Diplomasi
BRICS Zirvesi’nde Xi ve Modi bir araya gelecek mi?

BRICS zirvesinin, Çin liderini yedi yıl aradan sonra ilk kez Hindistan’a getirmesi bekleniyor. Ziyaret, ikili ilişkileri yeniden rayına oturtmayı amaçlayan ihtiyatlı diplomasi sürecinin ardından gerçekleşecek. Toplam nüfusu 2,8 milyarı bulan bu iki ülke ilişkisi bölge ve dünya için kritik önemde.
Xi Jinping’in bu hafta sonu Yeni Delhi’yi ziyaret etmesi, Çin ile Hindistan arasında 2020’de yaşanan ve can kayıplarına yol açan sınır çatışmalarından bu yana ilk ziyaret olacak. Aynı zamanda bu ziyaret, dünyanın en kalabalık iki ülkesi arasındaki ilişkileri yumuşatmak için yıllardır sürdürülen dikkatli diplomasinin de doruk noktası niteliğinde.
İki komşu ülke onlarca yıldır karşı karşıya geliyor. Ancak her ikisinin de küresel ekonomi açısından giderek daha önemli hale gelmesi, ikili ilişkilerin taşıdığı riskleri ve önemi artırdı. Himalayalar’da yaşanan çatışmaların ardından ilişkiler en düşük seviyesine geriledi. Çatışmalarda en az 20 Hint askeri ile sayısı açıklanmayan Çinli asker hayatını kaybetti, onlarca kişi de yaralandı. Siyasi diyalog aksadı, temaslar büyük ölçüde azaldı, ticaret ve yatırımlar geriledi.
O tarihten bu yana Xi ve Modi, Rusya’dan Kırgızistan’a, geçen yıl da Çin’de düzenlenen bölgesel forumlarda ihtiyatlı bir yakınlaşma süreci yürüttü. Ancak Xi’nin yaklaşan BRICS zirvesi için Yeni Delhi’ye yapacağı ziyaret, yedi yıl aradan sonra Hindistan’a gerçekleştireceği ilk seyahat olacak. ABD’nin İran’la çatışmaya saplandığı bir dönemde ziyaret, iki ülkenin anlaşmazlıklarını bir kenara bırakma ve küresel ölçekte daha güçlü bir rol üstlenme çabalarının vitrini niteliğinde görülüyor.
Financial Times’a konuşan Crisis Group’un kıdemli analisti Praveen Donthi, “İkili ilişkilerdeki yapısal farklılıklar ve stratejik güven açığı ciddi boyutlarda. Dolayısıyla BRICS gibi çok taraflı forumlar bu zorlukların yönetilebilmesi için bir platform sağlıyor” dedi.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile Modi’nin danışmanları, özellikle üst düzey güvenlik yetkilisi Ajit Doval ve Dışişleri Bakanı S. Jaishankar’ın öncülüğünde iki taraf ilişkileri yavaş yavaş yeniden ısıtmaya başladı.
Bu yıl iki ülkenin üst düzey ticaret müzakerecileri 2019’dan bu yana ilk kez ikili görüşme yaptı. Kısa süre sonra Yeni Delhi, iki büyük devlet şirketine Çin’den kritik parçalar satın alma izni vererek 2020’de getirilen kısıtlamaları kaldırdı.
Çin gümrük verilerine göre Çin ile Hindistan arasındaki ikili ticaret geçen yıl yüzde 12,4 artarak 155 milyar dolarlık rekor seviyeye çıktı. Bu rakam, 10 yıl önce kaydedilen 71,6 milyar doların iki katından fazla. Bu yılın ilk yedi ayında ise ikili ticaret, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 23 daha arttı.
Yatırım akışları da yeniden hızlanıyor. Son 18 ayda teknoloji ve enerji sektörlerindeki Çinli şirketler, Hindistan’daki fırsatları daha yoğun biçimde araştırmaya başladı. Bunlar arasında temiz teknoloji geliştiricisi Envision, Geely destekli motor tedarikçisi Horse Powertrain ve batarya üreticisi CosMX bulunuyor.
Modi yönetimi mart ayında güneş enerjisi ve elektronik sektörlerinde Çin yatırımlarına yönelik incelemeleri gevşetme yönünde adım attı. Yabancı yatırım kurallarında gündemde olan sınırlı bir değişiklikle Çinli şirketlerin, Hint şirketlerinde kontrol sağlamayan yüzde 10’a kadar hisseleri otomatik onayla satın alabilmesinin önü açılacak.
İki ülke 2024’te, 2020’deki çatışmaların ardından askıya alınan 3 bin 500 kilometrelik sınır hattındaki devriyelere yeniden başlanması konusunda anlaşmaya vardı. Geçen yıl, 2020’den bu yana ilk kez doğrudan uçuşlar da yeniden başlatıldı. Bu yıl ise Himalayalar’daki üç sınır kapısında ticaret yeniden açıldı ve Tibet’teki kutsal bölgelere yönelik Hindu ve Budist hac ziyaretleri ortaklaşa düzenlendi.
Hindistan’ın eski G20 temsilcisi Amitabh Kant, “İlişkilerde bir çözülme başladı ancak bir ülkeye güveninizi kaybettiğinizde işleri yeniden yoluna koymak uzun zaman alır” dedi. Kant, “Şimdi bu düzeltme süreci yaşanıyor, çünkü Başbakan Modi Çin konusunda önemli miktarda siyasi sermaye harcadı” ifadelerini kullandı.
Hong Kong Üniversitesi Çağdaş Çin ve Dünya Merkezi araştırmacısı Brian Wong da ilişkilerde kesinlikle “açık ve olumlu işaretler” bulunduğunu söyledi.
Yumuşama süreci aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemindeki çalkantılı dış politikasıyla da örtüştü. Trump’ın politikaları, ABD’nin birçok ülkeyle ve özellikle Washington’la daha yakın ilişkiler kurmaya çalışan Hindistan’la bağlarını yıprattı.
Uzmanlara göre Pekin, Hindistan’ı Amerikan etkisinden daha fazla uzaklaştırabileceğini umuyor. Aynı zamanda Çin’in yavaşlayan ekonomisi açısından Hindistan, Çinli şirketlere büyük ve potansiyel bir pazar sunuyor.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Stimson Center’ın Çin Programı Direktörü Yun Sun, Çin’in Hindistan’ı Trump’ın politikaları nedeniyle bir “uyum ve yeniden ayarlama döneminden” geçen ülke olarak gördüğünü söyledi. Buna göre Pekin’in yakınlaşma girişimleri ve ilişkileri iyileştirmeye yönelik adımları, Yeni Delhi’yi Çin’e daha fazla yaklaştırmayı amaçlıyor.
Sun, “Çin, Hindistan’ın stratejik tercihini şekillendirmek istiyor. Çin’i tehdit olarak görmeyen bir Hindistan istiyor. Aynı zamanda Hindistan’ın, Çin nedeniyle otomatik olarak ABD’nin yanında yer almamasını istiyor” dedi.
Çin devlet medyasında, Pekin’de yapılan son Hindistan-Çin görüşmelerinin ardından yayımlanan bir görüş yazısında People’s Daily yorumcusu Ding Gang, iki tarafın da “ABD etkisinin ilişkilerini şekillendirdiğinin, sürekli var olan ancak açıkça dile getirilmeyen bir unsur olduğunun farkına vardığını” yazdı. Ancak Ding, bunun artık değiştiğini savundu.
Ding, “Yıllar önce bu diyaloğun üzerinde bu kadar belirgin biçimde duran ABD’nin gölgesi artık giderek silikleşiyor. Bunun nedeni tarafların diplomatik çabaları değil, uluslararası düzenin kendisinde yaşanan daha derin bir yeniden yapılanma” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte Hindistan’da, özellikle bilişim teknolojileri gibi hassas sektörlerde Çin’in katılımına karşı direnç sürüyor.
Pekin ise Hindistan’ın alternatif bir ihracata dayalı üretim merkezi haline gelmesine temkinli yaklaşıyor. Hindistan, örneğin Apple’ı ülkede iPhone üretmeye teşvik ederek ve yarı iletkenleri kendi topraklarında tasarlayıp üretmeye çalışarak Çin’le rekabet edebilmek amacıyla yerli üretimini güçlendirme hedefinden geri adım atmıyor.
Pekin, Wang’ın bir yıl önceki ziyareti sırasında Yeni Delhi’nin taleplerini ele alma konusunda mutabık kalmış olsa da konu hakkında bilgi sahibi diplomatlara göre Hint şirketleri, nadir toprak elementlerinden üretilen mıknatısların ve sanayi makinelerinin sevkiyatına izin veren Çin lisanslarını almakta hâlâ zorlanıyor.
Lowy Institute düşünce kuruluşu için yazan Hint dış politika uzmanı Sanchari Ghosh ise 2020’deki çatışmaların Yeni Delhi’nin Çin’e bakışını köklü biçimde değiştirdiğini savundu.
Ghosh, “Hindistan rekabetçi bir arada yaşama biçimini benimsiyor gibi görünüyor” dedi ve şöyle devam etti:
“Çin’i uzun vadeli bir rakip olarak kabul ederken, rekabetin kalıcı bir cepheleşmeye dönüşmesini engelleyecek düzeyde angajmanı da sürdürmeye çalışıyor.”
Diplomasi
Güney Kore, Ukrayna’daki diplomatik personelinin bir kısmını çekiyor

Güney Kore, Ukrayna’daki hava saldırısı tehdidi ve Kuzey Koreli esirlerin teslimine dair bilginin açıklanmasıyla başlayan kriz nedeniyle büyükelçilik personelinin bir bölümünü geri çekiyor. Seul yönetimi, 8 Ekim’de büyükelçisini çağırmasının ardından konsolosluk çalışanlarının Ukrayna’da kalacağını, diplomatik temasların ise geçici maslahatgüzar düzeyinde süreceğini duyurdu.
Güney Kore hükümeti, Ukrayna’daki büyükelçilik personelinin bir kısmını geri çekme kararı aldı.
Yonhap haber ajansının aktardığına göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Park Doo-sun, adımın gerekçesi olarak Kiev yönetiminin Kuzey Koreli esirlerin teslimine dair bilginin sızdırılmasıyla başlayan anlaşmazlıkta “olumlu adımlar” atmamasını gösterdi.
Sözcü, diplomatların güvenliğini zorlaştıran hava saldırısı tehdidinin sürmesini de gerekçeler arasında saydı.
Personelin bir bölümünün çekilmesinin ardından zorunlu diplomatik temaslar, Ukrayna Geçici Maslahatgüzarı başkanlığında sürecek. Güney Kore vatandaşlarını korumakla görevli konsolosluk personelinin tamamı ise Ukrayna’da kalacak.
Seul yönetimi bu adımdan önce, 8 Ekim’de büyükelçisini geri çekme kararı almıştı. Dışişleri Bakanlığı o tarihte, ortaya çıkan sorunları yapıcı biçimde çözmek üzere Kiev ile istişareleri sürdürmeye hazır olduğunu belirtmişti.
İki ülke arasındaki gerginlik, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayla başladı.
Zelenskiy, Kuzey Kore ordusuna mensup iki esir askerin Güney Kore’ye teslim edildiğini açıkladı.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung ise Kiev’i gizlilik anlaşmasını ihlal etmekle suçladı.
Lee, bu bilgilerin açığa çıkmasının esirlerin ailelerini ve Kore Yarımadası’ndaki istikrarı tehlikeye attığını söyledi.
Seul kamuoyu önünde özür bekliyor
Ukrayna Devlet Başkanı Danışmanı Dmitriy Litvin gizlilik anlaşmasının varlığını reddetti.
Güney Kore Dışişleri Bakanlığı 28 Eylül’de Ukrayna Maslahatgüzarı Andrey Veşkin’i çağırarak Litvin’in açıklamalarına karşı protesto notası verdi.
Devlet Başkanı Lee Jae-myung, 2 Ekim’de yaptığı açıklamada, Ukrayna makamlarının anlaşmayı kabul etmemesi ve kamuoyu önünde özür dilememesi durumunda Kiev’e karşı ek tedbirler alacakları uyarısını yaptı. Lee, esirlerin tesliminin gizli tutulmasını başlangıçta Ukrayna’nın bizzat talep ettiğini ifade etti.
Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Georgiy Tıhiy, anlaşmazlığın gizlilik rejiminin farklı yorumlanmasından kaynaklandığını dile getirdi.
Tıhiy, Seul’ün bütün Kore Yarımadası’nı kendi toprağı kabul eden anayasasına dayanarak esirlerin “kendi vatandaşları gibi” teslim edilmesini istediğini aktardı.
Teslimi bir “iyi niyet gösterisi” olarak nitelendiren Tıhiy, görüş ayrılıklarını gidermek üzere kamuoyuna kapalı müzakereler yürüttüklerini bildirdi.
Büyükelçi Park Ki-chang, 10 Ekim’de Seul’e döndü. The Korea Times gazetesinin bakanlığa dayandırdığı haberine göre büyükelçinin geri çağrılması, esirlerle ilgili bilginin sızdırılmasına karşı diplomatik bir protesto niteliği taşıyordu.
Gazete, Güney Kore’nin benzer bir adımı en son 2008 yılında Japonya’daki büyükelçisini geri çekerek attığını yazdı.
Moskova yabancı diplomatları uyardı
Rusya Dışişleri Bakanlığı 3 Ekim’de, diplomatik misyon çalışanları dahil olmak üzere yabancı ülke vatandaşlarını Ukrayna’da bulunmamaları konusunda yeniden uyardı.
Bakanlık, askeri hedeflere yönelik devam eden saldırıları gerekçe göstererek Kiev’den ayrılma tavsiyesini hatırlattı.
Bakanlık, uyarılara kulak asmayanların olası sonuçların sorumluluğunu üstleneceğini kaydetti.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 24 Eylül’de yaptığı açıklamada, Kiev’in Seul’e iki Kuzey Koreli savaş esirini teslim ettiğine dair ellerinde bilgi olmadığını söyledi.
Peskov, esir meselelerinin Savunma Bakanlığı ile istihbarat servislerinin yetkisinde olduğunu belirterek “Özel servisler üzerinden temaslar sürüyor” dedi.
Diplomasi
NATO’nun Rusya hazırlığında beş kritik anlaşmazlık

NATO üyesi 32 ülke, 2029 yılına kadar ordularına kazandırmaları gereken asker ve silah kapasitesini belirlemek üzere müzakerelere başlıyor. İttifak içinde ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığından insansız hava araçlarının bütçe payına kadar beş temel başlıkta görüş ayrılığı yaşanıyor.
NATO, Rusya ile olası bir çatışmaya hazırlık çerçevesinde ittifakın savunma planlarını şekillendirecek kritik bir müzakere sürecine giriyor.
Politico‘nun haberine göre ittifak üyesi ülkeler, 2029 yılına kadar sağlamaları gereken asker ve silah kapasitesini belirlemek üzere bu ay masaya oturuyor.
Bazı Avrupalı yetkililer, Moskova’nın 2029’a kadar bir NATO ülkesine saldırabilecek askeri hazırlığa ulaşmasından endişe duyuyor. İttifakın görevdeki ve eski 15 temsilcisi ile diplomatlarla görüşen Politico, 32 üyenin uzlaşmaya çalıştığı beş temel görüş ayrılığını aktardı.
Müzakerelerin ilk başlığını, savunma için gereken kuvvet büyüklüğü ve silah miktarı oluşturuyor.
Müttefikler, savunma ihtiyaçlarının yanı sıra ittifak sınırları dışındaki küçük çaplı operasyonlar için ayrılan ve her biri yaklaşık 5 bin kişiden oluşan 18 ek tugayın korunup korunmayacağını tartışıyor.
ABD’nin Avrupa’dan kendi güvenliği için daha fazla sorumluluk almasını istemesi nedeniyle, bu dış operasyon taahhütlerinin azaltılması veya tamamen kaldırılması gündemde tutuluyor.
ABD Avrupa’daki askeri varlığını gözden geçiriyor
İkinci anlaşmazlık noktası, Amerikan ordusunun kıtadaki varlığını azaltma ihtimali olarak öne çıkıyor. Pentagon, Avrupa’daki kuvvet yapısına dair hazırladığı incelemeyi aralık ayında tamamlamayı planlıyor.
Daha önce bazı savaş uçaklarını, insansız hava araçlarını ve savaş gemilerini NATO kullanımındaki güç havuzundan çeken Washington’ın bu adımı, Avrupalı müttefikleri zorluyor. Avrupa ülkelerinin ağır nakliye uçakları ve keşif araçları gibi kritik Amerikan askeri teçhizatındaki eksikliği kendi imkanlarıyla kapatmak zorunda kalabileceği belirtiliyor.
Üçüncü başlıkta coğrafi öncelikler yer alıyor. Ukrayna’daki çatışmaların başlamasıyla doğu kanadına yoğunlaşan NATO, son dönemde rotasını aynı zamanda Arktik bölgesine çevirmiş durumda.
Dördüncü tartışma konusu ise savunma bütçelerinin dağılımında düğümleniyor. Müttefiklerin askeri harcamalarda insansız sistemler ile tank ve topçu gibi geleneksel ağır silahlar arasında nasıl bir denge kuracağı henüz netleşmedi.
Ukrayna tecrübesi ittifak doktriniyle ne kadar örtüşüyor?
Son görüş ayrılığı, Ukrayna sahasından çıkarılan derslerin NATO planlarına nasıl aktarılacağı sorusundan kaynaklanıyor. İttifak içindeki bazı ülkeler Kiev ile insansız hava araçları, hava savunması ve askeri teknolojiler alanında daha yakın işbirliğini savunuyor.
Fakat diğer üyeler, Ukrayna’daki çatışma tecrübesinin NATO doktrinine doğrudan kopyalanamayacağı uyarısında bulunuyor. Bu görüşü savunanlar, ittifakın askeri yaklaşımının hızlı birlik manevralarına ve mutlak hava üstünlüğüne dayandığını vurguluyor.
Genel Sekreter’den doğrudan tehdit açıklaması
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada ittifakın üye ülkelerden herhangi birine yönelik acil bir Rusya saldırısı tehdidi görmediğini kaydetti.
Rutte, NATO’nun gerekli savunma planlarına sahip olduğunu ve müttefiklerin bütün topraklarını korumaya hazır olduğunu ifade etti.
Buna karşılık NATO liderleri, temmuz ayında Ankara’da düzenlenen zirvede Rusya’yı Avrupa-Atlantik güvenliğine yönelik “uzun vadeli tehdit” olarak tanımladı.
Liderler, askeri harcamaları 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine çıkarma hedefini de bu toplantıda teyit etti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise daha önce yaptığı değerlendirmelerde, ülkesinin saldırgan planları olduğuna dair iddiaları “saçmalık, kaba ve küstahça bir yalan” olarak nitelendirmişti.
Diplomasi
ABD, Avrupa’daki Rus varlıklarını kısmen serbest bırakmayı önerdi

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD, dondurulan Rus devlet varlıklarının bir kısmını serbest bırakarak kendi denetimindeki bir fona aktarmayı önerdi. Avrupa ülkeleri, 260 milyar avroluk rezervin denetimini devretmeyi ve Moskova’ya kaynak iadesini reddetti. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, fonlar hakkında yalnızca Avrupa’nın karar verebileceğini söyledi.
ABD yönetimi, Ukrayna’da barış görüşmelerini yeniden başlatabilmek amacıyla Avrupa ülkelerine dondurulan Rus devlet varlıklarının bir bölümünü serbest bırakma önerisi götürdü.
Financial Times gazetesinin konuya aşina dört kaynağa dayandırdığı habere göre plan, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner tarafından Miami’deki müzakerelerde gündeme taşındı.
Washington fonların kendi denetimine devredilmesini istedi
Görüşmelerde Ukrayna, Fransa, Almanya, İngiltere, AB ve NATO yetkilileri yer aldı. Amerikan heyeti, Rusya’nın dondurulan egemen varlıklarının çözülmesi için çeşitli yöntemler sundu.
Bu seçenekler arasında, söz konusu kaynakların Washington denetimindeki özel amaçlı yeni bir mali yapıya aktarılması da yer aldı.
Amerikalı bir yetkili, konunun kapsamlı bir barış anlaşmasının parçası olarak ele alındığını doğruladı. Yetkili, fonların nasıl serbest bırakılacağı ve çatışma sonrasında nerelere harcanacağı konusunda henüz kesinleşmemiş birçok fikrin tartışıldığını dile getirdi.
Aynı yetkili, Washington’ın Kiev’den hangi kaynaktan gelirse gelsin fonların nasıl harcanacağına dair bir plan sunmasını istediğini aktardı. ABD tarafı ayrıca Ukrayna’nın yolsuzlukla mücadele reformları ve hesap verebilirlik mekanizmaları için Dünya Bankası ile ortak çalışmasını talep etti.
Benzer bir varlık planı, Trump yönetiminin bir yıl önce hazırladığı ancak kabul görmeyen 28 maddelik barış taslağında da yer almıştı.
Avrupalı müzakerecilerden Washington’ın planına ret
Görüşmeye katılan Avrupalı heyetler, varlıklar üzerindeki denetimi devretmeye ve fonların bir kısmını Moskova’ya iade etmeye karşı çıktı. Süreci izleyen bir kaynak, heyetlerin Amerikan tarafına “Bunun kesinlikle gerçekleşmeyeceğini” ilettiğini kaydetti.
Öneri, Washington’ın savaşı sonlandırma yaklaşımı ve niyetleri konusunda Avrupa başkentleri ile Kiev’de tedirginlik yarattı.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Brüksel’deki AB liderler zirvesi öncesinde yaptığı açıklamada girişime doğrudan tepki gösterdi. Merz, “Bunlar Avrupa’da dondurulan varlıklar ve Avrupa’da dondurulmuş olarak kalmalı. Bu bizim meselemiz, kararını da biz veririz” dedi.
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de varlıkların serbest bırakılarak Moskova’ya dönmesi fikrini 13 Ekim’de sert sözlerle reddetmişti. Sikorski, “Ortak görüşü yansıttığımı düşünerek söylüyorum: Ancak cesedimizi çiğnerseniz olur” açıklamasını yapmıştı.
260 milyar avroluk rezervin kaderi belirsizliğini koruyor
Batılı müttefikler, Rusya’nın 2022’deki Ukrayna işgalinin ardından Moskova’ya ait yaklaşık 260 milyar avroluk devlet varlığını dondurdu. Bu tutarın büyük çoğunluğu AB sınırları içinde kalıyor.
En büyük pay olan yaklaşık 170 milyar avro, Belçika merkezli menkul kıymet takas kurumu Euroclear bünyesinde tutuluyor. AB, Aralık 2025’te 210 milyar avroluk Rus varlığını süresiz dondurma kararı aldı.
Avrupa Birliği mevcut düzende bu varlıkların getirilerini Ukrayna’ya aktarıyor. Ukrayna, G7 ülkelerinden dondurulan bu varlıkların faiz gelirleriyle temin edilen 45 milyar avroluk bir kredi sağladı.
Buna karşın birçok Avrupa başkenti, ana paraya dokunmanın yaratacağı hukuki ve mali risklerden kaçınıyor. Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, bu kaynaklar üzerinden tazminat kredisi verilmesini getireceği riskler nedeniyle en kötü seçenek olarak nitelemişti.
AB liderleri geçen yılın sonunda, Rusya’nın savaş tazminatı ödememesi halinde bu fonları Ukrayna’nın yeniden inşasında kullanma taahhüdünde bulundu. Ancak varlıkların serbest bırakılması 27 AB üyesinin oybirliğini gerektiriyor ve üye ülkelerin mevcut tutumu bu yönde bir kararı uzak kılıyor.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Rus devlet medyasına yaptığı açıklamada, Moskova’nın varlıkları geri almak için her yolu deneyeceğini belirtti. Peskov, bu çabaların hukuki çalışmaları, mahkeme süreçlerini ve adli kovuşturmaları kapsadığını bildirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceHindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında












