Dünya Basını
Emekli Amerikalı Kwiatkowski: ABD 1947’den beri sürekli bir savaş halinde
Emekli Albay Karen Kwiatkowski, Yargıç Andrew Napolitano’ya verdiği mülakatta ABD’nin 1947’den bu yana sürdürdüğü “ulusal güvenlik devleti” yapısını ve Ortadoğu’daki güncel stratejik hatalarını analiz etti. Kwiatkowski, Washington’ın müttefiklerini yarı yolda bıraktığını, Trump yönetiminin asıl motivasyonunun Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji akışını kontrol etmek olduğunu ve bölgedeki askeri harekatın ABD’nin diplomatik ve lojistik zafiyetlerini ifşa ettiğini vurguladı.
Yargıç Andrew Napolitano’nun “Judging Freedom” programına konuk olan emekli Albay Karen Kwiatkowski, ABD’nin dış politika doktrinine ve bölgedeki askeri angajmanlarına dair değerlendirmede bulundu.
Mülakatın açılışında Napolitano’nun, ABD’nin 1947 yılında ulusal güvenlik devletinin kurulmasından bu yana kesintisiz bir savaş hali içinde olup olmadığına dair sorusunu yanıtlayan Kwiatkowski, bu durumu “beslenen bir makine” metaforuyla açıkladı.
Kwiatkowski, “Geçmişte bu durumu böyle tanımlamazdım. Hükümetin anti-komünizm veya demokrasiyi yayma amacıyla dahil olması gereken küçük patlamalar veya faaliyetler olarak görürdüm. Ancak bize öğretilen buydu. Artık bunun tek bir süreklilik olduğunu biliyorum. Bu, kendisini Amerikalıların kanıyla besleyen ve dünyanın kaynaklarını ele geçiren bir savaş makinesidir” dedi.
1947’de Pentagon’un kurulması ve CIA’in resmileşmesiyle birlikte savaşın halkın elinden alınarak “ayrıcalıklı bir kulübün” yönettiği özel bir yapıya dönüştürüldüğünü belirten Kwiatkowski, “Bu George Carlin’in bahsettiği o büyük kulüp ve siz o kulüpte değilsiniz. Bu bir savaş kulübüdür” ifadelerini kullandı.
“Washington müttefiklerini koruma niyetinde değil”
Ortadoğu’daki güncel gelişmeleri değerlendiren Kwiatkowski, Körfez ülkelerinin son dönemde yaşadığı “uyanışın” önemine dikkat çekti.
ABD’nin bu ülkeleri savunma niyetinin hiçbir zaman olmadığını vurgulayan Kwiatkowski, zengin Körfez devletlerinin onlarca yıldır Amerikan teknolojisi ve silahlarını pazar rekabetinin çok üzerinde, fahiş fiyatlarla satın aldığını hatırlattı.
Kwiatkowski, “Bu ülkeler ABD’nin müttefiklerinin yanında duracağı illüzyonuna para yatırdı. Ancak Washington’ın onları savunmak gibi bir niyeti yoktu ve onlar da bunu artık anladılar” diye konuştu.
Bahreyn ve Katar’daki Amerikan üslerinin durumuna değinen emekli Albay, askerlerin otellere yerleştirilmesinin onları doğrudan İran hedefi haline getirdiğini belirtti.
Kwiatkowski, “İran’ın istihbaratı herkesinki kadar iyi. Amerikalıların nerede kaldığını biliyorlardı. Sadece onları savunmamakla kalmıyoruz, o ülkelerdeki hiçbir şeyi savunma niyetimiz de yok. Washington’ın bu ülkelere karşı saf bir aşağılama içinde olduğu artık sır değil” dedi.
“ABD olmazsa İsrail tamamen sınırlandırılır”
Bölgedeki çatışmaların İsrail üzerindeki etkilerini analiz eden Kwiatkowski, ABD’nin askeri ve siyasi gücü olmaksızın İsrail’in mevcut yayılmacı politikalarını sürdüremeyeceğini ifade etti.
Emekli Albay, BB Netanyahu’nun onlarca yıl önce odaklandığı “temiz sayfa” (clean break) stratejisinin ancak Amerikan askeri gücünün kaldıraç olarak kullanılmasıyla mümkün olduğunu belirtti.
Kwiatkowski, “ABD orada olmasa, bu sürece dahil olmasa, İsrail büyük ölçüde sınırlandırılmış olurdu. Tomahawk füzelerimizle kız okullarını vurarak bu durumu biz mümkün kıldık ve mümkün kılmaya devam ediyoruz” dedi.
Zionist lobinin Washington üzerindeki etkisine de değinen Kwiatkowski, AIPAC’in Kongre üyelerini “ucuz bir fiyata” satın aldığını dile getirdi.
Bir Kongre yarışının 500 bin dolarlık bir farkla kazanılabileceği küçük bölgelerde bu miktarların oyun değiştirici olduğunu vurgulayan Kwiatkowski, artık bu finansman ağlarının deşifre edildiğini ve halkın bu parayı almayan adaylara yöneldiğini kaydetti.
“İsrail kendi ilacının tadına bakıyor”
İsrail içindeki duruma dair değerlendirmelerde bulunan Kwiatkowski, savaşın İsrail toplumunda yarattığı şoku ve stratejik hazırlıksızlığı eleştirdi. İsrail sansürünün gerçekleri gizlemeye çalıştığını ancak havalimanlarındaki yoğunluğun durumu özetlediğini belirten Kwiatkowski, “Siyonist İsraillilerin çoğu uçaklara binip ülkeyi terk etmeye çalışıyor. Güvenli alanlarından savaş hakkında konuşmayı sevseler de, savaş kapılarına geldiğinde bundan hoşlanmıyorlar. İsrail uzun süredir kendisine ateş edemeyen insanlara ateş etmeye alışmıştı, şimdi kendi ilacının tadına bakıyor ve kimse bundan memnun değil” ifadelerini kullandı.
İsrail ordusunun sokak kameralarını sökerek bilgi akışını engellemeye çalışmasının bir zafiyet göstergesi olduğunu ifade eden Kwiatkowski, “Sürekli açık arazilere mühimmat düştüğünü söylüyorlar ancak İsrail gibi urbanize bir coğrafyada bu açıklama inandırıcı değil. İnsanlar artık gerçekleri görüyor” dedi.
“İstihbarat paylaşımı dengeleri değiştiriyor”
Senatör Richard Blumenthal’in Rusya’nın İran’a yardım ettiği yönündeki şikayetlerini “ikiyüzlülük” olarak nitelendiren Kwiatkowski, ABD’nin Ukrayna’da Rus birliklerini öldürmek için bizzat hedefleme desteği verdiğini hatırlattı.
Kwiatkowski, “Ukrayna’dan Rusya’nın derinliklerine veya Belarus’a yapılan neredeyse her saldırının gözetleme ve hedefleme verilerini biz sağlıyoruz. Trump da bunu sonlandırmadı. Biz yapınca sorun yok ama başkası yapınca ‘Rusofobi’ devreye giriyor” dedi.
Çin’in bölgedeki rolüne de değinen emekli Albay, Pekin’in açık kaynaklı ancak son derece kaliteli uydu görüntülerini İran ile paylaştığını ve bunun bölgedeki Amerikan ve İsrail birliklerinin hareketliliğini izlemek için kullanıldığını belirtti.
Kwiatkowski, “Çin, uydu görüntülerini ve hedefleme bilgilerini paylaşıyor. Savaş alanı hasar tespiti için bu veriler hayati önemde. Washington ise kendi içinde bile birbiriyle konuşmayan bir yönetim yapısıyla bu süreci yönetmeye çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
“Trump’ın asıl hedefi Hürmüz Boğazı’nı mülkiyetine geçirmek”
Trump yönetiminin İran’a yönelik saldırılarının arkasındaki motivasyonu “gayrimenkul ve enerji kontrolü” olarak tanımlayan Kwiatkowski, Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı “birincil gayrimenkul” olarak gördüğünü ifade etti.
Kwiatkowski, “Trump’ın açıklanmayan gerçek motivasyonu, Hürmüz Boğazı’ndan geçen her damla petrolü, gazı ve gübre gibi kritik maddeleri kontrol etmektir. Oraya sahip olmak istiyor. Ancak bunu zorla alabilecek bir kabiliyeti yok” dedi.
Bu stratejinin uzun vadede Çin’i dize getirme planının bir parçası olduğunu savunan Kwiatkowski, Trump’ın “ulusal güvenlik stratejisi” belgesinde odağın Avrupa’dan Asya’ya kaydığını hatırlattı.
Kwiatkowski, “Mesele küresel enerji akışını yöneterek Çin’i subordinate (alt) konuma getirmek ve bu süreçten kar sağlamak. Trump’ın atadığı isimler, boğazdan geçen petrol ve gazın yüzde 31’ini kontrol ederek oradan ‘krema’ almayı, yani işlem ücretleri tahsil etmeyi planlıyor. Trump bu devasa ekonomik tablonun tepesinde oturan adam olmak istiyor ama artık bilgi işleme kabiliyetini kaybetti” ifadelerini kullandı.
“Bu savaş bizim her alandaki zayıflığımızı ifşa etti”
Washington’ın “savaşı kazandık” yönündeki açıklamalarının sadece bir “çıkış stratejisi” (off-ramp) olduğunu belirten Kwiatkowski, yaşanan sürecin ABD’nin ekonomik, askeri ve diplomatik açıdan ne kadar zayıfladığını tüm dünyaya gösterdiğini vurguladı.
Kwiatkowski, “Büyük bir devlet veya imparatorluk, savaşları kendisi seçer. Biz de seçtik. Peki neyi kanıtlamaya çalışıyoruz? Ne kadar sert ve büyük olduğumuzu mu? Seçtiğiniz savaş, beş gün içinde tüm taktiksel, stratejik ve lojistik boşluklarınızı ifşa ediyorsa, bu bir felakettir. Rusya ve Çin bu durumu izlemekten büyük keyif alıyor olmalı” dedi.
Savaşın Avrupa üzerindeki yıkıcı etkilerine de değinen Kwiatkowski, Trump’ın Avrupa’dan İran’dan daha fazla nefret ettiğini iddia etti.
Avrupa’nın mülteci krizi ve enerji çıkmazıyla baş başa kaldığını belirten Kwiatkowski, “Vladimir Putin şu an belirleyici koltukta oturuyor ve ‘Petrol ve gazı tekrar açacağımızı sanmıyorum, yeni pazarlarımız var’ diyor. Bu Avrupa için tam bir felaket” dedi.
“Vance tüm güvenilirliğini yitirmiş bir uşak haline geldi”
Mülakatın sonunda J.D. Vance ve Tulsi Gabbard gibi isimlerin sessizliğini ve tutum değişikliğini eleştiren Kwiatkowski, özellikle Vance’in kampanya dönemindeki savaş karşıtı retoriğinden keskin bir dönüş yapmasını “siyasi intihar” olarak değerlendirdi.
Kwiatkowski, “Vance kampanya dönemindeki isabetli ve halk nezdinde popüler olan söylemine sadık kalsaydı, bir sonraki başkan olabilir ve önemli bir siyasi figür haline gelebilirdi. Ancak kendisini Trump’a bağlayarak tüm güvenilirliğini kaybetti. Anayasal perspektiften savaş yanlısı bir uşak konumuna düştü. Artık onun için başarılı bir siyasi kariyer görmüyorum, o artık hasarlı bir mal” diyerek sözlerini tamamladı.