Avrupa

Fransa’da ‘Beşinci Cumhuriyet’ sallanıyor

Yayınlanma

Fransa’da Başbakan François Bayrou hükümetinin meclisteki güven oylaması ile düşürülmesi ile birlikte kriz derinleşiyor ve “Beşinci Cumhuriyet” üzerindeki soru işaretleri artıyor.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Fransa’yı saran siyasi ve iktisadi krizden çıkma yolu artık neredeyse imkansız hale geldi.

8 Eylül günü, en önemli müttefiki ve Demokratik Hareket lideri Bayrou, 364 milletvekilinin onu görevden almaya ve sadece 194 milletvekilinin hükümete destek verdiği bir güvensizlik oylamasında devrildi.

Cumhurbaşkanlığı, “önümüzdeki birkaç gün içinde” iki yıldan kısa bir sürede ülkenin beşinci başbakanını atayacağını hemen açıkladı, fakat yeni atanan kişinin, AB’nin en büyük ikinci ekonomisini bir borç krizinden kurtarmak için gerekli olan on milyarlarca avroluk bütçe kesintilerini Bayrou’dan daha başarılı bir şekilde uygulayabileceğine dair ciddi şüpheler var.

Dahası, Bayrou’nun arkasındaki “merkez sağ” ve muhafazakâr vekillerden de fireler olduğu ortaya çıktı. 

Bayrou yaz aylarını, Fransa’nın 3,4 trilyon avroluk borcunu çözmeye başlamazsa “varoluşsal” bir tehditle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarılar içeren konuşmalar, röportajlar ve sosyal medya paylaşımlarıyla geçirdi.

Fakat “finansal felaketle” ilgili kehanetlerinin muhalifleri etkileyeceği umudunu çabucak yitirdi. Ulusal Meclis’te çoğunluğu olmayan Bayrou, solda Boyun eğmeyen Fransa öncülüğündeki Yeni Halk Cephesi ile sağda Ulusal Birlik (RN) politikalarını değiştiremeyince kaderi belli oldu.

Şimdi, Macron’un muhafazakâr Cumhuriyetçiler partisinden Michel Barnier ve Bayrou ile başarısız olduktan sonra şimdi “solcu” bir başbakan arayışına gireceğini tahmin ediyor. 

Fakat Sosyalist Parti (PS), şimdilik Macron’un iş dünyası yanlısı politikalarından tamamen uzaklaşmak istediğini söylüyor. Öte yandan partinin vekili Boris Vallaud, Macron’a “görevini yerine getirmesi” ve kendi saflarından bir başbakan ataması çağrısı yaptı.

Fransa için, daha adil bir vergi politikası olarak tanımladığı “başka bir yol” öneren Vallaud, Sosyalistlerin Bayrou’nun önerdiği iki resmi tatilin iptalini geri çekeceklerini söyledi.

Bu nedenle Macron’un ilk olarak kendi kampından başka bir isim arayacağı görülüyor. Savunma Bakanı Sebastien Lecornu, Çalışma Bakanı Catherine Vautrin ve Maliye Bakanı Eric Lombard’ın başbakanlığa aday olduğu söyleniyor.

Macron’un yeni bir Ulusal Meclis seçimine veya yeni bir cumhurbaşkanlığı seçimine de gitmesi mümkün. Fakat Ulusal Meclis dağılıp yeni seçim yapılırsa, Le Pen’in RN’sinin birinciliği büyük farkla garantileyeceği düşünülüyor.

Fransız Ulusal Meclisinin mevcut yapısında, RN ve müttefikleri 138 sandalye ile en tepede yer alıyor.

Onların arkasında, Cumhurbaşkanı Macron’un ittifakı Ensemble 91 sandalye ile geliyor. Onu sol partiler LFI, Sosyalistler ve Yeşiller izliyor.

LFI’den Mathilde Panot, “Bayrou bir karar anı istiyordu ve bence bunu elde etti,” dedi.

Panot, güven oylamasından önce yaptığı konuşmada da Bayrou ve Macron’u “ülke için tehlike” olarak nitelendirdi.

LFI lideri Jean-Luc Mélenchon ise artık dikkatlerin Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yönelmesi gerektiğini söylüyor.

Macron, bir sonraki adımının yeni bir başbakan atamak olacağını söylerken, LFI lideri “Macron artık halkın karşısına çıkmış durumda. O da gitmeli,” diyor.

Macron ise yeni bir cumhurbaşkanlığı seçimine gitmeyi reddediyor.

Soldaki diğer iki parti, Yeşiller ve Sosyalistler, ülkeyi yönetme sırasının kendilerinde olduğuna inanıyor.

Yeşiller’den Marine Tondelier, Macron’dan bir sonraki başbakanı atamadan önce sol liderleri dinlemesini istedi.

Marine Le Pen ise, Macron’un bunun yerine parlamento seçimleri yapması gerektiğini düşünüyor.

Le Pen, parlamentoyu feshetmenin “kapris” değil, “çıkmaza son vermek ve demokrasinin işleyişini sağlamak için kurumsal bir araç” olduğunu ileri sürüyor.

Macron, 10 Eylül’de ulusal çapta grev çağrısı ve 18 Eylül’de sendikalar tarafından planlanan büyük protestolar öncesinde kritik bir anda bulunuyor.

Anketler, cumhurbaşkanının popülerliğinin tüm zamanların en düşük seviyesine düştüğünü ve bugün, görev süresinin en ciddi krizlerinden biri olan 2018 ve 2019 yıllarındaki Sarı Yelekliler protestolarının zirve yaptığı dönemden daha da popüler olmadığını gösteriyor.

Macron’un konumu, Fransa’nın “giderek yönetilemez hale geldiği” yönünde bir algı yaratıyor. Özellikle bütçe ve borç konusunda parlamentodan bir çoğunluk kararının çıkması şu anda mümkün görünmüyor.

Şu anda parlamentodaki tek çıkış senaryosu, muhafazakarlâr ile sosyalistlerden oluşan büyük bir koalisyon ve sosyalistlerin, bütçe tavizleri karşılığında sol eğilimli bir merkezci liderin başını çektiği merkez sağ hükümeti devirmekten kaçınacakları bir saldırmazlık paktı yer alıyor.

Ayrıca, muhafazakâr Cumhuriyetçilerin bütçe tavizleri karşılığında sol hükümeti devirmekten kaçınacağı benzer bir anlaşma da tartışılıyor.

Les Républicains’ın parlamento lideri Laurent Wauquiez pazartesi günü yaptığı açıklamada, partisinin, geçen yılki seçimlerde Yeni Halk Cephesi’nde yer alan “diğer daha radikal sol partilerden” çok fazla ilham alan bir Sosyalist hükümeti desteklemeyeceğini söyledi.

Wauquiez, “Yeni Halk Cephesi’nin kötü niyetli siyasi platformunu asla kabul etmeyeceğiz ve bu, Yeni Halk Cephesi’nin fikirlerini benimseyen herhangi bir Sosyalist hükümet için de geçerlidir,” dedi.

Charles De Gaulle’ün 1958’de ilan ettiği Beşinci Cumhuriyet, aslında bir önceki kısa ömürlü (1946-58) cumhuriyetin yarattığı parlamenter krizleri aşacak bir şekilde yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanının yetkisini artırırken parlamentonun rolünü kısıtlıyordu.

2000’lerin itibaren Fransız liderler Cumhurbaşkanının rolünü “normalleştirmek” için çabalasa da, Macron yürütmenin başının prestijini (ve gücünü) artırmak için çabalıyor. Fransız parlamentosundaki 577 milletvekili ise 11 farklı grubun üyelerini barındırıyor ve hiçbir parti milletvekillerinin çoğunluğunu kontrol etmeye yakın değil; üstelik siyasi olarak uygulanabilir hiçbir koalisyon da böyle bir şeyi mümkün kılmıyor.

Ayrıca bugün, birçok muhafazakâr dahil olmak üzere, ana akım sağın bazı liderleri RN’yi meşru bir parti gibi görüyor ve bu parti ile ittifak kurmayı göz ardı etmediklerini söylüyorlar.

Tersine, Fransa’da siyasi olarak ana akımın asla el sıkışmak istemediği parti ve figür LFI ile lideri Jean-Luc Mélenchon.

Çarşamba günkü genel grev, birçok açıdan ülkenin kaderine damga vurabilir. Bu girişim, Mélenchon tarafından benimsenmiş görünüyor. RN ise, yaklaşan protestolardan uzak durmasıyla dikkat çekiyor.

Sokak hareketinin olası bir yenilgisinin, Fransa’nın iktisadi sorunları ile birlikte düşünülünce, Beşinci Cumhuriyet’in yerine daha sağda bir rejimin ortaya çıkması mümkün.

Çok Okunanlar

Exit mobile version