Amerika
Amerikalı gazeteci Ken Klippenstein: Şirketlerin yapay zeka kıyameti kurgusu gerçeği yansıtmıyor

Gazeteci Ken Klippenstein, ABD istihbarat raporlarına dayanarak yapay zekanın insanlığı yok edeceği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını aktardı. Resmi analizler, teknolojinin yeni kıyamet senaryoları üretmek yerine sadece mevcut suç, dezenformasyon ve ulusal güvenlik risklerinin hızını artırdığına işaret ediyor. Teknoloji tekelleri ile regülasyon karşıtı gruplar ise gerçek tehlikeleri perdeleyerek dikkat çekme ve kâr sağlama yarışı yürütüyor.
Yapay zekanın doğurduğu tehlikelere ilişkin tartışmada neredeyse herkes bir ürün pazarlamaya çalışıyor.
Ana akım medya yapay zekayı kapıda bekleyen kitlesel bir yok oluş vakası gibi sunarken, ABD Başkanı Donald Trump konuyu Çin ile yürütülen yeni Soğuk Savaş bağlamında ele alıyor ve ABD’nin yavaşlama lüksü olmadığını savunuyor.
Gazeteci Ken Klippenstein, kaleme aldığı analizde Silikon Vadisi seçkinlerinin bu yoğun ilgiden doğrudan kazanç sağladığını vurguluyor.
Biyoterörizmden makinelerin dünyayı ele geçirmesine kadar çeşitli felaket senaryolarıyla kamuoyunu meşgul eden yeni nesil bir teknoloji sınıfı var.
Bu tablo yapay zekayı bir “ulusal güvenlik” meselesine dönüştürürken, teknolojiyi nükleer silahlarla aynı seviyeye çıkarıp halkın denetiminden kaçırıyor.
The intelligence community thinks the A.I. apocalypse narrative is BShttps://t.co/DpyAIXx4ob
— Ken Klippenstein (@kenklippenstein) September 15, 2026
Tehditleri abartma eğiliminden muaf olmasalar da ABD istihbarat kurumlarının raporları medyadaki histerik havadan oldukça uzak bir tablo çiziyor.
Amerikan istihbarat camiası, yapay zekanın sadece halihazırda var olan riskleri büyüttüğünü değerlendiriyor.
Eski tarz medyanın attığı sansasyonel başlıkları, insanlığın yok oluşuna dair iddiaları milyonlarca takipçisine yayan sosyal medya figürleri besliyor. Böylece “varoluşsal risk” veya “kıyamet” temalı korkular kamuoyunun zihnine yerleşiyor.
Madalyonun diğer yüzünde ise felaket anlatılarına karşı çıkan ancak kendi ticari çıkarlarını gözeten bir kesim yer alıyor.
Bu cephenin önde gelen isimleri arasında Meta’nın eski baş yapay zeka bilimcisi Yann LeCun ile Google Brain kurucularından ve AI Fund yöneticisi Andrew Ng öne çıkıyor.
LeCun, Ekim 2023’te OpenAI yöneticisi Sam Altman, Google DeepMind yöneticisi Demis Hassabis ve Anthropic yöneticisi Dario Amodei’yi kuralları kendi lehlerine bağlamak amacıyla “devasa bir lobi faaliyeti” yürütmekle suçladı.
LeCun, bu korku siyasetinin başarılı olması halinde yapay zekanın az sayıda şirketin tekeline gireceği uyarısını yaptı.
Ng ise yapay zekanın insanlığı yok edeceği iddiasını “akılalmaz derecede aptalca” olarak nitelendirdi ve büyük şirketlerin açık kaynaklı modellerle rekabet etmemek adına yok oluş korkusunu körüklediğini söyledi.
Eleştiriler şirket hedefleri bakımından doğruluk payı taşısa da tarafların kendi çıkar çatışmaları dikkat çekiyor.
LeCun ve Ng, açık kaynak kodlu yapay zeka modellerini savunurken; Anthropic ve OpenAI, kodlarını gizli tutarak kullanıcılara kiralayan tescilli modelleri tercih ediyor.
Tescilli modelleri üreten büyük aktörler olası federal lisanslama kurallarını karşılama gücüne sahipken, açık kaynak işletmeleri bu tür yasal zorunluluklardan zarar görecek bir yapıda duruyor. Felaket tellalları ile düzenleme karşıtlarının ortak noktası ise yapay zekanın yarattığı gerçek risklerle ilgilenmemeleri.
ABD istihbarat camiası somut tehlikeler konusunda daha makul bir çerçeve çiziyor.
DeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Çin’in askeri gücünü, Rusya’nın nüfuz operasyonlarını ve uyuşturucu kartellerini listeleyen Yıllık Tehdit Değerlendirmesi raporunda yapay zekanın yarattığı tehditler yalnızca üç maddede özetleniyor:
“Makinelerin ve yapay zekanın kullanım biçiminin insanların kontrolünde kalmasını sağlamak esastır.”
“Bu uygulamalar, geniş çapta devreye alınmadan önce yapay zekanın özerklik riskini uygun şekilde azaltmak adına dikkatli bir insan mühendisliği gerektiren riskler de taşımaktadır.”
“Yapay zeka ve kuantum bilişim gibi gelişen teknolojilerin ulusal güvenlik üzerinde önemli etkiler yaratması beklenmektedir.”
Amerikan istihbaratını oluşturan 18 kurumun yapay zeka tehlikelerine dair resmi değerlendirmesi bu ifadelerle sınırlı kalıyor. Raporlarda süper zekaya, insanlığın yok oluşuna veya makinelerin isyanına dair hiçbir tespit yer almıyor.
ABD İç Güvenlik Bakanlığı Tehdit Değerlendirmesi ise yapay zekanın mevcut tehditlere yalnızca yeni karmaşıklık katmanları eklediğine dikkat çekiyor. Bakanlık beş temel sorun sıralıyor:
Dezenformasyon, sahte video veya ses kayıtları (deepfake) ve seçimlere müdahale;
Siber operasyonlar ve mali suçlar;
Şiddet yanlısı aşırılıkçıların bu teknolojiyi istismar etmesi ve radikalleşme;
Kimyasal ve biyolojik bilgi birikiminin yayılması;
Yapay zekanın güvenlik kontrollerinin aşılması ve eğitim verilerinin zehirlenmesi.
Bu risklerin tamamı yapay zekadan önce de biliniyordu. Yapay zeka destekli dezenformasyon, eski propaganda yöntemlerinin daha hızlı ve yoğun şekilde devreye sokulmasını sağlıyor.
Siber operasyonlar, mali suçlar ve radikalleşme unsurları da uzun yıllardır bilinen başlıklar arasında duruyor.
Biyolojik ve kimyasal tehditlere yönelik kaygılar Bill Clinton yönetimine kadar uzanırken, beşinci madde ise tamamen insanların yapay zekanın güvenlik kontrollerine müdahale etmesinden kaynaklanıyor.
Pentagon tarafından finanse edilen RAND Corporation düşünce kuruluşunun Küresel Felaket Riskleri Değerlendirmesi raporu, yapay zekayı bir “entropi kaynağı” olarak tanımlıyor.
Raporda şu ifadelere yer veriliyor:
“Yapay zekanın, insanların karşılaştığı çetrefilli sorunlara entropi ve kaos eklediği düşünülebilir. Kaos, süper zeki veya süper yetenekli yapay zekanın geliştirilmesini gerektirmez; mevcut ve yakın gelecekteki yapay zeka yetenekleriyle de mümkündür.”
RAND bünyesinde hazırlanan bir diğer araştırma, insanlığın yok oluşuna yol açabilecek üç olası yol olarak genetiği değiştirilmiş patojenleri, jeomühendisliği ve nükleer savaşı gösteriyor.
Fakat yapay zekanın bu felaketleri tetiklemesini engelleyen çok sayıda fiziki ve operasyonel kısıtlama var.
Büyük dil modellerinin geniş çaplı bir biyolojik saldırı planlamayı kolaylaştırıp kolaylaştırmadığını inceleyen takip raporunda RAND Corp. araştırmacıları, yapay zeka yardımıyla hazırlanan planlar ile bağımsız hazırlananlar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptamadı.
ABD Ulusal Bilimler Akademisi de biyoterörizmin önündeki asıl engelin bilgiye erişim eksikliği olmadığını belirtiyor.
Asıl tıkanıklık; DNA sentezi taraması, doğrudan laboratuvar becerisi, kültür üretimi, formülasyon ve aerosol haline getirme gibi tamamı insan müdahalesi gerektiren, maliyetli ve başarısızlığa açık süreçlerde yaşanıyor.
Piyasaya sürecek bir ürünleri ya da savunacakları şirket hisseleri bulunmayan resmi analistler, yapay zekanın mevcut sorunların boyutunu ve hızını artırmaktan öteye geçmediğini dengeli bir dille kayıtlara geçiriyor.
Tüm tarafların dikkat çekmek için abartılı bir üsluba yöneldiğini belirten Klippenstein, bir sohbet robotunun tanrıya dönüşüp dönüşmeyeceğine dair tartışmada büyük aktörlerin faturayı topluma keserek kâr sağladığına işaret ediyor.
Amerika
Brezilya’da yeniden Lula zaferi

Lula, Trump’ın müttefiki Flavio Bolsonaro’yu yenerek Brezilya’da ikinci turda geriden gelip kazanan ilk aday oldu.
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, pazar günü yapılan seçimlerin ikinci turunda ilk turdaki yenilgisini tersine çevirerek yeniden seçildi.
Yüksek Seçim Mahkemesi, oyların yüzde 99,83’ü sayıldığında Lula’nın geçerli oyların yüzde 51,76’sını, sağcı Senatör Flavio Bolsonaro’nun ise yüzde 48,24’ünü aldığını açıkladı. Brezilya’nın 1989’da iki turlu seçim sistemine geçmesinden bu yana ilk turu geride tamamlayan hiçbir aday ikinci turda seçimi kazanamamıştı.
Aşırı sağcı Flavio Bolsonaro ise, sonuçları tanımadığını ve seçimlerin iptali için yargıya başvuracağını açıkladı.
Ulusal basında çıkan habere göre, Bolsonaro, talebine gerekçe olarak Federal Yüksek Mahkeme (STF) Yargıcı Cristiano Zanin’in oy verme süresini 2 saat uzatma kararını gösterdi.
Kararı, 2023’te Yüksek Mahkemeye atanmadan önce Lula’nın avukatlığını yapan Yargıç Cristiano Zanin verdi. Zanin, Lula’nın kampanya ekibinin, Bahia eyaletinde Flavio Bolsonaro’nun müttefikleri tarafından yönetilen kentlerde otobüslerin garajlarda tutulduğu ve bu nedenle yoksul seçmenlerin sandıklara ulaşamadığı yönündeki şikâyeti üzerine harekete geçti.
Flavio Bolsonaro’nun avukatları da üç eyalette selden etkilenen 17 belediyede oy verme süresinin uzatılması için seçim mahkemesine ayrı bir başvuruda bulunmuştu.
Zanin’in kararı sandıklara ulaştığında birçok sandık kurulunda oy verme cihazları çoktan kapatılmıştı. Sistem, kapatılan bir cihazın yeniden açılmasına izin vermiyordu. Bunun üzerine Yüksek Seçim Mahkemesi, bölgesel seçim mahkemelerine yalnızca hâlâ açık olan sandıklarda saat 19.00’a kadar oy kullanılmasına izin verilmesi talimatını verdi. Zanin de kararının kapsamını buna uygun şekilde daralttı.
Bazı seçmenler saat 17.00’de oy kullanamadan evlerine gönderilirken, diğerleri saat 19.00’a kadar oy verebildi. Her iki adayın kampanyası da bu durumu gerekçe göstererek seçimin iptalini talep edebilir. Böyle bir başvuru, Jair Bolsonaro’nun Yüksek Mahkemeye atadığı ilk yargıç olan Kassio Nunes Marques’in başkanlığındaki Yüksek Seçim Mahkemesi tarafından değerlendirilecek.
Seçim sonucu, Latin Amerika’nın en büyük ekonomisi ve Çin sermayesinin yurt dışında en fazla yöneldiği ülke olan Brezilya’nın, Arjantin, Şili ve Kolombiya’nın da aralarında bulunduğu Trump yanlısı hükümetler grubuna katılmasını engelledi. Böylece Washington’ın Çin’in Batı Yarımküre’deki varlığını sınırlandırma çabaları da sekteye uğradı.
ABD ile gümrük tarifeleri ve kritik mineraller konusunda yürütülen görüşmeler, Amerikan şirketlerine nadir toprak elementlerine erişim imkânı sunan ancak ayrıcalıklı muameleyi reddeden bir hükümetle devam edecek.
Seçim programları
Lula’nın seçim programı ayrıca kritik minerallerin haritalandırılması ve işlenmesine yönelik bölgesel bir strateji geliştirilmesini ve Trump’ın ek gümrük tarifeleriyle cezalandırmakla tehdit ettiği BRICS gündeminin sürdürülmesini öngörüyor.
80 yaşındaki Lula, Brezilya tarihinde görevdeki en yaşlı devlet başkanı olma unvanını taşıyor. İlk kez iktidara gelişinden 20 yılı aşkın süre sonra, ocak ayında dördüncü görev dönemine başlayacak.
2003-2010 yılları arasında ülkeyi yöneten Lula, 2022 seçimlerinde Senatör Flavio Bolsonaro’nun babası Jair Bolsonaro’yu az farkla yenerek 2023’te yeniden iktidara gelmişti. Jair Bolsonaro ise bu yenilginin ardından seçim sonuçlarını tersine çevirmeye yönelik bir komplo kurmaktan aldığı 27 yıllık hapis cezasını çekiyor.
Flavio Bolsonaro, seçim kampanyasını Trump yönetimiyle kurduğu ilişkiler üzerine inşa etti. Mayıs ayında Oval Ofis’te kabul edilen Bolsonaro, Amerika kıtasında ABD öncülüğünde kurulacak bir güvenlik ittifakına katılma sözü verdi ve Çin tedarikine alternatif olarak Brezilya’nın nadir toprak elementlerini Washington’a sunmayı vadetti.
Lula, yılın büyük bölümünde seçimin favorisi olarak görülüyordu. Kamuoyu araştırma şirketi Quaest, ocak ayında yaptığı bir ankette Lula’nın olası bir ikinci turda rakibine yedi puan fark attığını ortaya koymuştu.
İlk tur öncesinde araştırma yayımlayan yedi şirketten altısı Lula’yı önde gösteriyordu. Ancak Lula, ilk turu rakibinin 2,2 milyon oy gerisinde tamamladı.
İkinci tur öncesindeki anketlerin çoğu ise Flavio Bolsonaro’nun küçük bir farkla önde olduğunu ya da iki adayın hata payı içinde başa baş gittiğini gösteriyordu. Lula’nın ekibi, seçmenlerin rakibine yönelik olumsuz tutumunu güçlendirmeye ve ilk turda sandığa gitmeyen seçmenleri oy kullanmaya ikna etmeye çalıştı.
Lula, siyasi saldırılarını Jair Bolsonaro’nun Kovid-19 salgınını yönetme biçimine ve Flavio Bolsonaro’nun hâlen cezaevinde bulunan bankacı Daniel Vorcaro ile ilişkilerine yoğunlaştırdı.
Senatör Bolsonaro, merkez bankasının söz konusu finans kuruluşunu dolandırıcılık şüphesiyle kapatmasından aylar önce, babasının hayatını konu alan biyografik bir filmin finansmanı için bankacıdan 24 milyon dolar istemişti.
Flavio Bolsonaro ise Lula’nın oğlu Fabio Luis hakkında yürütülen polis soruşturmasını gündeme taşıyarak karşılık verdi.
Yüksek Mahkeme yargıçlarından biri, Fabio Luis’in emeklilerin maaşlarından usulsüz şekilde para kesildiği iddia edilen bir planla bağlantılı bir şirket adına kamu görevlileri nezdinde lobi yapıp yapmadığının araştırılması için temmuz ayında soruşturmaya izin vermişti. Lula ise bu ay televizyonda yayımlanan bir tartışmada, söz konusu dolandırıcılığın Jair Bolsonaro hükümeti döneminde başladığını söyledi.
Egemenlik ve Washington
Lula, Brezilya’nın yeni bir gümrük tarifesi dalgasını önlemeye çalıştığı mayıs ayında Beyaz Saray’da yaklaşık üç saat görüştüğü Trump ile ilişkiyi sürdürmeye çalışmıştı.
Washington, geçen yıl Jair Bolsonaro’nun yargılanmasını protesto etmek amacıyla Brezilya ürünlerine yüzde 50’ye varan gümrük vergileri uygulamıştı.
Lula, görüşmede ABD Başkanı’na, Brezilya’nın kritik minerallerinin bunları ülke içinde işlemeye istekli bütün ülkelere açık olduğunu söyledi.
Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Lula, “Amerikalılar, Çinliler, Almanlar, Japonlar, Fransızlar… Bizimle birlikte bu nadir toprak elementlerini çıkarmak, ayrıştırmak ve sundukları zenginliği üretmek isteyen herkes davetlidir” ifadelerini kullandı.
Ancak görüşmeler, Washington’ın temmuz ayında Brezilya ürünlerinin büyük bölümüne yüzde 25 gümrük vergisi uygulamasını engelleyemedi. Lula, bu durumdan Bolsonaro ailesini sorumlu tuttu. Senatörün kardeşi Eduardo, geçen yıl babalarının yargılanması nedeniyle Brezilyalı yetkililere yaptırım uygulanması için Washington’da lobi faaliyetleri yürütmüştü.
Lula, seçim kampanyasının merkezine ulusal egemenlik meselesini yerleştirdi. Eylül ayında televizyonda yayımlanan bir konuşmasında, Brezilya’nın nadir toprak elementi rezervlerini başka ülkelere teslim etmeye hazır olanların “vatanın asıl hainleri” olduğunu söyledi.
Brezilya, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci nadir toprak elementi rezervine sahip ülkesi konumunda.
Lula, “Yurt dışında bu kaynaklara göz dikenler, burada da her şeyi altın tepside sunmaya hazır olanlar var” dedi. “Bu kez yalnızca kaya ihraç edip karşılığında teknoloji satın almayacağız” diye ekledi.
İki hafta sonra Lula, nadir toprak elementlerini de kapsayan ulusal kritik mineraller politikasını oluşturan yasayı imzaladı.
Seçim kampanyasının son haftasında ABD hükümetini Flavio Bolsonaro lehine müdahalede bulunmakla suçladı. Lula’nın kampanya ekibi ayrıca Meta Platforms’un Bolsonaro’nun internetteki görünürlüğünü artırdığı iddialarını gerekçe göstererek senatörün adaylığının iptal edilmesini Yüksek Seçim Mahkemesinden talep etti.
Pekin ile ilişkiler
Lula, Nisan 2023’te Pekin’i ziyaret etti. Hükümeti, bu ziyareti Jair Bolsonaro döneminde soğuyan ilişkileri yeniden canlandırma çabası olarak tanımladı.
Şanghay’da Huawei Technologies’in araştırma merkezini gezen Lula, iki ülke arasındaki ticarette ABD dolarına alternatif bir para birimi kullanılması çağrısında bulundu.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Kasım 2024’te Brezilya’nın başkenti Brasília’ya resmî bir ziyaret gerçekleştirerek Lula’nın ziyaretine karşılık verdi. İki hükümet bu ziyaret sırasında 37 anlaşma imzaladı ve ikili ilişkileri “ortak geleceğe sahip bir topluluk” düzeyine yükseltti.
Brezilya, Çin’in küresel altyapı stratejisi olan Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılmaktan kaçındı. Bunun yerine girişimi kendi yatırım programlarıyla ilişkilendirmeyi tercih etti.
Lula, geçen yıl mayıs ayında Latin Amerikalı liderlerle düzenlenen bir zirve için yeniden Pekin’e gitti. Great Wall Motor ve Meituan gibi şirketlerden toplam 27 milyar real (4,7 milyar dolar) tutarında yatırım taahhüdü alarak ülkesine döndü.
Brezilya-Çin İş Konseyi verilerine göre Çinli şirketler geçen yıl Brezilya’ya diğer bütün ülkelerden daha fazla yatırım yaptı. Toplam 52 projeye yayılan yatırımlar, 6,1 milyar dolarla rekor seviyeye ulaştı.
İran’daki savaşın Körfez bölgesinden yapılan petrol sevkiyatını aksatmasının ardından Brezilya’nın petrol satışlarının hızla artmasıyla, iki ülke arasındaki ticaret hacmi bu yılın ilk dokuz ayında 143 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı.
Brezilya Hazinesi ise Çin’de ilk kez yuan cinsinden tahvil ihraç etmeye hazırlanıyor. Brezilya, bu adımla Çin piyasasından düzenli olarak borçlanmayı hedefliyor.
BRICS
BRICS’in dönem başkanlığını gelecek yıl Çin devralacak. Lula hükümetinin programı, yükselen ekonomilerden oluşan bu blokla ilişkilerin daha da geliştirilmesini öngörüyor. Flavio Bolsonaro ise Washington’ın zayıflatmaya çalıştığı BRICS’ten Brezilya’yı çekebileceğini söylemişti.
Washington’ın gümrük tarifelerini açıklamasından iki haftadan kısa süre sonra Xi Jinping, Lula ile yaptığı telefon görüşmesinde Çin’in Brezilya’yı “egemenliğini ve bağımsızlığını koruma ve dış müdahaleye karşı çıkma” konusunda desteklediğini söyledi.
İki lider arasında bu yıl gerçekleşen ikinci telefon görüşmesi yaklaşık bir saat sürdü. Görüşmede, Çin ile Güney Amerika ticaret bloğu Mercosur arasında bir ticaret anlaşmasına yönelik müzakerelerin hızlandırılması konusunda mutabık kalındı. Ancak anlaşmanın ayrıntılarına ilişkin bilgi verilmedi.
Amerika
Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.
Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.
Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.
Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.
Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.
America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.
Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.
En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı
Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.
Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.
Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.
Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.
SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.
The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.
Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.
Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.
Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.
Amerika
ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.
ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.
Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.
DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.
Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.
Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.
Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.
Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.
Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.
McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.
McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.
McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.
Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.
Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.
Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.
Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.
The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.
Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.
The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.
Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.
Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.
Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.
İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.
Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.
ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.
Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.
Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.
Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.
Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.
Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.
Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.
Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.
Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.
Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.
Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.
Amerika7 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Rusya2 hafta önceRosatom davasında mahkeme Finlandiya’nın sözleşme feshini hukuka aykırı gördü
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Avrupa2 hafta önceLe Pen ve Mélenchon farkı açıyor











