Görüş
Azerbaycan’da ‘Rus ajanları’ tartışması: Eski bakanlar neden suçlanıyor?
Türk basınında yeterince gündem olmasa da Azerbaycan’da bir süredir ‘Rus ajanları’ tartışması yapılıyor. Özellikle hükümete yakın medya kuruluşlarında ‘Rus ajanı’ bir gruptan bahsediliyor. Hatta, ‘yasal kayıt eksikliği’ gerekçesiyle kapatılan ‘Rus Evi’nin asıl kapatılma sebebinin de söz konusu ‘ajan grubu’ olduğu iddia ediliyor.
Bu grupta eski Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov, Haydar Aliyev’in yetiştirdiği en yakın kadrolardan, ‘gri kardinal’ olarak bilinen Ramiz Mehdiyev, eski Ulusal Güvenlik Başkanı Eldar Mahmudov, eski Kültür Bakanı Abulfas Garayev ve eski Gençlik ve Spor Bakanı Azad Rahimov gibi üst düzey isimlerin yer alması dikkat çekiyor. (Dipnot: Gri Kardinal, perde arkasında büyük bir güce ve etkiye sahip olan, ancak kamuoyu önünde çok görünmeyen kişiler için kullanılan bir terim.)
Ne olmuştu?
Hükümet yanlısı Azerbaycan haber ajansı Qafqazinfo, bu ayın başında yayınladığı haberinde ‘ülkede Moskova’nın çıkarlarına hizmet eden bir şebekenin tespit edildiğini’ ve ‘Rossotrudniçestvo’nun (Rus evi) Bakü’deki faaliyetlerinin askıya alındığını’ yazdı.
Hükümet yanlısı diğer basın kuruluşları tarafından hızlı bir şekilde dolaşıma sokulan haberlerde, söz konusu ekibin Rus istihbaratından talimat aldıkları, ajan ağı aracılığıyla Azerbaycan’daki sosyo-politik süreçleri etkilemeye çalıştıkları iddia edildi.
Qafqazinfo, söz konusu haberi “Ancak Qafqazinfo’ya ulaşan bilgiler, böyle bir yapının gerçekten var olduğu konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmıyor” ifadeleriyle aktarsa da, konuya ilişkin herhangi bir soruşturmanın başlatıldığına ilişkin de resmi bir açıklama yok.
Başka bir basın kuruluşu ise, ‘ajan grubu’ iddialarının doğruluğunu şu ifadelerle aktarıyor:
“Bu kişilerin artık görevde olmaması, ilişkilerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Halen Rus istihbaratının temsilcisine gidip talimat alanlar, toplumumuza yanlış mesajlar gönderenler, ayrışma yaratmaya çalışanlar var.”
Konuyla ilgili Crossmedia.az’a konuşan siyaset bilimci Natig Miri ise, Rusya’nın ‘casusluk ağı’ stratejisinin yalnızca sadece Azerbaycan’a özgü değil, ‘neredeyse tüm büyükelçilik ve konsolosluklarda’ uygulandığını iddia ederek şunları söylemiş:
“Ancak bu, yalnızca siyasi elitlerle sınırlı bir konu değil. Sivil toplum örgütleri, medya kuruluşları yöneticileri ve siyaset bilimciler arasında da böyle insanlar var. Bir bakıma ‘Rusya’nın elini yıkamaya’ çalışıyorlar. Azerbaycan’da hükümette ve toplumda temsil edilen bu tür şahısların tespit edilip, ifşa edilmesi ve görevlerinden alınması zorunludur.”
“Yazan adamın aklı yoktur”
Suçlanan isimler ise iddiaları kesin bir dille reddediyor. Memmedyarov, iddialara “Kiminsə qarnı ağrıyır. Yazan adamın ağlı yoxdur” ifadeleriyle yanıt vermiş. Memmedyarov ayrıca, “Ukrayna, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim aldım. Bu, beni bu ülkelerin ajanı olarak adlandırmaları gerektiği anlamına mı geliyor?” sorusunu yöneltiyor.
Bakü-Grozni seferini yapan AZAL’a ait Embraer 190 tipi uçağın 25 Aralık’ta Kazakistan’ın Aktau kenti yakınlarında düşmesi ise, iki ülke arasındaki gerginliği yeniden alevlendirdi.
Azerbaycanlı yetkililer, 38 kişinin hayatını kaybettiği olayda, uçağın Rus ‘Pantsir-S’ hava savunma sistemi saldırısına maruz kaldığı iddiasını doğrulamıştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, olaydan ötürü Azerbaycan lideri İlham Aliyev’den özür dilese de bu olay, Sovyet sonrası dönemde dalgalı bir seyir izleyen ilişkilerin açık bir gerilime dönüşebileceğini gösterdi.
Azerbaycan’ın Rusya ile ilişkileri, tarihsel bağlar ve jeopolitik dinamikler nedeniyle sürekli değişen, zaman zaman gerilimli ama tamamen kopması zor bir yapıya sahip. Zira iki ülke arasındaki ilişkiler, daha çok pragmatizm ve çıkar dengesi üzerine inşa edilmiş durumda.
Ancak, bir eski Sovyet ülkesi olan Azerbaycan’ı benzerlerinden ayıran iki önemli başlık var: Karabağ Krizi’nde Rusya’nın konumu ve İsrail ile ilişkiler.
Aslında, her eski Sovyet ülkesinde yaşanan saflaşma, belirli açılardan Azerbaycan için de geçerli. Azerbaycan’daki milliyetçi ve liberal kesimlerin önemli bir kısmının, tıpkı Gürcistan ve Ukrayna’daki gibi, Sovyet geçmişinden kurtulma ve Batı ile daha yakın ilişkiler kurma eğiliminde olması, bu güçleri Batı destekli siyasal gruplarla eşleşmesini kolaylaştırıyor.
Öte yandan, 90’lı yıllardan bu yana yakıcılığını sürdüren ve Azerbaycan lehine ‘yeni’ çözülen Karabağ krizi, Rusya’nın bölgede uzun süre askeri varlık göstermesine neden olmuştu. Azerbaycan yönetimi, Rusya’nın siyasi ve askeri varlığına ciddi düzeyde bir itiraz getirmemiş olsa da, bölgedeki Rus varlığı, hükümetin seçmen tabanını, yani ülkenin milliyetçi/muhafazakar kesimlerini her zaman rahatsız eden bir olgu oldu.
Yani, konu Rusya ilişkiler olduğunda, Azerbaycan hükümeti, mevcut denge stratejisi nedeniyle resmen söyleyemediği her sözü her zaman seçmen kitlesine ve kendisine yakın medya organlarına söyletti. Bunun hem iç politikayı ikame etme, hem de resmi olmayan bir mesaj göndermek gibi ikili bir işlevi var. Bu ikiliğin benzerlerine Türkiye dış politikasında da sıkça rastlamak mümkün.
İsrail ile ilişkiler
Azerbaycan’ın İsrail ile stratejik ortaklığı, bir diğer deyişle, İsrail’in Azerbaycan’a yönelik bu ilgisi elbette Azerbaycan’ın Güney Kafkaslar’da Rusya ve İran’a yakın coğrafi konumuyla ve Azerbaycan petrolüyle alakalı.
Azerbaycan’ın bölgede Rusya ve İran’a karşı en hafif deyimle ‘bir alternatif’ olduğu, çoğu zaman açıkça dile getirilmese de bilinen bir gerçek.
Ancan bu ilişki de, Moskova ve Tahran’ı rahatsız etse de Bakü’nün Rusya’ya bağımlılığını tamamen kesmiyor. 2024’ün ilk 6 ayında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2,5 katına çıkarak 8,3 milyar doları aştı.
Azerbaycan’ın 2024 yılında Rusya’yla dış ticaret hacmi içindeki payı yüzde 10,1, ihracattaki payı yüzde 4,4, petrol/gaz dışı ürünlerin ihracatındaki payı yüzde 34,6, ithalattaki payı yüzde 17,2.
Medyada Azerbaycan’daki ‘Rus ajanları’ tartışılırken, Azerbaycan lideri İlham Aliyev, 11 Şubat’ta İran ve Rusya’yı Azerbaycan üzerinden bağlayan Kuzey-Güney koridorunu genişletmek için 2024 sonlarında imzalanan bir anlaşmayı onayladı. 2024 tarihli ikili anlaşma, artan ticaret hacmini karşılamak için yol ve demir yolu altyapısının modernizasyonunu öngörüyor.
Üç gün önce İran’ın başkenti Tahran’da yapılan bir diğer toplantıda ise Azerbaycan, Rusya ve İran yetkililerinin İran topraklarında Rasht-Astara demiryolu inşa etme planı üzerinde anlaştıklarını bildirdi.
Rus şirketleri, Azerbaycan’ın enerji ve altyapı projelerinde hala aktif rol alırken, Bakü de Moskova’ya doğalgaz ve petrol taşımacılığında transit koridor sağlıyor. Ancak Azerbaycan aynı anda, Güney Gaz Koridoru ve Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı gibi projelerle Rusya’ya alternatif rotalar geliştirerek bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.
Hem Rusya, hem Azerbaycan açısından düşünüldüğünde, mevcut ilişkilerin zorunluluk payı hissedilir bir çıkar ortaklığı içerisinde ilerliyor. Rakamlara baktığımızda, Azerbaycan’da ‘Rus etkisine’ dair yürütülen tartışmaların şimdilik Rusya’dan çok iç kamuoyuna hitap ettiği, üst düzey yetkililere yöneltilen ‘Rus ajanı’ söylemlerinin iç siyasi hesaplaşmanın bir yansıması olduğu tahmin edilebilir.
