Ortadoğu
“Barış Kurulu”: Trump’a Gazze’de diktatörlük yetkileri

ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta İsviçre’nin Davos kentinde resmi olarak kurduğu “Barış Kurulu”, kurulun karar taslağına göre, ABD destekli bir yönetimin Gazze’yi yönetmesi için kapsamlı planlar geliştiriyor.
Drop Site, 22 Ocak 2026 tarihli ve “Karar No. 2026/1” başlıklı imzalanmamış belgeyi, Gazze’nin yeniden inşası konusunda ABD ve İsrail yetkilileriyle düzenli temas halinde olan üç bağımsız kaynaktan elde etti.
Kaynaklar, belgenin içeriğinin İsrail ve ABD’de Gazze Şeridi için planlanan yönetim yapılarının uygulanmasına ilişkin devam eden tartışmalarla uyumlu olduğunu doğruladı.
“Barış Kurulu”nun bu türden ilk kararı olan karar, Gazze üzerinde “olağanüstü hal yetkileri” de dahil olmak üzere tam yasama, yürütme ve yargı kontrolünü üstlenecek ABD destekli bir yönetim otoritesinin yapısını ayrıntılı olarak açıklıyor.
“Barış Kurulu”nun belirtilen hedefi, Gazze’yi “komşularına tehdit oluşturmayan, radikallikten arındırılmış ve silahsızlandırılmış, terörden arındırılmış bir bölge” haline getirmek.
Drop Site tarafından elde edilen belgenin kopyası imzalanmamış; Donald J. Trump’ın “Barış Kurulu Başkanı” sıfatıyla imzalaması için boş bir alan bırakılmış. Kararın resmi olarak kabul edilip edilmediği veya alınan versiyonun nihai metni yansıtıp yansıtmadığı hala belirsiz.
Meta veriler, belgenin ilk olarak aralık ortasında Dışişleri Bakanlığı tarafından oluşturulduğunu gösteriyor ve belgedeki tarih, Trump’ın Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumuna katıldığı ve burada kurulunun resmi lansmanını yönettiği tarihe denk geliyor.
Karar taslağı, “Barış Kurulu” için hiyerarşik bir yapı oluşturuyor. Bu yapıya göre Trump başkanlık görevini üstlenirken, yürütme kurulu “Barış Kurulu ile aynı yetki, güç ve yeteneklere sahip olacak ve Kapsamlı Plan’ı uygulamak için gerekli ve uygun tüm yetkileri devralacak.”
Yürütme Kurulu, Gazze’de “yeni yasalar çıkarma, mevcut sivil ve ceza yasalarını değiştirme veya yürürlükten kaldırma” yetkisine sahip olacak.
Kararda, yürütme kurulunun dokuz üyesi listeleniyor: yedi üye 16 Ocak’ta Beyaz Saray tarafından açıklanmış, diğer iki üye ise henüz kamuoyuna açıklanmamıştı.
Daha önce açıklanan üyeler şunlar: Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Özel Elçi Steve Witkoff, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, Trump’ın damadı Jared Kushner, iş adamı Mark Rowan, Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga ve Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Robert Gabriel.
Belgede açıklanan iki yeni isim, Beyaz Saray özel kalem müdürü Susan Wiles ve Birleşik Arap Emirlikleri hükümetinin özel danışmanı ve emlak avukatı Martin Edelman.
Aynı zamanda, danışmanlık görevi yapan birkaç üyenin de yer alacağı bir Gazze Yürütme Kurulu da kurulacak.
Taslak karar, aynı zamanda, Yüksek Temsilcinin sıkı denetimi altında çalışan Filistinlilerden oluşan, “incelenmiş, teknokratik, apolitik bir komite” olarak tanımlanan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesini (NCAG) de kuracak.
Yüksek Temsilci olarak, eski Bulgaristan savunma ve dışişleri bakanı ve eski BM Orta Doğu elçisi Nikolay Mladenov atandı. NCAG’nin başına, eski Filistin Yönetimi hükümet yetkilisi Ali Şaas geçecek.
“Barış Kurulu”na hiçbir Filistinli dahil edilmedi ama Trump, savaş suçu suçlamasıyla yargılanan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarılan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya bir yer verdi.
Eleştirmenlerin, BM’nin denetimini atlatma, hatta kendisini BM’ye alternatif bir özel kuruluş olarak konumlandırma girişimi olarak nitelendirdiği kurul, yalnızca Trump’a hesap verecek bir ortamda çalışmayı öngörüyor.
Eski Birleşmiş Milletler İnsani Yardım İşleri Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, “Ne yazık ki, Barış Kurulu ve ona bağlı yapılar ne temsil edici ne de hesap verebilir nitelikte. Bu durum, Başkan Trump’ın sınırsız yetkilerinden de anlaşılabilir,” dedi.
Bu dengesizliğin en belirgin örneği, kararın Filistinlilere yönelik yaklaşımında görülüyor. Filistinlilerin katılımı ”en düşük ve en teknik düzeye” indirgenmiş durumda.
Karar taslağı, “komşularına tehdit oluşturmayan, radikallikten ve terörden arındırılmış bir Gazze” yaratmak için “sürekli destek veren ve hareket eden” kişilerin “Gazze’deki yönetişim, yeniden inşa, iktisadi kalkınma veya insani yardım faaliyetlerine katılmaya” hak kazanacağını belirtiyor.
Karar, “Hamas veya diğer terör gruplarıyla işbirliği, sızma veya etki geçmişi olduğu veya bunları desteklediği” düşünülen kişi veya kuruluşların katılımını yasaklıyor.
Bu kararların nasıl alınacağı açıkça belirtilmiyor ama Yürütme Kurulu ve Yüksek Temsilci, “Yeni Gazze’nin kalkınmasına katılım için uygunluk standartları” oluşturacak ve bunları Trump’ın onayıyla her bir vaka için ayrı ayrı uygulayacak.
Barış Kurulu taslağı, Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) tarafından devriye gezilen “insani yardım bölgeleri” ve “kontrollü sivil koruma koridorları” oluşturulmasını öngörüyor.
Erişim, Yürütme Kurulu ve Yüksek Temsilci tarafından onaylanan kişilerle sınırlı olacak ve sınırlar, belirtilmemiş “operasyonel ve güvenlik gerekliliklerine” göre belirlenecektir.
“Geçici” ISF, ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers tarafından yönetilecek ve Kurul başkanı (Trump) komutanları onaylama veya değiştirme ve gelecekteki lider ülkeleri onaylama yetkisine sahip olacak.
Kararda “hiç kimse Gazze’yi terk etmeye zorlanmayacak” ve “ayrılmak isteyenler bunu serbestçe yapabilecek ve Gazze’ye geri dönebilecek” denmekle birlikte, Gazze’deki kaynaklara, yardıma ve siyasi katılıma erişimin “Kapsamlı Plan”a ve Kurul’un otoritesine uyulmasına bağlı olacağı da açıkça belirtiliyor.
Griffiths, kararı Filistinlileri “başkalarının kararlarını uygulayanlar” konumuna indirgediği ve “bir kez daha kendi kaderlerinin efendisi olamadıkları” için eleştirdi ve İsrail’in “en üst masada yeri varken”, Filistinliler “mahrum bırakılmış ve dışlanmış” durumda olduğunu söyledi.
Griffiths, “Bu güç piramidinin en altı dışında hiçbir yerde bulunmuyorlar,” diye ekledi.
Kararda, tüm hükümlerin imzalanır imzalanmaz derhal yürürlüğe gireceği belirtiliyor.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









