Avrupa
Avrupalı teknoloji şirketleri ABD’li şirketlere alternatif geliştirmeye çalışıyor

Avrupa, Amerikan teknolojisine olan bağımlılığını nasıl azaltacağını tartışırken, bir dizi şirket alternatifler geliştirerek bu süreçte hızla büyüyor.
Ne var ki bu ivmeye rağmen, kıta son on yıllarda teknoloji bağımlılığı konusunda o kadar derin bir çukura saplanmış durumda.
Bu nedenleözel sektörün çabalarıyla dijital özerkliğin yakın zamanda sağlanması pek olası görünmüyor.
Euractiv ile yaptığı sohbette bir şirket yöneticisi, Avrupa’nın teknoloji sektörünün tamamına atıfta bulunarak, “Bu şekilde büyümeye devam edersek, Microsoft’u yakalamamız için yüz yıla ihtiyacımız olacak,” diye hayıflandı.
AB’nin denizaşırı BT devlerine olan bağımlılığı uzun süredir tartışma konusu. ABD istihbarat kurumlarının Avrupa verilerini elde ettiği yönündeki endişeler yıllardır sürüyor.
Son dönemde giderek daha düşmanca bir tutum sergileyen Trump yönetimi, ABD başkanının “acil durdurma düğmesi”ni kullanarak hoşuna gitmeyen ülkelerin kamu hizmetlerini kapatma tehdidini gündeme getirdi.
Avrupalı politikacılar şu anda, hükümetlerin ve şirketlerin daha fazla Avrupa teknolojisi satın almasını amaçlayan yeni yasalar üzerinde tartışıyor.
Fakat Euractiv’e göre asıl soru şu: “Brüksel’den işe gidip gelme mesafesinin ötesinde, gerçek dünyada böyle bir şey oluyor mu?”
Euractiv, ABD teknolojisine somut alternatifler geliştiren birkaç şirketin yöneticileriyle görüştü.
Bu yöneticiler, şirketlerin şaşırtıcı bir hızla büyüdüğü ve daha da hızlı ilerlemeyi hedeflediği bir kıta tablosu çizdi.
Avrupa’nın önde gelen yapay zeka şirketi Mistral’ın CEO’su Arthur Mensch, haziran ayında Brüksel’de gazetecilere “Gerçekten çok olumlu işaretler görüyoruz,” demişti.
Hükümetlerin ve şirketlerin teknolojiyi nereden tedarik ettiklerini yeniden gözden geçirdiklerini belirten Mensch, bunun da Avrupa’daki oyuncuların cebine daha fazla para girmesini sağladığını söyledi.
Yine de teknoloji gelirlerinin büyük çoğunluğu ABD’li devlere akmaya devam ediyor. Mistral, bu yıl 1 milyar avro gelir elde etmeyi umuyor. Almanya federal yönetimi ise geçen yıl sadece Microsoft lisanslarına bu miktarın yarısını harcadı.
Almanya da “yerlileşme” hamleleri devam ediyor
Frank Karlitschek bu rakamları çok iyi biliyor. Kendisi, Microsoft 365 benzeri bir Avrupa işyeri paketi geliştiren Alman bulut bilişim şirketi Nextcloud’un başında bulunuyor.
Nextcloud, Proton ve Open-Xchange gibi diğer Avrupa şirketleriyle birlikte, ABD’nin temel üretkenlik yazılımları olan Word, Excel ve PowerPoint’e alternatif masaüstü uygulamaları piyasaya sürmeye hazırlanıyor.
Karlitschek, Avrupa genelinde çok sayıda kamu görevlisinin tüm çalışma gününü bu çok tanıdık yazılımlar içinde verilerle uğraşarak geçirdiğinden, bunun görünürlük açısından önemli bir adım olacağını düşünüyor.
Karlitschek’e göre Nextcloud, bir süredir gelirini yıllık %50 ila %80 oranında artırıyor.
Karşılaştırma olarak, Microsoft geçen yıl gelirini “sadece” %15 artırdı ama kârı neredeyse 250 milyar avroya ulaştı.
ABD’li devin çalışan sayısı da 200.000’den fazla çalışanıyla Almanların Großstadt, yani büyük şehir olarak adlandırabileceği bir büyüklüğe sahip.
Bu tutarsızlık, Karlitschek’i oldukça rahatsız ediyor gibi görünüyor. Euractiv’e verdiği demeçte, teknoloji egemenliğini gerçekleştirmeye yönelik bölgesel adımların “kesinlikle yetersiz” olduğu bir ortamda, “arkanıza yaslanıp kendi şirketinin başarısının tadını çıkaramayacağını” söyledi.
Örnek olarak, Nextcloud geçen ay Almanya’nın federal eyaletlerinden biriyle ortaklık kurdu ve komşu Schleswig-Holstein eyaletinin iddialı egemenlik girişimini takip etti.
Yine de bu, Almanya’nın 16 eyaletinden sadece ikisi.
Yeni egemenlik cephesi
Alplerin diğer tarafında, Milano’da, İtalyan yapay zeka geliştiricisi Domyn, ülkenin hükümeti ve bankacılık gibi sıkı denetime tabi sektörlerdeki şirketlerle işbirliği yapıyor.
Kurucu Uljan Sharka, Euractiv’e verdiği demeçte, önümüzdeki birkaç çeyrek içinde 200 kişilik çalışan sayısını ikiye katlamayı hedeflediklerini söyledi.
Sharka, ABD hükümetinin önde gelen ABD yapay zeka modellerine yabancı erişimi kısıtlama yönündeki son girişimine atıfta bulunarak, ABD’nin Anthropic’in Fable modeline erişimi kapatmasından bu yana Avrupa merkezli yapay zekaya olan talebin “gerçekten inanılmaz” olduğunu belirtti.
Fakat Karlitschek gibi o da hükümetlerin bu geçişi yavaşlattığını düşünüyor ve orta kademe yöneticileri, süreci sonuna kadar götürme iradesinden yoksun olmakla suçluyor:
“Avrupa’daki tek sorunumuz zayıf liderlik. 60 saniye içinde halledilebilecek işlerin, insanların korkusu yüzünden ya hiç yapılmadığı ya da altı ayda halledildiği toplantılara sürekli katılıyorum.”
Birçok gözlemci, Avrupa’daki teknoloji şirketlerinin “korkak” memurların ötesinde pek çok başka sorunla karşı karşıya olduğunu öne sürüyor.
Bunlar, yatırım zorluklarından ve AB içinde sınır ötesi büyümenin önündeki engellerden, özellikle yapay zeka alanında, bölgenin (çoğunlukla ABD’li) Büyük Teknoloji şirketleriyle rekabet edebilecek kadar yeterli sayıda uzmanlaşmış veri merkezine sahip olmamaya kadar uzanıyor.
İlginç bir şekilde, Sharka bu son kısma kategorik olarak karşı çıkıyor. Piyasada yapay zeka kapasitesini geliştirmek için büyük meblağların gerekli olduğunu iddia etmeye takıntılı bazı “oyuncular” olduğunu kabul etse de, Avrupa’nın çok daha azıyla gayet iyi idare edeceğine ikna olmuş durumda.
Avrupalı şirketler ABD’de de faaliyet yürütüyor
Egemenlik konusundaki bir diğer itici güç, merkezi Paris’in hemen dışında bulunan Fransız veri analitiği şirketi Chapsvision.
Platformları kısmen yapay zeka destekli olan şirket, Domyn gibi ABD’de de faaliyet gösteriyor.
Güney Tirol kökenli CEO Silvano Sansoni, şirketin ABD’deki faaliyetlerinin çelişkili görünebileceğini kabul ediyor.
Fakat Pfizer veya Boeing gibi ABD’li devlerle çalışmanın önemli olduğunu belirtiyor; çünkü bu, Avrupa teknolojisinin güvenilir olduğunu gösteriyor.
Ona göre egemenlik, Avrupalıların sırf bir şey Avrupa menşeli diye onu satın alması anlamına gelmiyor. Aksine, varsayılan olarak yerleşik yurtdışı devlerini tercih etmemekle ilgili.
Sansoni, “Teknolojik olarak mükemmel olduğumuz için tercih edilmek istiyoruz. Bize rekabet etme şansı verin,” diyor.
Bu yaklaşım, şirketi için işe yarıyor gibi görünüyor. Sansoni, 2019’da kurulan Chapsvision’ın 1.000 çalışana ulaştığını ve bunların 200’ünün yıl başından bu yana işe alındığını belirtti.
Bununla birlikte, ulusal düzeyde ivmenin daha güçlü olduğunu da belirtiyor. Şirket, gelirinin çoğunu Fransa’dan elde ediyor ve şu anda Almanya’ya da genişliyor.
Sansoni, AB düzeyinde hâlâ yapılacak çok iş olduğunu savunuyor.
“Büyük gemiler yön değiştirirken yavaşlar”
Euractiv’in yaptığı birçok görüşmede ortaya çıkan bir nokta, tüm bu egemenlik projelerinin meyve vermesinin uzun zaman almasıydı.
Haziran ayında Fransız devleti, ABD’li rakibi Palantir yerine Chapsvision’ı tercih ederek önemli bir adım attı.
Fakat Sansoni, Euractiv’e verdiği demeçte, bu yöndeki ilk adımların aslında 2021 yılında atıldığını belirtti.
Benzer şekilde Avrupa Komisyonu, 2025 yazında Microsoft’un bulut hizmetinden Fransız bir alternatife geçmek için “ileri aşamadaki” müzakereler yürütüyordu.
Fakat AB yürütme organı, “egemen” bulut kapasitesi için 180 milyon avroluk bir bütçeyi ancak bu nisan ayında duyurdu.
Bu, acil olmaktan çok ağır ilerleyen bir değişim temposu gibi görünebilir. Yine de AB, Avrupa şirketlerini güçlendirmek ve Birliğin karşı karşıya olduğu büyük güvenlik açıklarını kapatmaya yardımcı olmak amacıyla özel bir teknoloji egemenliği önlemleri paketi üzerinde çalışıyor.
Fakat tekliflerin AB’nin siyasi engellerini aşması gerektiğinden, önlemlerin tam olarak ne zaman uygulanmaya başlayacağı bir yana, nihai sonucun belirsiz olduğu söylenebilir.
Şu an için, ister kamu ister özel sektör olsun, Avrupa’nın büyük bir kısmı hâlâ eski yöntemlere bağlı kalıyor.
Fakat Avrupa’daki alternatifler ivme kazanıp daha fazla dikkat çekerken, yıllarca süren dikkatli hazırlıkların ardından manşetlere çıkan egemenlik projelerinin yavaş yavaş birikme şekli, sessizce istikrarlı bir akışa dönüşüyor olabilir.
Avrupa
Fransa’nın nükleer caydırıcılık girişimine katılan ülke sayısı 10 oldu

Finlandiya, Fransa öncülüğündeki nükleer caydırıcılık girişimine katılarak resmi uygulama çalışmalarına geçen hafta başladı. Finlandiya’nın adımıyla girişime dahil olan ülke sayısı 10’a yükseldi.
Finlandiya, Fransa’nın öncülüğünde yürütülen nükleer caydırıcılık girişimine katılarak resmi düzeydeki uygulama çalışmalarına geçen hafta başladı.
Gelişmeyi duyuran Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Fransa ile kurulan bu ortaklığın kolektif caydırıcılığı güçlendireceğini söyledi.
Cumhurbaşkanlığının açıklamasına göre Stubb, “Fransa gibi bir nükleer güçle yürütülen derinlemesine görüşmeler, büyük güçlerin mevcut güvenlik ortamında eylemlerinin sonuçlarını nasıl değerlendirdiğine dair bize yeni bir anlayış da kazandırıyor.” dedi.
Stubb değerlendirmesinde ayrıca, “Bu işbirliği anlayışımızı geliştirecek ve her şeyden önce kolektif caydırıcılığımızı güçlendirecektir.” ifadelerini kullandı.
Açıklamada, gelinen aşamada işbirliğinin tam kapsamının henüz şekillenme sürecinde olduğu kaydedildi.
Helsinki yönetiminin bu konuda herhangi bir nihai adım atmadan önce farklı seçeneklerin doğuracağı sonuçları etraflıca değerlendireceği belirtildi.
Finlandiya Savunma Bakanlığı basın servisi, ülkenin Fransa öncülüğündeki nükleer caydırıcılık girişimine dahil olduğunu eylül ayında duyurmuştu.
Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen, sürecin ikili bir işbirliği formatında ilerleyeceğini ve hem Finlandiya’nın hem de genel olarak Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi hedeflediğini kaydetmişti.
Finlandiya ordusu, ekim ayında NATO’nun her yıl düzenlediği “Steadfast Noon” adlı nükleer caydırıcılık tatbikatına da katıldı.
Bakan Häkkänen tatbikata katılımlarının ülkenin ulusal hedefleriyle tam uyum sağladığını söyledi.
Häkkänen tatbikatın önemine değinerek, “Nükleer caydırıcılık tatbikatları, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor.” dedi.
Bakan sözlerini, “Nükleer caydırıcılık, Finlandiya da dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasının en üst düzeydeki güvencesidir.” diyerek sürdürdü.
Girişime katılan ülke sayısı 10’a ulaştı
Finlandiya’nın katılımıyla birlikte, Fransa’nın önerdiği nükleer caydırıcılık girişiminde yer alan ülkelerin sayısı 10’a yükseldi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron mart ayında İngiltere, Almanya, Polonya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, İsveç ve Danimarka’nın girişime dahil olduğunu duyurmuştu.
Sürece mayıs ayında Norveç de katılmıştı.
Rusya’nın Almanya Büyükelçisi Sergey Neçayev, mayıs ayında yaptığı açıklamada Avrupa nükleer şemsiyesini güçlendirme planlarının Rusya açısından stratejik düzeyde doğrudan bir tehdit oluşturduğunu savunmuştu.
Neçayev, bu planların Rusya’nın askeri ve siyasi planlamalarında mutlaka dikkate alınması gerektiğini söylemişti.
Moskova, söz konusu girişimlerin nükleer silahların yayılmasını önleme rejimine yönelik riskler barındırdığına da defalarca işaret etti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Özel Yetkili Büyükelçisi Andrey Belousov, mayıs ayında ABD, İngiltere ve Fransa’yı Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı hiçe sayarak nükleer kapasitelerini artırmakla suçlamıştı.
Avrupa
Avrupalı çiftçiler yeniden isyanın eşiğinde

Avrupa’daki çiftçiler, Brüksel’in üstesinden gelmekte zorlandığı yeni iktisadi baskılar nedeniyle bu sonbaharda yeniden sokaklara çıkmaya hazırlanıyor.
İtalyan çiftçiler, bu ay hızla artan yakıt maliyetlerini protesto eden nakliyecilere destek verdi. Bu protestolar sırasında kurulan barikatlar süpermarket raflarını boş bıraktı ve gıda işleme tesislerini durma noktasına getirdi.
İspanya’da ise daha düşük maliyetler, daha adil fiyatlar, bürokrasinin azaltılması ve bir sonraki Ortak Tarım Politikası’nda (CAP) değişiklikler talep eden Madrid’deki bir protesto, ölümcül bir tren kazası sonrasında iptal edildi ama yeniden planlanması bekleniyor.
Şimdi Brüksel de çiftçilerin hedefinde: Avrupa çiftçileri lobi grubu Copa-Cogeca, geçen hafta Kasım veya Aralık ayında AB başkentinde bir protesto düzenlemeyi kararlaştırdı.
Planlanan eylemler, çiftçilerin Yeşil Mutabakat ve “Tarladan Sofraya” stratejisi kapsamında AB’nin çevre planlarında değişiklik talep ettikleri 2023-24 yıllarındaki eylemleri anımsatıyor.
Bağlayıcı pestisit azaltma hedeflerine ilişkin bir öneri geri çekilirken, Doğa Restorasyon Yasası’ndaki tarım arazileriyle ilgili hükümler zayıflatıldı.
Çiftçiler ayrıca ticaret anlaşmalarına ve ulusal dizel vergilerine de karşı çıktılar.
Komisyon’un geri adım atmasına rağmen, çiftçilerin endişeleri ortadan kalkmadı; sadece şekil değiştirdi.
Dublin Trinity College’da tarım politikası alanında emeritus profesör Alan Matthews, tarım fiyatlarının nispeten yüksek olduğu önceki protestolar sırasında çiftçi gelirlerinin o kadar da önemli bir endişe kaynağı olmadığını belirtti.
Gelgelelim bugün bu konu kilit bir mesele haline geldi. Matthews, “Son 12 ayda ürün fiyatları düşerken, girdi fiyatları aynı eğilimi göstermedi,” diyerek kâr marjlarının daraldığını ifade etti.
Baskının büyük bir kısmı AB dışından geliyor. Şubat ayından bu yana, Orta Doğu’daki ABD-İsrail savaşı ve buna bağlı olarak Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, yakıt ve gübre fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı.
Perşembe günü, Copa-Cogeca, enerji bakanları toplantısı öncesinde artan yakıt maliyetleri konusunda yardım talep etti.
Yüksek dizel fiyatları, bazı çiftçilerin protesto gösterisi yapmak üzere traktörleriyle AB başkentine gitmelerini bile engelleyebilir.
Fakat Matthews, AB’nin “piyasa desteğine katkıda bulunacak kendi bütçesi olmadığını” belirtti. Bunun yerine, Komisyon üye devletlerin çiftçilere destek vermesine izin verdi.
Ortak Tarım Politikası’nın (CAP) tarımsal krizler için ayrılan yıllık rezervi sadece 450 milyon avro tutarında. Bu meblağ, sektörü vuran ardışık acil durumlar nedeniyle defalarca tükendi ve yeniden dolduruldu.
Copa-Cogeca ayrıca, ithal gübrelerin maliyetini artırdığı gerekçesiyle, Ocak ayında uygulamaya konulan AB’nin karbon sınır vergisini (CBAM) eleştirdi.
Komisyon, istisnai piyasa koşullarında CBAM’ın geçici olarak askıya alınmasına olanak tanıyacak ve halen müzakere aşamasında olan bir yasa tasarısı önerdi.
Mayıs ayında, temel gübrelere uygulanan gümrük vergilerini bir yıllığına askıya aldı ve Haziran ayında ise ülkelere çiftçilere yardım etmek için daha fazla esneklik sağlamak amacıyla CAP’ta değişiklikler önerdi.
Son dönemde alınan önlemlerin, yeni protestoları engelleme olasılığı düşük görünüyor.
Tarım alanında faaliyet gösteren düşünce kuruluşu Farm Europe’un genel sekreteri Luc Vernet, yüksek yakıt ve girdi maliyetleri, kuraklık ve azalan kamu desteğinin oluşturduğu “patlayıcı bir kombinasyon”dan söz ediyor.
Çiftçiler ayrıca Brüksel’in doğrudan etki edebileceği bir konuyu da hedef alıyor: 2028-2034 dönemi için CAP bütçesi.
Copa-Cogeca, Kasım ve Aralık aylarında yapılacak AB liderlerinin bütçe görüşmeleri öncesinde eylemler hazırlıyor.
Copa Başkanı Massimiliano Giansanti, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu politikanın geleceğinin “kenara çekilemeyecek kadar önemli” olduğunu belirterek, politika yapıcılarından “somut kararlar” beklediğini ekledi.
Komisyon önerisi, CAP’ın her iki ayağını tek ve daha geniş kapsamlı bir fon altında birleştirmeyi öngörüyor; mevcut CAP bütçesine ayrılan 386,6 milyar avroya kıyasla, çiftçi gelir desteği için yaklaşık 300 milyar avro ayrılması planlanıyor ama nihai rakamlar hâlâ müzakere aşamasında.
CAP ödemeleri çiftçi gelirinin büyük bir kısmını oluşturduğundan, Vernet bu yaklaşım ile AB’nin tarımsal egemenliğini koruma hedefinin arasında bir çelişki olduğunu düşünüyor.
Ona göre AB’nin tarımı “ekonomik bir çıkmazda ve politika yapıcılar bunun farkında değil gibi görünüyor.”
Buna karşın Matthews, sektördeki küçülme ve çiftlik sayısındaki azalma nedeniyle desteğin azaltılmasının haklı olduğunu savunuyor. “Gelir farkı, nüfusun geri kalanına kıyasla azaldı,” dedi.
Ayrıca, AB ülkelerinin tarım fonlarını ek desteklerle tamamlama olasılığına da dikkat çekiyor. Bu esneklik, siyasi baskıyı Brüksel’den ulusal başkentlere kaydıracak gibi görünüyor.
Matthews’a göre bütçe üzerinde anlaşmaya varıldığında, çiftçiler bakanlıkların önünde toplanacak.
Avrupa
ABD, Ukrayna üzerinden Avrupa’ya Rus gazı tedariki istiyor

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD, kış öncesinde bir “enerji ateşkesi” sağlamak amacıyla Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya sevkiyatının yeniden başlaması için temaslar yürütüyor. Washington’ın planı, gazın Amerikalı bir aracı üzerinden satılmasını ve Kuzey Akım hattının kapsamlı bir barış anlaşması çerçevesinde açılabileceğini öngörüyor.
The Wall Street Journal’ın ABD’li, Avrupalı ve Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberine göre Washington, Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya sevkiyatının en kısa sürede yeniden başlatılması için girişim yürütüyor.
Gazete, ABD’nin bu girişiminin kış öncesinde taraflar arasında bir “enerji ateşkesi” sağlamayı amaçlayan müzakerelerin bir parçası olduğuna dikkat çekti.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklar, ABD’li müzakereciler Jared Kushner ile Steve Witkoff’un eylül ayında Moskova ve Kiev’e yaptıkları ziyaretlerde bir formül sunduklarını dile getirdi.
Masaya getirilen fikir, Rus doğalgazının ABD’li bir aracı şirket üzerinden satılmasını, böylece Avrupa yaptırımlarının etrafından dolaşılmasını ve Amerikalı yatırımcılar için karlı fırsatlar yaratılmasını öngörüyor.
Washington, kasım ayında Abu Dabi’de ABD, Rusya ve Ukrayna arasında yapılması planlanan üçlü barış müzakereleri öncesinde enerji tesislerine yönelik saldırıları durduracak daha kapsamlı bir uzlaşmaya varmayı hedefliyor.
The Wall Street Journal, Donald Trump yönetiminin, Avrupa’nın bu konuda ilk bakışta göründüğü kadar uzlaşmaz tavır sergilemeyeceği varsayımıyla hareket ettiğini yazdı.
Kuzey Akım hattının açılması daha geniş bir anlaşmanın parçası olabilir
Gazetenin aktardığına göre ABD, Kuzey Akım boru hattının olası biçimde yeniden faaliyete geçirilmesini de yalnızca Ukrayna’daki savaşı sonlandırmak için değil, Rusya ile Avrupa arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için de kapsamlı bir anlaşmanın potansiyel unsuru olarak değerlendiriyor.
Üst düzey bir ABD’li yetkili, eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in hatasını, Moskova için kabul edilebilir daha geniş kapsamlı bir güvenlik mutabakatına varmadan doğalgaz boru hattı projesini ilerletmesi olarak tanımladı.
Yetkili, kıta genelinde gaz fiyatlarını ciddi oranda düşürecek bu öneriye Avrupalıların ilgi gösterdiğini belirtti.
Aynı yetkili, hayata geçirilecek her türlü ekonomik mutabakatın kapsamlı bir barış anlaşmasının parçası olacağını sözlerine ekledi.
The Wall Street Journal, Kiev’in bir ateşkes anlaşması çerçevesinde doğalgaz satışına onay vermesi durumunda Avrupa’nın tutumunu değiştirmesinin daha kolay olacağını kaydetti.
Avrupa Komisyonu ise daha önce The New York Times’ın gündeme getirdiği, ABD’nin Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden yüksek hacimlerle yeniden satın alınmasına yönelik fikrini geri çevirmişti.
Moskova tarafında ise bu konudaki tutumun değişmediği, Kremlin’in bir ateşkese değil kalıcı bir barışa ihtiyaç duyduğu daha önce duyurulmuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa’nın Rus enerji kaynaklarını reddederek “kendi siyasetine, sanayisine ve sosyal alanına darbe vurduğunu” söylemiş ve “Başkasına kuyu kazan kendi düşer.” atasözünü hatırlatmıştı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da Avrupalıların Rus enerjisini keserek “bindikleri dalı kestiklerini” ifade etmişti.
Peskov Avrupa’daki tabloya ilişkin, “Bunun akıllıca bir tutum olduğunu söylemek zor. Avrupa’da ekonomik durum kötüleşiyor, ekonomi durgunluk yaşıyor. Elbette Avrupa ekonomisi devasa, güçlü ve ciddi bir kapasite rezervi var; fakat aynı zamanda Alman vatandaşları konfor alanlarından çıkmaya pek alışkın değil ve şimdi tam da bunu yapmak zorunda kalıyorlar.” değerlendirmesini yaptı.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Asya6 gün önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı










