Dünya Basını

Gazeteci Henningsen: Batı medyası İran konusunda tamamen uydurma bir anlatı inşa ediyor

Yayınlanma

ABD’li gazeteci ve jeopolitik analist Patrick Henningsen, Neutrality Studies kanalına verdiği mülakatta, Batı medyasının İran’daki toplumsal olaylara ilişkin dezenformasyon faaliyetlerini ve Washington’daki karar alma mekanizmalarının İsrail lobisi tarafından nasıl kontrol edildiğini değerlendirdi.

Bağımsız haber sitesi 21st Century Wire’ın kurucusu ve jeopolitik analist Patrick Henningsen, Pascal Lottaz ile gerçekleştirdiği mülakatta, İran’da yaşanan son gerilimlerden hemen önce bölgede bulunduğunu belirterek sahadaki gözlemlerini aktardı.

Batı medyasının İran’ın çöküşün eşiğinde olduğu ve halkın hükümete karşı ayaklandığı yönündeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını ifade eden Henningsen, “Ülkeye vardığımda milli gün kutlamalarına denk geldim; Tahran sokaklarında hükümeti destekleyen iki milyon insan vardı. Batı medyasının anlattığı hikayenin tamamen uydurma olduğunu o an anlıyorsunuz” dedi.

Henningsen, protesto gösterilerinin dış kaynaklı provokatörler tarafından nasıl şiddete evrildiğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“Barışçıl protestocu olarak nitelendirilen kişilerin, silahsız İran polisini canlı canlı yaktığına dair kanıtlar gördüm. Bu, daha önce Suriye ve Ukrayna’da (Maydan) uygulanan formülün aynısıdır. Önce meşru ekonomik şikayetler üzerinden bir kalabalık oluşturulur, ardından dışarıdan getirilen eğitimli unsurlar ve keskin nişancılar devreye sokularak kaos yaratılır.”

“İsrail lobisi Trump kabinesindeki her bir ismi bizzat seçti”

ABD iç siyasetindeki lobi faaliyetlerinin dış politikaya etkilerini değerlendiren Henningsen, Washington’daki karar alma süreçlerinin eşi benzeri görülmemiş bir mali kuşatma altında olduğunu savundu.

İsrail lobisinin son seçim döngüsünde Cumhuriyetçi kanada 600 milyon doların üzerinde yatırım yaptığını belirten Henningsen, “Bu rakam, Amerikan siyasi sistemine enjekte edilen eşi benzeri görülmemiş bir paradır. 600 milyon dolar size ne mi satın alır? Trump yönetiminde ulusal güvenlik veya dış politikaya dokunan her bir kabine üyesinin el birliğiyle seçilmesini sağlar” şeklinde konuştu.

Amerikan imparatorluk politikasının arkasında bu devasa mali gücün yattığını vurgulayan analist, “İnsanlar ve politikalar Amerikan siyasetinde birbirine eşittir. Trump, tarihte kendi partisinin güvenli koltuklarını riske atarak Kongre ve Senato üyelerini kabineye çeken ilk başkandır. Bunun nedeni, bu isimlerin daha ilk seçimlerinden itibaren lobi tarafından eğitilmiş, yetiştirilmiş ve kontrol edilebilir olmalarıdır” değerlendirmesinde bulundu.

“İran egemenlik hakları konusunda tavizsiz bir toplumdur”

İran’ın nükleer programı ve Batı ile olan gerilimine de değinen Henningsen, Tahran’ın stratejik hedeflerinin Batı tarafından kasten çarpıtıldığını ifade etti.

İran toplumunun ve devlet yapısının derin bir medeniyet bilincine sahip olduğunu ifade eden gazeteci, “İranlılar egemenliklerine son derece düşkündür. Yaptırımlar karşısında derhal ithal ikameci modele geçmeleri bunun en somut örneğidir. Nükleer programları ise nükleer silah geliştirmekten ziyade, bir savaş durumunda enerji altyapılarının felç edilmesine karşı alınmış bir sigorta poliçesidir” dedi.

Batı’nın İran’a karşı “alaycı” bir bakış açısına sahip olduğunu savunan Henningsen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Batılılar, bir hükümetin anayasasına ‘ezilenleri savunma’ maddesini koyabileceğine inanmıyor. Bunu bir kılıf veya antisemitizm olarak görüyorlar. Oysa İran bu konuda samimi; ancak biz Batı’da siyasi liderlerimiz için standartları o kadar düşürdük ki başkalarının yüksek ilkelere sahip olabileceği kavramını artık kavrayamıyoruz.”

“ABD ve İsrail artık ‘imha’ doktrinini benimsemiş durumda”

Gaza ve Lübnan’daki askeri operasyonların yeni bir dönemi işaret ettiğini belirten Henningsen, ABD’nin askeri doktrinini İsrail’in “Dahiye Doktrini” ile birleştirdiğini savundu.

Bu durumun, yoğun nüfuslu sivil alanların ayrım gözetmeksizin hedef alınması anlamına geldiğini kaydeden Henningsen, “Eskiden sivil kayıpların sınırlandırılmasına dair bir varsayım vardı. Artık bu yok. Gaza’da gördüğümüz şey bir ‘imha’ ve ‘yok etme’ görevidir. Bu mantık, müzakereye yer bırakmayan bir imha savaşıdır” ifadelerini kullandı.

90 milyonluk bir ulusu imha etmeye çalışmanın “çılgınlık” olduğunu belirten Henningsen, Donald Trump’ın sosyal medya paylaşımlarının da stratejik bir plandan ziyade piyasaları manipüle etmeye yönelik olabileceğine dikkat çekti:

“Trump’ın İran ile görüşeceğine dair bir paylaşımı piyasada 2 trilyon dolarlık bir hareket yaratabiliyor. İki saat sonra İranlılar bunu yalanladığında piyasa çöküyor. Bu süreçte birileri içeriden bilgi alarak (insider trading) devasa paralar kazanıyor. Belki de mesele jeostrateji değil, sadece küresel ölçekte bir kumardır.”

Patrick Henningsen, mülakatın sonunda bölgedeki güç dengelerinin hızla değiştiğini ve ABD’nin uluslararası kurumlar üzerindeki güvenilirliğini yitirmesinin, 1956 Süveyş Krizi’ne benzer bir imparatorluk sonunu tetikleyebileceğini sözlerine ekledi.

Çok Okunanlar

Exit mobile version