Diplomasi
Avrupa sağı İsrail hükümetinin etkinliğinde bir araya geldi

İsrail’deki sağcı Binyamin Netanyahu hükümeti ve partisi Likud, Avrupa’daki yeni sağ ile işbirliğini derinleştirmek için çabalarını yoğunlaştırıyor.
Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) üçüncü büyük grup haline gelen “aşırı sağcı” Avrupa için Vatanseverler (PfE) bloğuna bağlı çeşitli partilerin temsilcileri geçen hafta İsrail’de uluslararası “antisemitizmle mücadele” konferansa katıldı.
İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli tarafından düzenlenen konferans, antisemitizmle mücadelenin tartışılacağı bir toplantı olarak lanse edildi. Katılımcılar arasında Fransız Ulusal Birlik (RN) Başkanı Jordan Bardella da vardı.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun partisi Likud’a daha önce PfE grubunda gözlemci statüsü verilmişti. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, İsrail’in Fransa ve diğer ülkelerdeki diplomatlarına çeşitli aşırı sağcı partilerle ilişkilerini normalleştirmeleri talimatını verdi.
Bakan Chikli, İsrail hükümetinin Kudüs’teki Uluslararası Kongre Merkezi’nde düzenlediği Uluslararası Antisemitizmle Mücadele Konferansı’nın açılışını, etkinliğe katılımlarıyla ilgili tartışmalar nedeniyle aşırı sağcı Avrupalı siyasetçilerden özür dileyerek yaptı.
Chikli açılış konuşmasında, “Her şeyden önce, savaş zamanında İsrail’e gelmeyi tercih eden dostlarımıza ve müttefiklerimize, özellikle de Avrupa Parlamentosu’ndaki dostlarımıza teşekkür etmek istiyorum. İsrail Devleti’ni dünya çapında karalayanlar tarafından size karşı yayılan yalanlar için özür dilerim. Burada, İsrail’in ebedi başkenti Kudüs’te bizimle birlikte olduğunuz için teşekkür ederim,” dedi.
Konferansta yaptığı konuşmada Netanyahu, Trump’ı “antisemitizme karşı kararlı adımları” dolayısıyla övdü ve İsrail’in Gazze’deki savaşına karşı ABD kampüslerinde düzenlenen protestoları “aşırı ilerici sol ile radikal İslam arasındaki sistemik ittifak” ile suçladı.
Netanyahu antisemitizmin “barbarlar tarafından taşınan bir hastalık” olduğunu ve “tüm medeni toplumlarda görüldüğünü” savundu.
‘Güvenlik duvarının’ ötesinde: Orbán’ın partisi de Kudüs’te
26-27 Mart tarihlerinde Kudüs’te antisemitizmle mücadele konulu uluslararası konferansta, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu (Likud) ve Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Yeni Umut) da konuşma yaptı.
Diğer önemli konuşmacılar arasında Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın yakın destekçisi olarak görülen eski Slovenya Başbakanı Janez Janša ve Jordan Bardella’nın yanı sıra, Fransa’daki aşırı sağcı Identité-Libertés partisinden Marion Maréchal, İsveç Demokratlarından Charlie Weimers (Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri grubunun başkan yardımcısı) ve Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa için Vatanseverler (PfE) grubunun önde gelen isimlerinden üç AP üyesi yer aldı: Orbán’ın partisi Fidesz’den Kinga Gál; Geert Wilders’in lideri olduğu PVV’den Sebastiaan Stöteler ve İspanyol Vox partisinden Hermann Tertsch.
PfE, AP’deki “merkezci partilerin” AB’de hâlâ bir “güvenlik duvarı” (cordon sanitaire) ile kontrol altına alınması gereken güçler olarak sınıflandırdığı aşırı sağ partileri bir araya getiriyor.
Bardella, Avrupa’da yükselen antisemitizmden göç ve İslamcılığı sorumlu tuttuğu bir konuşma yaptı. Bardella, “İslamcılık 21. yüzyılın totalitarizmidir. Kendisi gibi olmayan her şeyi yok etmekle tehdit ediyor,” dedi.
Trump’ın ilk döneminde ABD’nin İsrail Büyükelçisi olan David Friedman da konferansa katıldı. Moderatörün Trump’ın Filistinlileri Gazze’den tehcir etme planını sorması üzerine Friedman, “Bayıldım! Bayıldım. Ve bunun yapılabilir olduğunu düşünüyorum,” yanıtını verdi.
Netanyahu yönetimi, Avrupa sağını meşrulaştırıyor
Avrupalı siyasetçiler ve sağ partiler için İsrail hükümetinin bir konferansa davet edilmesi birkaç açıdan büyük bir kazanım olarak görülüyor.
Öncelikle, dikkatleri daha önceki “antisemitik” çevrelerde bulunan kökenlerinden başka yöne çekmelerini sağlıyor. Bu partilerin çoğu, birçok örnekte neo-Nazi geleneğinden geliyor.
İsrail hükümetinin bu partileri ve kişileri meşrulaştırdığı ve onlara temiz bir “siyasi sicil” raporu verdiğine işaret ediliyor. Bu nedenle son yıllarda “aşırı sağcı” politikacılar İsrail’e davet edilmek için çaba sarf ediyorlar. Örneğin, İspanya’nın aşırı sağcı Vox partisinin lideri Santiago Abascal, geçen yılın mayıs ayı sonunda Chikli ve Netanyahu ile görüşmek üzere İsrail’i ziyaret etmeyi başardı.
İkinci olarak, bu çevrelerde “antisemitizmin” devam etmesine rağmen, Avrupa’daki aşırı sağ, İsrail’i “İslam’a karşı mücadelelerinde” stratejik olarak önemli bir müttefik olarak görüyor. Bu “İslam’a karşı mücadele”nin ayrılmaz bir parçası ise göçmenlerle mücadele.
Bunlara ek olarak, bu konferansın da gösterdiği gibi, İsrail ile diyalog “aşırı sağın” temsilcilerine daha geniş uluslararası bağlantılar kurma fırsatı sunuyor.
Bu açıdan kilit bir isim Matt Schlapp. Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nı (CPAC) düzenleyen Amerikan Muhafazakârlar Birliği’nin (ACU) Başkanı ve eski Beyaz Saray Siyaset Direktörü olarak Chikli’nin düzenlediği konferansta da hazır bulundu.
CPAC 20 Şubat’ta İsrail’in Batı Şeria üzerindeki egemenliğini destekleyen bir kararı kabul etmişti. Schlapp ayrıca bu geçen ay, CPAC bünyesinde “antisemitizmle savaş merkezi” kuracaklarını ilan etmişti.
Likud’a PfE’de gözlemci statüsü
İsrail sağı için konferans, Avrupa’daki benzer düşünen siyasi güçlerle ilişkilerini kurma ve genişletme fırsatı sunuyor.
Bunun anlamı, etkinliğin sadece “antisemitizm” ile ilgili olmaması. İsrail hükümetini oluşturan partiler, açıkça transatlantik “yeni sağ” ile ortak bir ideolojik pozisyona sahip gibi görünüyor.
Örneğin İngilizlerin muhafazakâr yayını The Telegraph gazetesinin haberine göre, konferans konuşmalarında “iklim aktivisti” Greta Thunberg’e “aptal” denirken, Black Lives Matter için “ondan daha iyi değil” denildi.
The Telegraph ayrıca, Trump destekçisi Karys Rhea’nın, “sanki dünya çapındaki Yahudiler için temel bir sorunmuş” gibi “woke” hareketlere karşı uyarıda bulunduğunu yazıyor.
Likud ve İsrail hükümeti bu temelde yeni uluslararası işbirliği yapıları kurmak istiyor. Bunun bir örneği, 9 Şubat’ta Madrid’de yapılan PfE genel kurulunun ardından Likud’un artık grupta gözlemci statüsüne sahip olduğunu açıklamasıyla görüldü.
Mart ayında tagesspiegel’de yer alan bir habere göre ise İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Fransa, İsveç ve İspanya’daki İsrailli diplomatlara önceki uygulamadan vazgeçmeleri ve “aşırı sağcı partilerle, yani RN, İsveç Demokratları ve Vox ile doğrudan temas kurmaları” talimatını verdi.
AfD, İsrail ile bağlarını güçlendiriyor
ABD’deki Trumpçı hareketlerin, Avrupa’daki sağ gruplarla da bağlar kurduğu ve bu bağları yoğunlaştırdığı bir dönemde Likud’un bu hamlesi anlamlı görünüyor.
Şubat ayındaki PfE zirvesinin hemen öncesinde Trump ile yakın bağları olan Heritage Foundation Başkanı Kevin Roberts, PfE politikacılarıyla görüşmek üzere Madrid’e gitmişti.
Dahası, önce Elon Musk ve ardından ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Almanya için Alternatif’in (AfD) Alman federal seçimlerindeki kampanyasını desteklediklerini açıkladılar.
AfD hem ABD’deki Cumhuriyetçi çevrelere hem de İsrail sağına giderek daha fazla yaklaşıyor. Federal Meclis seçimlerinin ertesi günü X’te yaptığı bir paylaşımda Chikli, “İsrail karşıtı” gruplara karşı en net duruşu sergileyen partinin “şaşırtıcı bir şekilde” AfD olduğunu ilan etmişti.
AfD, Nisan 2019’da İsrail karşıtı Boykot, Tecrit ve Yaptırım (BDS) hareketini yasaklamak için Federal Meclis’te bir yasa tasarısı ve Haziran 2019’da Almanya’da Hizbullah ile ilgili tüm faaliyetleri yasaklamak için bir başka yasa tasarısı sunmuştu.
Chikli, AfD içinde, SS’in tarihi mirasını küçümseyen eski milletvekili ve şimdi Federal Meclis Üyesi Maximilian Krah gibi “hâlâ endişe duyulması gereken seslerin” varlığına dikkat çekiyor olsa da, başta AfD Eş Başkanı Alice Weidel olmak üzere diğer liderlerle birlikte çalışmakta bir sorun görmediğinin altını çiziyor.
İsrailli bakan, AfD’nin Krah gibi insanlarla arasına mesafe koyabileceğini “umduğunu” da sözlerine ekliyor.
AfD, AP içinde Egemen Ulusların Avrupa’sı (ESN) isimli gruba liderlik ediyor. Parti, daha önceki AP’de Marine Le Pen’in öncülük ettiği Kimlik ve Demokrasi (ID) grubuna üyeydi fakat tartışmalı bazı olaylardan sonra gruptan atılmıştı.
Şimdilerde RN ve benzeri partilerin AfD ile yan yana gelmemek için özellikle çaba sarf ettiği görülüyor ama “sağcıların sağcılara karşı ördüğü” güvenlik duvarının da yavaş yavaş tuğlalarının çekildiği anlaşılıyor.
Almanya, Netanyahu ile işbirliğini derinleştirecek
Netanyahu yönetimindeki İsrail hükümeti ile Avrupa’daki aşırı sağ arasındaki yakın işbirliği de Berlin üzerinde “aşırı sağa” açılma yönünde daha fazla baskı oluşturuyor.
Görevden ayrılan Alman hükümetinin antisemitizm komiseri Felix Klein, aşırı sağcıların varlığını gerekçe göstererek Kudüs konferansına katılımayacağını açıklamıştı.
Fakat bir sonraki Federal Şansölye olması beklenen CDU lideri Friedrich Merz, Netanyahu ile çalışmaya “neredeyse koşulsuz” istekli olduğunu açıkladı. Merz, Netanyahu’yu Berlin’e davet edeceğini ve İsrail Başbakanı hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle tutuklama emri çıkaran Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (ICC) meydan okuyacağını belirtti.
Netanyahu’nun partisi Likud’a, “aşırı sağcı” PfE’de resmi gözlemci statüsü verilmesiyle ilgili soruları da yanıtlayan Merz, bunun Almanya’nın İsrail ile derin işbirliğine engel olmayacağında ısrar ediyor.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı










