Dünya Basını
Eski CIA görevlisi Scheuer: İran firkateynine saldırı panik belirtisi
Eski CIA operasyon görevlisi Dr. Michael Scheuer, katıldığı mülakatta ABD’nin Ortadoğu stratejisini ve İsrail ile olan ilişkilerini sert bir dille eleştirdi. Scheuer, Washington’ın anayasal çerçeve dışına çıkan savaş politikalarının ve bölge halklarına yönelik bilgi eksikliğinin ağır bedelleri olacağını kaydetti.
Eski CIA operasyon görevlisi Dr. Michael Scheuer, sunucu George Galloway’in programında ABD’nin Hindistan açıklarında bir İran firkateynine düzenlediği saldırıyı ve Washington’ın bölgedeki genel tutumunu değerlendirdi.
Savaş Bakanı Pete Hegseth ve ABD Deniz Kuvvetleri Doğu Komutanlığı tarafından sahiplenilen saldırıyı “panik belirtisi” olarak nitelendiren Scheuer, bu tür eylemlerin ABD’yi halihazırda içinde bulunduğu uçuruma daha da yaklaştırdığını belirtti.
Scheuer, “Vurabilecekleri bir hedef buldular ve vurdular, şimdi de bununla övünüyorlar. Ancak bu durum bizi zaten içinde bulunduğumuz dipsiz kuyunun daha da derinlerine çekiyor. Değersiz bir ülke uğruna böylesine gülünç bir duruma düşüyoruz” ifadelerini kullandı.
Yarım asırdır benzer politikaların izlendiğini vurgulayan Scheuer, ABD karar alıcılarının İran halkı ve bu halkın olaylara vereceği tepkiler konusunda mutlak bir cehalet içinde olduğunu savundu. İranlıların vatanlarını savunma konusundaki kararlılıklarına dikkat çeken Scheuer, “İranlıların sorunlar karşısında geri adım attığını hiç görmedik. İran-Irak savaşı dönemini hatırlayanlar, bu insanların ülkeleri için hayatlarını feda etmeye ne kadar istekli olduklarını bilir. Ancak biz emirlerimizi İsraillilerden aldığımız için bu gerçeklerin ABD’de hiçbir karşılığı yok. Bu durum devam ettiği sürece, Amerikan askerlerinin kanı hiçbir hiç uğruna dökülmeye devam edecek” diye konuştu.
“Karar alıcılar tarihsel bilgi birikimini kaybetti”
Mülakatın devamında, Batı dünyasındaki karar alıcıların tarihsel bilgi birikiminden yoksun olduğu konusu ele alındı. Program sunucusu George Galloway’in, bir dönem bölge hakkında muazzam bir bilgi hazinesine sahip olan İngiltere Dışişleri Bakanlığının artık liyakatsiz kişilerce yönetildiği yönündeki tespitine katılan Scheuer, ABD’deki durumun da benzer olduğunu kaydetti. Scheuer, “Dünya hakkında ve hatta kendi ülkeleri hakkında hiçbir şey bilmeyen insanlar tarafından yönetiliyoruz” dedi.
Savaş ilan etme yetkisinin anayasal olarak yalnızca Kongre’ye ait olduğunu hatırlatan Scheuer, 1945’ten bu yana yürütülen hiçbir savaşın anayasal meşruiyeti olmadığını savundu.
Eski CIA görevlisi, “Anayasa, Kongre’nin iki kanadı çoğunlukla karar vermedikçe kimsenin savaş ilan etmesine izin vermez. 1945’ten beri anayasal bir savaş yürütmedik ve muhtemelen bununla bağlantılı olarak, 1945’ten beri hiçbir savaşı kazanamadık” değerlendirmesinde bulundu.
Teknik olarak gelişmiş ve güçlü müttefiklere sahip bir ülkeyle savaşa girmenin “çılgınlık” olduğunu belirten Scheuer, sahaya 150-200 bin asker sürülmedikçe zafer şansının olmadığını, bu durumda bile askerlerin yarısının canlı dönmesinin şüpheli olduğunu ifade etti.
“İstihbarat teşkilatı liyakatten uzak bir yapıya dönüştü”
CIA içerisindeki nitelik kaybına da değinen Scheuer, teşkilatın artık stratejik bir güvenlik enstrümanı olmaktan uzaklaştığını belirtti.
John Brennan döneminden itibaren kurumun ideolojik bir dönüşüm yaşadığını savunan Scheuer, “CIA artık liyakatin değil, belirli sosyal politikaların vitrini haline geldi. Bu da kurumu daha az etkili, daha az zeki ve daha az vatansever bir organizasyon kılıyor” dedi.
Kurum içerisinde bu tür politikalara karşı çıkanların tasfiye edildiğini veya önemsiz görevlere sürgün edildiğini aktaran Scheuer, bu nedenle kurum içinden güçlü bir muhalefet beklenmemesi gerektiğini dile getirdi.
Scheuer, “Amerikalılar bir zamanlar her yıl okulda Holokost filmleri izler ve ‘bir daha asla’ ilkesini öğrenirdi. Ancak bugün görüyoruz ki ‘bir daha asla’ ifadesi yalnızca İsrail için geçerli. İsraillilerin Filistinlileri veya İranlıları yok etmesi bir sorun olarak görülmüyor. Bu tek taraflı bir anlayış ve ne yazık ki Amerikalılar buna inanıyor” sözleriyle eleştirilerini sürdürdü.
“Evanjeliklerin sesi ihanetin sesidir”
ABD siyasetindeki dini etkiler ve kilise-devlet ayrımının belirsizleşmesi konusundaki görüşlerini açıklayan Scheuer, Evanjelik grupların dış politika üzerindeki etkisine dikkat çekti.
Bazı komutanların birliklerine bu savaşın bir “Kıyamet Savaşı” (Armageddon) olduğunu ve Donald Trump’ın bu süreci başlatmak için seçildiğini söylediği iddiaları üzerine konuşan Scheuer, bu durumun bir çılgınlık olduğunu belirtti.
Scheuer, “Evanjeliklerin sesi bir terör sesidir; başka bir ülkeye boyun eğmenin ve ihanetin sesidir. Bu etki hükümetin tam kalbine kadar sızmış durumda” dedi. İsrailli milyarderlerin ve AIPAC gibi kuruluşların Hristiyanlığı etkisizleştirmeye çalıştığını iddia eden Scheuer, Kongre’deki 525 üyeden neredeyse tamamının İsrail lobisinin etkisi altında olduğunu savundu.
“İran coğrafyası ve ordusu hafife alınmamalı”
Olası bir kara harekatının sonuçları hakkında uyarılarda bulunan Scheuer, İran’ın büyük ve dağlık bir ülke olduğunu, teknolojik olarak da son yirmi yılda ciddi ilerleme kaydettiğini belirtti.
Amerikalıların en büyük müttefiklerinin Atlas ve Pasifik okyanusları olduğunu, yani coğrafi izolasyonun sağladığı güvenlik olduğunu hatırlatan Scheuer, “Kendi evimizde kalmalıyız. İnsanları nasıl yaşayacakları konusunda kendi kararlarını vermeleri için rahat bırakma fikrini kaybettik. İsrailliler biz olmadan kendilerini savunamıyorlar ancak bizim de her zaman kaybettiğimiz savaşlara girmekte hiçbir çıkarımız yok” dedi.
Müslüman dünyasındaki teknolojik gelişmelere de değinen Scheuer, İranlıların eğitimli ve cesur insanlar olduğunu, ancak ABD hükümetinin son 30 yıldır onları küçümseyen bir dil kullandığını belirtti.
Scheuer, “İranlılar aptal ya da korkak değil. Son 10-20 yılda teknolojide katettikleri mesafeyi şimdi sahada görüyoruz” ifadelerini kullandı.
“Kayıp sayıları kasten gizleniyor”
ABD’nin bölgedeki kayıpları konusundaki resmi açıklamaları inandırıcı bulmadığını belirten Scheuer, gerçek rakamların çok daha yüksek olduğunu savundu.
Bölgedeki Amerikan üslerine, elçiliklerine ve CIA istasyonlarına yapılan saldırılar göz önüne alındığında “dört ölü” açıklamasının gerçek dışı olduğunu ifade etti.
Ukrayna örneğini veren Scheuer, “Ukrayna’daki savaşta kaç Amerikalı öldü? Özel kuvvetlerimiz ve görevlendirilmiş subaylarımız orada. Eminim yüzlerce insanımızı kaybettik ama Ukrayna’da tek bir kayıp bile kabul etmedik. Bu kayıpları da gizlemeye çalışacaklar ama sahadaki görüntülerden sonra sadece dört veya altı ölü olduğuna inanmak imkansız” dedi.
Scheuer, savaş yürüten bir yönetimin dört kayıp için “sızlanmasının” da profesyonellikten uzak olduğunu, savaşın doğasında kayıpların bulunduğunu ve bunu öngörmeyenlerin emir komuta zincirinde olmaması gerektiğini vurguladı.
“11 Eylül saldırıları hakkında cevapsız sorular var”
Mülakatın sonunda 11 Eylül saldırıları ve Usame bin Ladin konusundaki şüphelerini dile getiren Scheuer, operasyonel süreçte yaşanan bazı garipliklere dikkat çekti. Bin Ladin’i etkisiz hale getirmek için 10 farklı fırsat yakaladıklarını ancak Bill Clinton ve George W. Bush yönetimlerinin her seferinde bunu reddettiğini iddia etti.
Scheuer, “İstihbarat yeterli değil dediler, borsa zarar görür dediler ya da zamanı değil dediler. Şimdi bakınca, onu canlı tutmak istediklerini düşünmek beni derinden rahatsız ediyor. İnanmak istemesem de bilmediğim bir şeylerin döndüğünü düşünmeye başlıyorum. Bir adamı yakalamak veya öldürmek için 10 fırsatı tepip sonra 11 Eylül’ün gerçekleşmesini izlemek… Sanki 11 Eylül’ün olmasını bekliyorlardı” diyerek sözlerini tamamladı.
Kıdemli istihbaratçı, ABD’nin dünya genelindeki “savaş çığırtkanı” imajından kurtulması için köklü bir temizliğe ve düşünce yapısında değişime ihtiyacı olduğunun altını çizdi.
Son olarak Scheuer, ABD’nin mevcut rotasının hem ekonomik hem de askeri açıdan sürdürülemez olduğunu, bölgesel müttefiklerin (BAE, Bahreyn gibi) büyük ekonomik zararlar gördüğünü ve Batı ekonomilerinin enerji yollarının kapanmasıyla çöküşe sürüklenebileceğini vurguladı.