Avrupa
CDU lideri Merz, Brexit’ten Merkel’i de sorumlu tuttu

Almanya’nın ana muhalefet partisi CDU’nun lideri Friedrich Merz, Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması demek olan ‘Brexit’te, Berlin ve Brüksel’in de kısmen suçlu olduğunu çünkü 2016’daki kritik AB referandumu öncesinde Londra’ya gerçek tavizler vermeye isteksiz olduklarını söyledi.
Bir sonraki seçimlerde birinci parti olması beklenen partinin lideri Merz, eski Şansölye Angela Merkel’in adını vermekten kaçındı fakat eski başbakanın daha fazlasını yapabileceğini ima etti.
Anketlerin gelecek yıl şansölye olma şansının yüksek olduğunu gösterdiği Merz, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, “[O dönemki Birleşik Krallık Başbakanı] David Cameron’ın AB sosyal politikasında değişiklik istediğini ve Londra’ya eli boş döndüğünü hatırlıyorum. Brexit söz konusu olduğunda kıta Avrupalıları tamamen suçsuz değildi,” dedi.
Britanya’nın Avrupa siyasetinde her zaman oynadığı özel role karşı ‘sabırlarını kaybettiklerini’ savunan Merz, Britanya’nın farklı bir referandum sonucuna ulaşmasına yardımcı olmak için yeterince çaba göstermediklerini itiraf etti.
Londra’nın Ruanda planına övgü
Eski bir BlackRock yöneticisi olan Merz, Britanya’nın çokça tartışılan sığınmacıları Ruanda’ya sınır dışı etme planını da övdü ve bunun Almanya’nın da taklit edebileceği bir şey olduğunu söyledi.
Merz, “Bu planın insanları, özellikle de sığınma hakkı alma ihtimali olmayan genç erkekleri Avrupa’ya gelmekten caydıracağı açık,” iddiasında bulundu.
CDU, yeni politika programının taslağında sığınmacıların “güvenli üçüncü bir ülkeye” gönderilmesini ve sığınma hakkı verilmesi halinde Almanya’da kalmalarını öneriyor.
Merz, “Almanya’nın vaat edilmiş topraklarına ulaşamayacağınız ve üçüncü bir ülkede –örneğin İtalya’ya gitmeye çalışıyorsanız Arnavutluk’ta ya da İngiltere’yi hedefliyorsanız Ruanda’da– sığınma başvurusunda bulunmak zorunda kalacağınız ihtimali bile sığınmacı sayısını azaltacaktır,” dedi.
Merz bu yaklaşımın işe yarayacağına “kesinlikle inandığını” söyledi ve bunun “herkesi buraya kabul etmeyeceğimizin bir işareti” olacağını savundu.
Almanya’da CDU’nun kongresi başlıyor: ‘Post-Merkel’ döneminin programı ilan edilecek
İngiliz muhafazakârları da Berlin’i suçluyordu
Merz’in Brexit’e ilişkin yorumları, Merkel’in Cameron’ın referandumu kazanmasına çok az yardımcı olduğunu düşünen pek çok İngiliz muhafazakârın görüşleriyle örtüşüyor.
Referandumdan önceki aylarda Cameron, Londra için AB’den finansal hizmetlerden insanların serbest dolaşımına kadar yeni şartlar sağlamaya çalıştı ve bunun için büyük ölçüde Merkel’e güvendi.
Fakat Merkel ve diğer liderler, kabul edilmesi halinde referandumun seyrini değiştirebilecek bir politika olan AB göçüne “acil fren” gibi fikirlere pek sıcak bakmadılar.
Merz, Merkel’in Almanya’nın sınırlarını çoğu Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan gelen Müslümanlardan oluşan 1 milyondan fazla kişiye açık tuttuğu 2015-16 Avrupa mülteci krizinin de Brexit oylamasını etkilediğini söyledi.
Merz, “Cameron’ın referandum yenilgisinde mülteciler kesinlikle bir faktördü. Britanya’daki sağcı basın bunu çok büyüttü, her gün Manş Denizini geçen insanların görüntüleri vardı,” dedi.
Kongrede yeniden başkan seçildi
2021 Federal Meclis seçimlerindeki yenilginin ardından CDU lideri seçilen Merz, partinin Berlin’de düzenlenen kongresinde oyların yüzde 90’ını alarak bir kez daha liderlik koltuğuna oturdu.
Konferansta CDU’nun en son 2007’de değiştirilen yeni parti programı da onaylanacak. Eleştirmenler bu programın Merkel’in şansölye olarak temsil ettiği ‘pragmatik ve merkezci’ duruştan uzaklaşarak sağa doğru bir dönüşü temsil ettiğini söylüyor.
Merz bu iddiayı reddederek bunun Merkel döneminden bir kopuş değil, “savaş sonrası Almanya’yı yönettiğimiz 50 yılı aşkın süre boyunca bizi ayakta tutan temel değer ve ilkelere bağlılık” olduğunu ileri sürdü.
Merz, “CDU her zaman Hıristiyan-sosyal, liberal ve aynı zamanda muhafazakâr bir partiydi. Fakat son zamanlarda muhafazakâr kısmı utanarak sakladık. Şimdi bunu yüksek sesle söylüyoruz,” dedi.
Merz, 2000’li yılların başında parti içindeki iktidar mücadelesinde Merkel’e yenilerek siyaseti bırakmış ve iş dünyasında kariyer yapmaya başlamıştı. Daha sonra BlackRock Almanya’nın başkanlığına yükselen Alman siyasetçi bu süreçte multi-milyoner oldu.
Merz’in şansölyeliği garanti değil
Partideki liderliğini sağlamlaştırmasına rağmen Merz’in Almanya’nın bir sonraki lideri olup olmayacağı belli değil.
Bavyera Başbakanı ve CSU lideri Markus Söder ile Almanya’nın en kalabalık eyaleti olan Kuzey Ren-Vestfalya’nın lideri Hendrik Wüst gibi diğer önde gelen muhafazakâr siyasetçiler, merkez sağın şansölye adayı olmak için onunla yarışabilir.
Anketlere göre her ikisi de Merz’den çok daha yüksek onay oranlarına sahip.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Avrupa
Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.
Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.
Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.
Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.
Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.
Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.
Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.
Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.
Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.
Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.
S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.
PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.
Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.
Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.
Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.
Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:
“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”
ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.
Avrupa
Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.
Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.
Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.
Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.
Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.
Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.
Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:
“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”
Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.
Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.
Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.
Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor
Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.
Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.
ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.
Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.
Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.
Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.
Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.
Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum










