Dünya Basını
Amerikalı iktisatçı Wolff: ABD, müttefiklerinden haraç toplayan bir yapıya dönüştü
Amerikalı iktisatçı Prof. Dr. Richard D. Wolff, Norveçli siyaset bilimci Prof. Dr. Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, ABD’nin küresel hegemonyasının gerilediğini ve Washington’un müttefik ülkeleri birer “tabi devlete” dönüştürerek ekonomik kaybını telafi etmeye çalıştığını söyledi.
Amerikalı Marksist iktisatçı ve yazar Prof. Dr. Richard D. Wolff, Güneydoğu Norveç Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Dr. Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği kapsamlı mülakatta, ABD’nin değişen küresel stratejisi, Donald Trump’ın ikinci dönem icraatları ve Avrupa’nın jeopolitik geleceğine dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Wolff, ABD’nin gerileyen ekonomik gücünü askeri ve siyasi baskı yoluyla müttefiklerinden “haraç” toplayarak dengelemeye çalıştığını savundu.
Mülakatın başında Prof. Dr. Diesen’in, Trump’ın ikinci dönemindeki politik hedeflerine ilişkin sorusunu yanıtlayan Wolff, Trump’ın aslında “geleneksel Cumhuriyetçi Parti siyasetinden” kopmadığını, aksine bu siyasetin en pragmatik uygulayıcısı olduğunu belirtti.
Wolff, Trump’ın temel önceliğinin nüfusun en zengin yüzde 1 ila 5’lik kesimine kazandırmak olduğunu vurguladı.
Wolff, “Trump’ın yaptıkları, ABD’deki geleneksel Cumhuriyetçi Parti politikalarından marjinal düzeyde farklılaşıyor. Partinin önceliği her zaman kurumsal yöneticiler ve işveren sınıfı için para kazanmak oldu. Trump’ın ilk dönemindeki en büyük icraatı, Aralık 2017’deki devasa vergi indirimiydi. İkinci döneminde de önceliği, kendi ifadesiyle ‘büyük, güzel vergi yasası’ oldu. Göçmenlere yönelik baskılar veya gümrük vergisi hamlelerinden önce, kendi çekirdek kitlesini, yani sermaye sınıfını memnun etti” ifadelerini kullandı.
Trump’ın taban desteğini korumak için “siyasi bir tiyatro” sergilediğini belirten Wolff, göçmen karşıtı söylemlerin ve ICE (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu) operasyonlarının, ekonomik eşitsizliğin üzerini örtmek için sahnelendiğini kaydetti.
“Antik Roma tarzı bir haraç ekonomisi”
ABD’nin küresel sistemdeki rolünün değiştiğine dikkat çeken Wolff, Washington’un artık üretim veya ticaret yoluyla değil, “kaba kuvvet tehdidiyle” müttefiklerinden kaynak transferi sağladığını ifade etti.
Bu durumu Antik Roma’nın eyaletlerden topladığı vergilere benzeten Wolff, şu değerlendirmeyi yaptı:
“ABD’nin uluslararası oyunu, gerilemeyi yavaşlatmak için elindeki gücü kullanıp dünyanın geri kalanını birer ‘tabi devlete’ dönüştürmektir. Kullanılması gereken model Antik Roma’dır; Avrupa’nın her köşesi Roma’ya buğday, tavuk veya altın göndermek zorundaydı. Bugün de Ursula von der Leyen gelip saygılarını sunmak zorunda. ‘Doğalgazınızı alacağız, paranızı ülkemize yatıracağız’ diyorlar. Bu, kaba kuvvet tehdidiyle yürütülen olağanüstü bir haraç ekonomisidir.”
Wolff, bu durumu açıklarken popüler kültürden bir metafor kullandı:
“Bir dükkâna giren, silahlı olduğu belli olan iki adam düşünün. Dükkân sahibine ‘Koruma için ödeme yapman gerekiyor’ diyorlar. Dükkân sahibi ‘Kime karşı koruma?’ diye sorduğunda, gülümseyerek ‘Bize karşı. Ödemezsen dükkânı yakarız’ cevabını veriyorlar. ABD şu anda bunu yapıyor. Müttefiklerine ‘Sizi bizden koruyoruz’ mesajı veriyor.”
Çin ile ticaret savaşı ve gümrük vergilerinin başarısızlığı
ABD’nin Çin’e yönelik gümrük vergisi (tarife) politikalarının başarısız olduğunu savunan Wolff, istatistiklerin Washington’un beklentilerini karşılamadığını ortaya koyduğunu belirtti.
Çin’in büyüme oranlarının ABD’den yüksek seyretmeye devam ettiğini hatırlatan Wolff, “Gümrük vergileri nedeniyle Çin’in ABD’ye ihracatı ciddi oranda düştü. Ancak bu bir şeyi değiştirmedi çünkü Çin, ABD pazarında kaybettiğinden fazlasını dünyanın geri kalanına ihraç etti. 2025 yılı sonunda Çin, 1 trilyon doların üzerinde net ihracat fazlası açıkladı. Bu, Trump’ın gümrük vergileriyle Çin’i dize getirme stratejisinin başarısız olduğunun haykıran bir kanıtıdır” diye konuştu.
Avrupa’nın geleceği: “Zenginler için turistik bir tatil köyü”
Mülakatın önemli bir bölümü Avrupa’nın ekonomik ve sosyal geleceğine ayrıldı. Prof. Dr. Diesen’in, Avrupalı liderlerin ABD’ye tam bağımlılık stratejisini sorması üzerine Wolff, Avrupa’nın “gerileyen bir imparatorluğun eklentisi” haline geldiğini savundu.
Wolff, Avrupa’nın geleceğine dair şu karamsar tabloyu çizdi:
“Avrupalılar, son derece zor bir durumda olduklarını ve çıkış yollarının bulunmadığını kabullenmiş görünüyor. Avrupa, uzun süre küçülen bir küresel bölge olacak. ABD’nin bir eklentisi, turizmin geliştiği, zenginler için yazlıklarının bulunduğu, ancak gençlerin iş bulmak için terk ettiği, nostaljik ve tarihi bir hatıra mekânına dönüşecek. Yüksek teknoloji ABD ve Çin’in kontrolünde; Avrupa artık otomobil üretiminde bile söz sahibi olamayacak.”
İç baskı aracı olarak “Rusya tehdidi”
Wolff, Avrupa’daki yönetici sınıfların, ekonomik gerilemenin faturasını orta ve alt sınıflara keseceğini, bunun da sosyal refah devletinin tasfiyesi anlamına geldiğini belirtti.
Sosyal yardımların kesilmesinin kitlesel huzursuzluğa yol açacağını öngören Wolff, Avrupa hükümetlerinin bu tepkiyi bastırmak için “dış tehdit” algısına ihtiyaç duyduğunu iddia etti.
“Yönetici sınıf, gerileyen bir imparatorlukta kendi refahını sürdürebilmek için iki şeye ihtiyaç duyar: Sınıf çatışması yerine milliyetçiliği ikame edecek bir dış tehdit ve kendi halkını bastıracak güçlü bir polis/asker aygıtı. Rusya’yı şeytanlaştırmak her iki sorunu da çözüyor. Bu sayede hem milliyetçiliği körüklüyorlar hem de ordularını hızla büyütüyorlar. Bu militarizasyonun Rusya ile ilgisi yok; Rusya’nın Avrupa’yı işgal etmesi gibi bir durum söz konusu değil. Bu hazırlık, sosyal hakları ellerinden alınan kendi vatandaşlarına karşı yapılıyor.”
Wolff, bu durumu ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemine benzeterek, “1945’ten sonra ABD iş dünyası, New Deal (Yeni Düzen) ile gelen sosyal hakları geri almak için Sovyet tehdidini kullandı. Şimdi Avrupa aynı şeyi yapıyor. Friedrich Merz gibi liderlerin Alman halkına ‘kemer sıkma’ çağrısı yaparken savunma bütçesini artırması tesadüf değil” değerlendirmesinde bulundu.
ABD savunma bütçesindeki rekor artış
ABD’nin savunma harcamalarındaki devasa artışa da değinen Wolff, bütçenin 900 milyar dolardan 1,5 trilyon dolara çıkarılmasının dış savunmadan ziyade iç güvenlik endişeleriyle ilgili olabileceğini ima etti.
Wolff, “Bu kadar büyük bir artış ne için? Rusya ve Çin’e karşı mı? Zaten onların toplamından fazla harcıyoruz. Bu çok daha büyük bir proje. Minneapolis olayları, federal ordunun şehirlere inmesinin ne kadar zor olduğunu gösterdi. New York gibi göçmen yoğunluklu ve sosyalist eğilimli şehirlerde ICE güçleri ile halk arasında sokak çatışmaları yaşanabilir. Karar merciileri, ordunun içeride kullanılma ihtimaline hazırlanıyor olabilir” ifadelerini kullandı.
Glenn Diesen: “Avrupa mantıksız politikalar izliyor”
Siyaset bilimci Prof. Dr. Glenn Diesen ise Avrupa’nın ABD’ye olan bağımlılığını artırarak kendi çıkarlarına zarar verdiğini vurguladı.
Diesen, “Eğer Avrupa, Batı’nın kolektif hegemonyasını canlandırma umudunu taşıyorsa, Çin ile ticareti kesip sadece ABD ile ticaret yapması bir mantığa oturabilir. Ancak hegemonya çağı bittiyse, bu politikalar intihar niteliğindedir. Çin’in yükselişi bir çeşitlendirme fırsatı olabilirdi. Ukrayna’yı jeopolitik bir satranç tahtasında piyon olarak kullanmak yerine, onu cephe hattından çekmek Ukrayna’yı kurtaracak tek hamleydi. Ancak Avrupa, ekonomiyi bir kenara bırakıp sadece militarizme odaklanmış durumda” dedi.
“Siyasi liderlerin son çırpınışı”
Mülakatın sonunda Wolff, mevcut Avrupalı liderlerin İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan transatlantik düzenin ürünü olduğunu ve bu düzenin çöküşüyle birlikte kendi varlık sebeplerini yitirdiklerini belirtti.
Wolff, “Bu siyasi liderler, kariyerlerini ABD ittifakına borçlu. Şimdi, altlarındaki zeminin kaydığını görüyorlar ama başka bir oyun kurmayı bilmiyorlar. Ancak Avrupa sermayesi içinde Çin ile anlaşmak ve yeniden ucuz Rus enerjisi almak isteyen güçlü bir kesim var. Mevcut siyasi elitler zayıfladıkça, bu alternatif sesler daha gür çıkacaktır” diyerek sözlerini tamamladı.