Görüş

Çin Venezuela’da mesafeli mi duruyor?

Yayınlanma

Latin Amerika uzun süre küresel siyasetin arka planında kalmıştı. Oysa son yirmi yılda bu coğrafya, büyük güç rekabetinin en sembolik sahnelerinden biri hâline geldi. Çin’in yükselişiyle birlikte Latin Amerika artık yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir anlam da taşıyor. Bu dönüşümün en çarpıcı örneği ise son günlerde yaşanan olaylardan sonra kuşkusuz Venezuela.

Çin’in Maduro konusunda açıklama ve tutumu dünya kamuoyunda oldukça yetersiz görülüyor. Akla gelen ilk soru ise şu Çin Venezuela’ya mesafeli mi duruyor?  Bu sorunun bir ileriki aşaması ise Çin, Venezuela’da neden bilinçli bir mesafe politikası izliyor? Sorusudur. Bu bilinçli, mesafe konusu aslında önemlidir. Çünkü mesele bir “terk” değil; hesaplanmış bir mesafe meselesidir.

Chavez Yılları: Yakınlaşma Neden Mantıklıydı?

Venezuela–Çin ilişkileri, Hugo Chavez döneminde hız kazanmıştı. Chavez, ülkesini ABD merkezli finansal yapılara bağımlılıktan kurtarmayı hedeflerken; Çin de hızla büyüyen ekonomisi için uzun vadeli enerji güvenliği arayışındaydı. 2000’li yılların başında bu iki hedef örtüşmüştü.

O dönem petrol fiyatları oldukça yüksek seyrediyordu ve Çin’in de sermaye fazlası vardı. ABD’nin dikkatini Orta Doğu’ya yönelttiği bu ortamda Venezuela, Çin için yüksek riskli ama stratejik bir ortak olarak öne çıkmıştı.

İlişkinin merkezinde Venezuela’nın doğusunda yer alan Orinoco Kuşağı bulunuyordu. Dünyanın en büyük ağır ve ekstra ağır petrol rezervlerinden birini barındıran Orinoco Kuşağı stratejik olarak oldukça önemli bir konumdaydı. Ancak bu kuşağın en büyük dezavantajı burada çıkarılan petrolün üretiminin klasik petrol üretiminden çok daha pahalı bir şekilde üretilmesi, ileri bir teknoloji gerektirmesi ve düzenli bakım olmadan sürdürülebilir olmaktan uzak olması. Bu gibi dezavantajları bu petrolü üreten Venezuela ve buna talip olan Çin açısından ciddi sorunları da beraberinde getirmişti.

Çin’in Venezuela ile olan bu ekonomik ilişkisi basit bir denkleme sahipti: petrol karşılığı kredi. Bu denklemde Çin’in sağladığı kredilerin karşılığı petrol olarak ödeniyordu. Bu sistem, devlet petrol şirketi Petroleos de Venezuela, S.A. (PDVSA) üzerinden yürütülüyordu. Chavez döneminde, tüm siyasileşmeye rağmen, bu sistem çalışmıştı.

Maduro Dönemi: Aynı İlişki Neden Aksadı?

2013’te iktidara gelen Nicolas Maduro, çok daha kırılgan bir tablo devraldı. Kısa sürede üç olumsuz gelişme üst üste geldi. Öncelikle ve en büyük olumsuzluk petrol fiyatlarının düşmesiydi. Bu doğal olarak devlet gelirlerinin düşmesine ve buna bağlı olarak devletteki kurumsal yapının gittikçe bozulmasına yol açtı.

Bunların sonucunda en kritik kırılma petrol üretiminde yaşandı. Orinoco Kuşağı gibi ağır petrol sahaları sürekli yatırım ve teknik uzmanlık isterken, PDVSA bu gereksinimleri karşılayamadı, gereken bakımların yapılmaması, uzman kadroların dağılması sonrasında üretim kapasitesi giderek düştü. Sonuçta Çin–Venezuela ilişkilerinin kalbinde yer alan “petrol karşılığı geri ödeme” mekanizması işlememeye başladı.

Çin açısından sorun ideolojik değildi. Pekin açısından “sistemin hâlâ çalışıp çalışmadığı” sorusu oldukça önemliydi ve ne yazık ki bu sorunun cevabı kesin bir şekilde olumsuz olarak cevaplanmıştı.

ABD Yaptırımları ve Çin’in Risk Hesabı

2017 sonrası ABD yaptırımları tabloyu daha da ağırlaştırdı. Bu yaptırımlar yalnızca Venezuela’yı değil, Venezuela ile iş yapan aktörleri de hedef alan bir nitelik kazandı. Böylece Çin şirketleri ve bankaları için ikincil yaptırım riski ortaya çıktı.

Çin için artık Venezuela ile iş yapmanın çok bir getirisi olmayacaktı. Venezuela’nın geri ödeme kapasitesi zayıflamış, petrol sevkiyatları düzensizleşmiş ve küresel finans sistemine erişim riski artmıştı. Bu koşullarda Pekin, hemen anlaşmayı bitirmedi ancak yeni büyük kredi ve yatırım kararlarını askıya aldı. Bu bir siyasi mesaj değil, risk yönetimi refleksiydi.

Çin Neden Mesafeli?

Çin’in Venezuela politikasını anlamak için, Pekin’in genel dış politika mantığını hatırlamak gerekir. Çin ideolojik açıdan bakıldığında kendisine yakın hissetse de herhangi bir ülkenin “rejim koruyucusu” değildir. Rejimlerin söyleminden çok, devlet kapasitesine ve anlaşmaların sahada çalışıp çalışmadığına bakar. Unutulmamalıdır ki Deng Xiaoping’den itibaren Çin’in ekonomik ve siyasal kararlarının temelinde pragmatizm ve buna eşlik eden “çok fazla dikkat çekmeme, gürültü çıkarmama ve gerektiğinde gözden uzak olma” düşüncesi yatmaktadır. Üstelik bu düşünceler her ne kadar pratikte son 45 yılda uygulanıyor görünse de temeli binlerce yıldır Çin kültürünü oluşturan Konfüçyüs felsefesine dayanır.

Venezuela’ya açık ve güçlü bir destek, Çin açısından yeni milyarlarca dolarlık kaynak, artan yaptırım riski ve belirsiz geri dönüş anlamına gelir. Bu tablo, Çin’in benimsediği temkinli küresel stratejiyle örtüşmemektedir. Bu nedenle Pekin için en rasyonel seçenek şudur: mevcut alacakları korumak, yeni risk almamak ve koşullar değişirse yeniden değerlendirmek. Bu tavır bir terk ediş değil biraz “ara vermek” olarak düşünülmelidir.

ABD’nin Maduro Görüntüleri: Asıl Mesaj Kime?

Nicolas Maduro’ya yönelik sert söylemler ve teşhir edici görüntüler genellikle demokrasi ve hukuk diliyle sunuluyor. Ancak bu tür hamlelerin hedef kitlesi yalnızca Venezuela halkı değil. Bu görüntüler aynı anda üç kitleye mesaj vermektedir. İlk olarak Venezuela halkına “lideriniz yalnız”; ikinci olarak Küresel Güney’e “Batı’nın onaylamadığı çizgiler sadece ülkeleriniz için değil sizin için de kişisel doğurur”; ve Çin’e, belki de en önemlisi, “bu tür rejimlerle kurulan yakın ilişkilerin sembolik ve siyasi bir bedeli vardır.” Bu, hukuki bir süreçten ve askeri olmayan gösterisel caydırıcılık pratiğidir.

Mesafe Yeni Normal

Çin’in Venezuela’da izlediği mesafeli tutum bir zayıflık değil, çok kutuplu dünyaya özgü pragmatik bir rasyonalitedir. ABD’nin Maduro’ya yönelik teşhir siyaseti ise yalnızca bir lideri değil, bu liderlerle kurulan dış ilişkileri hedef almaktadır. Venezuela bugün bir ülke olmaktan çok, küresel güç mücadelesinde risk, maliyet ve sabrın test edildiği sembolik bir dosyadır.

Venezuela ve ABD’nin sadece Venezuelalılar için değil insanlık onuru açısından bakıldığında aşağılık bir şekilde sergilediği Maduro şovu bize şunu göstermektedir; artık hiçbir büyük güç, hiçbir ortak için koşulsuz sorumluluk üstlenmemektedir.

Venezuela’da siyasal düzenin ani değişimi ve Çin’in çıkarlarına yönelik riskler

Çok Okunanlar

Exit mobile version