Dünya Basını

Eski CIA analisti McGovern: Rusya-Çin ittifakı kaya gibi sağlam

Yayınlanma

CIA eski analisti Ray McGovern, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, Soğuk Savaş’tan günümüze uzanan güvenlik mimarisinin yapay tehdit algıları üzerine kurulduğunu belirtti. McGovern, Ukrayna’daki çatışmanın kökeninde NATO’nun genişleme stratejisinin yattığını vurgularken, İran’a yönelik saldırıların ABD ulusal çıkarlarından ziyade bölgesel baskı gruplarının etkisiyle gerçekleştirildiğini kaydetti.

Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen’in konuğu olan, CIA’de 27 yıl analistlik yapan, Ulusal İstihbarat Tahminleri (NIE) başkanlığı görevini yürüten ve başkanlık günlük bültenlerini hazırlayan Ray McGovern, Avrupa, Doğu Asya ve Ortadoğu’da gözlemlenen krizlerin yalnızca dünya düzeninin değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen güvenlik mimarisinin çöküşüyle ilgili olduğunu belirtti.

Diesen, ABD liderliğindeki transatlanik ortaklığının küreselleşme tutkusunun kurumsal ve ahlaki bir tükenmişliğe yol açtığına dair öngörülerin bugün karşılık bulduğunu ifade ederek, McGovern’a dünyanın mevcut durumunu nasıl anlamlandırdığını sordu.

McGovern, kendi kuşağının “Rusların tüm Avrupa’yı ele geçireceği” yönündeki telkinlerle büyütüldüğünü, ancak gerçek kronolojinin ve saiklerin kamuoyundan gizlendiğini ifade etti.

NATO’nun 1949 yılında Sovyet tehdidini durdurmak amacıyla kurulduğunun anlatıldığını belirten McGovern, “Bana NATO’nun Varşova Paktı nedeniyle kurulması gerektiği anlatıldı. Ancak NATO 1949’da, Varşova Paktı ise altı yıl sonra, 1955’te kuruldu” ifadelerini kullandı.

Bu durumun bir beyin yıkama süreci olduğunu kaydeden McGovern, Sovyetlerin de Batı tarafından tehdit edildiğini hissettiği gerçeğinin üzerinin örtüldüğünü dile getirdi.

“NATO’nun amacı Amerikalıları içeride, Rusları dışarıda tutmaktı”

NATO’nun ilk genel sekreteri Lord Ismay’in “Bütün amaç Amerikalıları Avrupa’da tutmak, Rusları Avrupa’nın dışında tutmak ve Almanları baskı altında tutmaktı” sözlerine atıfta bulunan McGovern, Rusların Varşova Paktı’nı kurmasının temel nedeninin Batı Almanya’nın Mayıs 1955’te NATO üyesi olması olduğunu belirtti.

McGovern, taraflardan birinin diğerinin meşru korkularını hesaba katmadığı sürece dengenin ve istikrarın sağlanamayacağını vurguladı.

Rusya’nın son dönemdeki algısına da değinen analist, yapılan anketlerin Rusya için “başlıca düşman” (Glavniy Vrag) konumundaki ABD’nin yerini artık Almanya’nın aldığını gösterdiğini aktardı.

Ukrayna’daki durumun NATO ile doğrudan bağlantılı olduğunu savunan McGovern, 2014 yılında Ukrayna’da demokratik yollarla seçilmiş Viktor Yanukoviç hükümetinin Batılı istihbarat servislerince devrilmesinin kırılma noktası olduğunu kaydetti.

Dönemin Almanya, Fransa ve Polonya dışişleri bakanlarının katılımıyla sağlanan barışçıl çözüm anlaşmasına rağmen, dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i “sakin kalması” yönünde telkin ederken, ertesi gün Meydan olaylarında polislerin vurulmasıyla Yanukoviç’in kaçmak zorunda kaldığını belirtti. McGovern, bu süreci “Tam bir ihanet” olarak nitelendirdi.

Kırım’ın Rusya’ya bağlanması konusundaki tarihsel arka plana dikkat çeken McGovern, 1954 yılında Nikita Hruşçov’un Kırım’ı bir kararname ile Ukrayna’ya verdiğini, Putin’in ise 2014’teki referandum sonucuna dayanarak hareket ettiğini söyledi.

Batı’nın Minsk Anlaşmaları sürecinde yedi yıl boyunca Rusya’yı oyaladığını ve bu süreyi Ukrayna ordusunu NATO standartlarına getirmek için kullandığını ifade eden McGovern, Angela Merkel’in de daha sonra bu durumu açıkça ikrar ettiğini belirtti.

“Putin Ukrayna’da Nisan 2022’de durmuştu”

ABD Başkanı Joe Biden’ın “Putin Ukrayna ile yetinmeyecek, Polonya ve Baltık ülkelerine de saldıracak” yönündeki söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını dile getiren McGovern, “Amerikan halkı, Putin’in Nisan 2022’de Ukrayna’da durduğunu bilmiyor” dedi.

Ukraynalı müzakereci David Arahamia’nın da teyit ettiği üzere, o dönemde bir ateşkes ve Ukrayna’nın NATO üyeliğinden vazgeçmesi üzerine anlaşmaya varıldığını, ancak dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson ve ABD’nin müdahalesiyle bu anlaşmanın engellendiğini belirtti.

McGovern, “Son Ukraynalıya kadar savaşın” mantığının bugün gelinen noktadan sorumlu olduğunu kaydetti.

NATO’nun mevcut durumunu “can çekişen bir yapı” olarak tanımlayan McGovern, ittifakın artık son demlerini yaşadığını ve 5. madde garantisinin günümüzde bir hükmü kalmadığını ifade etti. Avrupa’nın savunma kapasitesini Stalin’in “Vatikan’ın kaç tümeni var?” sözündeki analojiye benzeten analist, Avrupalı liderlerin Rus tehdidini bahane ederek askeri endüstriyel kompleksin kâr hırsına hizmet ettiğini vurguladı.

McGovern, “Askeri endüstriyel kompleks; bu savaşlardan üretilen her bir mermi ve füzeden kâr eden küçük bir azınlığın varlığını anlamadan hiçbir şeyi doğru değerlendiremezsiniz” uyarısında bulundu.

“İran’a yönelik saldırılar İsrail’in baskısıyla başlatıldı”

İran ile yaşanan gerilime dair istihbarat verilerinin çarpıtıldığını ifade eden McGovern, 2007 yılında yayımlanan Ulusal İstihbarat Tahmini’nin, İran’ın 2003’te nükleer silah çalışmalarını durdurduğunu oybirliğiyle ortaya koyduğunu hatırlattı.

George W. Bush’un anılarına atıfta bulunarak, bu raporun o dönemde askeri seçeneği Bush’un elinden aldığını kaydetti. Ancak bugün benzer bir raporun yayımlanmadığını ve istihbaratın siyasallaştığını belirtti.

İran’a yönelik operasyonların ABD’nin güvenliğiyle bir ilgisi olmadığını savunan McGovern, operasyonun arkasındaki temel saikin “İsrail için” olduğunu söyledi.

McGovern, ABD Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Marco Rubio’nun, İsrail’in saldırısının Amerikan güçlerine yönelik bir tepki doğuracağını bildikleri için “önleyici” saldırı başlattıkları yönündeki açıklamasını “fare kapanı” olarak nitelendirdi.

Joe Kent’in istifa mektubuna da değinen McGovern, Kent’in “İran ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmuyordu; bu savaşı İsrail’in ve güçlü Amerikan lobisinin baskısıyla başlattığımız açıktır” sözlerini aktardı.

“Rusya-Çin ittifakı kaya gibi sağlam”

Putin’in Ukrayna kararı öncesinde 4 Şubat 2022’de Pekin’e yaptığı ziyarete dikkat çeken McGovern, Çin’in Rusya’ya verdiği desteğin belirleyici olduğunu ifade etti.

McGovern, Çin’in “bir ülkenin temel çıkarları tehdit edildiğinde karşılık verebileceği” yönündeki söylem değişikliğinin, Westphalia ilkelerinden bir sapma olduğunu ve iki ülke arasındaki ittifakın “kaya gibi sağlam” hale geldiğini gösterdiğini belirtti.

Analizinin sonunda, Avrupa’nın Rusya tarafından işgal edilme korkusunun yapay bir üretim olduğunu yineleyen McGovern, “Rusya’nın; Polonya, Litvanya, Letonya veya Estonya’nın topraklarında gözü yok. Onlar sadece bölünmez güvenlik ilkesine sadık kalınmasını istiyorlar; bu da aslında ‘başkasına sana yapılmasını istemediğin şeyi yapma’ kuralının diplomatik ifadesidir” dedi.

McGovern, istihbarat dünyasından ve diplomasiden sorumlu isimlerin bu krizden çıkış için inisiyatif alması gerektiğini ifade ederek sözlerini tamamladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version