Dünya Basını

Benjamin ve Brecht: Yaratmanın yeni yolları

Yayınlanma

Çevirmenin notu: Aşağıda Brecht ve Benjamin’in yaratıcı işbirliğine dair çevirisini verdiğimiz makale, Katherine Hollander’in Sanatsal İşbirliği, Sürgün ve Brecht: Yeni Bir Entelektüel Tarih, 1900-1950 başlıklı kitabından bir parçadır. Marksist/antifaşist yazarlar olarak Brecht, Benjamin ve çevresinin işbirliği; yazma ve üretme eyleminin kapitalist çağda geçirdiği dönüşüm eşliğinde kolektif bir faaliyet olarak görülmelidir. Bu işbirliğinde “kullanma” ve “kullanılma” gibi olumsuz kavramlar yeni ve olumlu anlamlar kazanır. Brecht’in “başkalarının kafasında düşünmek” dediği şey, kapitalist üretim ile birlikte üreticilerin birbirinden bağımsız ama (sosyal olarak) tamamen birbirine bağlı olduğu çağa da işaret eder: Böylece “yaratma eylemi, kolektif bir yaratım süreci haline geldi.” Metindeki köşeli parantezler çevirmene aittir.


Benjamin ve Brecht: Yaratmanın yeni yolları

Katherine Hollander
Literary Hub
4 Şubat 2026

“Ben başkalarının kafasında düşünürüm,” diye ilan etmişti Bertolt Brecht; bu sözle, kendisinin ve Mitarbeiter (işbirliği yapan yakın arkadaş grubu) üyelerinin zihinlerini ve yetkinliklerini birbirlerine nasıl ödünç verdiklerini ve aldıklarını ifade etmişti. Arkadaşı Walter Benjamin, 1934 tarihli “Üretici Olarak Yazar” başlıklı denemesinde bu metaforu ödünç alıp sosyalistler ve antifaşistler için yararlılığını vurguluyordu: “Siyasi açıdan belirleyici olan, özel düşünce değil, Brecht’in bir zamanlar ifade ettiği gibi, başkalarının kafasında düşünme sanatıdır.”

Burada Brecht ve Benjamin, başkalarının düşüncelerini manipüle etmeyi savunmuyorlardı, aksine olağanüstü samimi bir diyalektik kolektivite hayal ediyorlardı: Fiziki olarak imkansız bir entelektüel karşılıklı bağımlılık. Burada Benjamin, özel ve siyasi arasında bir ikilik öneriyor, fakat Mitarbeiter’ın sürgünde yuva kurduğu Svendborg Boğazı’ndaki¹ işbirliğine dayalı yaşam, bu iki uç nokta arasındaki orta alanda yer alıyordu: Derinlemesine siyasileşmiş, son derece samimi dostların ve yoldaşların yaşadığı bir alan. Muhtemelen farkında olmadan, Brecht ve Benjamin, tipik bir Danimarkalı olan [Nikolai Frederik Severin] Gruntvig’in “en iyi beyinlerin çoğunu tek bir şapkanın altında toplamak” arzusunu yineliyorlardı. En iyi beyinlerin çoğunu tek bir sazdan çatının altında toplamak istediklerini söylemiş olabilirlerdi ve Skovsbostrand 8’deki ev, tam da bunu yapmalarına olanak sağlamıştı.

Bu samimi entelektüel işbirliği, bu toplulukta “dostça davranmanın” gerektirdiği “saygı ve muhabbet” ile iç içeydi. Brecht, “saygı ve muhabbet” gibi temel toplumsal unsurları tanımladığı aynı Herr Keuner [Bay Keuner] öyküsünde, “Aşk, karşındakinin yetenekleriyle bir şeyler üretme sanatıdır” diye yazmıştı. Rahatsız edici olabilecek anlaşmazlıklara rağmen (Benjamin, 1934’te Brecht ile yaptığı bir dizi konuşmayı “acı verici bir sınav” olarak tanımlamıştı), Mitarbeiter üyeleri birbirleriyle olan etkileşimlerinde hem saygı hem de muhabbeti varsayıyorlardı.

Bu durum, editör ve dramaturg Margarete Steffin’in Brecht’e yazdığı bazı mektuplarda özellikle belirgindir; bu mektuplarda Steffin, bir paragraftan diğerine geçerken, gayretli bir meslektaş, sadık bir dost ve delicesine aşık bir sevgili arasında gidip gelir. Sadece birlikte çalışmak değil, birbirlerinin yeteneklerini entelektüel ve yaratıcı işler üretmek için kullanmak, özellikle de sosyalizmi savunan ve faşizme karşı mücadele eden işler üretmek, Mitarbeiter için aşktan geri kalmayan bir eylemdi; Brecht için ise kesin bir aşk eylemi.

Aşk ve kullanımın bu kesişimi, Brecht ve Steffin için merkezi bir öneme sahipti. Çevirmenler Tom Kuhn ve David Constantine, ikilinin “kullanma ve kullanılma diyalektiği […] sevgi dolu ve mücadeleci bir işbirliği, hizmet etme, kullanma ve kullanılma taahhüdü içinde olduklarını” göstermişlerdir; bu, haklı olarak, onların ölüm kalım meselesi olarak algıladıkları bir konuydu. Bu mülteciler için siyasi aciliyet hiçbir zaman uzak değildi; bu, kişilerarası ilişkilerden, ev yaşamından veya yaratıcı çalışmalardan ayrı değildi. Siyasete olan bağlılıklarının bir parçası, kullanma ve kullanılma istekliliğiydi.

Oyuncu Helene Weigel’in (Brecht’in eşi ve Benjamin ile Steffin’in arkadaşı) yönetmen Erwin Piscator’a yazdığı bir mektupta gösterdiği gibi, Mitarbeiter için kullanmak ve hatta birbirlerini kullanmak olumsuz bir anlam taşımıyordu. Brecht, bu değerin sorunlu ve kaygan niteliğine dikkat çekerek, sömürüyü ahlaki açıdan bu kadar kabul edilemez kılan şeyin, insanlarda yararlı olma arzusunun çok güçlü olması olduğunu yazmıştı. Kullanılmak istemek doğal, hatta iyiydi; sömürüyü denkleme sokan kapitalizmdi. Elbette, sadece antikapitalist olmak, Mitarbeiter’i birbirlerini sömürmekten alıkoymadı. Fakat kullanmanın esasen olumlu olduğu yönündeki anlayışları, özellikle entelektüel olarak birbirlerini kullanmaya rıza göstermelerinin ardındaki temel dayanağı oluşturuyordu.

Diğer meslektaşları tarafından entelektüel olarak kullanılmaya her zaman gönülden rıza göstermiyorlardı. Brecht ve Benjamin birbirlerinden serbestçe alıntı yapıp, konuşmalarındaki temaları, içgörüleri ve hatta dili kendi projelerine dahil etseler de, özellikle Benjamin diğer arkadaşlarına karşı o kadar cömert değildi. Ernst Bloch’un onun fikirlerini kullanmayı alışkanlık haline getirmiş gibi görünmesinden rahatsız olmuş ve Theodor Adorno’nun ortak sohbetlerinden kavramları alıp kendi çalışmalarına dahil etmesinden hoşnutsuz kalmıştı – her iki durumda da kaynak gösterilmeden. Oysa Brecht ile Benjamin arasında böyle bir sürtüşme yaşanmış gibi görünmüyor.

Benzer şekilde, kaynak gösterme konusunda Brecht ve Steffin, işbirlikleri konusunda son derece rahat davranıyorlardı. Fakat Brecht, grup dışındaki bir arkadaşları için birlikte yaptıkları projelerde Steffin’e kamuoyu önünde haklarının verilmesinde ısrar etmişti. Karin Michaëlis’in arkadaşı olan tanınmış Danimarkalı yazar Martin Andersen-Nexø, Brecht’ten çok ciltli anılarının bir kısmını Almancaya çevirmesini istediğinde, Brecht iş bölümünü açıkça ortaya koymuştu. Nexø, Brecht’in çevirmen olarak gösterilmesini istiyordu ama Brecht, çevirilerin kendisi ve Steffin tarafından ortaklaşa yapılacağını ve baş çevirmen olarak Steffin’in adının yayınlarda kendisininkinden önce gelmesi gerektiğini açıkça belirtmişti. “Adımın yazılmasına itirazım yok,” diye yazdı Nexø’ya 1938 yılının nisan ayında, “fakat o zaman Margarete Steffin ve Bertolt Brecht şeklinde olmalı, çünkü herkes benim Danca bilmediğimi biliyor ve ben de işin çoğunun aslında Grete tarafından yapılacağını biliyorum.”

Sonunda çeviri “Margarete Steffin und Bertolt Brecht”e [Margarete Steffin ve Bertolt Brecht] mal edildi (Alışılmış rollerinin bir başka tersine çevrilmesinde, Brecht, çetrefilli konularda Nexø’nun yayıncılarıyla iletişimi üstlenmiş ama yayıncılara konuyu Steffin’e havale etmelerini söylemişti). Bu küçük Mitarbeiter grubu içinde, birbirlerinin çalışmalarından ve sohbetlerinden emek, fikir ve hatta dil ödünç almak son derece kabul edilebilirdi ama bu izin gruba özgüydü ve daha geniş çevrelerindeki meslektaşlara otomatik olarak uzanmazdı.

Onların istikrarlı işbölümü ve işbirliği sistemi o kadar işlevseldi ki, genellikle sadece çöküş anlarında görünür hale geliyordu (örneğin, çeşitli Mitarbeiter üyelerinin, söz vermiş olan birinden neden bir taslak veya eleştiri gelmediğini biraz sinirli bir şekilde sorguladıkları mektuplar). Bu sistem o kadar organikti ki, onunla ilgili sistematik bir tanımlama yapılmamıştı. Yine de bunu, birbirlerinin çalışmalarına muhatap, kaynak materyal sağlayıcı, ortak yazar, editör, eleştirmen ve Weigel’in durumunda, merkezi rollerin geliştirilmesinden sorumlu aktris-yazar olarak prova ve performans aşamalarında dahil oldukları anlarda görüyoruz. Dahası, Benjamin, Brecht ve daha az ölçüde Michaëlis, yazılarında, çağın taleplerine uygun bir eserler bütünü yaratmaya çalışan sosyalistler ve antifaşistler olarak işbirliği ile çalışmayı nasıl anladıklarını gösteren bir teorik yönelim geliştirdiler.

*

Mitarbeiter üyeleri için, faşizm ve geç dönem kapitalizmin entelektüel ve sanatsal üretkenliğe yeni bir yaklaşım gerektirdiği açıktı. Marksistler olarak, liberal bir çağın liberal yazarlık kavramlarını ve bireyselleştirilmiş yaratım yöntemlerini ortaya çıkardığını fakat bu kavram ve yöntemlerin artık yeterli olmadığını fark ettiler. Brecht, Herr Keuner aracılığıyla “kendi başlarına harika kitaplar yazabildikleri için kamuoyunda övünen sayısız insan var ve bu genel olarak onay görüyor” diye gözlemlemişti.

Yine de bu yalnız çalışmanın ürünlerini son derece yetersiz buluyordu. “Yardım almadan, herkesin elinde taşıyabileceği kısıtlı malzemelerle,” diye yakınır Herr K., bu yalnız yazarlar “kulübelerini inşa ediyorlar! Onların bildiği en büyük yapılar, tek bir insanın inşa edebileceği binalardır!” Herr K., yalnız ve kendine güvenen dehayı saygıyla karşılamak yerine, meşru edebiyatın tek bir birey tarafından özerk bir şekilde yaratıldığı fikrini küçümser. Bunun yerine, bu tür edebiyatı boyut olarak yetersiz, anlam bakımından kısıtlı, geçmişle bağlantısı olmayan ve şimdiki zaman ya da gelecek için yararsız olarak nitelendirir. Tek bir birey tarafından yaratılan bir edebiyatın topluma sunabileceği şeyin, tek odalı bir kulübenin uyanmış bir kent kitlesine sunabileceğinden daha fazla olamayacağını ima eder. Apartmanlar, müzeler ve kamusal alanlara ihtiyaç vardır ve bunlar sadece toplum için değil, toplum tarafından inşa edilmelidir; tıpkı Brecht’in, onu kullanacak olan Moskovalılar tarafından inşa edilen güzel Moskova metro sistemi için yazdığı övgü şiirinde belirttiği gibi.

Ortak yaratım ve yeniden kullanıma yönelik bu tutum, Mitarbeiter’ın daha geleneksel yöntemleri reddetmesini ortaya koyuyor. Benjamin, tek yazarlı edebiyatın imkânlarının sınırlı olduğuna dair Brecht’in görüşünü onaylayarak, bunu doğal bir sürecin nihai sonucu değil, koşullara bağlı tarihsel bir biçim olarak ortaya koymuştu. Okuyucularına şunu hatırlatıyordu: “Yorum, çeviri ve hatta sözümona intihal biçimleri hiçbir zaman edebiyatın marjlarındaki oyuncaklar değildi; bunların bir yeri vardı(.)” Bu katkıların Svendborgsund’da da bir yeri vardı; burada sadece olay örgüleri ve temalar eserler arasında geri dönüştürülebilir ve yazarlar arasında paylaşılabilir değildi, aynı zamanda yorum ve çeviri de “orijinal” eserlerin yazımı kadar değer görüyordu ki bu eserler, elbette, çoğu zaman yorum ve çeviriye çok somut şekillerde bağlıydı.

Yaratıcı üretkenlik anlayışımızı, bu tür emekleri de içerecek ve “orijinal” yazımla daha eşit ağırlıkta değerlendirecek şekilde değiştirerek, Benjamin ve Steffin’i (sırasıyla başlıca yorumcu ve çevirmen) Sound’da üretilen yazılı eserlerde Brecht ile eşit düzeyde kabul edebiliriz. Bu, hikaye anlatıcısı ve romancı olarak Michaëlis’in geniş eserlerinden kaynak materyalin yeniden kullanımının, yeniden işlemeyi ve yeniden hayal etmeyi saygılı bir yenilik eylemi olarak gören Mitarbeiter üyeleri arasında samimi bir diyalog oluşturduğunu gösterir ve Weigel’in senaryo üretimindeki gerçek katkılarını aydınlatır.

Ve bu, bu Mitarbeiter’ların, bir ustanın etrafında toplanan zanaatkârlar olarak değil, her katılımcının beceri ve yeteneklerine göre benzersiz bir değer kattığı bir işbölümü aracılığıyla çalıştıkları sistemi ortaya çıkarmaya başlar. Brecht daha sonra, “İşbölümü, birçok önemli alanda yaratımı dönüştürmüştür” diye iddia etmiştir. “Yaratma eylemi, kolektif bir yaratım süreci haline geldi; özgün icadın tek başına ele alındığında anlamının büyük bir kısmını yitirdiği, diyalektik bir tür süreklilik.”


¹ Bertolt Brecht, sürgün yıllarında (1933-1939) Danimarka’nın Svendborg kasabasında yaşamıştı. Nazi rejiminden kaçan yazar, ailesi ve dostlarıyla Skovsbostrand’daki evlerinde kalmıştı. Svendborg Boğazı (Svendborgsund) da buradaydı. (ç.n.)

Çok Okunanlar

Exit mobile version