Bizi Takip Edin

Amerika

Demokratlar Kongre’yi alırsa Ukrayna’ya yardımda Trump vetosunu aşabilir

Yayınlanma

Demokrat Parti 3 Kasım’daki ara seçimlerde Kongre kontrolünü kazanırsa gündemi belirleyerek Başkan Donald Trump’ın vetosunu aşmayı ve Kiev’e yeni yardım paketleri sunmayı hedefliyor. Reuters’a konuşan analistler, olası bir zaferin Rusya ile dizel anlaşmasını engelleme, İran savaşı harcamalarını denetleme ve İsrail’e yardımları sınırlama adımlarını da beraberinde getireceğini kaydediyor.

Demokratlar, 3 Kasım’da yapılacak ara seçimlerde ABD Kongresi’nin kontrolünü geri alırlarsa Ukrayna’ya yeni askeri yardım paketlerinin önünü açabilir.

Reuters’ın analistlere dayandırdığı haberine göre, Temsilciler Meclisi ve olası bir Senato çoğunluğu, Demokratlara oylama takvimini ve gündemi belirleme gücü vererek Başkan Donald Trump’ın vetosunu aşma imkânı tanıyabilir.

Temsilciler Meclisi’ndeki 435 sandalyenin tamamı ile 100 üyeli Senato’nun 33 veya 34 sandalyesi için sandık kurulacak. Kamuoyu yoklamaları, Demokratların Kongre’de çoğunluğu yeniden ele geçirme ihtimalinin güçlü olduğunu gösteriyor.

Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Dışişleri Komisyonu başkanlığına Gregory Meeks’in geçmesi bekleniyor.

Meeks, Trump’ın Rusya ile yaptığı dizel anlaşmasını engellemeyi hedefleyen iki partinin desteklediği bir yasa tasarısını hazırlayan isim olarak öne çıkıyor.

Kongre’de ibrenin dönmesi Washington’ın diğer dış politika başlıklarını da doğrudan etkileyecek. Demokratlar, savunma harcamalarında kesintiye giderek Trump’ı İran ile savaşı sürdürmek için Kongre’den resmi yetki istemeye zorlayabilir.

Demokrat Parti, Gazze Şeridi’ndeki askeri adımları nedeniyle İsrail’e sağlanan askeri desteği sınırlamayı ya da tamamen kesmeyi tartışıyor. İsrail’e ayrılan bu yardım son mali yılda 3,8 milyar dolara ulaştı.

Parti üyeleri Beyaz Saray’ın savunma bütçesini artırma taleplerine de karşı çıkıyor. Trump bu yıl için 1,5 trilyon dolarlık bütçe isterken, Demokratlar yönetimin İran savaşı konusunda Kongre’ye danışmamasını ve sosyal yardım harcamalarını ciddi biçimde kısmasını gerekçe göstererek bu talebi Senato’da durdurdu.

Analistler, Demokratların çoğunluğu sağlaması durumunda dış yardımları yeniden canlandırmaya çalışacağını aktarıyor.

Trump’tan “İki yıl boyunca bloke ederim” mesajı

Donald Trump ise Demokratların Kasım seçimlerinden sonra Kongre kontrolünü kazanması halinde onların hazırlayacağı tasarılara geçit vermeyeceğini savundu. “Sonunda bir engelleyiciye dönüşeceğim; iki yıl boyunca onların bütün kötü girişimlerini bloke edeceğim” diyen Trump, Cumhuriyetçilerin kaybetmesi halinde Amerikalıları “bir cehennemin beklediğini” iddia etti.

Seçmene seslenen Trump, “Kaybedersek sınırlarınızı, vergi indirimlerinizi, güvenliğinizi ve korumanızı kaybedeceksiniz. Refahınız elinizden gidecek. Ülkemiz tam bir cehennemden geçiyor ve tıpkı iki yıl önce olduğu gibi bu cehennemden yeniden geçmek zorunda kalacaksınız” ifadelerini kullandı.

NBC News anketlerine göre Trump’ın icraatlarını onaylayanların oranı yüzde 38’de kalırken, onaylamayanların oranı yüzde 61’e çıkıyor.

Seçmenlerin yüzde 52’si Kongre’de çoğunluğun Demokratlara geçmesini isterken, Cumhuriyetçilerin kontrolünü tercih edenlerin oranı ise yüzde 43 seviyesinde seyrediyor. Moskova ise Kiev yönetimine yönelik askeri desteğin sürmesine karşı çıkmaya devam ediyor.

Amerika

Epstein dosyalarında yeni perde: Demokratlar büyük bankaları çağıracak

Yayınlanma

ABD’de Demokratlar, 3 Kasım’daki ara seçimlerde Meclis çoğunluğunu kazanmaları hâlinde Epstein dosyalarına yönelik parlamento soruşturması başlatmayı planlıyor. Hedefte Adalet Bakanlığı’nın sansürlediği 3 milyondan fazla sayfalık arşiv ve Epstein ile çalışan büyük bankalar var.

ABD’de Demokratlar, 3 Kasım’daki ara seçimlerde Kongre’de çoğunluğu yeniden kazanmaları durumunda Jeffrey Epstein dosyaları üzerinden Beyaz Saray ve federal yönetime yönelik kapsamlı bir parlamento soruşturması başlatmaya hazırlanıyor.

Bloomberg’in haberine göre Temsilciler Meclisi Denetim Komisyonu’nun en kıdemli Demokrat üyesi Robert Garcia, Epstein dosyalarına ilişkin incelemenin yasama dönemindeki temel hedeflerden biri olacağını duyurdu.

Garcia, “Epstein soruşturması bizim en önemli önceliklerimiz arasında yer alacak. Ülke bu bilgilerin açığa çıkmasını, dosyaların kamuoyuyla paylaşılmasını ve mağdurlar için adaletin sağlanmasını istiyor” dedi.

Garcia, komisyonun ifadeye çağırmayı planladığı kurumlar arasında finansal transferlere aracılık eden büyük bankaların da yer aldığını söyledi.

Buna göre Epstein’in mali operasyonlarıyla bağlantısı tespit edilen bankaların yöneticileri kongre oturumlarında ifade verebilir.

Reşit olmayan çocukları cinsel istismar amacıyla pazarlamak ve insan ticareti yapmakla suçlanan Jeffrey Epstein, 2019 yılının yaz aylarında ABD’de tutuklanmıştı.

Gözaltına alındıktan bir ay sonra New York’taki bir tutukevinde ölü bulunan milyarder finansörün resmî ölüm nedeni kayıtlara intihar olarak geçti.

Epstein dosyasının uluslararası ölçekte büyük bir skandala dönüşmesi ise siyasetçiler, küresel iş insanları ve eğlence sektörünün önde gelen isimleriyle kurduğu yakın ağlardan kaynaklandı.

ABD Kongresi, dosyadaki sır perdesini aralamak amacıyla Kasım 2025’te federal düzeyde harekete geçti.

Kongre’nin çıkardığı yasa, ABD Adalet Bakanlığı’na Epstein dosyalarındaki tüm bilgi ve belgeleri kamuoyuna açıklama zorunluluğu getirdi.

Bakanlık, yasal sürenin ardından Ocak 2026 sonunda devasa bir arşiv yayımladı.

Kamuoyuyla paylaşılan veri tabanı 3 milyondan fazla sayfa belge, 2 bini aşkın video kaydı ve 180 bin fotoğraftan oluşuyor.

Açıklanan belgelerde eski ABD başkanları Bill Clinton ile Donald Trump, İngiltere Kralı 3. Charles’ın kardeşi Prens Andrew ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın adları geçiyor.

Arşivde ayrıca illüzyonist David Copperfield, eski ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, oyuncu Dustin Hoffman, Microsoft’un kurucusu Bill Gates ve Google’ın kurucularından Sergey Brin dahil çok sayıda kamuya mal olmuş ismin yer aldığı görülüyor.

Fakat Adalet Bakanlığı’nın paylaştığı bu geniş arşiv, belgelerdeki yoğun sansür uygulaması ve eksik evrak iddiaları nedeniyle kamuoyunda ciddi eleştirilerle karşılandı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’nin BM’deki Küba toplantısında terör sabıkalı konuklar çıktı

Yayınlanma

ABD’nin BM Daimi Temsilciliğinin Küba oturumu öncesinde düzenlediği toplantıya terör ve ağır suç geçmişi bulunan kişilerin katıldığı belgelendi. Küba Daimi Temsilcisi Ernesto Soberón Guzmán, ablukanın 34’üncü kez oylanacağı BM Genel Kurulu öncesinde yapılan etkinliği kural tanımaz bir korsan gösteri olarak niteledi.

Sosyal medyada yayılan görüntüler, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği tarafından düzenlenen etkinliğe doğrudan terör eylemleri ve şiddet suçlarıyla belgelenmiş geçmişi bulunan kişilerin katıldığını ortaya çıkardı.

Söz konusu etkinlik, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun ABD tarafından uygulanan ekonomik ve finansal ablukanın kaldırılmasını öngören Küba karar tasarısını oylamasından yalnızca sayılı günler önce yapıldı.

Toplantı, 29 Ekim’de yapılması planlanan karar tasarısı oylamasının hemen arifesinde düzenlendi.

Sosyal medyada paylaşılan çok sayıda video kaydı, etkinlikteki davetlilerin bizzat orada yer alan katılımcılar tarafından durdurularak Küba halkını hedef alan terör eylemleriyle bağlarının tek tek yüzlerine vurulduğu o anları gözler önüne seriyor.

Etkinlikte yer aldığı belgelenen bu isimlerin başında José Daniel Ferrer García geliyor.

Ferrer García’nın sicili, Küba sınırları içinde işlediği hırsızlık, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kamu görevlilerine fiili saldırı suçlarını kapsıyor.

ABD topraklarına geçtikten sonra da durmayan Ferrer García, buradan Kübalıları açıkça şiddet eylemlerine kışkırttı ve adaya yönelik doğrudan bir ABD askeri müdahalesi yapılması yönünde açık çağrılarda bulundu.

Toplantının bir diğer konuğu Orlando Gutiérrez Boronat ise doğrudan ada topraklarındaki şiddet eylemlerini finanse eden, teşvik eden ve bu eylemleri organize biçimde destekleyen bir figür olarak tanınıyor.

ABD’nin eski BM İnsan Hakları Komisyonu Temsilcisi Armando Valladares, Gutiérrez Boronat’ı bizzat Amerikan hükümetini yüz binlerce dolar dolandırmakla suçlamıştı.

Gutiérrez Boronat da tıpkı diğer isim gibi Küba’ya yönelik ABD askeri işgalini savunuyor. Üstelik bununla da kalmayıp Kübalı devlet yetkililerine ve diplomatlara karşı doğrudan terör eylemleri düzenlenmesi gerektiğini açıktan propaganda ediyor.

Davetliler arasında görülen Luis Manuel Otero Alcántara ise Küba’daki iç düzeni, kamu güvenliğini ve istikrarı baltalamayı hedefleyen yıkıcı faaliyetlerin içinde yer almış bir isim.

Otero Alcántara henüz Küba topraklarındayken ABD ile kesintisiz temas halindeydi ve oradan düzenli fon sağlıyordu; adayı terk edip ABD’ye geçişini de bizzat ABD hükümeti organize etti.

Etkinlikteki bir diğer isim, doğrudan Küba’nın uluslararası sağlık dayanışmasını ve sağlık sistemini hedef alan kampanyayı yöneten María del Carmen Cañizares Werlau oldu.

Werlau, başında bulunduğu Archivo Cuba adlı organizasyon üzerinden Amerikan resmi dairelerinden açıkça fonlanıyor.

Werlau’nun yürüttüğü bu kampanya, Küba’dan doktor, sağlık personeli veya herhangi bir tıbbi işbirliği kabul eden bütün üçüncü ülkelere ağır ekonomik yaptırımlar uygulanması çağrısını temel alıyor.

Bu şahısların tamamının ABD misyonunda bir araya getirilmesi, uluslararası kamuoyunun onlarca yıllık ablukanın kaldırılması talebini oylamaya hazırlandığı günlerde gerçekleşti.

Etkinliğe tepki gösterenler, bu nitelikteki figürlerin bizzat ABD eliyle ağırlanmasının Washington yönetiminin dillerden düşürmediği insan hakları retoriğini tamamen geçersiz kıldığını belirtiyor.

Bu tablonun, ABD’nin Küba’ya dönük saldırgan politikasındaki iki yüzlülüğü ve çelişkileri hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde açığa çıkardığı vurgulanıyor.

Küba Daimi Temsilcisi Soberón Guzmán: “Abluka altındaki halkın iradesini kıramayacaksınız”

Küba’nın BM Daimi Temsilcisi Ernesto Soberón Guzmán, ABD Daimi Temsilciliğinin BM binası içinde organize ettiği bu girişimi derhal teşhir eden bir açıklama yaptı.

Soberón Guzmán, ABD Misyonunun birkaç metre ötede, BM yerleşkesinin ve tesislerinin kullanım kurallarını tamamen çiğneyerek Küba aleyhine sahte bir etkinlik düzenlediğini duyurdu.

Daimi Temsilci, bu buluşmanın Birleşmiş Milletler’in resmi gündemiyle uzaktan yakından hiçbir ilgisi bulunmayan, gizli kapaklı, korsan bir toplanma olduğunu kaydetti.

Küba tarafının BM Genel Sekreterliğini bu korsan etkinlik konusunda önceden defalarca uyarmış olmasına karşın Genel Sekreterliğin bu skandalı durdurmak için hiçbir adım atmadığını özellikle vurguladı.

Soberón Guzmán, Washington’ın gizlenmeye çalışarak çok küçük, seçici ve ayrımcı bir grup üye devlet temsilcisini Küba hakkında yalanlar yaymak üzere bir odaya topladığını söyledi.

Bu siyasi tezgahın içinde yer alan konuşmacıların bizzat ABD Dışişleri Bakanlığının maaş bordrosunda bulunan bordrolu piyonlar olduğunu ifade etti.

Büyükelçi, paneldeki şahısların ya doğrudan mahkum edilmiş adi suçlular ya da bugüne kadar Küba halkına ölüm, yıkım ve tarif edilmez acılar getirmiş kanlı terör örgütleriyle doğrudan bağlantılı unsurlar olduğunun altını çizdi.

Bu gösterinin ardındaki tek gerçeğin, ABD’nin uluslararası bir haydut ve kanun kaçağı gibi davranarak tüm Küba halkına toplu cezalandırma uyguladığı gerçeğini unutturma çabası olduğunu kaydetti.

ABD’nin barışçıl bir ulusun bütün nüfusuna devasa acılar çektirdiğini belirten Daimi Temsilci, yeryüzünün en güçlü devletinin Küba halkına yönelik suç teşkil eden bu saldırganlığını aklamak için uyduruk bahaneler ürettiğini ve sahte anlatılar dayatmaya çalıştığını ifade etti. Hiçbir bahanenin bu suç politikasını meşrulaştıramayacağını da hatırlattı.

Üye devletlerin ve Genel Kurulun önündeki tek gerçek ve meşru gündem maddesinin, ABD’nin Küba’ya uyguladığı ekonomik ablukanın yarattığı yıkım ve bu zorbalığa derhal son verilmesi zorunluluğu olduğunu söyledi.

Genel Kurulun bu can alıcı meseleyi kapalı kapılar ardında değil, 27 ve 28 Ekim tarihlerinde tüm üye devletlerin katılımıyla açık bir resmi oturumda görüşeceğini duyurdu.

Soberón Guzmán, üye ülkelerin ezici çoğunluğunun Küba’nın haklı talebini bir kez daha eksiksiz destekleyeceğini Washington’ın çok iyi bildiğini kaydetti.

Daimi Temsilci, Küba’nın hiç kimse için bir tehdit olmadığını, asıl ve tek tehdidin bu gayrimeşru abluka olduğunu bir kez daha ilan etti.

Yanı başlarında sahnelenen bu soytarılığın, Genel Kurulun 34’üncü kez ele alacağı abluka karşıtı meşru tasarı sürecini sabote etmeyi hedeflediğini söyleyen Soberón Guzmán, kukla panelistlerin azami baskı politikasının ve eşi görülmemiş şekilde katmerlenen ablukanın halk üzerindeki ağır yıkımını gizlemeye çalıştığını vurguladı.

ABD’nin insan hakları gibi soylu bir kavramı araçsallaştırarak Küba’nın egemenliğini ve kendi kaderini tayin hakkını ezmeye çalıştığını belirtti.

Toplu cezalandırma politikasının yegane hedefinin Küba halkının boyun eğmeyen iradesini kırmak ve anayasal düzeni yıkmak olduğunu ifade eden Guzmán, bunun Washington’ın onlarca yıldır peşinde koşup başaramadığı eski bir hayal olduğunu hatırlattı.

Küba’nın o kapalı odalarda değil burada olduğunu, Küba halkının gerçek temsilcilerinin ve Birleşmiş Milletler’in ezici çoğunluğunun da Küba’nın yanında saf tuttuğunu kaydetti.

Soberón Guzmán sözlerini, ABD yönetiminden herhangi birinin Küba halkının sarsılmaz kararlılığını ve birliğini kırabileceğini sanıyorsa zamanını, çabasını ve yüklü kaynaklarını boşuna harcadığını belirterek tamamladı:

“Asla diz çökmeyeceğiz, asla teslim olmayacağız; zafere kadar daima, ya vatan ya ölüm, kazanacağız.”

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon’dan küresel savaş planı: Üsler 90 günlük abluka senaryosuna hazırlanıyor

Yayınlanma

Pentagon, küresel bir savaş durumunda elektrik şebekelerinin çökmesi ve tedarik zincirlerinin kopması ihtimaline karşı askeri üslerini 90 gün boyunca dışarıdan bağımsız çalışacak şekilde hazırlıyor. FORTRESS adlı strateji kapsamında taşınabilir nükleer reaktörler, mikro enerji şebekeleri ve yedek ikmal hatları devreye alınırken askeri tesislerin sivil altyapıdan tamamen koparılması hedefleniyor.

ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), elektrik şebekelerini felç edebilecek, ikmal hatlarını kesebilecek ve ülke topraklarındaki kritik altyapıyı hedef alabilecek küresel bir savaş ihtimaline karşı askeri üslerini 90 gün boyunca dış desteğe ihtiyaç duymadan çalışacak şekilde hazırlıyor.

Fox News’un incelediği belgelere göre hazırlıklar, FORTRESS adlı askeri plan kapsamında yürütülüyor.

Plan, sivil altyapı çökse bile Amerikan birliklerinin operasyonlarını kesintisiz sürdürmesini hedefliyor.

Bu doğrultuda ABD anakarasındaki her büyük askeri üssün; su, yakıt, elektrik ve iletişim dahil tüm temel ihtiyaçlarda en az 90 gün boyunca tamamen özerk kalabilmesi öngörülüyor.

“Sivil altyapıya bel bağlayamayız”

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, televizyon kanalına yaptığı açıklamada ordunun artık belediye hatlarına bağımlı kalamayacağını belirterek “Ulusal savunmayı sağlamak için standart sivil belediye altyapısına güvenmek istemiyoruz. Bunu yapamayız, bu kabul edilemez bir risk” dedi.

Parnell, elektriğin günümüz çatışmalarının temeli olduğuna dikkat çekerek enerji kesildiğinde muhaberenin, su ikmalinin, lojistiğin, montaj hatlarının ve hatta temel komuta kademelerinin dahi işlevsiz kalacağını vurguladı.

FORTRESS konsepti, askeri tesisleri sivil şebekeden tamamen ayırabilecek mikro şebekeleri, büyük ölçekli batarya depolama sistemlerini ve taşınabilir nükleer reaktörleri kapsıyor. Bu altyapı sayesinde askeri üslerin, uzun süreli elektrik kesintilerinde bile bağımsız faaliyet yürütmesi amaçlanıyor.

Sözcü Parnell, olası bir savaşın tek bir bölgeyle sınırlı kalmayacağını kaydederek “Bir sonraki çatışma büyük ihtimalle birden fazla cephede cereyan edecek. Büyük savaşların jeopolitiğine bakın; bu gerçekleştiğinde küresel tedarik zincirleri kopacaktır” ifadelerini kullandı.

Pentagon, kriz anında sivil fabrikaları savunma sanayisi üretimine yönlendirmeyi, alternatif ikmal hatları oluşturmayı ve silah ile yakıt akışını güvenceye alacak stratejik rezervler kurmayı amaçlıyor.

Olası bir tedarikçi kaybında operasyonların aksamaması için en kritik ihtiyaçlarda en az iki bağımsız üretim veya dağıtım kanalının kurulması hedefleniyor.

Planın diğer ayağını ise askeri iletişim, uydu ve seyrüsefer sistemlerinin karıştırmalara karşı dayanıklı hale getirilmesi oluşturuyor. ABD ordusu, GPS sinyallerinin kesildiği veya uzay altyapısının devre dışı kaldığı senaryolara karşı tedbirlerini artırıyor.

İki okyanus doktrini terk ediliyor

Parnell, ABD’nin kendi topraklarını koruma yaklaşımında uzun yıllar ülkeyi iki okyanusun koruduğu yönündeki anlayışa dayandığını, ancak bu yaklaşımın artık eskidiğini dile getirdi.

Pentagon’un artık birden fazla yönden gelecek eşzamanlı çatışmaları ve küresel lojistiğin dağılma ihtimalini temel aldığını aktaran Parnell, “Çok cepheli küresel bir çatışmanın ortasındayken bu kararları almaya çalışamazsınız. Bir planımız olmak zorunda” dedi.

Washington yönetimi ocak ayında yayımladığı Ulusal Savunma Stratejisi’nde Rusya’yı NATO için “yönetilebilir bir tehdit” olarak nitelendirmiş ve Moskova’nın elindeki nükleer cephaneliğe işaret etmişti.

Belgede Rusya ile stratejik istikrarın yeniden kurulması ve savaşın istem dışı tırmanmasının önlenmesi hedeflenirken, Moskova da önceki belgelerin aksine hasım olarak tanımlanmamasını olumlu bir adım olarak değerlendirmişti.

Ağustos ayında NBC’nin geçtiği habere göre ise Pentagon, taktik nükleer silahların kullanımını ve başkana yeni askeri seçenekler sunmayı içeren güncellenmiş bir nükleer strateji üzerinde çalışmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English