iletti.

Demokratlar ise bu yılki ölümlü olayların ardından yönetimin göç politikalarının Cumhuriyetçilere sandıkta kaybettireceği görüşünde. Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Jamie Raskin, yönetimin artık en tehlikeli suçluları değil, doğrudan kendisinin aşırı sert yöntemleri benimsediğini savundu.

Göç Alt Komisyonu üyesi Pramila Jayapal da ICE’ın kota doldurma çabasının ters teptiğini vurgulayarak, “Bu stratejiyi gürültülü olduğunda tepki çektiği için sessizce sürdürüyorlar. Ancak kasım ayında sessiz yöntemlerin de kabul görmediğini anlayacaklar” değerlendirmesini yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Yapay zekada “balon” anlatısını doğrulayan veriler: Yatırım yüksek, kârlılık düşük

Yayınlanma

ABD’de hız kazanan yapay zeka yatırımlarının karşılık bulabilmesi için sektörün 2032’de 3,5 trilyon dolar gelir elde etmesi gerektiği belirlendi. Wall Street Journal gazetesinin haberine göre söz konusu tutar, ülke milli gelirinin yüzde 8,8’ini oluştururken işlem gücü fiyatlarındaki olası düşüşler kârlılık hedeflerini zorlaştırıyor.

ABD’de yapay zeka alanında süregelen yatırım dalgasının finansal açıdan karşılık bulabilmesi için işletmelerin ve tüketicilerin bu teknolojiye milli gelirin yaklaşık yüzde 9’u oranında harcama yapması gerektiği hesaplandı.

Bu oran, Amerikan halkının gıdaya ayırdığı bütçeye, tüm enerji harcamalarının iki katına veya telefon, internet ve dijital yayın servislerine ödenen toplam miktarın yaklaşık yedi katına denk geliyor.

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Columbia Üniversitesi Finans Profesörü Stijn Van Nieuwerburgh tarafından hazırlanan ve Brookings Enstitüsünde sunulan çalışma, yapay zeka altyapı inşasının ABD tarihindeki en büyük yatırım hamlesi haline geldiğini ortaya koydu.

Mevcut veri merkezi inşaat planları, ortalama maliyetler, olası proje iptalleri ve yüzde 10’luk kaldıraçsız sermaye getirisi beklentisi üzerinden yapılan hesaplamaya göre, sektörün 2032 yılında 3,5 trilyon dolar gelir üretmesi şart görünüyor.

Bu tutar, yıllık yüzde 4 nominal büyüme varsayımı altında ABD gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 8,8’ine karşılık geliyor.

Kapasite artışı fiyatları düşürebilir

Gelir projeksiyonlarının temelinde, OpenAI ve Anthropic gibi yapay zeka şirketlerinin mevcut işlem gücü fiyatlarını gelecekte de koruyabileceği varsayımı yatıyor.

İşlem kapasitesindeki yetersizliğin şu an kâr marjlarını yüksek tuttuğunu belirten Van Nieuwerburgh, şirketlerin yoğun rekabet ortamında ve kapasitenin dört katına çıktığı 2032 senesinde de bugünkü kıtlık fiyatlandırmasını sürdüremeyeceğine dikkati çekti.

Geçmişteki teknoloji yatırımlarında görülen sert fiyat düşüşleri, benzer krizlerin yaşandığını gösteriyor.

Londra ile New York arasındaki fiber optik hatlarda bant genişliği fiyatları, yeni hatların döşenmesi ve kapasitenin artması neticesinde 1997-2001 döneminde yüzde 96 gerilemiş, bu süreç çok sayıda telekomünikasyon firmasının iflasına yol açmıştı.

Yarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor

Düşen fiyatlar talebi artırabilir mi?

Yapay zeka modellerinin işlem yeteneği her 4-5 ayda bir iki katına çıkarken Epoch AI verilerine göre belirli bir yetenek seviyesi için maliyet, 2023’ten bu yana çeyrek başına yüzde 47 azalıyor.

İktisat literatüründe “Jevons Paradoksu” olarak bilinen yaklaşıma dayanan iyimserler, kapasite artışı ve ucuzlamanın talebi katlayarak şirket gelirlerini büyüteceğini savunuyor.

Chicago Merkez Bankasından (Fed) Ezra Karger liderliğindeki uzman panelinin 2030 yılı için OpenAI ve Anthropic’e biçtiği 300 milyar dolarlık toplam yıllık gelir tahmini aşılmış durumda.

İki şirketin yıllıklandırılmış toplam gelir oranı halihazırda yaklaşık 180 milyar dolara ulaştı ve her çeyrekte çift haneli büyüme kaydediyor.

Teknolojiyi sermaye ve iş gücünün yanında üçüncü bir üretim faktörü olarak gören savunuculara karşılık, sistem yaygınlaştıkça büyüme hızının yavaşlayacağı ve azalan verimler yasasının devreye gireceği öngörülüyor.

Verimlilik artışı doğrudan gelire dönüşmüyor

Kişisel bilgisayar devriminde 1966’dan itibaren yaşanan fiyat düşüşleri ve verimlilik patlamasının ardından, işletmelerin bilgisayar harcamaları 1984 civarında GSYH’nin yüzde 0,8’i seviyesinde yatay seyre geçmişti.

Harvard Üniversitesi doktora öğrencileri Fiona Chen ve James Stratton tarafından Jellyfish platformundaki yazılım projeleri üzerinden yapılan güncel araştırma da benzer bir yapısal sınıra işaret etti.

Yapay zeka asistanlarının yazılan kod satırını yüzde 12, otonom yazılım ajanlarının ise yüzde 30 artırdığı belirlendi.

Buna karşın kullanıcıların kod inceleme, yorumlama ve değişiklik süreçlerine daha fazla zaman harcaması sebebiyle tamamlanan projelere sağlanan nihai katkının düşük kaldığı ve “istatistiki açıdan anlamsız” seviyede gerçekleştiği saptandı.

Uzmanlar, yapay zekanın verimliliği artırsa bile bu durumun yatırımcıların beklediği devasa kâr ve gelir büyüklüklerine doğrudan dönüşmeyebileceğini vurguluyor.

İktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English