Avrupa
Blair: Britanya yeniden AB üyesi olmalı

Tony Blair, Başbakan Andy Burnham’dan on yıl içinde AB’ye yeniden katılmaya yönelik planlar ortaya koymasını istedi.
Eski başbakan, AB’nin önemli reformları kabul etmesi halinde İngiltere’nin AB’ye geri dönme niyetini açıklaması gerektiğini söyledi.
Blair, Başbakan’ın, “modern bir ilişkinin” kurulabilmesi için serbest dolaşım, tek pazar ve gümrük birliği konularındaki Brexit “kırmızı çizgilerini” derhal terk etmesi gerektiğini savundu.
Bu müdahale pazar günü Liverpool’da başlayacak İşçi Partisi konferansından birkaç gün önce geldi.
Blair’in çağrısı, Aralık ayında başlayacak yeniden başlatma görüşmeleri öncesinde Burnham’a, İngiltere’nin AB ile ilişkilerine dair planlarını netleştirmesi konusunda daha fazla baskı uygulayacak.
Burnham, daha önce İngiltere’nin kendisinin yaşamı süresince bloğa yeniden girmesini istediğini belirtmişti.
Başbakan, gelecekteki bir İşçi Partisi manifestosunda yeniden katılma taahhüdünü dışlamayı reddetti.
Savunma Bakanı Wes Streeting’in de aralarında bulunduğu üst düzey İşçi Partisi isimleri, iktisadi büyümeyi hızlandırmak için İşçi Partisi’nin gümrük birliğine yeniden katılmayı düşünmesi gerektiğini öne sürdü.
Eski İşçi Partisi liderinin düşünce kuruluşu olan Tony Blair Enstitüsü (TBI) için hazırlanan bir raporda, Burnham’ın AB’ye yeniden katılmayı, beklenen 10 yıllık planının “temel taşı” haline getirmesi gerektiği belirtildi.
Önsözde Blair şöyle yazdı:
“AB ile yeniden resmi bir ilişkiye girmek istediğimiz konusunda net olmalıyız. Fakat bu, inandırıcı bir reform yolunda ilerleyen bir Avrupa, ulus devletlerden oluşan bir Avrupa ve gerçek bir küresel güç olabilecek bir Avrupa olmalıdır. İngiliz kamuoyunun neyi kabul edebileceğini tahmin ederek Avrupa’ya adım adım yaklaşmanın bir anlamı yok,”
Blair, Burnham’ın bloğa tam olarak yeniden katılmak için planlar hazırlaması gerektiğini belirtti.
Eski başbakan, İngiltere’nin müzakerelerini, AB içinde bloğun büyümesini artıracak ve daha sıkı göç kontrollerini sağlayacak reformlar görmek isteyenler için bir “kaldıraç” olarak kullanması gerektiğini söyledi.
1997’den 2007’ye kadar başbakanlık görevini yürüten Blair, AB’nin reform yapmaması durumunda Birleşik Krallık’ın “bağımsız kalmaya hazır olduğunu” göstermek amacıyla daha güçlü bir müzakere pozisyonu elde etmek için ekonomisini güçlendirmesi gerektiğini belirtti.
Perşembe günü yayınlanan raporda, İngiltere’nin teknoloji, enerji ve savunma gibi alanlarda daha fazla işbirliği fırsatlarını derhal değerlendirmesi gerektiği belirtildi.
Raporda, İngiltere’nin artık “kırmızı çizgilerine” bağlı kalmaması ve bunun yerine Kabine Ofisi’nin, işbirliğinin İngiltere’ye fayda sağlayıp sağlamayacağını belirlemek için bir “güç maksimizasyon testi” uygulaması gerektiği ifade edildi.
Raporda ayrıca, İngiltere’nin serbest dolaşım konusunda taviz vermeye hazır olması ve “yeniden düzenlenmiş bir yaklaşım” konusunda Birlik ile müzakere etmesi gerektiği belirtildi.
Raporda şöyle denildi:
“İngiltere, serbest dolaşımın halkın endişelerini daha iyi bir şekilde giderip gideremeyeceği ve nasıl giderilebileceği konusundaki tartışmanın bir parçası olmalı; aynı zamanda her iki tarafın vatandaşlarına sunduğu fırsatları da korumalıdır.”
Raporda, İngiltere’nin “uzun vadeli hedefinin, reformdan geçmiş ve daha güçlü bir AB’ye yeniden katılmak olması gerektiği” ve “İngiltere’nin, hangi tür bir Avrupa’nın parçası olmak istediği konusunda net olması ve bunu inşa etmeye yardımcı olmak için Avrupalı ortaklarıyla birlikte çalışması gerektiği” sonucuna varıldı.
Düşünce kuruluşundaki yetkililerin, İngiltere’nin AB ile ilişkileri konusundaki çalışmaları hakkında hükümet yetkilileriyle görüşmeler yaptığı anlaşılıyor.
Burnham New York’ta gazetecilere verdiği demeçte, öncelikli odak noktasının bu yılın ilerleyen aylarında gerçekleşmesi planlanan Birleşik Krallık-AB zirvesi ve blokla “köprüleri yeniden kurmak” olduğunu belirtti.
Zirvede, Keir Starmer tarafından imzalanan ihracat anlaşmasının şartları kesinleştirilecek.
Geçen hafta düzenlenen Sendikalar Konferansı yıllık toplantısında, sendika liderleri Burnham’dan tek pazar ve gümrük birliği konusunda İşçi Partisi’nin “keyfi kırmızı çizgilerini” terk etmesini istemişti.
Streeting de İşçi Partisi’nin büyümeyi artırmak için gümrük birliğine yeniden katılmayı düşünmesi gerektiğini söylemişti.
İşçi Partisi ile bağlantılı bir düşünce kuruluşu perşembe günü yayınladığı analizde, Boris Johnson’ın Brexit anlaşmasının ardından İngiltere’nin yılda 6,5 milyar sterline varan ticaret kaybına uğradığını belirtti.
Kamu Politikası Araştırma Enstitüsü, otomotiv sektörünün en çok etkilenen sektör olduğunu ve Birleşik Krallık’ın ürün kurallarını Avrupa ile uyumlu hale getirmiş olsaydı, bu sektörün yıllık 3,42 milyar sterlin daha fazla gelir elde edebileceğini ortaya koydu.
Burnham, geçen yılki İşçi Partisi Kongresi’nde, Büyük Manchester Belediye Başkanı olarak görev yaptığı dönemde, kendi yaşamı süresince İngiltere’nin AB’ye yeniden katıldığını görmek istediğini belirtmişti.
TBI raporunda, AB’nin kendisini daha rekabetçi hale getirecek ve “deregülasyon ile iktisadi güvensizliği” artıracak reformlar peşinde olması gerektiği belirtildi.
Rapor, seçmenlerin göç, iktisadi durgunluk ve “halktan uzak kurumlar”dan duyduğu memnuniyetsizlik nedeniyle Avrupa genelinde popülist partilerin yükselişine dikkat çekti.
Raporda, çözümün bir parçası olarak, tüm blok bir anlaşmaya varamasa bile istekli üyelerin birlikte çalışabilmelerini sağlayacak yeni siyasi mekanizmaların oluşturulması gerektiği belirtildi.
Avrupa
ABD, yapay zekada İngiltere’nin erken erişimini engellemek istiyor

Beyaz Saray, OpenAI ve Anthropic’ten yeni yapay zeka modellerini ABD hükümetinin testlerinden geçmeden İngiltere’deki kurumlara açmamasını istedi. Washington’ın bu adımı, teknoloji şirketlerini İngiliz denetçiler ile Donald Trump yönetimi arasında bıraktı.
Beyaz Saray, yapay zeka geliştiricileri OpenAI ve Anthropic’ten, yeni geliştirdikleri modelleri ABD hükümetinin denetimindeki testler tamamlanmadan İngiltere’deki test kurumuna iletmemelerini istedi.
Politico’nun üst düzey bir Washington yetkilisine ve konuyu yakından takip eden bir kaynağa dayandırdığı habere göre talep, yeni modellerin denetim süreçlerini doğrudan hedef alıyor.
ChatGPT’yi geliştiren OpenAI ile Claude’un arkasındaki Anthropic, Washington’ın bu girişimiyle zorlu bir tercihle karşı karşıya kaldı.
Şirketler, küresel çaptaki önemli bir kamu denetçisini geri çevirmek ile ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle ilişkileri bozma riski arasında bir seçim yapmak zorunda kalıyor.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ABD hükümeti yetkilisi, yapay zeka geliştiricilerine iletilen talebi şu sözlerle savundu:
“Bunlar Amerikan şirketleridir ve geleceğe dönük her yeni model için benimsediğimiz politika budur.”
İngiltere Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü (AISI), kamu kaynakları bakımından dünyanın en donanımlı resmi test kurumları arasında gösteriliyor ve daha önce geliştirilen modeller üzerinde ayrıcalıklı erken erişim hakkına sahipti.
Anthropic’in Washington’ın getirdiği şartı benimsediği görülüyor.
Şirket, eylül ayı başında yeni modeli Claude Mythos 5.1’i tanıtırken, sistemin şu anda sadece “ABD’deki belirli kuruluşların” kullanımına açık olduğunu duyurdu.
Şirket açıklamasında, “Yerli ve uluslararası ortaklardan oluşan daha geniş bir çevreye erişimi en kısa sürede sağlamak adına ABD hükümetiyle koordinasyon halindeyiz” ifadelerine yer verdi.
İngiliz Parlamentosu’na bir mektup gönderen AISI Direktörü Henry de Zoete, kurumun yeni modellerin güvenliğini artırmak amacıyla ABD Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi (CAISI) gibi Amerikalı meslektaşlarıyla yakın temas içinde çalıştığını kaydetti.
De Zoete, enstitü uzmanlarının ChatGPT-6 Astra modeline, OpenAI’ın sistemi eylül ayı başında kamuoyuna duyurmasından bir ay önce erken erişim sağladığı bilgisini paylaştı.
ABD Başkanı Trump daha önce OpenAI yöneticisi Sam Altman, Anthropic yöneticisi Dario Amodei ve xAI yöneticisi Elon Musk’ın küresel güvenlik tehditlerini önlemek amacıyla yapay zekanın gelişim hızını yavaşlatma yönündeki çağrılarını geri çevirmişti.
Trump, ABD’nin bu alanda Çin’in önünde yer aldığını vurgulayarak Washington’ın teknoloji yarışında geriye düşmesine izin veremeyeceğini savunuyor.
Avrupa
AB ülkeleri Göç Paktı’nı ağırlaştırmak için yeni adımlar planlıyor

AB başkentleri, yürürlüğe girmesinden aylar sonra Göç ve İltica Paktı’nda yeni değişiklikler yapılması için hazırlıklara başladı. Almanya’nın ev sahipliğinde Münih’te toplanacak yaklaşık 18 ülkenin temsilcileri, iltica kurallarının esnetilmesini ve ağır suçluların sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılmasını ele alacak.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, sınır güvenliği ve iltica kurallarını kökten değiştiren Göç ve İltica Paktı’nın yürürlüğe girmesinden yalnızca aylar sonra, yeni yasal düzenlemeler için zemin yokluyor.
Geniş katılımlı bir grup ülkenin bakanları, söz konusu paktta yapılabilecek değişiklikleri ele almak üzere cumartesi günü Münih’te toplanıyor.
Euractiv haber sitesinin ulaştığı toplantı belgesine göre gündemin ilk sırasında, Avrupa Komisyonu’na 2027 ortasına kadar bir “sadeleştirme” yasa paketi hazırlama çağrısı yapılması yer alıyor.
Toplantıda iltica prosedürlerinin basitleştirilmesi ve aralarında ağır suçluların da yer aldığı belirli vakalarda koruma statüsünün iptal edilip bu kişilerin sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılması masaya yatırılacak.
Katılımcılar ayrıca iltica süreçlerindeki tercüme işlemlerinde yapay zeka kullanımına yasal dayanak oluşturacak adımları değerlendirecek.
Ele alınan seçenekler arasında ilk tarama süreçlerinin hızlandırılması ve AB’nin göç veri tabanı Eurodac’ın tarama esnasında toplanan verileri içerecek şekilde genişletilmesi de öne çıkıyor.
Bu adım, ulusal makamların AB göç sistemine giren kişilere ait daha kapsamlı kayıtlara erişmesini amaçlıyor.
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in ev sahipliğinde düzenlenen Münih buluşması, Göç ve İltica Paktı’nın tüm birlik genelinde uygulanmaya başlamasından üç ay sonra gerçekleşiyor.
Toplantıya aralarında AB üyelerinin ve İngiltere gibi blok dışındaki aktörlerin de yer aldığı yaklaşık 18 ülkenin katılması bekleniyor.
AB içişleri bakanları ise ekim ayındaki zirvede liderlerin yürüteceği stratejik göç tartışmalarına hazırlık amacıyla gelecek hafta Lüksemburg’da bir araya gelecek.
Birliğin temel göç paktı, AB’nin dış sınırlarında yer alan ülkeler ile daha kuzey ve batıda kalan hükümetler arasındaki hassas bir uzlaşmanın sonucunda kabul edilmişti.
Maddelerin tek tek yeniden müzakereye açılması, geçmiş görüşmeleri zorlaştıran görüş ayrılıklarını yeniden canlandırma ve varılan uzlaşmaları tartışmaya açma riski barındırıyor.
Öte yandan Avrupa Parlamentosu’ndaki mevcut dönemde merkez sağ ve sağ partiler, daha kısıtlayıcı düzenlemeleri geçirebilecek sayısal gücü elinde tutuyor.
AB başkentleri, üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezlerinin kurulmasına imkan tanıyan yeni bir geri dönüş çerçevesi de dahil olmak üzere daha sert kurallara destek vermişti.
Birçok hükümet bu seçeneği sahada hayata geçirmeye çalışıyor.
Almanya, Avusturya, Danimarka, Yunanistan ve Hollanda, eylül ayı başında sınır dışı edilmeyi bekleyen düzensiz göçmenlerin nakledilebileceği merkezler için bir takvim ve model üzerinde uzlaşmaya vardı.
Göç eksenindeki tartışmalar, Avrupa Komisyonu’nun AB sınır koruma ajansı Frontex’in işleyiş kurallarında değişiklik planladığı bir dönemde yürütülüyor.
Ajansın üçüncü ülkelerle işbirliği yapma yetkisinin güçlendirilmesi, geri gönderme operasyonlarında daha etkin rol üstlenmesi ve sosyal medyada yayılan dezenformasyonu izleme yetkilerinin genişletilmesi öngörülüyor.
Avrupa
CDU’da “liberalizm” tartışması

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in partisi CDU’da, partinin içindeki “liberal” ekibe karşı sert eleştiriler başladı.
Eyalet seçimlerinde yaşanan ağır yenilgilerin ardından, CDU içindeki “ekonomi kanadının” hakimiyetine yönelik şiddetli eleştiriler yükseliyor.
“Ekonomi kanadı” tasarruf, düşük vergiler ve hızlı dönüşüm için çağrıda bulunurken “işçi kanadı” aceleye getirilmiş reformlara karşı çıkıyor ve emeklilik veya bakım hizmetleri gibi konularda dayanışma anlaşmaları talep ediyor.
CDU federal yürütme kurulunun uzun süredir üyesi olan Elmar Brok, Süddeutsche Zeitung’a verdiği demeçte, “Eğer tamamen iktisadi liberal bir çizgiye doğru ilerlersek, bu CDU’yu mahvedecektir,” dedi.
Brok, “ekonomik kanadın” Bundestag (Federal Meclis) grubu içinde çok fazla ön plana çıktığını öne sürdü.
CDU’lu siyasetçi, bu kanadın yüksek gelirli kesimlere yönelik politikalar izlediğini de sözlerine ekledi.
Ona göre ekonomi politikası, “bu insanlar için, iş dünyasının üst kademelerine fayda sağlayan her şeydir: Onlar için, küçük adamın bedelini ödemesi hiç sorun değil ve insanlar bunu fark ediyor.”
Brok, tüm sorumluluğu tek başına Merz’e yüklemeyi de tavsiye etmiyor. CDU’nun izlediği yolun, “kısa süreli bir heves değil, uzun vadeli bir proje” olduğunu belirtiyor.
Aynı zamanda CDU’nun AfD ile rekabet halinde olduğunu hatırlatan Brok, partinin orta kesim üzerindeki çekiciliğini kaybettiğini de ekliyor.
CDU’nun “İşçi Kanadı” başkanı Dennis Radtke de Süddeutsche Zeitung’a yaptığı açıklamada şu çağrıda bulundu:
“CDU olarak, Eylül ayındaki yıkıcı sonuçları önceliklerimizi yeniden düzenlemek için kullanmalıyız. Sosyal profilimizdeki eksiklikler artık inkar edilemez. Gündemi belirlerken ve tonu belirlerken parti yetkilileri bira banklarında coşkuyla dans etseler de, sıradan vatandaş, geçimini sağlamak için günlük hayatında ne kadar zor mücadele etmek zorunda olduğunu bizim hiç anlamadığımızı hissediyorsa, bu kesinlikle yeterli değildir.”
Radtke, bu şekilde devam ettiği takdirde partinin artık bir halk partisi (Volkspartei) olduğu iddiasına layık olmayacağını savundu.
CDU’lu Hessen Eyaleti Başbakanı Boris Rhein ise vergi artışlarına karşı çıktı.
Rhein, “Vatandaşlar için vergi artışlarını genel olarak reddediyorum. İnsanların gündelik sorunları, bundan böyle Berlin’deki politikanın odak noktası olmalıdır,” dedi ve buna, her alanda artan yaşam maliyetlerinin de dahil olduğunu söyledi.
Rhein, akaryakıt indirimi yoluyla sağlanması planlanan mali rahatlamanın başka bir alanda telafi edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Rhein şu uyarıda bulundu:
“Akaryakıt fiyat freniyle insanların akaryakıt alımındaki yükünü hafifletiyorsak, devlet bu parayı süpermarkette gıda ürünlerine uygulanan vergi artışlarıyla geri almamalıdır.”
Uzun süre Federal Meclis Başkanı olarak görev yapmış Norbert Lammert de açık ve net bir şekilde şöyle diyor: CDU, bugünden beri değil, uzun süredir derin bir krizin içinde.
Üye sayılarının “dramatik bir şekilde düştüğünü” gözlemleyen Alman siyasetçiye göre siyasi profillerin belirsizleşmesi durumunda bu hiç de şaşırtıcı değil.
Lammert, geleneksel halk partilerinin artık belirgin bir alternatif sunamadığı için kendi çizgisini çizme cesaretinin eksikliğini hissediyor.
Ona göre bu durumun acilen değişmesi gerekiyor; aksi takdirde daha fazla seçmen kenara itilecek ya da protesto partilerinin kucağına kaçacak.
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Rusya2 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa2 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceSingapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor
Rusya2 hafta önceWSJ: Rusya ucuz silah üretiminde ABD ve Ukrayna’yı geride bıraktı











