Dünya Basını
“Arap liderlerin Gazze planı, ABD ve İsrail’in çıkarına olacaktır”
Arap ülkelerinin Trump’ın Gazze planına alternatifi Filistinliler için daha kötü olabilir
Lamis Andoni / The New Arab
Donald Trump’ın Filistinlileri Gazze’den çıkarma önerisinden vazgeçmesi ne tam bir sürprizdi ne de başkanın karakteristik ruh hali değişimlerinden birinin sonucu.
Trump, Gazze’yi “ele geçirme” ve onu bir emlak projesine dönüştürme arzusuyla ilgili bomba gibi açıklamayı yaptığı andan itibaren danışmanları, kongre üyeleri ve ABD düşünce kuruluşlarından uzmanlar Beyaz Saray’ı bu fikri geri çekmeye ikna etmekle meşgul oldular. Ancak bu fırsatı, Gazze’nin yeniden inşası için ABD-İsrail şartlarına uyan ve Suudi Arabistan ile İsrail arasında süregelen normalleşme hedefine ilerlemek de dahil alternatif bir öneri sunmaları için Arap devletlerine baskı yapmak üzere kullandılar.
Aslında Trump’ın geri adım atması sadece Ürdün ve Mısır’ın Filistinlilerin yerlerinden edilip kendi topraklarına yerleştirilmesi önerisini reddetmesine bir yanıt değildi. Bunun başlıca nedeni muhtemelen Washington’daki etkili çevrelerin bu planın İsrail ve Suudi Arabistan arasında imzalanmasını çok istedikleri normalleşme anlaşmasını baltalayacağına ve daha da geciktireceğine inanmalarıdır.
Maliyeti devretme
Arap devletlerine alternatif bir plan sunmaları çağrısının ilk olarak Siyonist bir düşünce kuruluşu olan Washington Institute for Near East Policy’den deneyimli diplomat Dennis Ross tarafından dile getirildiğini de belirtmek gerekir. Daha sonra başta Dışişleri Bakanı Marco Rubio olmak üzere ABD’li yetkililer de bu çağrıyı yineledi.
Tüm bunların zamanlaması da tesadüf değildi çünkü kısa süre önce Riyad’da gerçekleşen gayri resmi “mini” Arap zirvesine denk geldi. ABD’li yetkililer Trump’ın Gazze hakkındaki fikirlerinin Arap liderlerin alternatif öneriler sunmasına engel teşkil ettiğini fark etti.
Nihayetinde, bir alternatif sunmaya yönelik bu baskı, İsrail’in soykırım savaşının yıkıcı (ve maliyetli) sonuçlarıyla başa çıkma sorumluluğunu onların üzerine yıkmayı garanti altına alacaktı.
Alternatif öneriyi takip edecek kaçınılmaz müzakereler İsrail’in çıkarlarının ve güvenlik gereksinimlerinin karşılanmasını sağlayacaktır ki bu da İsrail’in Gazze’ye savaş açarak başaramadığı bir şeydi. Bu meselenin çözüme kavuşturulması da Suudi-İsrail anlaşmasının önünü açacak.
Muhtemelen Arapların gözetiminde bir geçiş dönemi olacak ve Filistin Yönetimi, Washington tarafından onaylanan yeni şartlar ve yeni isimler altında Gazze’nin yönetiminden sorumlu olacak. Bu düzenlemenin amacı, Gazze nüfusu üzerinde kontrol sağlamak, Hamas’ın varlığını sona erdirmek ve İsrail kontrolüne direnecek herhangi bir grubun ortaya çıkmasını önlemek.
Etkiler ve ABD çıkarları
İsrail başından beri Filistin Yönetimi’nin Gazze’de herhangi bir rol oynamasını şiddetle reddederken bir önceki ABD yönetimi bu konuda ısrarcı oldu. Hatta üst düzey bir Amerikalı yetkili Filistinli bazı bağımsız isimlerle bir araya gelerek onları bu rolü üstlenmeye ikna etmeye çalıştı ancak başarılı olamadı.
Trump yönetiminin Filistin Yönetimi’nin Gazze’de bir rol üstlenmesini kabul edip etmeyeceği, özellikle de Filistin güvenlik güçlerine mali yardımı kısa süre önce durdurmuş olması nedeniyle henüz net değil. Üstelik bu kararın sorumluluğu, Trump’ın açıkça Siyonist olan Orta Doğu özel temsilcisi Steve Wittkoff’a verilmiş durumda. Wittkoff, Trump’ın damadı Jared Kushner ile birlikte Gazze’nin kıyı şeridini turizm projeleri için değerlendirme fikriyle ilgileniyor.
Bununla birlikte, Trump her ne kadar Gazze’yi “güzel bir toprak parçası” olarak tanımlayarak ele geçirememe konusunda açıkça hayıflansa da kamuoyu önünde bu konudaki tutumunu değiştirdi.
Bu durum, ABD’nin büyük stratejik çıkarlarının Trump’ın kişisel arzularının önüne geçtiğini gösteriyor. En azından bu konuda, ABD kurumları Trump’ı dizginleyebildi. Ancak bu gerek ABD içinde gerekse uluslararası alanda Trump’ı sınırlamaya yönelik daha kapsamlı bir sürecin başladığı anlamına gelmiyor. Ancak, Cumhuriyetçi Parti içindeki daha geniş bir çevrenin de bu meseleye müdahil olduğu açık.
Öyle ki, Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Trump’ın Gazze’nin geleceğine dair vizyonunu kamuoyu önünde sert bir şekilde reddetti.
Genişleyen normalleşme
Trump yönetimi de dahil ABD yönetimleri, Arap ülkelerinin İsrail’le normalleşme çemberini genişletme konusunda önemli adımlar attı. Unutmayalım ki emsalsiz İbrahim Anlaşmaları ile İsrail’in Arap ülkeleriyle ittifaklar kurmasını sağladı ve bölgede Siyonist anlatının daha geniş kabul görmesine yol açtı. Şimdi de bu sürecin hızla ilerlemesini istiyorlar.
Trump’ın geri adım atması elbette önemli bir gelişme. Ancak, süreci Arap ülkelerinin inisiyatifine bırakması ne onun ne de Washington’daki etkili karar alıcıların özel bir ustalığını gösteriyor.
Daha ziyade, Arap ülkeleri Filistinlilerin haklarını korumak için inisiyatif almada ya da herhangi bir öneride bulunmada son derece başarısız oldukları için, ABD’nin onların önereceği herhangi bir düzenlemenin ABD’nin önerileriyle tamamen uyumlu (ve hatta onlara dayalı) olacağından emin olduğu anlamına geliyor. Bu da hangi “uzlaşmaya” varılırsa varılsın, Amerikan egemenliğinin kabul edileceğini garantiliyor.
Gazze konusunda Arap ülkeleri tarafından öne sürülen her türlü “alternatif” ciddi bir endişe kaynağı olmalı. Çünkü bu öneriler, kendi gücünü zayıflatan ve hedeflerini sadece “ABD çıkarlarına hizmet edebilecekleri” bir rolü güvence altına almaya indirgeyen hükümetler tarafından ortaya atılıyor. Bu hükümetler kendi halkları ve kurumlarından kopmuş hatta bazıları İsrail ile normalleşme anlaşmalarının esiri haline gelmiş durumda.
Arap liderlerinin, İsrail ile normalleşme sürecini veya ekonomik anlaşmaları askıya alma tehdidinde bile bulunmamaları, onları ABD ve İsrail’in baskılarına ve şantajlarına daha da açık hale getirdi.
Sırada ne var?
Arap dünyasının Gazze’deki soykırıma tepkisiz kalması ve İsrail’in Cenin ve Tulkarm kamplarını yıkarak ve sakinlerini sürerek Batı Şeria’da kitlesel zorunlu göç planını uygulamaya başlaması, İsrail ve ABD’nin Gazze halkını tamamen izole etme planlarının hız kazanmasını sağladı. Amaçları Filistin kimliğinin yeniden inşasını engellemek ve Filistinlilerin özgürlük umutlarını ve özlemlerini kırmaktır.
Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda, özellikle İsrail ile Suudi Arabistan arasında bir anlaşmanın imzalanma ihtimali karşısında korkmakta ve öfkelenmekte haklıyız. Böyle bir anlaşma, Arap dünyasının ve bölgenin tam anlamıyla boyun eğdirilmesinde son halka olacak ve bölgeyi İsrail-Amerikan vesayeti altına sokacaktır.
Bölgede yaşanan mevcut tehlike yalnızca Filistinlileri değil, Atlas Okyanusu’ndan Körfez’e kadar tüm Arap halklarını tehdit ediyor. Bugün yaşananlar, hatta daha da kötüsü, Aksa Tufanı öncesinde ABD’nin Suudi Arabistan’ı İsrail ile ittifaka çekerek Filistinliler ve Araplar üzerinde kesin bir zafer ilan etmenin eşiğine geldiği ana benziyor, hatta ondan daha kötü.
Direnişi kendileri için İsrail’den çok daha büyük bir tehdit olarak gören Arap rejimlerinden herhangi birinin buna dikkat edip etmediğini sorgulamak zorunda kalıyoruz. En azından umursuyorlar mı?