Avrupa
Fransa’da ‘Beşinci Cumhuriyet’ sallanıyor

Fransa’da Başbakan François Bayrou hükümetinin meclisteki güven oylaması ile düşürülmesi ile birlikte kriz derinleşiyor ve “Beşinci Cumhuriyet” üzerindeki soru işaretleri artıyor.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Fransa’yı saran siyasi ve iktisadi krizden çıkma yolu artık neredeyse imkansız hale geldi.
8 Eylül günü, en önemli müttefiki ve Demokratik Hareket lideri Bayrou, 364 milletvekilinin onu görevden almaya ve sadece 194 milletvekilinin hükümete destek verdiği bir güvensizlik oylamasında devrildi.
Cumhurbaşkanlığı, “önümüzdeki birkaç gün içinde” iki yıldan kısa bir sürede ülkenin beşinci başbakanını atayacağını hemen açıkladı, fakat yeni atanan kişinin, AB’nin en büyük ikinci ekonomisini bir borç krizinden kurtarmak için gerekli olan on milyarlarca avroluk bütçe kesintilerini Bayrou’dan daha başarılı bir şekilde uygulayabileceğine dair ciddi şüpheler var.
Dahası, Bayrou’nun arkasındaki “merkez sağ” ve muhafazakâr vekillerden de fireler olduğu ortaya çıktı.
Bayrou yaz aylarını, Fransa’nın 3,4 trilyon avroluk borcunu çözmeye başlamazsa “varoluşsal” bir tehditle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarılar içeren konuşmalar, röportajlar ve sosyal medya paylaşımlarıyla geçirdi.
Fakat “finansal felaketle” ilgili kehanetlerinin muhalifleri etkileyeceği umudunu çabucak yitirdi. Ulusal Meclis’te çoğunluğu olmayan Bayrou, solda Boyun eğmeyen Fransa öncülüğündeki Yeni Halk Cephesi ile sağda Ulusal Birlik (RN) politikalarını değiştiremeyince kaderi belli oldu.
Şimdi, Macron’un muhafazakâr Cumhuriyetçiler partisinden Michel Barnier ve Bayrou ile başarısız olduktan sonra şimdi “solcu” bir başbakan arayışına gireceğini tahmin ediyor.
Fakat Sosyalist Parti (PS), şimdilik Macron’un iş dünyası yanlısı politikalarından tamamen uzaklaşmak istediğini söylüyor. Öte yandan partinin vekili Boris Vallaud, Macron’a “görevini yerine getirmesi” ve kendi saflarından bir başbakan ataması çağrısı yaptı.
Fransa için, daha adil bir vergi politikası olarak tanımladığı “başka bir yol” öneren Vallaud, Sosyalistlerin Bayrou’nun önerdiği iki resmi tatilin iptalini geri çekeceklerini söyledi.
Bu nedenle Macron’un ilk olarak kendi kampından başka bir isim arayacağı görülüyor. Savunma Bakanı Sebastien Lecornu, Çalışma Bakanı Catherine Vautrin ve Maliye Bakanı Eric Lombard’ın başbakanlığa aday olduğu söyleniyor.
Macron’un yeni bir Ulusal Meclis seçimine veya yeni bir cumhurbaşkanlığı seçimine de gitmesi mümkün. Fakat Ulusal Meclis dağılıp yeni seçim yapılırsa, Le Pen’in RN’sinin birinciliği büyük farkla garantileyeceği düşünülüyor.
Fransız Ulusal Meclisinin mevcut yapısında, RN ve müttefikleri 138 sandalye ile en tepede yer alıyor.
Onların arkasında, Cumhurbaşkanı Macron’un ittifakı Ensemble 91 sandalye ile geliyor. Onu sol partiler LFI, Sosyalistler ve Yeşiller izliyor.
LFI’den Mathilde Panot, “Bayrou bir karar anı istiyordu ve bence bunu elde etti,” dedi.
Panot, güven oylamasından önce yaptığı konuşmada da Bayrou ve Macron’u “ülke için tehlike” olarak nitelendirdi.
LFI lideri Jean-Luc Mélenchon ise artık dikkatlerin Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yönelmesi gerektiğini söylüyor.
Macron, bir sonraki adımının yeni bir başbakan atamak olacağını söylerken, LFI lideri “Macron artık halkın karşısına çıkmış durumda. O da gitmeli,” diyor.
Macron ise yeni bir cumhurbaşkanlığı seçimine gitmeyi reddediyor.
Soldaki diğer iki parti, Yeşiller ve Sosyalistler, ülkeyi yönetme sırasının kendilerinde olduğuna inanıyor.
Yeşiller’den Marine Tondelier, Macron’dan bir sonraki başbakanı atamadan önce sol liderleri dinlemesini istedi.
Marine Le Pen ise, Macron’un bunun yerine parlamento seçimleri yapması gerektiğini düşünüyor.
Le Pen, parlamentoyu feshetmenin “kapris” değil, “çıkmaza son vermek ve demokrasinin işleyişini sağlamak için kurumsal bir araç” olduğunu ileri sürüyor.
Macron, 10 Eylül’de ulusal çapta grev çağrısı ve 18 Eylül’de sendikalar tarafından planlanan büyük protestolar öncesinde kritik bir anda bulunuyor.
Anketler, cumhurbaşkanının popülerliğinin tüm zamanların en düşük seviyesine düştüğünü ve bugün, görev süresinin en ciddi krizlerinden biri olan 2018 ve 2019 yıllarındaki Sarı Yelekliler protestolarının zirve yaptığı dönemden daha da popüler olmadığını gösteriyor.
Macron’un konumu, Fransa’nın “giderek yönetilemez hale geldiği” yönünde bir algı yaratıyor. Özellikle bütçe ve borç konusunda parlamentodan bir çoğunluk kararının çıkması şu anda mümkün görünmüyor.
Şu anda parlamentodaki tek çıkış senaryosu, muhafazakarlâr ile sosyalistlerden oluşan büyük bir koalisyon ve sosyalistlerin, bütçe tavizleri karşılığında sol eğilimli bir merkezci liderin başını çektiği merkez sağ hükümeti devirmekten kaçınacakları bir saldırmazlık paktı yer alıyor.
Ayrıca, muhafazakâr Cumhuriyetçilerin bütçe tavizleri karşılığında sol hükümeti devirmekten kaçınacağı benzer bir anlaşma da tartışılıyor.
Les Républicains’ın parlamento lideri Laurent Wauquiez pazartesi günü yaptığı açıklamada, partisinin, geçen yılki seçimlerde Yeni Halk Cephesi’nde yer alan “diğer daha radikal sol partilerden” çok fazla ilham alan bir Sosyalist hükümeti desteklemeyeceğini söyledi.
Wauquiez, “Yeni Halk Cephesi’nin kötü niyetli siyasi platformunu asla kabul etmeyeceğiz ve bu, Yeni Halk Cephesi’nin fikirlerini benimseyen herhangi bir Sosyalist hükümet için de geçerlidir,” dedi.
Charles De Gaulle’ün 1958’de ilan ettiği Beşinci Cumhuriyet, aslında bir önceki kısa ömürlü (1946-58) cumhuriyetin yarattığı parlamenter krizleri aşacak bir şekilde yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanının yetkisini artırırken parlamentonun rolünü kısıtlıyordu.
2000’lerin itibaren Fransız liderler Cumhurbaşkanının rolünü “normalleştirmek” için çabalasa da, Macron yürütmenin başının prestijini (ve gücünü) artırmak için çabalıyor. Fransız parlamentosundaki 577 milletvekili ise 11 farklı grubun üyelerini barındırıyor ve hiçbir parti milletvekillerinin çoğunluğunu kontrol etmeye yakın değil; üstelik siyasi olarak uygulanabilir hiçbir koalisyon da böyle bir şeyi mümkün kılmıyor.
Ayrıca bugün, birçok muhafazakâr dahil olmak üzere, ana akım sağın bazı liderleri RN’yi meşru bir parti gibi görüyor ve bu parti ile ittifak kurmayı göz ardı etmediklerini söylüyorlar.
Tersine, Fransa’da siyasi olarak ana akımın asla el sıkışmak istemediği parti ve figür LFI ile lideri Jean-Luc Mélenchon.
Çarşamba günkü genel grev, birçok açıdan ülkenin kaderine damga vurabilir. Bu girişim, Mélenchon tarafından benimsenmiş görünüyor. RN ise, yaklaşan protestolardan uzak durmasıyla dikkat çekiyor.
Sokak hareketinin olası bir yenilgisinin, Fransa’nın iktisadi sorunları ile birlikte düşünülünce, Beşinci Cumhuriyet’in yerine daha sağda bir rejimin ortaya çıkması mümkün.
Avrupa
AB’ye geri dönüş Londra’ya serbest ticaret anlaşmalarını feda ettirebilir

İngiltere’de yeni Başbakan Andy Burnham’ın AB’ye geri dönüş olasılığını gündeme alması, İşçi Partili eski hükümet yetkililerinin maliyet uyarılarına yol açtı. Bloomberg’ün haberinde, Margaret Thatcher döneminde kazanılan bütçe indiriminin kalkması halinde Londra’nın yıllık 5 milyar sterlin ek harcamayla karşılaşacağı ve Brexit sonrası imzalanan üçüncü ülke anlaşmalarının iptal edileceği kaydedildi.
İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olarak geri dönmesi durumunda, ülkenin her yıl yaklaşık 5 milyar sterlin (6,6 milyar dolar) ek harcama yapmak zorunda kalabileceği belirtildi.
Bloomberg’in eski Başbakan Keir Starmer yönetiminde görev almış İşçi Partili yetkililere dayandırdığı habere göre, olası bir geri dönüş Londra açısından ciddi bir mali yük ve ticari tavizler getirecek.
Söz konusu maliyet artışının temel nedenlerinden birini, eski Başbakan Margaret Thatcher döneminde elde edilen bütçe indiriminin kaldırılma ihtimali oluşturuyor.
İngiltere’nin ortak AB bütçesine yaptığı net katkıyı yüzde 66 oranında düşüren bu mekanizmanın yürürlükten kalkması, Starmer’ın eski çalışma arkadaşlarına göre İngiliz ekonomisine doğrudan ek yük getirecek.
Yetkililer mali faturaya karşılık Brüksel’in bazı başlıklarda taviz verebileceğini dile getiriyor.
Bu kapsamda AB yönetiminin, İngiltere’yi Schengen Bölgesi’ne katılmaya ya da euro para birimine geçmeye zorlamayabileceği değerlendiriliyor.
Buna karşın üyeliğe dönüş doğrudan mali harcamaların ötesinde kapsamlı ticari zorunlulukları da beraberinde getirecek.
Haberde, Londra’nın AB’den ayrıldıktan sonra üçüncü ülkelerle imzaladığı bütün bağımsız ticaret anlaşmalarını iptal etmek zorunda kalacağına dikkat çekildi.
Temmuz ayı sonunda başbakanlık görevinden ayrıldığını duyuran Keir Starmer’ın yerine geçen yeni Başbakan Andy Burnham, bir sonraki genel seçimlerde İngiltere’nin birliğe geri dönüşü için kampanya başlatabileceğini açıklamıştı.
Yıl sonunda düzenlenmesi planlanan zirvede ele alacağı üç seçeneği paylaşan Burnham; tam üyelik, AB tek pazarına erişim ve gümrük birliğine katılım başlıklarını değerlendireceğini bildirdi.
Starmer da başbakanlığı öncesinde Brexit sürecine destek vermemiş, ayrılık koşullarının yumuşatılmasını savunarak sürecin iptalini de seçenekler arasına alan ikinci bir teyit referandumu düzenlenmesi için çaba göstermişti.
İngiltere’de 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan referandumda seçmenlerin yüzde 51,9’u birlikten ayrılma yönünde oy kullanmıştı.
Ülke, 47 yıllık üyeliğin ardından 31 Ocak 2020’de AB’den resmen ayrıldı. Londra, üyelik sürecinde çeşitli ayrıcalıklar ve istisnalar içeren özel bir statüye sahipti.
Avrupa
Hamburg Limanı, NATO askeri lojistiği için modernize edilecek

Almanya, Hamburg Limanı’nı hem ekonomik rekabet gücünü artırmak hem de NATO’nun savunma lojistiğine hizmet etmek amacıyla genişletmeye hazırlanıyor. Federal hükümetin 2028 yılından itibaren kaynak aktaracağı projeyle rıhtımlar yenilenecek, gemi dönüş alanı 600 metreye çıkarılacak.
Almanya’nın en büyük limanı konumundaki Hamburg Limanı, hem ülke ekonomisini canlandırma hem de NATO’nun askeri lojistik ihtiyaçlarını karşılama hedefiyle kapsamlı bir yenileme sürecine giriyor.
Bild gazetesinin haberine göre limanın, 2028 yılından itibaren özel bir federal fondan mali destek alması planlanıyor.
Hamburg liman sahalarının devlet teşvik haritasına dahil edilmesine ilişkin resmi kararın bu yılın sonuna kadar çıkması bekleniyor.
Projeyle birlikte rıhtım duvarlarının yenilenmesi, eskiyen vinçlerin modern alternatifleriyle değiştirilmesi ve bağlantı yollarının geliştirilmesi hedefleniyor.
Yatırımların temel amacını, limanın Avrupa’nın önde gelen lojistik merkezleri arasındaki konumunu yeniden güçlendirmek oluşturuyor.
Liman altyapısında sivil ve askeri hedefleri birleştiren “çift kullanım” yaklaşımı öne çıkıyor.
Plan çerçevesinde inşa edilecek altyapı, standart konteyner trafiğini hızlandırmanın yanı sıra olası bir kriz anında NATO’ya ait ağır askeri teçhizat ve zırhlı araçların sevkiyatına da kesintisiz lojistik zemin hazırlayacak.
Gazetenin aktardığı ayrıntılara göre 2030’lu yıllara kadar gemi manevra alanının çapının 600 metreye çıkarılması öngörülüyor. Bu genişletme adımı, yeni nesil mega konteyner gemilerinin limana güvenli şekilde yanaşabilmesini sağlayacak.
Liman idaresi, yılın başında kaydedilen yük trafiğindeki gerileme ve pazar payı kaybının ardından toparlanma işaretleri görüldüğünü bildirdi.
İyileşme sürecinde, liman işletmecisi HHLA şirketinin bir buçuk yıldır kilit hissedarları arasında yer alan dünyanın en büyük deniz taşımacılığı firması MSC belirleyici rol oynuyor.
Şirket, HHLA terminalleri üzerinden gerçekleştirdiği elleçleme hacmini artırma taahhüdünde bulundu.
Hamburg eyalet yönetimi ise büyük taşımacılık şirketlerine bağımlılığı dengelemek adına yük trafiğini çeşitlendirme arayışını sürdürüyor.
Hamburg Ekonomi Senatörü Melanie Leonhard, kentin Avrupa, Güney Amerika ve Hindistan ile ticari bağlarını genişletmeyi hedeflediklerini açıkladı.
Almanya’nın liman hamlesi, savunma harcamalarındaki genel artış eğilimiyle eşzamanlı ilerliyor.
2025 yılında Avrupa’da savunmaya en fazla bütçe ayıran ülke olan Almanya’nın, ordunun imkanlarını geliştirerek 2030’a kadar kıtanın önde gelen askeri gücüne dönüşebileceği belirtiliyor.
ABD merkezli Foreign Affairs dergisi şubat ayındaki değerlendirmesinde, Berlin’in bu askeri yükselişinin Avrupa’yı güçlendirmek yerine kıta içinde yeni bölünmelere yol açabileceği uyarısına yer vermişti.
Avrupa
Alman donanması kıyılardaki etkinliğini artırıyor

Bremerhaven limanının yüksek kapasiteli bir askeri merkez haline getirilmesi ve muhtemelen Emden’de kurulacak beşinci Alman deniz üssü ile birlikte, federal hükümet Alman kıyılarının askeri hale getirilmesi sürecini hızlandırıyor.
German Foreign Policy’nin aktardığına göre Bremerhaven’da, muazzam miktardaki silah ve mühimmatı mümkün olduğunca çabuk boşaltmak ve Doğu Avrupa’daki potansiyel savaş alanlarına nakletmek için gerekli lojistik altyapı modernize edilecek ve genişletilecek.
Bu, bu hafta Savunma Bakanlığı ile Bremen belediye yetkilileri arasında imzalanan bir mutabakat zaptında öngörülüyor.
Federal hükümet bu amaçla 1,35 milyar avroya kadar kaynak sağlarken, Bremen eyaleti de 212 milyon avrodan fazla katkı sağlıyor.
Bremen, ülke genelinde yoksulluk riskinin en yüksek olduğu ve çocuk yoksulluğu oranının en yüksek olduğu eyalet.
Yoksullukla mücadele yerine askeri lojistiğin genişletilmesi için yüz milyonlarca avroluk bir meblağın ayrılması, eyalet hükümetinde yer alan Sol Parti’den senatörler tarafından da destekleniyor.
Bremerhaven’de modernizasyon faaliyetleri yoğunlaştı
Denizyolu yük elleçleme açısından Hamburg’un ardından ikinci, Wilhelmshaven’ın önünde yer alan Almanya’nın en büyük ikinci limanı olan Bremerhaven Limanı, askeri yüklerin elleçlenmesi için ideal olarak kabul ediliyor.
Liman, sadece konteynerlerin değil, araçların da boşaltılması için önemli bir kapasiteye; ayrıca savaş tankları gibi ağır askeri teçhizatı bile taşıyabilecek ağır yük alanlarına sahip. Buna ek olarak, kilitlerden geçmeden erişilebildiği için ulaşımı önemli ölçüde daha kolay ve hızlı.
Son olarak, karayolları ve özellikle de demiryollarıyla iyi bağlantılara sahip; bu da bir kriz veya savaş durumunda silah ve mühimmatın hızlı bir şekilde nakledilmesi için hayati önem taşıyor.
Limanın askeri bir aktarma merkezi olarak özel uygunluğu, tarihinden de kaynaklanıyor: Liman, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri ABD kuvvetleri tarafından kullanılıyor.
Soğuk Savaş döneminde, Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki merkezi aktarma limanı olarak hizmet vermiş ve buna uygun olarak genişletilmişti.
1990’dan sonra ABD için önemini yitirdi; fakat Ukrayna çatışmasının tırmanmasıyla birlikte, ABD’nin varlığı yeniden arttı.
Başlangıçta Defender Europe 2020 gibi tatbikatlar kapsamında, ardından 2022’den itibaren Ukrayna savaşı bağlamında ABD faaliyetleri tırmanışa geçti.
Uzmanlar, 2023 gibi erken bir tarihte bile Bremerhaven’ın “tıpkı eski günlerdeki gibi bir silah merkezi” olarak işlev gördüğünü belirtmişlerdi.
Limanlar askeri lojistik için optimize ediliyor
Federal hükümet şu anda limanın askeri lojistik kapasitesini daha da artırmak için çalışıyor.
Örneğin, “liman havuzlarının derinleştirileceği ve karayolu ile demiryolu bağlantılarının genişletileceği” bildiriliyor.
Konteyner tesisleri modernize edilecek ve daha ağır yükleri taşıyabilecek şekilde uyarlanacak.
Bu durum hem vinçler hem de depolama alanları için geçerli olup, bu alanların yeni bölgelere doğru genişletilmesi de planlanıyor.
Liman işletmecisi Bremenports’un bir sözcüsünün “Askeri teçhizatın verimli bir şekilde taşınması artık sadece tanklarla sınırlı değil” dediği aktarılıyor.
Günümüzde silah ve mühimmat da konteynerlerle teslim ediliyor ve savaş durumunda bunların hızla boşaltılıp ileriye taşınması gerekecek.
Bunu sağlamak için Kaiserhafen’da yeni bir demiryolu döner köprüsünün inşası da planlanıyor. Raporlara göre mevcut köprü, askeri teçhizatın hareketini gereksiz yere yavaşlatan bir “darboğaz” olarak tanımlanıyor.
Ayrıca, askeri lojistiğe yoğun bir şekilde odaklanılması, oldukça maliyetli güvenlik önlemlerini de gerektiriyor.
Örneğin, sadece yeni çitler ve mahremiyet perdeleri inşa edilmekle kalmayacak, aynı zamanda insansız hava aracı savunma sistemleri kurulacak ve siber güvenlik önlemleri alınacak.
Sol Partili senatörlerden silahlanmaya destek
Federal hükümet, Bremerhaven’daki askeri lojistiği optimize etmek ve bununla bağlantılı olarak Bremen Havalimanı’nın Bundeswehr’in ihtiyaçlarına daha uygun hale getirilmesi amacıyla 2031 yılına kadar yaklaşık 1,35 milyar avro tahsis ediyor.
Bremen Belediye Başkanı Andreas Bovenschulte’ye göre bu, Alman hükümetinin Bremen eyaletindeki bir projeye şimdiye kadar sağladığı en büyük hibe.
Bremen eyaleti ise “Bremerhaven 2031 Konuşlanma Merkezi” projesine ek olarak 212 milyon avro katkıda bulunuyor.
Bremen eyalet bütçesinden bu şekilde büyük meblağlar savaş hazırlıklarına aktarılırken, 2024 yılında eyalet nüfusunun yaklaşık yüzde 25,9’u yoksulluk riski altında, tüm çocukların ise yüzde 28,6’sı yoksulluk içinde yaşıyor olarak sınıflandırıldı.
Bu durum, Bremen’i yoksulluk riski en yüksek ve çocuk yoksulluğu oranı en yüksek eyalet yapıyor.
Bremerhaven’daki askeri lojistiğin eyalet bütçesinden yüz milyonlarca avroluk bir meblağla finanse edilmesine ilişkin onay, Sol Parti’ye mensup iki Bremen senatöründen de geldi.
Sol Partili Ekonomi ve Limanlardan Sorumlu Senatör Kristina Vogt, yeni tesisler inşa etmek yerine “halihazırda sivil amaçlarla kullanılan altyapımızı askeri amaçlar için iyileştirmenin” “akılcılığını” övdü.
Baltık Denizi’nin militarizasyonuna Kuzey Denizi de ekleniyor
Bremerhaven askeri merkezinin genişletilmesiyle birlikte Almanya’nın kıyılarının militarizasyonu ilerliyor.
Şimdiye kadar Almanya’nın denizcilik altyapısının odak noktası Baltık Denizi kıyılarıydı. Bunun nedeni kısmen Soğuk Savaş döneminde Federal Almanya Cumhuriyeti’nin denizcilik faaliyetlerinin Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkelerine yönelik olmasıydı.
Birkaç eğitim tesisinin yanı sıra, Alman Donanması burada öncelikle Eckernförde, Kiel ve Rostock-Warnemünde’de bulunan üç büyük deniz üssünü ve Rostock’ta bulunan Deniz Komutanlığı’nı işletiyor.
Kuzey Denizi’nde ise bunlara Wilhelmshaven’daki deniz üssü ve Cuxhaven yakınlarındaki Nordholz’da bulunan Deniz Hava Komutanlığı ekleniyor.
Deniz Hava Komutanlığı, Kiel’de konuşlanmış 1. Operasyon Filosu ve Wilhelmshaven’da konuşlanmış 2. Operasyon Filosu ile birlikte Alman Donanması’nın üçüncü büyük birimi.
Şu anda, Bundeswehr’e bağlı yaklaşık 16.000 asker ve 1.800 sivil personel, Donanma’nın ana üslerinde ve çeşitli küçük tesislerinde görev yapıyor.
Silahlı kuvvetlerin diğer kollarında olduğu gibi, Alman Donanması da personel sayısını artırmayı hedefliyor.
Almanya’nın beşinci deniz üssü inşa edilecek
Mevcut dört deniz üssü ve Bremerhaven askeri merkezine ek olarak, federal hükümet kısa süre içinde yine Kuzey Denizi’nde inşa edilecek beşinci bir deniz üssünün yapımını duyurmayı planlıyor.
Haberlere göre, üssün yeri olarak Emden seçildi. Burada pazartesi günü Savunma Bakanı Boris Pistorius ve Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies’in olası yeni bir deniz üssüyle ilgili sonraki adımları ana hatlarıyla açıklaması planlanıyor.
Emden, Soğuk Savaş döneminde bir deniz üssüne ev sahipliği yapmıştı ama üs 1997’de kapatılmıştı.
Haberlere göre, Emden’in lehine olan argümanlardan biri, Aşağı Saksonya’nın Kuzey Denizi limanları arasında en geniş kullanılmayan alana sahip olması.
Kullanılmayan arazinin nasıl akılcı bir şekilde değerlendirileceği konusunda bir süredir tartışmalar sürüyor ama bu tartışmalar daha önce sivil kullanıma odaklanmıştı.
Alman Donanması’nın planlarına göre, yeni deniz üssü yedi fırkateyn, on mayın tarama gemisi ve on römorkörün yanı sıra dört haneli sayıdaki Bundeswehr askeri ve sivil personeli barındıracak.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak












