Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Dürzi lider Şeyh Hicri Süveyda için İsrail merkezli çözüm istedi

Yayınlanma

Suriye’deki Dürzi toplumunun ruhani liderlerinden Şeyh Hikmet el-Hicri, Süveyda’nın geleceğine ilişkin çözümün İsrail üzerinden şekillenmesini istedi. Hicri’nin Dürzileri İsrail’in ayrılmaz parçası olarak nitelediği konuşmasının ardından Süveyda sokaklarında İsrail bayraklı araç konvoyu düzenlendi.

Suriye’deki Dürzi toplumunun ruhani liderlerinden Şeyh Hikmet el-Hicri, Süveyda’nın geleceğine ilişkin çözümün İsrail’e katılmaktan geçtiğini savundu.

Hicri’nin açıklamaları, İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düzenlediği saldırıyla Şam ile Tel Aviv arasındaki gerilimin yeniden tırmandığı bir dönemde yapıldı.

Açıklamalarla eş zamanlı olarak Süveyda’da İsrail’e destek amacıyla Dürzi ve İsrail bayraklarının taşındığı bir araç konvoyu oluşturuldu.

İngiltere merkezli Arap gazetesi El-Kuds el-Arabi’nin aktardığı görüntülere göre Hicri, Süveyda’nın Kanavat beldesindeki evinde ziyaretçilerine hitap etti.

Konuşmasında Dürzilerin İsrail ile olan inanç bağına değinen Hicri, “Biz, inanç bakımından dahi İsrail Devleti’yle ortağız. Tarihsel olarak Muvahhid Dürziler şeklinde İsrail Devleti’nin ayrılmaz bir parçasıyız. Bu düşüncenin ve bu devletin korunmasıyla ilgiliyiz” ifadelerini kullandı.

İsrail’in yönetim modeline övgüde bulunan Hicri, bölgedeki diğer ülkelerin de Tel Aviv’i örnek almasını isteyerek şöyle devam etti:

“İsrail devleti bütün unsurlarıyla gerçek anlamda bir kurumlar, bilim ve medeniyet devleti olduğunu kanıtlamıştır. İnsanı doğru biçimde inşa eden ve hukukun üstünlüğünün herkes için geçerli olduğu bir devlettir. Bölgedeki diğer ülkelerin de bu insani modeli örnek alarak devletlerini doğru şekilde inşa etmelerini diliyoruz.”

ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin Süveyda dosyası üzerinde çalıştığını belirten Hicri, çözümün İsrail aracılığıyla sağlanmasının kendileri açısından merkezi önem taşıdığını söyledi.

Önümüzdeki günlerde yeni bir gelişme beklediklerini kaydeden Dürzi lider, İsrail’in “Başan” olarak adlandırdığı Süveyda’nın tam egemenlik haklarına ve kendi kaderini tayin hakkına kavuşması gerektiğini savundu.

Hicri, “Bizim için öncelikli olan, Başan bölgesinin istikrara kavuşmasıdır. Çünkü burası bütün bölgede istikrarın kurulmasının ilk taşı ve temel dayanağı olabilir. Başan’ın istikrarı, egemenlik haklarının tamamını ve kendi kaderini tayin hakkını elde etmesine bağlıdır” dedi.

Hicri, ocak ayında İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet’e verdiği mülakatta da benzer görüşler dile getirmiş, Dürzileri “İsrail devletinin varlık düzeninin ayrılmaz bir parçası” şeklinde tanımlamıştı. Son konuşma, bu yaklaşımın Süveyda’nın geleceğine ilişkin açık bir siyasi talebe dönüştüğünü gösterdi.

Süveyda sokaklarında konvoy düzenlendi

Hicri’nin konuşmasının yayımlandığı saatlerde Süveyda’da İsrail’e destek amacıyla bir araç konvoyu düzenlendi. İsrail basınından Srugim’in aktardığı bilgilere göre, kentin sokaklarında ilerleyen konvoyda Dürzi ve İsrail bayrakları yan yana taşınırken araçlarda Hicri’nin fotoğraflarına da yer verildi.

İsrail yayın organı, konvoyu Dürzilerin “İslamcı Şam yönetimine karşı İsrail’den gördükleri korumayı unutmadıkları” ve “kimin tarafında olduklarını gösterdikleri” ifadeleriyle sundu.

Haberde, eylemin İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki hedeflere yönelik saldırıları ve Şam yönetimiyle güvenlik görüşmelerinin yeniden başladığı sırada yapıldığına dikkat çekildi.

Süveyda’daki kriz, Temmuz 2025’te Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretler arasında başlayan çatışmalarla tırmanmıştı. Esad yönetimini deviren El Kaide kökenli grupların öncülüğündeki Suriye güvenlik güçlerinin bölgeye müdahalesinin ardından İsrail, “Dürzileri koruma” iddiasıyla Suriye ordusuna ait hedefleri, Şam’daki Genelkurmay binasını ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınındaki noktaları vurmuştu.

Yaşanan gelişmelerden günler önce İsrail savaş uçakları, İdlib’in doğusundaki Ebu Zuhur Hava Üssü’nü en az sekiz bombayla hedef aldı. Saldırıda pistler ve hangarlar hasar görürken can kaybı bildirilmedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yönetimi, Şam’ın üssü Türk askerlerinin kullanımına açmaya hazırlandığı iddiasıyla saldırıyı gerekçelendirdi.

İsrail Başbakanlığı, Türkiye’nin Ebu Zuhur’a yerleşmesine izin verilmesinin iki ülke arasında şekillenen güvenlik statükosunu ihlal edeceğini öne sürdü. Netanyahu daha sonra yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin Suriye’ye yerleşmesine ve düzenli biçimde İsrail sınırına doğru güneye ilerlemesine izin vermeyeceğiz” dedi.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ise Şam’ın İsrail tarafına Ebu Zuhur’da kalıcı bir Türk askeri varlığı planlanmadığı yönünde güvence verdiğini açıkladı. Şeybani, üsteki çalışmaların yalnızca tesisin Suriye Hava Kuvvetleri için yeniden kullanılabilir hale getirilmesini amaçladığını belirtti.

Suriyeli yetkililer saldırıdan bir gün önce Türk bir heyetin üste inceleme yaptığını ifade ederken, Ankara ise saldırının hemen öncesinde veya saldırı sırasında Ebu Zuhur’da Türk askeri heyeti bulunduğu iddiasını reddetti.

Ankara saldırıyı “hukuksuz”, İsrail’in gerekçelerini ise “mesnetsiz” olarak niteledi. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da saldırıyı “gereksiz bir tırmandırma” olarak değerlendirdi.

Ebu Zuhur saldırısının ardından Suriye ve İsrail heyetleri pazar günü Ürdün’de ABD arabuluculuğunda bir araya geldi.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre, Şeybani başkanlığındaki ve genel istihbarat ile askeri istihbarat yetkililerinin yer aldığı Suriye heyeti, İsrailli muhataplarıyla gerilimin düşürülmesini ele aldı.

İsrail heyetine Mossad Başkanı Roman Gofman başkanlık etti. Görüşmelerde İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarının, tutuklama operasyonlarının ve hedefli saldırılarının durdurulması, güvenlik anlaşması müzakerelerinin yeniden başlatılması ve sahada çatışmayı önleyecek bir koordinasyon mekanizmasının kurulması konuları görüşüldü.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English