Dünya Basını
Fransa’da neoliberalizm, yeni bir darbe aldı
Fransa’da Başbakan François Bayrou hükümeti, kamu harcamalarında kesinti öngören kemer sıkma bütçesi nedeniyle yapılan güvensizlik oylamasıyla devrildi. Son 12 ayda düşen üçüncü hükümet olan Bayrou kabinesinin çöküşü, ülkede neoliberal politikalara karşı derin bir muhalefet olduğunu gözler önüne serdi. İktisatçı C.J. Polychroniou, Fransız halkının borçların çözümüne yönelik neoliberal tedbirleri toplumsal olarak kabul edilemez bulduğunu belirtti.
Avrupa ve ABD’deki çok sayıda üniversitede ders vermiş olan siyasal iktisatçı C.J. Polychroniou, Common Dreams için kaleme aldığı makalede, Fransa’da François Bayrou hükümetinin güvensizlik oyuyla devrilmesini ve ülkenin yeniden siyasi bir felce sürüklenmesini değerlendirdi.
Polychroniou’ya göre, güvensizlik oyunun temelinde Başbakan Bayrou’nun kamu açığını 2025’te öngörülen yüzde 5,4 seviyesinden 2026’da yüzde 4,6’ya düşürme ve 2029’a kadar Avrupa Birliği’nin yüzde 3’lük sınırına çekme hedefi yatıyor.
Bu hedefe ulaşmak için önerilen tedbirler arasında kamu harcamalarının dondurulması, yerel yönetimlerden 5,3 milyar avrodan fazla kesinti yapılması ve sağlık bütçesinden 5 milyar avro kesilmesi gibi son derece tepki çeken adımlar bulunuyordu.
Buna karşılık, savunma harcamalarının önümüzdeki birkaç yıl içinde ciddi ölçüde artırılması planlanıyordu.
Bayrou’nun 2026 bütçesi toplamda yaklaşık 44 milyar avroluk (51,3 milyar dolar) kesinti, vergi artışı ve hatta iki resmi tatilin kaldırılmasını öngörüyordu ki bu son teklif, kemer sıkma bütçesinin kendisi kadar büyük bir tepkiye yol açtı.
Polychroniou, “Esasen Fransa, aşırı sağcı Ulusal Birlik’ten (RN) radikal solcu Boyun Eğmeyen Fransa’ya (La France Insoumise) kadar siyasi partilerin ülkenin mali sıkıntılarını gidermek için acımasız bütçe tekliflerini desteklemeyi reddetmesiyle son 12 ayda üçüncü başbakanını kaybetmiş oldu,” diye yazdı.
Bayrou hükümetinin çöküşünün sürpriz olmadığını belirten Polychroniou, kendisinden önceki Michel Barnier hükümetiyle “aynı kaderi paylaşacağını” öngördüklerini ifade etti.
Polychroniou, “Gerçekten de Avrupa’da Fransa gibi neoliberalizm karşıtı mücadelelerin aralıksız sürdüğü başka bir ülke yok. Neoliberal sosyoekonomik gerçekliğin normalleşmesine karşı muhalefet, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın refah devletinin temel ilkelerine doğrudan bir saldırı başlattığı 1990’ların ortalarından beri sürekli hareket halinde,” dedi.
Beşinci Cumhuriyet tarihinin en sevilmeyen ikilisi
Polychroniou, 2017’de cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesinden bu yana Emmanuel Macron ve çeşitli hükümetlerinin (Fransa’da yarı başkanlık sistemi mevcut) neoliberalizmi rekor bir hızla halka dayatmaya çalıştığını vurguladı. Le Journal du Dimanche için yapılan son bir IFOP anketine atıfta bulunan Polychroniou, Cumhurbaşkanı Macron ve artık devrilmiş olan Başbakanı Bayrou’nun, Beşinci Cumhuriyet tarihinin en sevilmeyen lider ikilisi olarak ortaya çıktığını belirtti.
25 Ağustos’ta “Bay Borç Karşıtı” olarak anılmak isteyen Bayrou, Fransa’yı hasta maliyesinden kurtarmak için hazırladığı neoliberal bütçe teklifleri için Ulusal Meclis’te oylama çağrısı yapacağını açıkladığında siyasi müttefiklerini bile şaşırtmıştı.
Polychroniou, bu hamleyi “kimsenin beklemediği siyasi bir el bombası” olarak nitelendirdi. Bayrou’nun, hükümetinin çöküşünü önleyemeyeceğini büyük bir ihtimalle bilmesine rağmen bu adımı attığını ifade etti.
Polychroniou, Bayrou’nun birkaç gün önce bir radyo mülakatında, “hayatta hükümetin çökmesinden daha kötü felaketler de var” diyerek 8 Eylül Pazartesi günkü güven oylamasının sonucunu tahmin etmiş gibi göründüğünü aktardı.
Bayrou, Yunanistan’daki borç krizini hatırlattı
Polychroniou’ya göre Bayrou’nun kamu açığını azaltma planları konusunda güven oylaması kumarını oynamasının en bariz nedeni, Fransız halkının açıklar ve borç konusundaki kaygılarını başından beri yanlış hesaplamasıydı.
Polychroniou, Bayrou’nun, ülkenin endişe verici mali durumu nedeniyle Fransa’nın geleceğinin tehlikede olduğuna halkı ikna etmek için bir halkla ilişkiler faaliyeti başlattığını belirtti.
Bu süreçte, 2010’ların başındaki Yunanistan borç krizini Fransa’nın başına gelebilecekler için bir uyarı olarak gösteren üzücü imgeler kullandığını ve Fransız hükümetinin cesur ve hızlı hareket etmemesi durumunda bir piyasa çöküşü ihtimalinden bariz bir ciddiyetle bahsettiğini yazdı.
Bayrou, güven oylaması öncesinde Ulusal Meclis’e yaptığı konuşmada, Fransa’nın aşırı borç yükünün “hayatı tehdit ettiğini” söyledi.
Halk, borçların neoliberal yöntemlerle çözülmesine karşı
Polychroniou, neoliberal tutumların ve kişisel çıkarlara hizmet eden politikaların tipik bir örneği olarak Bayrou’nun, ortalama Fransız vatandaşlarının ülkenin GSYİH’sinin yüzde 5,8’i oranında bir bütçe açığı ve GSYİH’sinin yüzde 114’ü oranında bir kamu borcuyla yönetilmesi gerçeğine duyarsız olmasalar da mali sıkıntıların giderilmesi için önerilen neoliberal ekonomik tedbirleri “toplumsal olarak kabul edilemez” bulduklarını fark edemediğini ifade etti.
Polychroniou, “Onların kendi bakış açısından, eğer Fransa’nın mali sıkıntılarının nedeni ekonominin neoliberal kapitalizm ilkeleri doğrultusunda örgütlenmesiyse, o zaman neoliberalizmin kesinlikle bu sorunların çözümü olamayacağı söylenebilir,” dedi.
Nitekim, temmuz ayında yapılan bir IFOP anketinin, katılımcıların yüzde 57’sinin ülkenin kamu açığını ve borcunu azaltmak için bir plana ihtiyaç olduğuna inandığını, ancak sadece yüzde 26’sının önerilen tedbirleri “adil” bulduğunu ortaya koyduğunu belirtti.
Polychroniou, hem Bayrou’nun hem de Macron’un, aşırı sağcı RN ile temmuz 2024’te yapılan erken parlamento seçimlerinde en fazla sandalyeyi kazanan sol partiler koalisyonu Yeni Halk Cephesi’nin (NFP) yükselişini körükleyen şeyin neoliberalizmin kendisi olduğunu kavrayamadığını vurguladı.
Bayrou’nun neoliberal bütçe teklifi üzerinden güven oylaması kumarını oynamasının ek ve muhtemelen daha önemli bir nedeni daha olduğunu belirten Polychroniou, “Bayrou, bu kararının Ulusal Meclis’teki milletvekillerini, 10 Eylül’de yapılması planlanan ve ‘Her şeyi engelleyin’ (‘Bloquons tout’) sloganı etrafında örgütlenen taban protesto hareketinin planlanan eylemlerinden kaynaklanacak sonuçları düşünerek hükümetini devirme konusunda iki kez düşünmeye zorlayacağını umuyordu,” diye yazdı.
Hareketin organizatörlerinin ülkeyi tamamen durma noktasına getirmeyi umduğunu belirten Polychroniou, Bayrou hükümetinin çöküşüyle bile bu ülke çapındaki kapatma eyleminin gerçekleşeceğinin anlaşıldığını ifade etti.
“Macron’un sonu geldi ve gitmeli”
Polychroniou, Bayrou hükümetinin çöküşünün ardından Cumhurbaşkanı Macron’un hamlesinin ne olacağının henüz belli olmadığını belirtti.
Ancak, “yeni bir hükümetin, ülkenin mali sıkıntılarına çözüm olarak neoliberal tedbirleri dayatmaya devam etmesi halinde gelecekte daha iyi bir performans sergileyeceğini düşünmesinin siyasi bir saflık olacağını” ifade etti.
Polychroniou, “Zira aşırı sağdan aşırı sola kadar Fransız halkı, neoliberal politikaları ne işsizlik gibi ekonomik sorunlara ne de kamu açıkları ve ulusal borç gibi mali durumlara bir çare olarak görmediklerini çok net bir şekilde ortaya koydu,” dedi.
Polychroniou, makalesini şu ifadelerle sonlandırdı:
“Gerçekten de, son yıllarda Emmanuel Macron ve onun neoliberal vizyonu etrafında toplanan Fransa’daki merkez sağ bile, hükümete saldıran ve piyasaya tapan Anglo-Amerikan ekonomi modeline karşı genel olarak çok temkinli olmuştur. Hiç şüphe yok ki, Fransa’da hakim olan duygunun sadece Macron hükümetlerinin mevcut siyasi iklimde ayakta kalıp kalamayacağı değil, aynı zamanda Macron’un sonunun geldiği ve gitmesi gerektiği yönünde olmasının nedeni de budur.”