Görüş

Çin Diplomasisi: 2025 Değerlendirmesi ve 2026 Öngörüleri

Yayınlanma

Genel olarak, 2025 yılı dalgalı bir uluslararası manzaraya ve Çin tarafından yürütülen olağanüstü bir diplomasi pratiğine sahne olmuştur. Uluslararası durumdaki dalgalanma; jeopolitik çatışmaların yayılması, ekonomik ve finansal alanlardaki dalgalanmalar, kurallara dayalı yönetişimdeki işlev bozuklukları, artan teknolojik rekabet ve geleneksel olmayan risklerin üst üste binmesi şeklinde kendini göstermektedir. Bu belirsizliklerin özünde, eski uluslararası düzenin sürdürülemez hale gelmiş olması ve yenisinin henüz şekillenmemiş olması yatmaktadır. Çin diplomasisinin olağanüstülüğü ise, küresel türbülans ve dönüşüm ortamında sürdürülen istikrarlı ekonomik kalkınma ile birlikte daha proaktif ve iddialı bir dış politika izlenmesinde somutlaşmaktadır. Bu durum, kalkınma ile diplomasi arasında karşılıklı güçlenmeye dayalı olumlu bir döngü yaratmış; Çin’in mevcut uluslararası düzenin savunucusu, inşa edicisi ve katkı sağlayıcısı olarak öne çıkmasını mümkün kılmıştır.

I. Bir Girişimin Ortaya Konulması – Küresel Yönetişim Girişimi (GGI)

1 Eylül 2025 tarihinde, Genel Sekreter Xi Jinping, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi’nde Küresel Yönetişim Girişimi’ni (GGI) ortaya koymuş ve yeni dönem için Çin’in küresel yönetişim vizyonunu kapsamlı biçimde açıklamıştır. Küresel Kalkınma Girişimi (GDI), Küresel Güvenlik Girişimi (GSI) ve Küresel Medeniyet Girişimi’nden (GCI) sonra sunulan bir diğer büyük küresel girişim olarak bu adım, Çin’in sorumlu bir büyük ülke sıfatıyla yalnızca küresel yönetişime katılmakla yetinmeyip, aynı zamanda onu ileriye taşıma konusunda liderlik rolü üstlendiğini göstermektedir. Bu yaklaşım, insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk inşa edilmesini teşvik etmeyi amaçlamaktadır.

Yeni dönemin başlamasından bu yana, Devlet Başkanı Xi Jinping bir dizi önemli kavram ve düşünce ortaya koymuştur. Bununla birlikte, Çinli akademisyenler açısından bu kavramların derinlemesine incelenmesi, sistematik biçimde özetlenmesi ve aralarındaki ilişkilerin netleştirilmesi ihtiyacı hâlâ mevcuttur. Bir benzetme yapılacak olursa: “Çin Rüyası” genel hedefi, “barışçıl kalkınma” izlenen yolu, üç büyük küresel girişim temel stratejik araçları, “yeni tip büyük ülke ilişkileri” Çin’in arzuladığı uluslararası ilişkiler vizyonunu ve “insanlık için ortak geleceğe sahip topluluk” ideal dünya tasarımını temsil ediyorsa; “Küresel Yönetişim Girişimi” yalnızca Çin diplomasisi için hayati bir stratejik araç olmakla kalmayıp, aynı zamanda egemen eşitliğine bağlılık, uluslararası hukukun üstünlüğüne riayet, çok taraflılığın uygulanması, insan merkezli bir yaklaşımın savunulması ve eylem odaklılığa vurgu gibi ilkeler temelinde şekillenen arzu edilen uluslararası düzen vizyonunu da somutlaştırmaktadır.

II. İki Büyük Ev Sahibi Diplomasi Etkinliğinin Düzenlenmesi – ŞİÖ Zirvesi ve 3 Eylül Askerî Geçit Töreni

İlk olarak, Tianjin’de Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nin düzenlenmesi. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) önemi, yalnızca Batı bloklarından farklı bir siyasi platform olmasından değil, aynı zamanda Avrasya’nın gelecekteki bütünleşmesi için önemli bir köşe taşı olmasından kaynaklanmaktadır.

  1. Başlangıçta bölgesel bir güvenlik örgütü olarak kurulan ŞİÖ, günümüzde güvenlik, ekonomi, kültür ve diğer alanları kapsayan bölgesel ve küresel meseleleri koordine eden kilit bir bölgeler arası platforma dönüşmüştür.

  2. Belarus’un önceki katılımı, ŞİÖ’nün Avrupa’ya doğru daha da genişlemesini sağlamış; Hindistan, İran ve Pakistan’ın daha önceki üyelikleri ise örgütün Güney Asya’daki güçlü konumunu pekiştirmiştir.

  3. Ayrıca Türkiye, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır ve Maldivler dâhil olmak üzere birçok ülke ŞİÖ’ye katılma arzusunu dile getirmiştir; bu durum örgütün cazibesini ve umut vaat eden geleceğini açıkça ortaya koymaktadır.

  4. En önemlisi, ŞİÖ, Çin’in (Rusya ile birlikte) yeterli söylem gücüne sahip olduğu az sayıdaki uluslararası örgütten biridir ve küresel düzenin inşasını ilerletmek açısından Çin (ve Rusya) için güvenilir ve kritik bir kaldıraç işlevi görmektedir.

İkinci olarak, 3 Eylül Askerî Geçit Töreni, 2025 yılında Çin’in en önemli ev sahibi diplomasi etkinliği olmuştur. Bu etkinliğin iki mükemmeliyet kriterini karşılaması gerekiyordu: birincisi, meydanda görkemli bir sergileme – bu hedef Çin’in kapasitesi dâhilindeydi; ikincisi ise kürsüden etkileyici bir sunum – bu görev Dışişleri Bakanlığı’nın sorumluluğundaydı. Bu iki alandaki başarının sağlanması, Çin için güçlü bir onay ve seferberlik çağrısı anlamına gelecekti. Bu iki şart yerine getirilmeden, Çin’in Japon Saldırganlığına Karşı Direniş Savaşı’nın küresel faşizme karşı mücadeledeki önemini tam anlamıyla göstermek mümkün olmazdı.

Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya’dan gelen engellemelere rağmen, etkinliğe 26 ülkeden devlet başkanları, hükümet başkanları ve uluslararası örgüt liderleri katılmış; katılımcılar uluslararası toplumun geniş bir kesimini temsil etmiştir. Geçit töreninin sağladığı bu iki boyutlu mükemmeliyet, hem ülke içinde ulusal bütünlüğü güçlendirmiş, hem de Çin’in uluslararası etkisini artırırken aynı zamanda stratejik caydırıcılığını pekiştirmiştir. Bu tören aracılığıyla Çin, dostlarının ve düşmanlarının kimler olduğunu net biçimde görmüştür – Pekin’e gelenlerin tamamı dosttur.

III. Üç Büyük İkili İlişkinin Doğru Şekilde Yönetilmesi – Çin-ABD, Çin-Rusya ve Çin-AB İlişkileri

2025 yılı, Çin-ABD ilişkilerinin sert fırtınalar yaşadığı bir dönem olmuştur. Nisan ayında Trump yönetimi, “karşılıklılık” bahanesiyle Çin dâhil olmak üzere dünya genelinde 100’den fazla ülke ve bölgeye yüksek gümrük tarifeleri uygulamıştır. Eylül ayının sonunda ise Çin’e yönelik ihracat kontrollerini daha da sıkılaştırmıştır. Bu iki adım da Çin tarafından kararlı karşı tedbirlerle yanıtlanmıştır. Ancak her iki dalgalanma da yalnızca yaklaşık bir ay sürmüştür. Mayıs ayında Cenevre’de yapılan ekonomik ve ticari istişareler ile Ekim ayı sonunda Güney Kore’nin Busan kentinde iki ülke liderleri arasında gerçekleşen görüşme, geçici bir yumuşamayı beraberinde getirmiş ve ikili ilişkilerin istikrara dönüş hızı emsalsiz olmuştur. ABD’nin en son Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin yayımlanmasıyla birlikte, ABD Çin’i eşit bir rakip olarak görmeye başlamıştır. 2026 yılında Çin ve ABD devlet başkanlarının birçok kez bir araya gelmesi beklenmektedir; bu görüşmeler, iki ülkenin yeni dönemde sağlıklı bir birlikte yaşama yolunu keşfetmesi açısından temel yönlendirme ve güçlü bir itici güç sağlayacaktır.

2025 yılında Çin-Rusya ilişkileri her türlü zorluğa rağmen ilerlemiş ve yeni zirvelere ulaşmıştır. Çin Halkının Japon Saldırganlığına Karşı Direniş Savaşı’nın, Sovyetler Birliği’nin Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın ve Dünya Anti-Faşist Savaşı’nın zaferlerinin 80. yıl dönümü vesilesiyle, Devlet Başkanı Xi Jinping ve Devlet Başkanı Vladimir Putin yıl içinde karşılıklı ziyaretlerde bulunmuş ve birbirlerinin ülkelerindeki 80. yıl anma etkinliklerine katılmıştır. İki ülke stratejik konularda eşgüdümü artırmış ve İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzeni birlikte korumuştur. Tayvan meselesinde Rusya, Çin’in tutumunu kararlılıkla desteklemiştir. Rusya-Ukrayna çatışmasına ilişkin olarak Çin, Ukrayna krizinin siyasi çözümüne yönelik olumlu gelişmeleri memnuniyetle karşılamış; Rusya ile iletişimi sürdürmeye, iki lider arasında varılan önemli mutabakatları hayata geçirmeye ve bölgesel ile küresel barış ve istikrarı korumak için aralıksız çaba göstermeye hazır olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS iş birliği mekanizması, Çin ve Rusya’nın kapsamlı stratejik eşgüdüm yürütmesi, çok taraflılığı savunması, pratik iş birliğini güçlendirmesi ve Küresel Güney içindeki dayanışmayı artırması için önemli platformlar olarak hizmet etmektedir.

Çin, Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Avrupa’dan oluşan dörtlü çerçeve içinde Avrupa’nın rolüne büyük önem atfetmektedir. 2025 yılı, Çin ile Avrupa Birliği arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 50. yıl dönümünü işaret etmektedir. Yılın başından bu yana Çin-AB etkileşimleri yoğunlaşmış; üst düzey temaslar, ekonomik ve ticari iş birliği ile halklar arası değişimler sürekli bir artış göstermiştir. AB’nin ikinci en büyük ticaret ortağı olan Çin için ve Çin’in de AB’nin önemli bir ticaret ortağı olması bakımından, ikili ticaretin karşılıklı önemi daha da belirginleşmiştir.

Günümüzde Avrupa Birliği çok sayıda zorluk ve ciddi meydan okumayla karşı karşıyadır. İçeride popülizm güç kazanmaya devam etmekte, korumacılık yeniden yükselmekte ve bu durum hükümetlerin yönetme kapasitesini giderek zorlaştırmaktadır. Dışarıda ise uzayan Rusya-Ukrayna ve Filistin-İsrail çatışmaları güvenlik ortamını kötüleştirmiş; Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel kuralları zedelemesi Avrupa ile ABD arasında sürekli ticari sürtüşmelere yol açmıştır. AB’nin şu gerçeği daha net kavraması gerekmektedir: Çin, AB’nin sorunlarının yaratıcısı değil; aksine söz konusu zorluk ve meydan okumalarla başa çıkabilmesi için AB’nin yararlanabileceği bir güçtür. Çin ile iş birliği, Avrupa’nın ekonomik kalkınması – özellikle yeşil dönüşümü – açısından vazgeçilmez olduğu gibi, Avrupa’nın stratejik özerkliğini gerçekleştirmesi, çok taraflılığı savunması ve küresel yönetişimi güçlendirmesi için de elzemdir.

IV. Devlet Başkanı Xi’nin Dört Yurt Dışı Ziyareti ve Devlet Başkanı Diplomasisinin Artan Rolü

8–9 Nisan 2025 tarihlerinde Pekin’de Komşu Ülkelerle İlgili Çalışmalar Merkez Konferansı düzenlenmiş ve komşu ülkelerin Çin diplomasisindeki kilit rolü vurgulanmıştır. Bunu takiben, 14–18 Nisan 2025 tarihlerinde Devlet Başkanı Xi Jinping, davet üzerine Vietnam, Malezya ve Kamboçya’ya devlet ziyaretlerinde bulunmuştur. Mayıs ayında Rusya’ya devlet ziyareti gerçekleştirmiş ve Sovyetler Birliği’nin Büyük Vatanseverlik Savaşı’ndaki zaferinin 80. yıl dönümü kutlamalarına katılmıştır. Haziran ayında Kazakistan’ın Astana kentine giderek İkinci Çin-Orta Asya Zirvesi’ne iştirak etmiştir. 30 Ekim–1 Kasım tarihleri arasında ise Kore Cumhuriyeti’ni ziyaret etmiş, 32. APEC Ekonomik Liderler Gayriresmî Toplantısı’na katılmış ve ülkeye devlet ziyareti gerçekleştirmiştir. Son dönemde Çin’in bazı komşu ülkelerinde ortaya çıkan siyasi istikrarsızlık, Güney ve Güneydoğu Asya’daki Kuşak ve Yol Girişimi’nin sorunsuz ilerlemesini doğrudan engellemiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin ile komşu ülkeleri birbirinden ayırma girişimlerine karşı koymak ve bunları boşa çıkarmak için Çin’in, komşu ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları arabuluculuk yoluyla çözme çabalarını artırması ve bu ülkelerle ilişkilerini daha da derinleştirmesi gerekmektedir.

V. Mevcut Uluslararası Manzaranın Evrilen Eğilimi

Büyük güçler arasındaki üçlü ilişkilerde belirgin bir nesnel eğilim ortaya çıkmaktadır: yerleşik güçler arasındaki geleneksel güç dengesi anlayışından, Küresel Güney ülkelerine daha fazla dayanılan bir yapıya doğru bir kayma söz konusudur. Güncel uluslararası manzara üç temel blok tarafından şekillendirilmektedir: birincisi Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki Batı bloğu; ikincisi Rusya öncülüğündeki direnç bloğu; üçüncüsü ise Çin’in de dâhil olduğu, bağlantısızlık, tarafsızlık ve bağımsız barışçıl kalkınma stratejik duruşunu benimseyen Küresel Güney’dir. Bu üç taraf net bir üçlü güç dengesi oluşturmaktadır. Çin-ABD-Rusya, Çin-AB-Rusya ve Çin-ABD-AB gibi çeşitli çok taraflı yapılandırmalar ise söz konusu temel üçlü çerçevenin evrimini doğrudan veya dolaylı biçimde yönlendirmektedir.

Bu bağlamda, mevcut uluslararası manzarada üç belirgin eğilim tespit edilebilir: Amerika Birleşik Devletleri’nin “Rusya ile ittifak kurarak Çin’i çevreleme” politikası başarısızlığa doğru ilerlemekte; Rusya’nın “Doğu’ya yönelme” eğilimi giderek daha belirgin hale gelmektedir. Gelişmekte olan ve yükselen ülkeler, uluslararası manzaranın seyrini belirleyen kilit bir güç olarak öne çıkmıştır. Trump’ın yeniden iktidara gelmesine rağmen, ABD-Rusya ilişkilerinde iyileşme alanı sınırlı kalmaya devam etmekte ve Rusya ile Avrupa Birliği arasındaki çelişkiler hâlâ keskindir.

VI. Çin Diplomasisinin Karşı Karşıya Olduğu Zorluklar

Çin her zaman bağımsız bir dış politika izlemiş; diplomatik çerçevesini “büyük güçler kilit önemdedir, komşu ülkeler önceliklidir, gelişmekte olan ülkeler temeldir ve çok taraflı platformlar önemli bir alandır” ilkesine dayandırmıştır. Ancak Çin’in özellikle Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere Batılı ülkelerle ilişkileri şu anda stratejik rekabetle karakterize edilmektedir; bu durum, Çin diplomasisinin karşı karşıya olduğu en önemli zorluklardan biri haline gelmiştir.

Bu zorluğun üstesinden gelmenin anahtarı, Çin’in daha fazla uluslararası sorumluluk üstlenmesi ve dünya genelindeki ülkelerin Çin sisteminin rasyonelliğini kabul etmesini sağlamasıdır. Bu durum, halihazırda Çin’in küresel krizlere verdiği tepkilerde görülmekte olup, gelecekte de böyle olmaya devam etmelidir. Küresel ölçekte bakıldığında; Avrupa Rusya-Ukrayna çatışması nedeniyle yeniden ABD’nin yörüngesine bağlanmış; Rusya kendi meseleleriyle meşgul durumdadır; Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Filipinler Çin’i çevrelemek için ABD’ye yaslanmaktadır; Hindistan büyük güçler arasında iki tarafa da oynayan bir tutum sergilemektedir; Latin Amerika coğrafi olarak Çin’den uzaktır; Afrika büyük ölçüde Çin için savunma hattı niteliğindedir; Orta Doğu’daki durum ise karmaşık ve dalgalıdır. Bu arka plan altında Küresel Yönetişim Girişimi’nin ortaya konulması, yalnızca Çin’in kendi barış ve kalkınmasına değil, aynı zamanda dünya genelindeki tüm ülkeler için barış ve kalkınmayı teşvik etmeyi amaçlayan, daha geniş küresel perspektife sahip uzun vadeli bir uluslararası stratejik vizyon sunma kararlılığını ifade etmektedir.

VII. 2026 Yılında Çin-Orta Doğu İlişkilerine Yönelik Beklentiler

Gelecek yıl, Çin-Orta Doğu ilişkileri açısından dönüm noktası niteliğinde bir yıl olacaktır. Başlıca ev sahibi diplomasi etkinlikleri arasında İkinci Çin-Arap Devletleri Zirvesi, Çin-Suudi Arabistan Zirvesi, Çin ile Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yıl dönümü, Çin-Mısır diplomatik ilişkilerinin 70. yıl dönümü, Çin ile Suudi Arabistan arasında kapsamlı stratejik ortaklığın tesis edilmesinin 10. yıl dönümü ve Çin-İran kapsamlı stratejik ortaklığının 10. yıl dönümü yer almaktadır.

Çin’in Orta Doğu bölgesel meselelerine daha aktif biçimde dâhil olması beklenmektedir. Orta Doğu’daki bölgesel sorunların ele alınmasına katılarak Çin, uluslararası çatışmaların yönetimi ve idaresi konusunda daha fazla deneyim biriktirebilecek ve aynı zamanda karmaşık jeopolitik manevralar ortamında büyük güç statüsünü kayda değer ölçüde yükseltecektir. Çin’in Orta Doğu politikasının başarısı, Çin’in büyük güç diplomasisinin dünya sahnesinin çevresinden merkezine doğru ilerlediğinin güçlü bir kanıtı olacaktır.

Çok Okunanlar

Exit mobile version