Dünya Basını

Eski CIA yetkilisi Kiriakou: ABD’nin İran harekatı Kongre onayı olmadan yürütülüyor

Yayınlanma

Eski CIA yetkilisi John Kiriakou, yargıç Andrew Napolitano’nun programına konuk olarak ABD’nin İran’a yönelik başlattığı askeri harekata tepki gösterdi. Kiriakou, operasyonun anayasal yasalara aykırı olduğunu savunurken, istihbarat teşkilatının operasyonel süreçteki rolüne ve bölgedeki askeri hazırlıkların yetersizliğine vurgu yaptı.

Eski CIA yetkilisi John Kiriakou, yargıç Andrew Napolitano’nun sunduğu Judging Freedom programında, ABD yönetiminin İran’a yönelik başlattığı askeri harekatı sert bir dille eleştirdi.

Kiriakou, söz konusu askeri müdahalenin anayasal süreçlere uygun olmadığını ve Kongre’nin bu konuda hiçbir şekilde bilgilendirilmediğini ifade etti.

Kiriakou, “Utanç verici bir biçimde, hükümetimiz önleyici savaş olarak adlandırdığı, aslında saldırganlık olan bir duruma müdahil oluyor” diyerek, Amerikan halkının bu durumu kanıksadığını savundu. Kongrenin onayının alınmadığını hatırlatan Kiriakou, “Anayasa çok açık. Bir kongre savaşı ilan edilmeliydi ancak bu gerçekleşmedi. Sadece bu gerçekleşmedi, aynı zamanda kongreye konu hakkında hiçbir bilgi verilmedi” ifadelerini kullandı.

Kiriakou, seçilmiş yetkililerin mevcut dış politika stratejisinin ne olduğunu bilmediklerini belirtti. Başkanın çatışmanın süresi hakkındaki çelişkili açıklamalarına dikkat çeken Kiriakou, “Hükümet, bu durumun birkaç hafta süreceğini söylerken, daha sonra aylarca devam edebileceğini ifade ediyor. Amaç nedir? Bir savaş başlatmak veya bir hükümeti devirmek kolaydır, ancak bölgeyi istikrara kavuşturmak ve güvenli bir şekilde çekilmek oldukça zordur” dedi. Kiriakou, geçmişteki Irak ve Afganistan tecrübelerine atıfta bulunarak, mevcut durumun endişe verici olduğunu kaydetti.

“CIA, İran hükümetine en tepeden en aşağıya kadar sızdı”

İstihbarat teşkilatının operasyonun başlatılmasındaki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kiriakou, alışılagelmişin dışında çarpıcı iddialarda bulundu.

Kiriakou, basında Mossad’ın İran’ı tamamen infiltre ettiğine dair yer alan haberlerin gerçeği yansıtmadığını, asıl operasyonel gücün CIA olduğunu belirtti.

Kiriakou, “New York Times’ın yayınladığı haber, sahadaki gerçeğin inanmamız istenenin tam tersi olduğunu gösteriyor. Mossad’ın İran hükümetini tepeden tırnağa sızdığına inanmamız istenmişti ancak dünkü haberler, İran hükümetine sızanın CIA olduğunu ortaya koydu” dedi.

Kiriakou, istihbarat teşkilatının hedefleme bilgilerini İsrailli yetkililere aktardığını ve bu verilerin dini lider ve askeri yetkililerin öldürülmesinde kullanıldığını vurguladı.

Kiriakou, istihbarat teşkilatının başarısını daha alt seviyelerden bilgi toplayarak sağladığını söyleyerek “İsrailliler, yıllardır İran’da Afgan mültecileri işe aldıklarıyla övündüler. Mülteciler İran’da hiçbir şey alamıyorlar; gıda, barınak, tıbbi bakım yok. Onlara aylık 100 dolar teklif ettiğinizde, genel soylu birinin apartmandan ne zaman çıktığını ve ne zaman döndüğünü not etmelerini istiyorsunuz” açıklamasında bulundu. Kiriakou, CIA’in de benzer bir yöntemle bilgiyi tabandan topladığını ve hedefleme için kullandığını belirtti.

“İran, sivil hedefleri değil, Amerikan askeri üslerini vuruyor”

Bölgedeki askeri lojistik sorunlara da değinen Kiriakou, körfez ülkelerinin savunma kapasitelerinin ciddi oranda azaldığını belirtti. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’ın hava savunma füzelerinin tükenmekte olduğunu ifade eden Kiriakou, acil mühimmat taleplerinin karşılanamadığını aktardı.

Kiriakou, “Birleşik Arap Emirlikleri’nin 7 günlük, Katar’ın ise 4 günlük hava savunma füzesi kalmış durumda. Her iki ülke de ABD’den acilen mühimmat talep etti ancak yedek mühimmat yok. Bir şeylerin değişmesi gerekiyor” diye konuştu. Kiriakou, İran’ın hedef aldığı noktaların sivil veya yerel yönetim binaları olmadığını, genellikle Amerikan askeri üsleri olduğunu vurguladı. “İran’ın saldırıları büyük ölçüde Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Amerikan askeri tesislerine yönelik” ifadelerini kullandı.

Kiriakou, İran’ın bölgedeki diplomatik arabuluculuk çabalarına rağmen askeri hedeflere odaklandığını, ancak Burj Khalifa veya bazı liman tesisleri gibi noktalara yönelik gerçekleştirilen bazı insansız hava aracı saldırılarının nedeninin belirsizliğini koruduğunu kaydetti.

“Küresel kamuoyu, barışçıl müzakereler yerine savaşı seçen yönetime karşı”

Savaşın diplomatik sonuçlarını ve küresel kamuoyu algısını yorumlayan Kiriakou, ABD yönetiminin barışçıl yolları denemek yerine çatışmayı tercih etmesinin küresel bir tepki oluşturduğunu söyledi. Kiriakou, ABD’nin bir kez daha müzakere masasında “iyi niyetli” görünmeyerek, görüşmelerin sürdüğü sırada saldırı başlatmasının ciddi bir güven kaybına yol açtığını savundu.

Kiriakou, “Bu, son 8 ayda müzakerecileri fiilen öldürdükleri ikinci olay. İranlılara 10 gün daha süre verip, ikinci gün vurmak yerine, iyi niyetle müzakere etmek daha iyi bir fikir olabilirdi” dedi. Anketlere göre Amerikan halkının sadece yüzde 27’sinin bu çatışmayı desteklediğini hatırlatan Kiriakou, dünyada Filistinlileri destekleyenlerin oranının İsrail’i destekleyenleri geçtiğini ifade etti.

Kiriakou, “Küresel kamuoyunu kendinize karşı çevirdiniz. Bu çatışmanın popüler olmamasıyla birleştiğinde, sonuçlar kaçınılmazdır” değerlendirmesinde bulundu.

“İran’ın nükleer silah programı olduğuna dair hiçbir kanıt yok”

Dini liderin öldürülmesinin yarattığı siyasi boşluğa ve nükleer programa da değinen Kiriakou, ortada bir nükleer silah programı olmadığını ifade etti. Kiriakou, Binyamin Netanyahu’nun yıllardır nükleer tehdit söylemiyle ABD başkanlarını ikna etmeye çalıştığını, ancak bunun gerçeği yansıtmadığını belirtti.

Kiriakou, “İran’ın nükleer silah programı olduğuna dair iki adet CIA ulusal istihbarat tahmini mevcut ve bunlar program olmadığını sonucuna vardı. Buna ek olarak dini liderin on yıllar önce verdiği bir fetva vardı. Ancak Netanyahu, ABD’ye düzinelerce kez gelerek, İran’ın varoluşsal bir tehdit olduğunu ve yok edilmesi gerektiğini savundu. Bu bir yalandı ve şimdi sıcak bir savaşın içindeyiz” ifadelerini kullandı.

Kiriakou, dini liderin öldürülmesinin Katolik dünyasında Papa’yı öldürmeye benzediğini ve bunun kurumun sonunu getirmeyeceğini vurguladı. “Başka bir Papa atanacaktır. Aynı durum İran için de geçerli. Çok daha muhafazakar bir lider gelebilir, bu bir Pandora’nın kutusunu açmaktır ve kapağı nasıl kapatacağımızdan emin değilim” dedi.

“Başkanların, tarafsız istihbarat analizine tahammülü kalmadı”

İstihbarat analistlerinin maruz kaldığı baskılara da dikkat çeken Kiriakou, CIA içindeki çalışma ortamının bozulduğunu anlattı. Başkanların artık objektif raporlar yerine, kendi politikalarını onaylayacak belgeler istediğini dile getiren Kiriakou, geçmişte Bill Clinton döneminde yaşadığı bir anıyı paylaştı.

Kiriakou, “Bill Clinton ile Irak’taki uçuşa yasak bölgeler konusunda yazılı bir tartışmaya girmiştim. En sonunda briefer’ı, ‘Başkan pes etti, sizin uzman olduğunuzu kabul etti’ demişti. Normal bir durumda olan budur. Şimdi ise herkes kovuluyor ve yönetim kendi istediğini yapıyor” dedi.

Kiriakou, CIA çalışanlarının sivil hizmet yasası koruması altında olmadığını, bu nedenle başkanın hoşuna gitmeyen analizler hazırlayanların kolaylıkla görevden uzaklaştırıldığını belirterek, teşkilatın analiz kalitesinin düştüğünü vurguladı.

Kiriakou, son olarak, İran hükümetinin hızlı bir şekilde çökeceği yönündeki beklentilerin yanlış olduğunu yineledi. “Tahran’daki hükümet yanlısı gösterilerde yüz binlerce insan var. İran hükümetinin iç desteğini ciddi şekilde hafife aldık. Irak’ta sınırları geçtiğimizde çiçeklerle karşılanacağımızı düşünenler gibi, tarih bilmeyen bir yönetimle karşı karşıyayız. 24 yıl önce yaptığımız aynı hatayı tekrarlıyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version