Dünya Basını
Dr. Richard Byron-Cox: Karayipler hegemonun şiddet sarmalı ve hukuksuz infazlarıyla karşı karşıya
Uluslararası kamuoyu Ortadoğu’daki savaşa odaklanmışken, Karayipler bölgesinde ABD destekli modern bir kırım yaşandığına dikkat çeken kamu hukuku uzmanı Dr. Richard Byron-Cox, Küba’ya yönelik ekonomik ablukanın kitlesel bir açlığa yol açtığını bildirdi.
Dünyanın gözü yaklaşık bir ay önce tırmanan Ortadoğu savaşındayken, Karayipler’de göz ardı edilen farklı bir insanlık suçu işlendiğini belirten Dr. Richard Byron-Cox, ABD’nin Küba’yı “orta çağ tipi bir deniz ablukasıyla” açlığa mahkum ettiğini kaydetti.
Doç. Pascal Lottaz’ın Neutrality Studies YouTube kanalına mülakat veren Byron-Cox, Karayipler doğumlu bir yazar ve kamu uluslararası hukuku doktoru olarak, bölgedeki suçların büyük ölçüde haberleştirilmediğini dile getirdi.
Karayipler’in hikayesinin kendi ağızlarından anlatılmasının önemine değinen Byron-Cox, bölgedeki siyasi gelişmelerin ABD’nin yeni ve “çılgın” zorbalık versiyonuyla şekillendiğini ifade etti.
Tarihsel sürece atıfta bulunan Byron-Cox, 1812 savaşından on bir yıl sonra ilan edilen Monroe Doktrini’nin “Amerikalar Amerikalılarındır” diyerek Avrupalıları bölgeden uzak tutmayı amaçladığını hatırlattı.
Ancak Byron-Cox, bu durumun İngilizce konuşan Karayipler için geçerli olmadığını ve sömürge ilişkilerinin yakın zamana kadar sürdüğünü belirtti. Küba’nın 20. yüzyılın başında bağımsızlığını kazanmasına rağmen ABD’nin adeta bir kolonisi haline geldiğini aktaran Byron-Cox, her şeyin Amerikalılara ait olduğu bu düzenin 1 Ocak 1959’da Fidel Castro’nun gerçekleştirdiği devrimle sarsıldığını kaydetti.
“Hastaneleri elektriksiz, çocukları ekmeksiz bırakmak savaş suçudur”
ABD’nin Castro devrimini asla kabullenmediğini ve Domuzlar Körfezi müdahalesiyle rejimi devirmeye çalıştığını hatırlatan Dr. Byron-Cox, bu başarısızlığın ardından intikam hırsıyla ekonomik ablukanın başlatıldığını vurguladı.
Byron-Cox, “Küba’nın teslim olması için aç bırakılması fikri bugün daha da kötüleşti; artık sadece blokaj değil, çok daha sert bir denetim uygulanıyor” dedi.
Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Küba’nın hayatta kalmak için büyük bir mücadele verdiğini belirten Byron-Cox, mevcut ABD yönetiminin ise Küba halkını “silah ve kurşun kullanmadan” açlıktan öldürmeye yemin ettiğini dile getirdi.
Küba’nın enerji ihtiyacının yüzde 60’ını dışarıdan karşıladığını ifade eden Byron-Cox, “Enerji olmadan su pompalarını çalıştıramazsınız, fırınlarda ekmek üretemezsiniz ve hastaneleri yönetemezsiniz” dedi.
Siyasi sistemlere yönelik nefretin masum çocukları açlıktan öldürme hakkı vermediğini vurgulayan Byron-Cox, “Bu bir insani krizdir; insanlar sadece İran’daki krizi konuşuyor ama Küba’daki varoluşsal kriz gerçektir ve Karayipler’in bir parçasıdır” ifadelerini kullandı.
Byron-Cox, adadaki arkadaşlarından aldığı bilgilere dayanarak, hastanelerde vantilatöre bağlı hastaların öldüğünü ve cerrahların cep telefonu ışığında ameliyat yapmak zorunda kaldığını sarsılarak anlattı.
Karayipler’in duruşu: “Herkesin dostu, kimsenin uydusu değiliz”
Bölgedeki diğer ulusların durumuna da değinen Dr. Richard Byron-Cox, Haiti’nin 300 yıldır cezalandırıldığını, Dominik Cumhuriyeti’nin ise kuzeyin zenginleri için bir “tatil destinasyonu” olmayı kabul ederek ayakta kaldığını belirtti.
Karayipler’in Hollanda, İngiltere, Fransa ve İspanya gibi farklı sömürgeci güçler tarafından yönetildiğini, ancak Küba ve bazı İngilizce konuşan adaların bağımsızlık adına dik durduğunu kaydetti. Barbados’un ilk Başbakanı Errol Walton Barrow’un “sömürgeciliğin kapısında pineklemeyeceğiz” sözünü hatırlatan Byron-Cox, Karayipler’in temel felsefesinin “herkesin dostu ama kimsenin uydusu olmamak” olduğunu vurguladı.
Byron-Cox, bu bağımsızlık duruşunun ABD tarafından her zaman bir tehdit olarak görüldüğünü dile getirdi. 1979’da Nikaragua ve Grenada’da yaşanan devrimlerin Washington’u rahatsız ettiğini belirten Byron-Cox, Küba’nın Angola’ya asker göndererek Portekizli emperyalistlere ve ırkçı Güney Afrika rejimine karşı savaşmasının ABD için bardağı taşıran son damla olduğunu kaydetti. Karayipler’in askeri, iktisadi veya teknolojik bir gücü olmadığını kabul eden Byron-Cox, “Sahip olduğumuz tek şey gururumuz ve onurumuzdur; adaletin yok olduğu yerde insan hayatının bir anlamı kalmaz” dedi.
“Hegemonun alet çantasında diploması yok, sadece şiddet var”
Uluslararası hukukun zayıfı güçlüye karşı korumak için var olduğunu ancak pratikte sistemin sömürü üzerine kurulduğunu belirten Dr. Byron-Cox, ABD’nin bölgedeki müdahaleci tavrını sertleştirdiğini ifade etti.
Byron-Cox, “Hegemonun elinde hukuk, diplomasi veya uluslararası ahlak yok; onların alet çantasındaki tek araç şiddettir” dedi. Son dönemde ABD’nin Karayip sularındaki balıkçı teknelerini bombaladığını ve 100’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini duyuran Byron-Cox, balıkçıların “uyuşturucu ticareti” suçlamasıyla yargılanmadan infaz edildiğini bildirdi.
“Uyuşturucu taşıdığından şüphelendiğiniz bir tekneye bomba atıp herkesi öldüremezsiniz; bu hiçbir hukuk sisteminde kabul edilemez” diyen Byron-Cox, hegemonun her kuralı çiğnediğini belirtti.
Byron-Cox, ABD’nin kendi “arka bahçesi” olarak gördüğü bu bölgeye suçlularını ihraç ettiğini, ancak bu durumun en sonunda ABD’nin kendisine zarar vereceğini kaydetti. Kendi çöplerini arka bahçesine atan bir ev sahibi benzetmesi yapan Byron-Cox, “Kültürsüz, eğitimsiz ve vicdanla kısıtlanmamış bir güç, akıl ve mantıkla yönetilemez” dedi.
“Adaletin öldüğü bir dünyada yaşamak imkansızdır”
Dr. Richard Byron-Cox, Avrupa’nın ve genel olarak Batı’nın sömürgeciliğin bittiğine dair yanlış bir inanca sahip olduğunu, ancak bugün yaşananların doğrudan “modern sömürgecilik” olduğunu ifade etti.
Byron-Cox, “Hegemonların anladığı tek şey daha büyük bir güçle karşılaşmaktır; Vietnam ve Afganistan’da ancak cenaze torbaları eve dönünce durdular” dedi.
Mevcut sistemin, içindeki iyi insanlara rağmen sürekli savaş ürettiğini savunan Byron-Cox, Karl Marx’ın “Filozoflar dünyayı sadece yorumladı, asıl olan onu değiştirmektir” sözüne atıfta bulundu.
Bölge halkının yaşadığı acıların sadece Karayipler’i değil, tüm insanlığı ilgilendirdiğini belirten Byron-Cox, nükleer savaş riskinin her zamankinden daha yakın olduğunu kaydetti.
Byron-Cox, “Bu sadece Küba’yı veya Üçüncü Dünya’yı kurtarma meselesi değil, gezegenin kendisini ve ortak insanlığımızı kurtarma meselesidir” dedi.
Son olarak, refah içinde yaşayan bir adanın, sefalet içindeki bir okyanusta varlığını sürdüremeyeceğini belirterek, “Avrupalılar altın yollarda yürürken dünyanın geri kalanını çaresiz bırakabileceklerini sanıyorlar; bu saçma ve beyhude bir uğraştır” ifadeleriyle sözlerini noktaladı.