Dünya Basını
Eski Pentagon planlayıcısı Wilkerson’dan bölgesel kaos uyarısı
ABD Dışişleri Bakanlığı eski özel kalem müdürü Lawrence Wilkerson, Washington’ın İran’a yönelik askeri operasyonunun, çatışmanın doğasını anlamaktan uzak, hatalı bir stratejiye dayandığını belirtti. Wilkerson, İsrail’in bölgedeki hedeflerinin rejim değişiminden ziyade geniş çaplı bir istikrarsızlaştırma olduğunu vurguladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın eski özel kalem müdürü ve emekli Albay Lawrence Wilkerson, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen’e verdiği mülakatta, mevcut ABD yönetiminin çatışmanın temel doğasını kavramakta başarısız olduğunu ifade etti.
31 yıllık askeri kariyerinde, özellikle ABD Pasifik Komutanlığı bünyesinde üst düzey planlamacı olarak görev yapan Wilkerson, sahadaki askeri gerçekler ile Washington’daki siyasi söylem arasında derin bir kopukluk olduğunu söyledi.
Wilkerson, “Bir çatışmanın doğasını anlamadan oraya girmek, hatadır. Marco Rubio’dan Donald Trump’a kadar yönetim kademesindeki hiçbir açıklama, çatışmanın mahiyetini anladıklarını göstermiyor” ifadelerini kullandı.
Wilkerson, 90 milyon nüfusa sahip, 3 bin yıllık bir devlet geleneğine dayanan İran’ın, “siyasi amaçları şiddete dönüştürme” konusunda gösterdiği direncin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı.
“Netanyahu’nun hedefi rejim değişikliği değil, bölgesel kaos”
Wilkerson, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yürüttüğü politikanın, basit bir rejim değişikliği arayışının çok ötesinde olduğunu öne sürdü. Eski Pentagon planlayıcısına göre, asıl amaç bölgede kontrollü bir düzen kurmak değil, Türkiye’den Doğu Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada “total kaos” yaratmak.
Bu durumun, İsrail’in bölgesel hakimiyetini pekiştirmek için başvurduğu bir yöntem olduğunu belirten Wilkerson, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Netanyahu, bölgenin tamamında, Türkiye’den Doğu Afrika’ya kadar uzanan Bilad’uş Şam coğrafyasında hüküm sürmek istiyor. Onun hedefi, yönetilebilir bir uydu devlet değil, tamamen istikrarsızlaşmış bir bölge.”
Wilkerson, bu hedefin sadece Netanyahu ile sınırlı kalmayacağını, yerine gelecek yönetimlerin de aynı stratejik hattı takip etme potansiyeli taşıdığını belirtti.
“İranlılar direnç gösterme konusunda istikrarlı”
Wilkerson, geçmişteki Irak-İran Savaşı deneyimlerine atıfta bulunarak, İran halkının dış müdahaleler karşısındaki direnç kapasitesinin ABD tarafından yanlış değerlendirildiğini ifade etti.
1980’lerdeki sekiz yıllık savaşta, ABD’nin Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak’a sağladığı desteğe rağmen İran’ın geri adım atmadığını hatırlatan Wilkerson, mevcut çatışmanın da benzer bir kararlılıkla karşılaşabileceğini belirtti.
“İran halkı, kendi varlıklarını korumak için en zorlu koşullara bile göğüs gerebilecek, sonuna kadar mücadele edebilecek bir doğaya sahip” diyen Wilkerson, ABD’nin bölgedeki yerel unsurları (Kürt gruplar gibi) kullanarak İran’ı istikrarsızlaştırma çabalarının da geri tepebileceği uyarısında bulundu.
Çatışmanın küresel etkilerine değinen Wilkerson, ABD’nin askeri teçhizatını bir bölgeden diğerine kaydırmasının müttefik ülkeler nezdinde güven erozyonuna yol açtığını kaydetti.
ABD’nin Güney Kore’deki patriot füzeleri ve hava savunma sistemlerini İran operasyonu için çekmeyi tartışmasını örnek gösteren Wilkerson, bu tür hamlelerin müttefikler nezdinde büyük endişe yarattığını ifade etti:
“Bir müttefike en çok güveni sarsan şey, zor durumda kaldığınızda, özellikle onları savunmak için tasarlanmış ekipmanınızı alıp başka bir çatışmaya göndermektir.”
Wilkerson, Güney Kore’nin bu gelişmeler sonrasında müttefiklik ilişkilerini sorgulamaya başladığını ve ABD’nin bölgedeki varlığının müttefikleri korumaktan ziyade Çin’e karşı bir “fırlatma rampası” olarak görüldüğünü belirtti.
Wilkerson, çatışmanın ekonomik boyutunun, özellikle enerji sevkiyatı üzerinde yıkıcı etkileri olabileceğini dile getirdi. Hindistan gibi ülkelerin petrol ihtiyacının yüzde 60’ının Hürmüz Boğazı üzerinden karşılandığını hatırlatan Wilkerson, enerji fiyatlarının 200 dolar seviyesine çıkabileceği bir senaryonun hiç de uzak olmadığını belirtti.
“Dünyadaki her devletin ihtiyaç duyduğu tek emtia petroldür. Şu anki tabloda, küresel bir iş birliği ruhu da kalmadı” değerlendirmesinde bulunan Wilkerson, Trump yönetiminin stratejik petrol rezervlerini doldurma vaadini yerine getirmediğini, bu durumun ABD’yi arz güvenliği konusunda kırılgan bıraktığını vurguladı.
“Çin ve Rusya kaostan faydalanabilir”
Büyük güçler rekabetine de değinen Wilkerson, mevcut kaosun uzun vadede Çin ve Rusya’nın lehine bir zemin oluşturduğunu savundu. Xi Jinping’in Çin ekonomisinin finansal açıdan ABD dolarına bağımlılığını azaltmak için Renminbi’yi dünya ticaretinde ana rezerv para birimi olarak kullanma kararını “savaşın yeni evresi” olarak nitelendiren Wilkerson, şunları kaydetti:
“Xi Jinping, dünyanın ikinci büyük ekonomisi olduklarını, teknolojik ve askeri açıdan ABD’ye rakip hale geldiklerini gördü. Artık doların egemenliğine meydan okumaya hazır.”
Wilkerson ayrıca Rus ordusunun Ukrayna’daki çatışmaların ardından dünyanın en tecrübeli ve en zorlu askeri gücüne dönüştüğünü dile getirdi.
Batılı ülkelerin, Rus ordusunun “özel askeri operasyon” öncesindeki durumuyla bugünkü durumunu karıştırdığını belirten Wilkerson, “Rusya ordusu, yeni drone savaş teknikleri ve deneyimleriyle şu an dünyanın en ölümcül gücü haline geldi” dedi.
“Askeri çözüm bir çıkmaz sokaktır”
Wilkerson, mülakatın sonunda, mevcut durumun ABD için bir “çıkmaz sokak” olduğunu yineledi. Pentagon veya askeri yetkililerin elinde, İran’ı tamamen ele geçirebilecek veya stratejik hedeflere ulaşacak bir kara harekatı planının bulunmadığını, böyle bir denemenin büyük bir felaketle sonuçlanacağını belirtti.
“İran’a bir milyon Amerikan askeri gönderirseniz, beş yıl içinde ya öldürülürler ya da esir düşerler” diyen Wilkerson, askeri gücün bu bölgede siyasi sonuçlar elde etmek için “doğru enstrüman” olmadığını sözlerine ekledi.
Son olarak, ABD’deki Hristiyan grupların İsrail’e yönelik mutlak desteğini “kutsal bir savaş” anlatısıyla beslemesini eleştiren Wilkerson, “Trump, Rubio ve Hegseth gibi isimlerin, yönettikleri çatışmanın doğasına dair hiçbir kavramı yok” diyerek analizini noktaladı.