Dünya Basını
Eski BM yetkilisi Schulenburg: Ukrayna’ya verilen askeri destek bir ihanete dönüştü
Avrupa Parlamentosu Milletvekili ve eski Birleşmiş Milletler yetkilisi Michael von der Schulenburg, Ukrayna savaşının dördüncü yılı dolayısıyla hazırlanan kapsamlı barış teklifini ele aldı. Schulenburg, Avrupa’nın jeopolitik ve ekonomik geleceğinin Rusya ile kurulacak yeni bir güvenlik mimarisine bağlı olduğunu vurgulayarak kıta liderlerini “savaş kışkırtıcılığından” vazgeçmeye çağırdı.
Tarafsızlık Çalışmaları (Neutrality Studies) kanalında Doç. Pascal Lottaz’ın konuğu olan Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili ve eski Birleşmiş Milletler (BM) yetkilisi Michael von der Schulenburg, Ukrayna’daki savaşın dördüncü yılına dair değerlendirmelerde bulundu.
Savaşın dördüncü yılının dolmasını “üzücü bir yıl dönümü” olarak nitelendiren Schulenburg, Ukrayna’daki katliamın hayal edilemez boyutlara ulaştığını ifade etti.
Schulenburg, “Hala kesin rakamlara sahip değiliz, kaç kişinin öldüğünü tam olarak bilmiyoruz ancak emin olduğumuz tek şey, can kayıplarının yüz binlerle, muhtemelen milyonlarla ifade edildiği” diye konuştu.
Savaşın sadece Ukrayna ile sınırlı kalmadığını, İran ve İsrail üzerinden Orta Doğu’ya ve Batı Afrika’ya yayılan çatışma risklerinin Avrupa’yı kuşattığını belirten Schulenburg, kıtanın içinde bulunduğu durumu “gerçek dışı” olarak tanımladı.
Alman uzmanlar grubu barış için somut bir teklif hazırladı
Schulenburg, Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi amacıyla bir grup üst düzey Alman uzmanla birlikte hazırladıkları barış teklifini Avrupa Birliği (AB) liderliğine sunduklarını bildirdi.
Teklifin hazırlanmasında yer alan isimlerin profesyonelliğine dikkat çeken Schulenburg, grupta bir dönem NATO’nun ve Alman ordusunun en üst düzey subayı olan General Harald Kujat, eski Şansölye Helmut Kohl’ün dış politika danışmanı Horst Teltschik, siyaset bilimci Peter Brandt ve Hajo Funke gibi isimlerin yer aldığını belirtti.
Hazırlanan teklifin Ocak ayında, savaşın dördüncü yılı dolmadan önce yayımlandığını aktaran Schulenburg, “Avrupa’da hazırlanmış tek profesyonel barış teklifi budur. Toprak bütünlüğü, güvenlik garantileri, orduların kapasitesi ve Avrupa’nın gelecekteki ilişkileri hakkında çok somut unsurlar içeriyor” dedi.
Schulenburg, teklifin temel argümanının, Avrupa kıtasına barışın geri getirilmesi için Rusya ile doğrudan konuşmaya başlamak olduğunu vurguladı.
Avrupa’nın jeopolitik nüfuzu ve ekonomik gücü zayıflıyor
Avrupa Birliği’nin mevcut durumunu ekonomik ve jeopolitik açıdan “felaket” olarak nitelendiren Schulenburg, kıtanın küresel etkisini tamamen kaybettiğini savundu.
Schulenburg, “Ekonomik olarak kötü durumdayız, dünyadaki en yüksek enerji maliyetlerine sahibiz, sanayimizi kaybediyoruz ve Avrupa’nın artık dış politikada hiçbir nüfuzu kalmadı” ifadelerini kullandı.
Bu zorlu durumdan çıkışın tek yolunun Avrupa kıtasında barışı tesis etmek olduğunu belirten Schulenburg, Ukrayna savaşının mevcut ve gelecek nesillerin yaşam biçimi üzerinde belirleyici bir etkisi olacağını kaydetti.
Schulenburg, Rusya ile yapılacak müzakerelerde olumlu bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini, mevcut nefret dilinin ve aşağılayıcı söylemlerin sürece zarar verdiğini dile getirdi.
Schulenburg’a göre AB ve Rusya, iki Avrupalı siyasi yapı olarak Ukrayna ve kıtanın geleceği için ortak sorumluluk taşımalı.
Paris Şartı’nın ihlali ve çöken güvenlik mimarisi
Schulenburg, 1990 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından imzalanan Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı’na atıfta bulunarak uluslararası hukukun nasıl göz ardı edildiğini anlattı.
Tüm tarafların güvenlik bloklarıyla bölünmeyen ortak bir yapı üzerinde anlaştığını hatırlatan Schulenburg, “Güvenliğin bölünemezliği ilkesinde uzlaşmıştık; kimse kendi güvenliğini başkasını tehdit ederek sağlamayacaktı ancak 1992’den itibaren bunun tam tersini yapmaya başladık” diye konuştu.
Paris Şartı’nın BM Güvenlik Konseyi’ne sunulmuş bir uluslararası hukuk belgesi olduğunu vurgulayan Schulenburg, bu belgenin görmezden gelinmesinin Avrupa’nın çıkarlarına aykırı olduğunu belirtti.
Mevcut tutumu “irrasyonel” olarak tanımlayan Schulenburg, “Kendi ekonomimiz kötüye giderken, sanayimizi kaybederken neden böyle davrandığımızı anlamıyorum” dedi.
Parlamentoda kullanılan dil barış imkanlarını ortadan kaldırıyor
Avrupa Parlamentosu’ndaki mevcut atmosferi eleştiren Schulenburg, 720 milletvekilinden 500 ila 600’ünün sürekli olarak savaşın devamı yönünde oy kullandığını bildirdi.
Parlamentoda hakim olan nefret dilinin barış ihtimalini zayıflattığını belirten Schulenburg, şunları söyledi:
“Hayatım boyunca birçok savaş gördüm. İran-Irak savaşı sırasında bile böyle bir dil görmemiştim. O dönemde bile iki taraf arasında mutlaka bir temas olurdu. Bu kez hiçbir temas yok. Bu inanılmaz.”
Uluslararası hukukun ve silah kontrol anlaşmalarının çöküşüne de dikkat çeken Schulenburg, nükleer silahları kısıtlayan son anlaşma olan Yeni START’ın (New START) bu ayın başında sona erdiğini hatırlattı.
Schulenburg, “Artık nükleer silahların kısıtlanmasına dair hiçbir anlaşma kalmadı. 1960’larda bir füzenin hedefe ulaşması saatler sürerken, şimdi bu süre birkaç dakikaya indi. Ne bir kırmızı telefon var ne de güven artırıcı önlemler” uyarısında bulundu.
Savaş tartışmalarının sürekli “ahlaki” bir zemine çekilmesini eleştiren Schulenburg, savaşların aslında ahlakla değil, çıkarlarla ilgili olduğunu vurguladı.
Carl von Clausewitz’in savaş teorisine atıfta bulunan Schulenburg, müzakereler yoluyla çözülemeyen çıkar çatışmalarının nihayetinde savaşa teslim edildiğini ifade etti.
Schulenburg, “Ukrayna davasında savaşı çok kolay kazanacağımızı varsaydık ama kazanamadık. Şimdi Rusya’nın kazandığı görülüyor. Eğer bir taraf askeri olarak durumu değiştiremiyorsa, savaşın sonucunu kabul etmek zorundadır” değerlendirmesinde bulundu.
Rusya’nın barış müzakerelerinin gündemini belirleyeceğini söyleyen Schulenburg, dört yıllık savaşın yarattığı gerçekliği kabul etmemenin bir hata olduğunu kaydetti.
Ukrayna’nın demografik çöküşü ve ordunun dağılma riski
Schulenburg, Ukrayna’nın içinde bulunduğu demografik krize dair karamsar bir tablo çizdi. Savaşın devam etmesinin Ukrayna için “ölüm sarmalı” anlamına geldiğini belirten Schulenburg, düşük nüfus artış hızı olan ülkede gençlerin savaşta ölmesinin veya sakat kalmasının telafisi olmayan sonuçlar doğuracağını ifade etti.
Schulenburg, “Ukrayna ordusunun çökmesine izin verilmemeli çünkü bir ordu çökerse siyasi sistem de çöker ve Ukrayna’nın işleyen bir devlet olarak kalması zorlaşır” dedi.
Batı medyasının bu gerçeği örtbas ettiğini savunan Schulenburg, Ukrayna’nın kendi çıkarlarını düşünmesi ve Batı Avrupa ile NATO’nun çıkarlarını takip etmeyi bırakarak hemen müzakere masasına oturması gerektiğini vurguladı.
Rusya ile müzakerelerde Avrupa’nın “engelleyici” rolü
Schulenburg, Avrupa’nın barış sürecindeki rolünü “bozucu” (spoiler) olarak tanımladı. Avrupa’nın sürekli olarak Ukrayna’nın NATO üyeliği, Kırım dahil tüm toprakların iadesi, Rus liderliğinin yargılanması ve trilyonlarca dolarlık tazminat taleplerini yinelemesinin aslında Rusya’nın teslim olmasını istemek anlamına geldiğini belirtti.
Schulenburg, “Dört yılın sonunda savaşın Rusya lehine gittiği bir ortamda onlardan teslim olmalarını istemek gerçekçi değil. Bu durum Rusya’nın hiçbir anlaşmaya güvenmemesine neden oluyor” diye konuştu.
Savaşın başında İstanbul’da yapılan müzakerelerde Rusya’nın toprak talebi olmadığını hatırlatan Schulenburg, o dönemde bir diplomatik çözümün mümkün olduğunu ancak Batı tarafından sabote edildiğini kaydetti. Schulenburg, “İstanbul müzakerelerini biz boykot ettik. Ukraynalılar üzerinde baskı kurarak onları müzakere masasından kaldırdık” ifadelerini kullandı.
Avrupalı liderlerin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Adolf Hitler ile kıyaslamasını “tatsızlık” olarak nitelendiren Schulenburg, özellikle bir Alman şansölyesinin bu dili kullanmasının tarihsel açıdan kabul edilemez olduğunu belirtti.
Hitler’in halefi olan bir şansölyenin, 27 milyon Sovyet vatandaşının ölümünden sorumlu bir rejimin tarihini unutmuş gibi davranmasını eleştiren Schulenburg, “Eğer birine Hitler derseniz, o kişiyle müzakere edemezsiniz” dedi.
Estonya Başbakanı Kaja Kallas ve diğer liderlerin Rusya’nın parçalanması yönündeki açıklamalarını da hatırlatan Schulenburg, bu tür söylemlerin barış imkanını tamamen yok ettiğini ifade etti.
Schulenburg, diplomasi geleneğinin Avrupa’da geliştiğini ancak kıta liderlerinin bu mirası pencereden dışarı attığını savundu.
Schulenburg, Batılı liderlerin Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’e yönelik yaklaşımlarını “ihanet” olarak tanımladı. Zelenskiy ile çekilen samimi fotoğrafların ve verilen sözlerin sahada karşılığı olmadığını belirten Schulenburg, Fransız ve İngiliz liderlerin törensel açıklamalarına rağmen Ukrayna’ya asker göndermeyeceklerini söylemelerinin bir çelişki olduğunu kaydetti.
“Zelenskiy’e sürekli köşeyi dönünce onları kurtaracak bir mucize olduğu illüzyonunu satıyoruz ama aslında onlara ihanet ediyoruz” diyen Schulenburg, hiçbir Avrupa ülkesinin veya ABD’nin Ukrayna için nükleer bir savaşı göze almayacağını vurguladı. Schulenburg, Ukrayna hükümetinin ve halkının kendi liderleri ve Avrupalı müttefikleri tarafından aldatıldığını savundu.
Barış için bilgi ve beceriden önce cesaret gerekiyor
Michael von der Schulenburg, Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola ve Kaja Kallas’a yazdığı mektupların nezaket kuralları içinde ancak kararlı bir dille yazıldığını belirtti.
Barış unsurunun Avrupa’da mevcut olduğunu ancak ana akım medya tarafından görmezden gelindiğini ifade eden Schulenburg, “Yapılan teklifler hiçbir yerde yayımlanmıyor, bizi yok sayıyorlar ancak hiçbir şey yapmamak daha kötü” dedi.
Schulenburg konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Barış için sadece bilgi ve beceri yetmez, her şeyden önce cesaret gerekir. Avrupa Birliği liderliğine sesleniyorum; cesur olun, yönünüzü değiştirin ve barışı seçin. İnsanlar size minnettar kalacaktır. Savaş zihniyetinden çıkıp barış zihniyetine geçmeliyiz.”
Schulenburg, her savaşın sonunda siyasi bir çözümle bitmek zorunda olduğunu ve Versay Antlaşması gibi dikte edilen değil, karşılıklı müzakere edilen bir barışın kalıcı olacağını sözlerine ekledi.
Hazırlanan barış teklifinin ve mektupların kamuoyuna duyurulması için tarafsız platformların önemine değinen Schulenburg, ana akım medyanın barışı görmezden gelme eğiliminde olduğunu belirterek mücadeleye devam edeceklerini bildirdi.