Avrupa
Bulgaristan’da Radev’in hamlesiyle seçim dengeleri değişti

Bulgaristan’da 19 Nisan’da yapılacak erken genel seçimler öncesinde Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa ederek Başbakanlık yarışına katılan Rumen Radev, kurduğu “İlerici Bulgaristan” hareketiyle anketlerde ilk sıraya yerleşti. Ülkede 1 Ocak 2026 itibarıyla başlayan Euro kullanımı ve derinleşen yapısal sorunlar tartışılırken, halkın yolsuzluk ve organize suç ağlarının siyaset üzerindeki nüfuzuna yönelik tepkileri seçim sürecinin merkezinde yer alıyor.
Bulgaristan’da genel seçimlere sayılı günler kala, ülkenin temel gündem maddesi ekonomik veriler veya Avrupa Birliği (AB) entegrasyonu hedeflerinden ziyade, devlet mekanizmasının yönetim biçimine odaklanmış durumda.
Seçmenlerden Cumhurbaşkanlığı makamına kadar kamuoyunun tüm kesimleri, Bulgaristan’ın bir hukuk devleti mi, yoksa oligarklar ve eski istihbarat ağları tarafından idare edilen bir yapı mı olduğu sorusunu tartışıyor.
90’lı yıllardan bugüne uzanan organize suç mirası
Bulgaristan’da organize suçun temelleri, 1989 yılında komünist rejimin çöküşüyle ortaya çıkan otorite boşluğuna dayanıyor. O dönemde işlevsiz kalan elit istihbarat görevlileri ve sporcular, sahip oldukları stratejik bağlantıları yasal olmayan güç odaklarına dönüştürdü.
1990’lı yıllarda “sigorta şirketi” maskesi altında haraç faaliyetleri yürüten bu yapılar, 2000’li yıllardan itibaren kurumsallaşarak enerji, medya ve bankacılık sektörlerine nüfuz etti.
Siyasal düzlemdeki tartışmaların merkezinde ise Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH/DPS) yer alıyor. Partinin onursal başkanı Ahmed Doğan’ın geçmiş dönemde ifade ettiği “Siyasetteki porsiyonları ben dağıtırım” şeklindeki çıkışı, bugünkü güven krizinin temel dayanaklarından biri olarak kabul ediliyor.
Güncel tartışmaların odağındaki en dikkat çekici figür ise ABD tarafından Magnitsky Yasası kapsamında yaptırım listesine alınan Delyan Peevski olarak öne çıkıyor. Peevski hakkındaki iddialar, geleneksel suç tanımlarının ötesinde, “sistemsel bir ele geçirme” faaliyeti olarak nitelendiriliyor.
Yargı, emniyet ve medya üzerindeki nüfuz iddiaları
Delyan Peevski’nin yargı organları ve Emniyet Genel Müdürlüğü üzerinde ciddi bir nüfuz sahibi olduğu belirtiliyor. Savcılık makamının Peevski ve yakın çevresine ilişkin dosyalarda işlem yapmaması, bu değerlendirmelere veri sağlıyor.
Peevski’nin aynı zamanda kamuoyunu yönlendirme kapasitesine sahip geniş bir medya ağını kontrol ettiği kaydediliyor. Diğer yandan, devlet bütçesinin ve AB fonlarının belirli şirket gruplarına yönlendirildiği yönündeki iddialar da gündemdeki yerini koruyor.
Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa ederek Başbakanlık hedefiyle seçim yarışına dahil olan Rumen Radev, mevcut yapıyı “mafya yönetimi” olarak tanımlayarak sert bir muhalefet çizgisi izliyor.
2026 yılı bütçe krizinin yol açtığı kitlesel protestoların ardından gidilen bu erken seçim süreci, Bulgar halkı için bir sandık sınavının ötesinde anlam taşıyor.
Bulgaristan’ın AB ve Euro Bölgesi içindeki konumunun, söz konusu “oligark-siyaset” sarmalından kurtulma kapasitesine bağlı olduğu ifade ediliyor. Toplumda “mafyanın artık sokakta çatışmadığı, meclis çatısı altında yasalar yaptığı” algısı, seçim sonuçlarının meşruiyeti üzerindeki en büyük çekinceyi oluşturmaya devam ediyor.
Avrupa Birliği’nin en düşük gelirli üyesi
Bulgaristan, 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla 145 yıllık ulusal para birimi Leva’ya veda ederek Euro Bölgesi’nin 21. üyesi oldu.
Ancak bu stratejik adım, ülkenin AB üyeliğinden bu yana devam eden “en yoksul üye” statüsünü ve kronikleşen yapısal sorunları ortadan kaldırmaya yetmedi. Ülke, milyarlarca euroluk AB fon desteğine rağmen halen “gelişemeyen ülke” kategorisinde yer alıyor.
Bulgaristan’ın kalkınma sürecindeki temel engelin, AB fonlarının toplumsal refah yerine siyasi bağlantıları bulunan “oligark” ağlarına aktarılması olduğu savunuluyor.
Özellikle Delyan Peevski gibi isimler üzerinden yürütülen tartışmalar, yolsuzluğun istisnai bir durum değil, sistemin bir parçası olduğu yönündeki algıyı pekiştiriyor. Altyapı projelerine yönlendirilen fonlara rağmen, ihalelerdeki şeffaflık eksikliği projelerin niteliğini düşürürken, yolsuzluk endeksinde Bulgaristan’ı AB ülkeleri arasında son sıralara hapsediyor.
Bulgaristan, küresel ölçekte nüfusu en hızlı azalan ülkelerden biri olma trajedisiyle karşı karşıya bulunuyor. 1989 yılında 9 milyon olan ülke nüfusu, 2026 yılı projeksiyonlarına göre 6,5 milyon seviyesinin altına geriledi.
AB üyeliğinin getirdiği serbest dolaşım hakkı, nitelikli genç nüfusun özellikle Almanya ve Avusturya gibi ülkelere göç etmesine yol açtı. Başkent Sofya’daki sanayi tesisleri mühendis ihtiyacını karşılayamazken, kırsal bölgelerde terk edilmiş köylerin sayısı her geçen gün artış gösteriyor.
1 Ocak 2026’da başlayan resmi Euro kullanımı halkı iki farklı kutba ayırmış durumda. Başbakan Rosen Jelyazkov bu gelişmeyi “tarihi bir başarı” olarak nitelendirse de, güncel anket verileri halkın yüzde 49’unun Euro’ya geçişten kaygı duyduğunu ortaya koyuyor.
2026 yılı bütçe taslağına ve artan yaşam maliyetlerine tepki olarak Aralık 2025’te Sofya’da düzenlenen geniş çaplı protestolar, toplumsal huzursuzluğun somut bir göstergesi olarak kabul ediliyor.
Bulgaristan’da 2021-2026 yılları arasında yaşanan siyasi krizler ve üst üste tekrarlanan erken seçimler, temel reform süreçlerinin askıya alınmasına neden oldu.
İstikrarlı bir hükümetin kurulamaması yabancı yatırımcılar nezdinde güven kaybına yol açarken, yargı reformu gibi kritik adımların atılamaması AB ile ilişkileri “şartlı destek” düzeyinde tutuyor.
19 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilecek erken genel seçimler öncesinde, Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in görevinden ayrılarak bizzat yarışa katılma kararı siyasi dengeleri kökten değiştirdi. Kurduğu “İlerici Bulgaristan” hareketiyle seçimin en güçlü favorisi haline gelen Radev, daha önce hükümet kurma süreçlerini “hakem” sıfatıyla yönettiği pozisyonunu bırakarak doğrudan Başbakanlık makamına talip oldu.
Radev’in bu hamlesinin, uzun süredir devam eden hükümet krizlerinden ve mevcut statükodan yorulan seçmen nezdinde önemli bir karşılık bulduğu gözlemleniyor. Seçim kampanyasını “devletin mafya ağlarından arındırılması” teması üzerine inşa eden Radev, yolsuzluk karşıtı söylemleriyle kararsız seçmen kitlesini konsolide ediyor.
Seçime az bir süre kala yayımlanan kamuoyu araştırmaları, Radev’in partisinin yüzde 25–30 bandında bir destekle ilk sırada yer aldığını gösteriyor.
19 Nisan seçimleri, sadece yeni bir parlamento aritmetiği belirlemekle kalmayıp, Bulgaristan’daki parlamenter sistemin geleceği açısından da belirleyici bir sınav niteliği taşıyor.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Avrupa
Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.
Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.
Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.
Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.
Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.
Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.
Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.
Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.
Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.
Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.
S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.
PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.
Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.
Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.
Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.
Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:
“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”
ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.
Avrupa
Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.
Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.
Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.
Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.
Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.
Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.
Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:
“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”
Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.
Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.
Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.
Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor
Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.
Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.
ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.
Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.
Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.
Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.
Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.
Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum












