Diplomasi
Borçla gelen büyüme: Küresel kamu borcu İkinci Dünya Savaşı sonrası en yüksek seviyeye ilerliyor
Küresel ekonominin büyüme dinamikleri, özel sektörün yavaşlamasıyla birlikte giderek artan bir oranda borçla finanse edilen kamu harcamalarına bağımlı hale geliyor. Enflasyon ve faiz baskısına rağmen hükümetlerin; yeniden silahlanma, yaşlanan nüfus ve enerji dönüşümü gibi yapısal zorluklar karşısında bütçe disiplininden uzaklaşması, orta vadede ciddi yapısal riskleri beraberinde getiriyor.
Uluslararası finans çevrelerinde ve Wall Street Journal gazetesinde yer alan analizlere göre, küresel ekonomi, büyümenin giderek borçla finanse edilen kamu harcamalarına dayandığı yeni bir evreye giriyor.
Özel sektörün ekonomik aktivitedeki rolünün yavaşladığı bu süreçte, jeopolitik gerilimler ve demografik değişimler hükümetleri temel itici güç haline getiriyor.
Hükümetlerin eş zamanlı olarak göğüslemek zorunda kaldığı yeniden silahlanma ihtiyacı, yaşlanan nüfusun mali yükü, hızlı teknolojik dönüşüm ve temiz enerjiye geçiş gibi zorluklar, geniş kapsamlı mali teşvik paketlerini zorunlu kılıyor.
Karar vericilerin; seçmen tepkisinden çekinerek vergileri artırmaktan veya harcamaları kısmaktan kaçınması, büyük ekonomilerin çoğunda bütçe açığıyla büyüme modelini kalıcı hale getiriyor.
Bütçe açıkları ve borç stokunda tarihi zirveler
Uluslararası Para Fonu (IMF) verileri, mali tablodaki bozulmanın boyutlarını göz önüne seriyor.
Gelişmiş ekonomilerde bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranı geçtiğimiz yıl yüzde 4,6 olarak kaydedilirken, yükselen piyasalarda bu oran yüzde 6,3’e ulaştı. On yıl önce bu rakamlar sırasıyla yüzde 2,6 ve yüzde 4 seviyesindeydi.
Küresel kamu borcunun önümüzdeki birkaç yıl içinde GSYH’nin yüzde 100’ünü aşacağı öngörülüyor. Bu seviye, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana görülen en yüksek borçlanma düzeyine işaret ediyor.
Finansal piyasalar, pandemiden bu yana hükümetlerin borçlanma kapasitesine dair olumsuz bir tepki vermemiş olsa da yüksek faiz ortamı bu iyimserliği tehdit ediyor.
Faiz yükü ve yapısal riskler artıyor
Analizler, ABD, Almanya ve Japonya gibi büyük ekonomilerde borç servisi maliyetlerinin (faiz giderleri) hızla katlandığına dikkat çekiyor.
Ekonomistler, borçla desteklenen bu büyümenin kısa vadeli kazanımlar sağladığı, ancak uzun vadede sürdürülebilir olmadığı uyarısında bulunuyor.
Yatırımcı güveninin sarsılması veya faiz oranlarının yüksek seyretmeye devam etmesi durumunda, hükümetlerin önünde sadece iki seçenek kalacağı belirtiliyor: Sert vergi artışları veya kamu harcamalarında radikal kesintiler.
Küresel ekonominin mevcut borç bağımlılığı anlık kazanımlar yaratsa da orta ve uzun vadede şiddetli hissedilecek yapısal krizlerin zeminini hazırlıyor.