Dünya Basını
Gazeteci Parsi: İsrail’in kirli işini ABD yapıyor, Trump’ın planı çöktü
Quincy Enstitüsü Başkan Yardımcısı Trita Parsi, Yargıç Andrew Napolitano’ya verdiği mülakatta, ABD ve İsrail’in İran stratejisinin büyük bir fiyasko ile sonuçlandığını bildirdi. Parsi, Trump yönetiminin “dört günde zafer” vaadiyle sürüklendiği harekatın, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki mutlak kontrolü ve stratejik direnci nedeniyle küresel bir ekonomik felakete dönüştüğünü vurguladı.
Quincy Sorumlu Devlet Yönetimi Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve İran uzmanı Trita Parsi, Yargıç Andrew Napolitano’nun “Judging Freedom” programında yaptığı açıklamada, Ortadoğu’da devam eden çatışmaların tarihsel ve jeopolitik kökenlerini analiz ederek Washington ile Tel Aviv arasındaki “tehlikeli simbiyoza” dikkat çekti.
Parsi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 25 yılı aşkın süredir ABD’yi İran ile bir savaşa çekmeye çalıştığını belirterek, “Netanyahu nihayet başardı; ABD’yi İsrail’in kirli işini yapması için bu savaşın içine çekmeyi bildirdi” dedi. Parsi’ye göre, bu durum İsrail için sınırlı bir başarı olsa da ABD için tam bir stratejik mağlubiyet niteliği taşıyor.
İsrail ve İran arasındaki gerilimin tarihsel kökenlerine değinen Parsi, 1980’li yıllarda İsrail’in aslında ABD ile İran’ı barıştırmak için çaba sarf ettiğini hatırlattı.
Ancak 1991-1993 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve bölgedeki güçlü Arap milliyetçisi liderlerin zayıflamasıyla jeopolitik gerçekliğin değiştiğini ifade eden Parsi, “İsrail, ABD ile İran arasındaki olası bir yumuşamanın kendi stratejik önemini azaltacağından korkmaya başladı ve İran’ı ABD’nin bir numaralı güvenlik tehdidi haline getirmek için başarılı bir kampanya yürüttü” şeklinde konuştu.
“İran’ın ABD ana karasını tehdit ettiği iddiası gülünç”
Haberin devamında Parsi, ABD’li neo-muhafazakarların (neo-con’lar) “İran dünyadaki terörün en büyük destekçisidir” iddiasını sert bir dille eleştirdi.
Bu iddianın ancak terör tanımının siyasi çıkarlara göre değiştirilmesiyle mümkün olabileceğini belirten Parsi, “Eğer terörizmden kasıt 11 Eylül veya Avrupa’daki cihatçı saldırılarsa, bu desteğin İran’dan değil, Suudi Arabistan gibi bazı Körfez ülkelerinden geldiğini gördük” dedi. Parsi, ABD’nin terör listesinin tamamen siyasi bir araç haline geldiğini vurgulayarak, “Sudan’ın sadece İsrail ile ilişkilerini normalleştirdiği için listeden çıkarılması, bu listelerin inandırıcılığını yitirdiğini kanıtlıyor” ifadesini kullandı.
İran’ın askeri kapasitesine de değinen uzman, İran’ın ABD ana karasını tehdit edecek hiçbir kabiliyetinin bulunmadığının altını çizdi.
Şu anki çatışma ortamında dahi ABD Donanması’nın İran kıyılarından 3 bin kilometre uzakta kalarak kendini güvende tutmaya çalıştığını belirten Parsi, “Eğer Amerikan gemileri bu kadar uzaktayken güvendeyse, binlerce kilometre ötedeki ABD ana karası için nasıl bir tehdit söz konusu olabilir? Bu iddia en başından beri gülünçtü” diye konuştu.
“Trump’a ‘Venezuela başarısının benzeri’ vaat edildi”
Mülakatta Donald Trump’ın savaşa girme kararı almasındaki psikolojik faktörlere de ışık tutuldu. Parsi, Trump’ın aslında karmaşık ve uzun sürecek savaşlara karşı mesafeli olduğunu, ancak İsrail ve danışman ekibi tarafından “çok kolay bir zafer” vaadiyle ikna edildiğini kaydetti.
Parsi, süreci şu sözlerle aktardı:
“Trump’a İslam Cumhuriyeti’nin son nefesini verdiği, hava savunma sistemlerinin çöktüğü ve bu işin sadece dört günde, ‘Venezuela başarısının daha büyüğü’ şeklinde sonuçlanacağı söylendi. Trump, önceki cesur adımlarında (Kudüs kararı, Süleymani suikastı) haklı çıktığına inandırıldığı için bu kez de İran’ın hemen teslim olacağını düşündü.”
Ancak harekatın üçüncü haftasına girilmesine rağmen bir “B planı” olmadığını ifade eden Parsi, “Dini liderin öldürülmesinin ardından İranlıların teslim olacağı sanılıyordu ancak tam tersi oldu. Şu an sadece ülkeyi bombalamak dışında hiçbir strateji yok” dedi.
Parsi, uluslararası hukukun gerektirdiği “yakın tehdit” kriterinin hiçbir şekilde karşılanmadığını, Senatör Marco Rubio’nun iddialarının aksine, asıl tehdidin İran’dan değil İsrail’in eylemlerinden kaynaklandığını belirtti.
“Hürmüz Boğazı sadece düşmanlarımıza kapalı”
Çatışmanın ekonomik boyutuna ve Hürmüz Boğazı’ndaki duruma dikkat çeken Parsi, İran’ın elinde devasa bir koz bulunduğunu hatırlattı.
İran Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarına atıfta bulunan Parsi, Boğaz’ın sadece İran’ın “düşmanlarına” kapalı olduğunu ve seyrüsefer güvenliği için Çin, Hindistan, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin Washington yerine Tahran ile müzakere masasına oturduğunu bildirdi. Parsi, “İranlılar durumun kontrolünün kendilerinde olduğunu biliyor. Hürmüz’den kimin geçip kimin geçmeyeceğine onlar karar veriyor” dedi.
ABD’nin bölgede bir koalisyon kurma çabalarının sonuçsuz kaldığını, 10’dan fazla ülkenin bu teklifi reddettiğini belirten Parsi, ABD Donanması’nın Boğaz’ı askeri yollarla açmaya çalışmasının bir “felaket” olacağını vurguladı.
“ABD gemileri menzil içine girdiği an İran füzelerinin hedefi olacaktır. Bu savaş, bir kibir ve İran’ın zayıf olduğu varsayımı üzerine başlatıldı ancak bu illüzyon çöktü” diyen Parsi, Trump’ın kendini “tüm kaybet-kaybet durumlarının anası” olan bir noktaya hapsettiğini kaydetti.
“Savaş güvercinleri değil şahinleri besler”
Mülakatın sonunda savaşın İran iç siyasetine ve bölge ekonomisine etkilerini değerlendiren Parsi, harekatın İran halkını rejim etrafında kenetlediğini ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) konumunu güçlendirdiğini belirtti.
“Savaş her zaman şahinleri ödüllendirir. İran’da bir demokrasi doğmasını bekleyenler yanılıyor; aksine daha baskıcı ancak toplum üzerinde daha fazla kontrolü olan bir devlet yapısına doğru gidiş var” uyarısında bulundu.
Ekonomik faturanın ise sadece bölgeyle sınırlı kalmadığını, Filipinler’den Bangladeş’e kadar yakıt kıtlığı nedeniyle okulların kapandığını ve insanların evden çalışmaya zorlandığını aktaran Parsi, Goldman Sachs verilerine dayanarak bölge ülkelerinin GSYH’lerinde ciddi daralmalar beklendiğini kaydetti.
Parsi, olası bir çıkış yolu hakkında ise şunları söyledi:
“Trump hatasını asla kabul etmeyecektir ancak birkaç hafta içinde acı dayanılmaz hale geldiğinde Çin ve Rusya’nın diplomatik müdahalesiyle bir düzenleme yapılabilir. İranlılar Hürmüz’ü açmak karşılığında yaptırımların kaldırılmasını ve tazminat talep edeceklerdir. Trump yine zafer ilan edecektir ancak bu, başlangıçta hayal ettiğinin yanından bile geçmeyecek bir sonuç olacak.”
Soruşturma aşamasından kovuşturmaya kadar tüm süreçlerde hukuki ve stratejik boşlukların altını çizen Parsi, “ABD’nin bölgedeki diplomatik inandırıcılığı artık yerle bir olmuştur” diyerek sözlerini tamamladı.