Rusya
Andrey Kortunov: Ayetullah öldürüldü, fakat ortada zafer yok
Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Akademik Direktörü ve tarih doktoru Andrey Kortunov, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü askeri stratejilerin yetersizliğini ve bu başarısızlığın getirdiği tehlikeli rotayı irdeliyor. Geçmişteki taktiksel hedeflerin (nükleer programın durdurulması gibi) sonuç vermemesi, müttefikleri rejimi tamamen değiştirmeye yönelik daha radikal ve öngörülemez bir maceraya sürükledi. Kortunov, Hamaney’in hedef alınmasıyla vücut bulan bu stratejinin sadece İran içinde değil, bölge genelinde bir kaos ve istikrarsızlık sarmalı başlatabileceği uyarısında bulunuyor.
Ayetullah öldürüldü, fakat ortada zafer yok
Andrey Kortunov
Kommersant
1 Mart 2026
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı operasyon, müttefiklerin geçen yılın yaz aylarında yaşanan on iki günlük savaşta uğradıkları hezimetin sessiz bir kabullenişidir. Şayet her şeye yeniden başlamak icap ettiyse, bu durum haziran ayındaki zafer nidalarının ne denli aceleye getirilmiş olduğunu ispatlar.
Tahran, Washington için her daim “hazmı zor” bir hasım olagelmiştir. ABD, 1979 İslam Devrimi’ni gafletle ıskalamış, Tahran’daki büyükelçiliklerinin ele geçirilmesine mani olamamış, Amerikalı rehineleri kurtarma teşebbüslerinde küçük düşürücü bir mağlubiyet yaşamış, İran’ın Irak ile sekiz yıl süren harbinde yenilgiye[1] uğratılmasını sağlayamamış ve nihayetinde İran’ın nükleer programını durdurma çabalarında da muvaffak olamamıştır.
Trump’ın, İslam Cumhuriyeti’ne tarihin en kapsamlı “nakavt edici” darbesini indirmeye cüret etmesinin altında yatan saiklere dair muhtelif tezler mevcuttur.
Görünen o ki burada birkaç faktör iç içe geçmiştir: İsrail Başbakanı Netanyahu’nun tazyiki, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırma operasyonundan devşirilen öfori[2] ve uzun vakittir terk ettikleri tarihi vatanlarına muzaffer bir edayla dönmeyi düşleyen İranlı muhalif liderlerin verdiği sinyaller. Velhasıl Trump, Beyaz Saray’a döndüğünden beri giriştiği en büyük riskin altına elini koymuştur.
Geçen yılın haziran ayında Washington’da zaferin ölçütü olarak nükleer programın tamamen durdurulması zikredilmiş, fakat buna erişilememişti; ne var ki bu sefer bahisler çok daha yüksek.
Bu kez mesele, sadece Tahran’ın nükleer kapasitesi yahut balistik yetenekleri ile mahdut değildir.
Amerika ve İsrail’in İran’ın bölgesel siyasetinde talep ettiği değişimler dahi artık Washington’u tatmin etmeyecektir. Anlaşılan o ki müttefikler bu sefer, İran’daki siyasi rejimi kökten değiştirmeyi hedeflemişlerdir.
İktidar piramidinin zirvesinde yer alan Yüce Lider Ali Hamaney’in katledilmesi, tam olarak bu niyetin bir nişanesidir.
Böylesi bir hedef ne denli gerçekleştirilebilirdir? Trump, Venezuela’da devlet başkanını bertaraf etmekle iktifa etmiş ancak Çavizm’in siyasi nizamına dokunmamıştı. İran söz konusu olduğunda ise İslam Cumhuriyeti yönetimi, dışarıdan gelen bir saldırı faktörünü, toplumu ülkenin siyasi liderliği etrafında kenetlemek (konsolide etmek) için kullanma kudretine sahiptir.
Ne var ki, bir mucize eseri Amerika-İsrail çabaları rejimin düşmesine yol açsa dahi, böylesi bir senaryonun neticeleri Washington’da tam manasıyla hesaplanmış gibi durmuyor. Bu minvalde bir gelişme, yüksek ihtimalle İran devlet yapısının çözülmesine sebebiyet verecektir; bu da Türkiye ve Irak’ın ötesinde, Suudi Arabistan ve BAE’ye kadar uzanan komşu devletlerde zincirleme bir akut krizler silsilesini tetikleyecektir.
Velhasıl Trump için ufukta iyi bir seçenek görünmüyor. Tansiyonun yükselmeye devam etmesi ve Amerikan üslerine yapılacak İran saldırıları neticesinde yaşanabilecek olası kayıplar, kasım ayındaki Kongre seçimlerinde Cumhuriyetçilere oldukça pahalıya patlayabilir.
Küresel enerji ve finans piyasalarındaki kaçınılmaz istikrarsızlık, radikal Şiiliğin yükselişi ve Moskova ile Pekin ile yürütülecek müzakereler için siyasi zeminin bozulması da hayra alamet değildir.
Donald Trump’ın hatalarını itiraf etmek gibi bir huyu yoktur.
Ancak onun için en makul seçenek; askeri operasyonu sonlandırmak, “İran meselesini nihai olarak çözme” şeklindeki maksimalist[3] dayatmalarından geri çekilmek ve Tahran ile müzakere sürecini yeniden başlatmaktır. Bu sürece zaten muazzam bir ziyan verilmiştir; ancak minimize etmek için hala geç kalınmış sayılmaz.
[1] Поражение (Porajeniye / Mağlubiyet/Yenilgi): Orijinal: Поражение: Kelime, Rusça поразить (porazit’ – vurmak, çarpmak, darbe indirmek) fiilinden türetilmiştir. Yani “porajeniye”, sadece bir “kaybetme” durumu değil, “darbe yeme”, “vurulma” ve “sarsılma” halidir. (ç.n.)
[2] Эйфория (Eyforiya / Öfori/Sarhoşluk): Orijinal: Эйфория: Yunanca euphoria (taşıma/dayanma gücü) kökünden gelse de, Rus dilindeki kullanımı genellikle bir tür “hastalıklı aşırılık” veya “gerçeklikten kopuk bir coşku” halini ifade eder. Rus edebiyatında bu kelime, karakterlerin mantıksal süzgeçlerini kaybedip, kendi kibirlerinin yarattığı “sahte mutluluk” atmosferinde boğuldukları anlarda ortaya çıkar. (ç.n.)
[3] Максималистский (Maksimalistskiy / Maksimalist): Latince maximus (en büyük) kökünden türeyen bu sıfat, 19. yüzyıl Rus devrimci terminolojisinde “ya hep ya hiç” diyen, tavizsiz ve radikal grupları tanımlamak için kullanılırdı (Rus Sosyalist-Devrimci Maksimalistler Birliği gibi). Korutunov, burada Trump’ın dış politikasını tanımlarken bilinçli bir kelime seçimi yapmıştır. “Maksimalist” diyerek onu, uzlaşmaya yanaşmayan, esnemeyen ve sonuçları düşünmeden uçlarda yaşayan “radikal” bir aktör konumuna yerleştirir. (ç.n.)