Dünya Basını
Emekli Amerikan elçisi Freeman: Pax Americana öldü, NATO can çekişiyor
ABD’nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Chas W. Freeman, nükleer caydırıcılıktan bölgesel güvenlik mimarisine kadar küresel sistemin radikal bir dönüşümden geçtiğini belirterek “Pax Americana” döneminin sona erdiğini kaydetti. Hürmüz Boğazı’ndaki krizin askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini vurgulayan Freeman, İran’ın bölgedeki de facto kontrolünün kabul edildiği yeni bir jeopolitik gerçekliğin doğduğuna dikkat çekti.
Uluslararası diplomasi dünyasının kıdemli isimlerinden, eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı ve eski Riyad Büyükelçisi Chas W. Freeman, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği kapsamlı mülakatta, küresel sistemin beş asırlık Batı hakimiyetinden koptuğu tarihi bir dönemece girildiğini belirtti.
Freeman, “Beş yüz yıllık Avrupa hakimiyeti sona erdi. Pax Americana öldü. NATO ise can çekişme sürecinde, miadını doldurdu” ifadelerini kullandı.
Atlantik ittifakının işlevselliğini yitirdiğini savunan Freeman, Donald Trump’ın ittifakı sadece “Amerikan maceraları için top yemi” sağlayan bir yapı olarak gördüğünü, Avrupalıların ise savunma amaçlı bir birlik arzuladığını ancak NATO’nun şu an her iki role de hizmet etmediğini kaydetti.
Freeman, İspanya, Fransa ve hatta NATO üyesi olmayan Avusturya’nın, İran’a yönelik operasyonlarda ABD’ye hava sahası ve üs kullanımını kapatmaya başlamasını, ittifak içindeki ortak değer ve taahhütlerin çözülüşünün somut örnekleri olarak sundu.
“Hürmüz Boğazı askeri güçle açılamaz”
Körfez bölgesindeki bölgesel düzenin savaş yoluyla yeniden kurulduğunu ifade eden Freeman, ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklamalarındaki kritik bir ayrıntıya dikkat çekti.
Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın askeri güçle açılamayacağını zımnen kabul ettiğini belirten Freeman, “Hürmüz Boğazı’nın güç kullanılarak açılamayacağı artık bir gerçek. Eğer ekonomik varlığınız bu boğaza bağlıysa, çözüm yolu İran ile anlaşmaktan geçiyor” dedi.
Freeman, Hürmüz’den geçişin teknik bir protokol çerçevesinde İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile koordineli yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Gemilerin sahipliği, personeli ve kargosunun DMO tarafından onaylanmasının ardından verilecek özel bir kodla geçişin mümkün olabileceğini belirten Freeman, “Bunun dışındaki seçenekler geçişe kapalıdır. İran ve Umman’ın boğazın ortak yönetimi için bir protokol üzerinde çalıştığı bilgisi de bu yeni gerçekliği doğruluyor” diye konuştu.
“Körfez ülkelerinin İran ile müzakereden başka seçeneği yok”
Jeopolitik dengelerin kökten değiştiğini savunan Freeman, Körfez Araplarının ihracatlarını sürdürebilmek için İran ile müzakere masasına oturmaktan başka alternatifleri kalmadığını kaydetti.
Çin, Hindistan, Türkiye ve Güney Kore gibi ülkelerin halihazırda İran ile uygun anlaşma zeminleri kurduğunu ifade eden eski Büyükelçi, bu savaşta İran’ın iki stratejik kazanım elde ettiğini vurguladı: Petrol ihracatındaki ambargonun fiilen kalkması ve Hürmüz Boğazı üzerindeki de facto kontrolünün dünya tarafından zımnen tanınması.
“Milli savunma sanayiinde Batı’ya bağımlılık sona eriyor”
Freeman, İslamabad’da Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan arasında gerçekleşen görüşmelerin, bölgenin savunma mimarisini değiştirecek bir niyet taşıdığını belirtti.
Bu dört ülkenin ortak paydasının Batı ve özellikle ABD askeri teknolojisine olan bağımlılığı kırmak olduğunu ifade eden Freeman, şunları dile getirdi:
“Bu ülkeler Çin’in desteğiyle kendi askeri-endüstriyel komplekslerini kurabilecek para, sanayi kapasitesi ve teknolojik birikime sahip. Bu durum, onları sadece içeride değil, küresel ölçekte de çok daha bağımsız bir konuma taşıyacaktır.”
Pakistan’ın Çin tarafından tercih edilen bir arabulucu olarak konumlandırıldığını söyleyen Freeman, Pakistan’ın nükleer kapasitesinin Suudi Arabistan için bir “genişletilmiş caydırıcılık” unsuru haline gelmeye başladığını da sözlerine ekledi.
“Tek güvenlik yolu nükleer silah sahibi olmak”
Mevcut savaşın İran içindeki nükleer silah savunucularına reddedilemez bir argüman sağladığını savunan Freeman, uluslararası hukukun artık saldırganlığı veya savaş suçlarını engelleyemediği bir ortamda, tek güvenlik yolunun nükleer silah sahibi olmaktan geçtiği sonucuna varıldığını kaydetti.
Muammer Kaddafi ve Kim Jong-un örneklerinin bu kanıyı güçlendirdiğini belirten Freeman, “İran’ın nükleer silah edinmesi durumunda Suudi Arabistan kendi topraklarında Pakistan nükleer birimlerini kabul edecektir. Türkiye ve Mısır da bu yolu izleyecektir. Aynı durum Japonya ve Güney Kore için de geçerlidir” uyarısında bulundu.
“İsrail ve ABD kaybettikleri bir savaşı sürdürüyor”
İsrail ve ABD’nin bölgede başlattıkları savaşı kaybettiklerini ancak bunu henüz itiraf etmeye hazır olmadıklarını savunan Freeman, Tahran’ın kuzeyindeki bir köprünün bombalanması gibi eylemleri “askeri faydadan yoksun savaş suçları” olarak niteledi.
İran’ın füze stoklarının yarısından fazlasının hala sağlam olduğunu ve yeraltı üretim tesislerinin çalışmaya devam ettiğini belirten Freeman, ABD ve İsrail’in hava savunma kapasitelerinin ise tükenme noktasına geldiğini ifade etti.
Freeman, mülakatını şu çarpıcı değerlendirmeyle noktaladı:
“Donald Trump, stratejik bir akıl yürütmeden ziyade borsayı manipüle etmekle ilgileniyor. Savaşın nasıl bitirileceğini bilmiyor ve ‘koşulsuz teslimiyet’ üzerine kurulu Amerikan savaş mantığının esiri olmuş durumda. Ancak bu kez rakip teslim olmuyor. Bu, belirsiz heveslere ve kaprislere dayalı, oldukça karanlık bir tablo.”