Amerika
Dünya Kupası: Değer mi?
Kendisini dünyadaki en az milliyetçi insan olarak tanımladığı halde, beklenenin aksine büyük bir Real Madrid fanatiği olan İspanyol yazar Javier Marías, (meğer del Bosque solcuymuş) 1998 Dünya Kupası hakkında yazdığı yazılardan birinde, dönemin (artık) kötü şöhretli FIFA Başkanı Sepp Blatter için “ahmak bir demagog”, “bostan korkuluğu” gibi hakaretleri sıralıyor.
Şimdikine ne demeli? Donald Trump’ın “pis koktuklarını” söylediği Somali’den bir hakem, Omar Artan, ABD kapısından geri çevrilince kameraların karşısına geçip pişkin pişkin “Biraz relaks ya!” diyen bir adam var karşımızda.
Ama burada bitmiyor. Meksika’da hem öğretmenlerin (CNTE – Ulusal Eğitim İşçileri Koordinasyon Kurulu) grevi var, hem de yaklaşık 130.000 kişinin kayıp yakınları eylemde. Bu insanlar, Dünya Kupası’nın gürültüsünde seslerinin kaybolmaması için, “Top yuvarlanmayacak!” diye slogan atıyorlardı. Çoğunluğu Meksika öğretmenler sendikasının bir koluna bağlı olan binlerce hükümet karşıtı gösterici bu sloganı haykırdı. Öğretmenler, turnuvanın açılış maçını aksatma niyetindeydi.
Infantino, iki gün önceki basın toplantısına, “Birkaç saat sonra bu topun yuvarlanmaya başlayacağını görmekten mutluyum,” diyerek başladı.
Değer mi? FIFA, son birkaç yıldır gelir tahminlerini yukarı doğru revize ediyor. En son mali rapora göre, bu yazki turnuvayla sona erecek dört yıllık döngüden 13 milyar dolar gelir elde edecek. Ayda 450 ila 770 dolar maaş alan Meksikalı öğretmenlerin tekinin kılına değmez.
Nitekim 2 Haziran’da protestocuların bir kısmı Eğitim Bakanlığını basmaya çalışırken, diğerleri Mexico City’nin en simgesel kamusal alanlarından biri olan Paseo de la Reforma’da yürüyüş düzenlediler.
Orada, Dünya Kupası için yapılmış devasa plastik futbolcu heykellerinden birkaçını yerinden söküp ateşe verdiler. İşte buna değdi.
***
Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final gören kulüp sayısı 2018’den bu yana dramatik bir şekilde düşüyor. Avrupa’nın zirvesinin Amerikanizasyonunu hedefleyen “Süper Lig” planı özellikle Almanların direnişi ile şimdilik püskürtüldü ama Dünya Kupası yolu açmış görünüyor. NBA ya da NFL usulü bıktıran molalar ve o molalara eşlik eden reklamlar; fahiş bilet fiyatları; etrafı çitlerle ve silahlı muhafızlarla çevrili “ulusal” sınırlar; ABD menşeli markaların her yerde gözümüze sokulması…
İktidar muhitlerinde 2026 yılında keşfedilen postkolonyal söylemin öfkeyle “ABD’ye Katar kadar ses çıkarmadınız!” demesi gibi. POLITICO, Dünya Kupası’na katılan ülkeleri kişi başına milli gelir, siyasi istikrar, yolsuzluk, yaşam beklentisi, mutluluk bakımından sıralamış. Katar, turnuvanın en zengin ülkesi, en yoksul ülkesi ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti. Nasıl ama? Dünyanın en zengin Anglo-Amerikan protektorasının arkasından postkolonyal gözyaşları dökmek de “çok kutupluluğun” şanından.
***
(Eh, Türkiye’ye de bir parantez açmak gerek. Kapıdan kovulan Uber’in bacadan girmesi ve Gemini gibi yapay zeka gösterilerinin sponsor olarak hayatımıza girmesi yetmezmiş gibi, bir de bet sesli adamların söylediği tuhaf marşlarla baş etmeye çalışıyoruz. Tarkan gözetiminde uyduruk AB hedefli birlik söylemi, yerini tanklara, toplara bıraktı; ne tuhaf, o da Avrupa hedefli!)
***
FIFA, dünyanın dört bir yanından gelen taraftarların bu yılki maçları izlemek için ABD, Meksika ve Kanada’daki şehirlere akın ettiğini ve yerel barlarda harcamalar yaparak ekonomik büyümeyi canlandıracağını belirtiyor. Turnuvanın ABD ekonomisine 9,6 milyar dolara kadar katkı sağlayabileceği tahmin ediliyor.
Fakat şişede durmuyor. Dünya Kupası, yerel bütçeler üzerinde haksız bir yük oluşturduğunu söylüyor. Şehirler, güvenlik ve ulaşım masraflarını üstlenmeyi kabul ederken, maç günlerinde elde edilecek gelirlerden pay almamayı ve kurumsal sponsorluk gelirlerine ilişkin kısıtlamalara uymayı da kabul ettikleri bildiriliyor.
Örneğin Houston ve Dallas, bu yılın Haziran ve Temmuz aylarında FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptığında, Teksaslı vergi mükellefleri muhtemelen yine faturayı ödemek zorunda kalacak.
Bu şehirler, futbol turnuvasının yüz milyonlarca dolarlık masraflarını üstlenmeyi kabul eden ABD’deki 11 şehirden ikisi.
Bu küresel futbol şenliğine ev sahipliği yapmanın aslında yerel ekonomilere zarar verebileceğini gösteren bazı kanıtlar var. Sıkça atıfta bulunulan bir araştırmaya göre, ABD’deki ev sahibi şehirlerin 1994 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaktan toplamda 9,3 milyar dolarlık bir zarara uğradığı tahmin ediliyor
Araştırmanın yazarları, Dünya Kupası’nın yol açtığı aksaklıkların konferanslar gibi futbolla ilgisi olmayan etkinlikleri kaçırabileceğini açıklıyor.
Maç günlerindeki kargaşadan kaçınmak için bazı yerli halk, maçların yapıldığı mahalleleri ziyaret etmekten kaçınabilir, bu da orada para harcamayacakları anlamına geliyor.
Öte yandan ABD bu maçlar için yeni stadyumlar inşa etmiyor ve federal hükümetin şehirlerin Dünya Kupası masraflarını karşılamak için harcadığı 625 milyon dolar, önceki ev sahibi ülkeler Katar ve Rusya’nın parlak yeni altyapıya aktardıkları milyarlarca dolara kıyasla sönük kalıyor.
Fakat artan harcamaların yükü altında kalan bazı yerel yönetimler, taraftarlardan toplu taşıma ile maçlara gitmeleri için 100 dolara varan ücretler talep ederek masrafları dengelemeye çalışıyor.
Örnek New York. New Jersey Transit bu ay, Dünya Kupası için MetLife Stadyumu’na giden tren biletlerinin normal fiyatın 10 katından fazla olan 150 dolar olacağını açıkladığında, taraftarlar öfkelendi.
Öte yandan politikacılar organizatörlerle tartışırken, internette alternatif bir fikir şekillenmeye başladı: Bazı Avrupalı futbol taraftarları, neden MetLife Stadyumu’na yürüyerek gidip gidemeyeceklerini merak ettiler.
Fakat o da ne? Amerikalılar MetLife’a yürüyerek gitmeme konusunda uyarıda bulunmakta gecikmediler. Evet, teknik olarak yürüme mesafesindeydi: Rotanıza bağlı olarak, New Jersey’deki Rutherford tren istasyonu ile MetLife arasında birkaç km ve spor meraklıları için Manhattan’dan MetLife’a yaklaşık 15 km mesafe vardı.
Fakat internetteki kullanıcılar, yaya rotasının en iyi ihtimalle ürkütücü, belki de imkansız olduğunu savundu.
Çevrimiçi tartışmalar kızışırken New York-New Jersey Ev Sahibi Komitesi devreye girmek zorunda kaldı ve geçen hafta, taraftarları yürüyerek gitmekten şiddetle caydıran bir açıklama yayınladı.
Açıklamada, “Bu yollar, yoğun trafiğin olduğu aktif koridorlardır ve bu yollarda yürümek hem yayalar hem de sürücüler için ciddi riskler yaratmaktadır,” denildi.
Pamuk eller cebe!
***
Küçükken dört yılda bir düzenlenen bu büyük turnuvanın gününü sayarak büyümeyi düşünürdüm. Aklımın erdiği onuncu Dünya Kupası bu. Şimdi o kadar heyecanlanmıyorum. Zaten 48 takımın katıldığı, grup maçlarında 0-0’a yatmanın en mantıklı tercih olduğu bir şampiyona nasıl heyecanlandırabilir?
Ama İran’ın ABD ile ikinci turda karşılaşma ihtimali aklımı çeliyor. Afrikalıların (Cherki’yi de sayın!), Latin Amerikalıların başarılarını istiyorum.
Yine de futbolun hevessiz bir sponsor gösterisi (Aramco, Qatar Airways) canımı sıkıyor. Eduardo Galeano gibi futbol dilencisi olmaktan başka bir çarem yok. Düğünden kaçıp Brezilya-Fransa finalini izleyen bir çocuk olarak “Değer mi?” sorusunu cevaplamak istemiyorum.