Dünya Basını
Emekli deniz piyadesi Matt Hoh: ABD’nin İran politikası stratejik vizyondan yoksun
Eski deniz piyadesi Matt Hoh, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri kapasitesinin ve stratejik yönetiminin yetersiz olduğunu vurguladı. Hoh, bölgesel bir savaş riskinin arttığı bir dönemde, askeri birliklerin dağılımının ve hedef odaklı bir politikanın eksikliğinin ciddi güvenlik sorunlarına yol açtığına dikkat çekti.
Yargıç Andrew Napolitano’nun sunduğu “Judging Freedom” programına katılan eski deniz piyadesi Matt Hoh, ABD ordusunun mevcut askeri yapılanmasının ve stratejik tercihlerinin, bölgesel bir çatışmayı sürdürmek veya kazanmak için gerekli donanımdan yoksun olduğunu belirtti.
Hoh, ABD’nin sahip olduğu yaklaşık 1 trilyon dolarlık savunma bütçesine, 175 bin deniz piyadesine, 30’dan fazla amfibi hücum gemisine ve 11 uçak gemisine rağmen, Ortadoğu’da tahliye operasyonlarını gerçekleştirebilecek bir “deniz seferi birliği” (MEU) bulunduramadığını ifade etti.
Hoh, bu durumun temel nedenlerinden birinin, ABD’nin askeri kaynaklarını yanlış önceliklere yönlendirmesi olduğunu vurgulayarak, “Savunma bütçesi, şirketlere kaynak aktarımı için tasarlanmış durumda. ABD savunma sanayii, bakım süreçleri yönetilemeyen gemiler ve uçaklar inşa ediyor” şeklinde konuştu.
Hoh ayrıca, mevcut amfibi hazır grupların Ortadoğu yerine, Nicolas Maduro’ya yönelik bir operasyon hazırlığı kapsamında Karayipler’e kaydırıldığını belirterek, “ABD, Ortadoğu’da hiçbir amfibi hazır grup bulundurmadan İran’a karşı bir savaş başlatıyor” değerlendirmesinde bulundu.
“Yönetim stratejik hedefler konusunda birbiriyle çelişiyor”
Programda, Trump yönetiminin İran’a yönelik savaş hedeflerindeki tutarsızlıklar ele alındı. Hoh, Beyaz Saray’ın yayımladığı hedeflerin, yönetim içerisindeki farklı figürlerin açıklamalarıyla çeliştiğini dile getirdi.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun savaşın gerekçesini “güçleri korumak için önleyici bir eylem” olarak açıklamasını, Donald Trump’ın ise “İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemek” olarak tanımlamasını örnek gösteren Hoh, “Bu yönetim stratejik hedefler konusunda birbiriyle çelişiyor. Eğer medyaya ne yapmaya çalıştıklarını anlatamıyorlarsa, askeri planlamacılara ne talimat verdiler?” ifadelerini kullandı.
Hoh, Washington’un planının muhtemelen Venezuela modeline dayandığını, yani “lideri ortadan kaldırıp rejimi devirme” üzerine kurulu olduğunu ancak bu planda dahi ciddi mantık hataları bulunduğunu savundu.
Hoh, “Ayetullah’ın yerine geçirmeyi planladıkları kişileri öldürdüklerini belirttiler. Bu planın mantığını kavramak güç” şeklinde konuştu.
“Pentagon ve ulusal güvenlik konseyi liyakatsiz isimlerden oluşuyor”
Hoh, askeri ve sivil liderlik kademesindeki liyakat sorununa da dikkat çekerek, Pentagon’da ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Donald Trump’ın kararlarını sorgusuz sualsiz destekleyen “evet efendimciler” (yes-men) bulunduğunu belirtti.
Genelkurmay Başkanı Dan Caine’in emeklilikten döndürülmesini bu duruma kanıt gösteren Hoh, “Muvazzaf generaller arasından yeterli düzeyde bir ‘salla baş’ bulamadıkları için emekli bir ismi getirdiler. Bu, askeri liderliğin mevcut durumunu yansıtan çarpıcı bir gerçek” dedi.
Hoh, bu liderlik profiline sahip olanların, Irak ve Afganistan savaşlarındaki başarısızlıkları sorgulamayan ve Pentagon’un denetimden geçemeyen, bütçeyi verimsiz kullanan yapısına boyun eğen figürler olduğunu ifade etti.
“Başarının yolu, yönetimin hatalarını sorgulamamaktan geçiyor” diyen Hoh, bu yapının bir imparatorluğun ihtiyaç duyduğu gerçekçi askeri kapasiteyi oluşturmaktan uzak olduğunu vurguladı.
“İran’ın bölgesel stratejisi ABD’nin taktiksel saldırılarını boşa çıkarıyor”
Hoh, ABD’nin savaşı “nokta atışı saldırılar” ve “füze atış sayıları” gibi taktiksel veriler üzerinden okuduğunu, İran’ın ise asimetrik bir strateji izlediğini belirtti. İran’ın askeri güçle değil, çatışmanın bölgesel çapta genişletilmesiyle ABD üzerinde baskı oluşturduğunu savunan Hoh, “İran, bu savaşı asimetrik olarak yürütüyor. ABD’nin üzerindeki baskı, Hürmüz Boğazı’ndan geçemeyen küresel enerji kaynaklarının ve Ortadoğu’daki müttefiklerin endişelerinden gelecek” ifadelerini kullandı.
Hoh, ABD’nin elindeki tek seçeneğin savaşı sürdürerek İran’da bir iç savaş tetiklemek olduğunu belirterek, “Bu durum, İran toplumunu yok ederek tehdidi ortadan kaldırmayı amaçlayan sickening (mide bulandırıcı) bir yaklaşım” değerlendirmesinde bulundu.
Hoh, İran’daki cenaze törenlerine katılan yüz binlerce insanı hatırlatarak, bu kitlesel katılımların halkın hükümete olan bağlılığından ziyade, dış tehdide karşı bir meydan okuma olduğunu kaydetti.
“Demokrasimizde askeri üniformanın yeri tartışmalıdır”
Programın ilerleyen bölümlerinde, bazı milletvekillerinin Kongre binasında yabancı devletlerin askeri üniformalarını giymesi konusu ele alındı.
Hoh, geçmişte bir deniz piyadesi yüzbaşısı olarak Kongre binasına üniforma ile girmesinin dahi yasak olduğunu belirterek, “ABD’de askeri varlığın sivil siyaset üzerindeki denetimini bozacak her türlü eylem sistemimiz için tehdittir. Şimdi ise bir Kongre üyesinin yabancı bir devletin üniformasını gururla taşıması, mevcut sistemin nereye evrildiğinin göstergesidir” şeklinde konuştu.
Hoh, bu durumun, ABD dış politikasının “Epstein sınıfı” olarak nitelediği, hesap verebilirlikten uzak bir elit grup tarafından şekillendirildiği iddiasını desteklediğini belirtti. Yargıç Napolitano ile yaptığı değerlendirmede Hoh, “Eğer bu kibir, bu stratejik körlük ve bu liyakatsizlik ülkemizin düşüşüne yol açmayacaksa, neyin yol açacağını bilmiyorum” sözleriyle analizini sonlandırdı.