Ortadoğu

Gazze planının ikinci aşamasını durduran tek şey: Gerçeklik

Yayınlanma

Gazze planı neden işlemiyor? Hamas Gazze’yi demir yumrukla yönetiyor, onu silahsızlandırmaya kimse gönüllü değil ve Netanyahu da acele etmiyor. Buna karşın ABD Başkanı bir “başarı” istiyor. Kuzey cephesinde ise Hizbullah’ın yeni sloganı: “Hayatta kalmak zaferdir”

Çevirmenin notu: Aşağıda çevirisini okuyacağınız analiz İsrail’in en köklü gazetelerinden Haaretz’te Amos Harel imzasıyla yayımlandı. Harel yazısında Trump yönetiminin Gazze planının ikinci aşamasının neden sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini ve bu durumun İsrail iç siyaseti ile bölgesel dengelere nasıl yansıdığını ele alıyor. Yazıda yer alan değerlendirmeler ve yorumlar yazara aittir; ara başlıklar tarafımızca konmuştur; çeviri, metnin anlam ve bağlamı korunarak Türkçeye aktarılmıştır.


“Gazze’de herkes Hamas’tan çekiniyor, Netanyahu ise Trump’tan korkuyor.” 

Üst düzey bir savunma yetkilisi perşembe günü Gazze Şeridi’ndeki durumu bu sözlerle özetledi. ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü Gazze’nin yönetimini üstlenmesi planlanan Barış Kurulu üyelerinin isimlerinin 2026’nın başında açıklanacağını söyledi.

Trump, kendine özgü üslubuyla bu yapının “şimdiye kadarki en efsanevi barış kurullarından biri” olacağını iddia ederek, “Krallar, cumhurbaşkanları, başbakanlar… Hepsi bu kurulda yer almak istiyor” dedi. Bir an için, Beyaz Saray’da büyük maliyetle inşa ettirdiği balo salonundan söz ediyormuş izlenimi verdi.

İntihar görevi

Barış Kurulu gerçekten hayata geçebilir. Ancak sahadaki gerçeklik şimdilik çok farklı. Hamas, Gazze ’nin İsrail’in kontrol ettiği “Sarı Hat”ın batısında kalan bölümünü demir bir disiplinle yönetiyor. Uluslararası istikrar gücüne katılması gündeme gelen ülkeler ise örgütü silahsızlandırmak üzere asker göndermeye hevesli değil; bunu bir intihar görevi olarak görüyorlar ve bunda da haklılar.

Bu tablo, görünürde Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işine geliyor. İsrail, hayattaki 20 rehineyi ve polis memuru Ran Gvili dışında tüm rehine cenazelerini teslim almış durumda. Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasına geçmek için gerçek bir isteği olmadığı görülüyor. Çünkü bu adım, Filistinlilere taviz verilmesi ve Filistin Yönetimi’ne yeni yönetimde rol tanınması yönünde uluslararası baskıyı yeniden gündeme getirebilir.

Hamas’ın askeri olarak zayıfladığı ve elinde canlı rehine bulunmadığı bir ortamda sınırlı çatışmalara dönüş, Netanyahu’nun iç siyasette de işine yarayabilir; özellikle seçim yılı yaklaşırken. Ancak Trump, Netanyahu’yu dizginliyor. İki liderin ay sonunda Mar-a-Lago’da bir araya gelmesi bekleniyor. Trump hâlâ uluslararası bir başarı peşinde. Bu hafta Nobel Barış Ödülü’nün Oslo’da kendisine verilmemesi muhtemelen canını sıkmış durumda. Sert söylemlerine rağmen, kendisini “modern tarihin en büyük barış mimarı” olarak görme iddiasını henüz gerçekleştirebilmiş değil.

İsrail acele etmiyor

Trump’ın Ukrayna’da Rusya yanlısı olarak görülen barış planı şimdiden kadük kalmış görünüyor. Avrupa ile ilişkiler, özellikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yönelik uzlaşmacı yaklaşımı nedeniyle gergin. Bu nedenle, paradoksal biçimde harabeye dönmüş Gazze, ilerleme sağlanabilecek daha elverişli bir alan gibi duruyor. Bu da Trump’ın, Netanyahu’nun Gazze’de yeniden geniş çaplı bir askeri harekât başlatmasına izin vermeyeceği anlamına geliyor. Böyle bir adım, varsa bile, Netanyahu’nun ABD ziyaretinden sonrasına kalacak.

Şu aşamada Gazze’deki askeri durum İsrail açısından acil görünmüyor. Refah’ta, Sarı Bölge içinde, tünellerde bulunan birkaç düzine silahlı Hamas mensubunun yer aldığı bir cep var. Ordu burayı kuşatmış durumda ve Netanyahu, militanların anlaşmayla bölgeden çıkmasına izin verme kararından geri adım attı. Hamas’ın Batı Necef’teki İsrailli sivillere yönelik tehdidinin sınırlı olduğu değerlendiriliyor. Örgütün elinde yaklaşık 100 civarında roket kaldığı tahmin ediliyor.

Buna rağmen Hamas, İsrail’in çekildiği bölgelerde tam kontrolünü sürdürüyor. Hafif silahlarla donatılmış binlerce mensubu var. Liderliği, Gazzelilere karşı acımasız güç kullanmaktan çekinmiyor. Milis lideri Yaser Ebu Şebab’ın öldürülmesinin ardından aşiretlerin Hamas’a oluşturduğu tehdit de oldukça zayıflamış durumda.

Trump ise bir an önce bir sonraki aşamaya geçildiğini ilan etmek istiyor. Bunun Noel ile ocak ortası arasında gerçekleşmesi bekleniyor. Bu süreçte Filistinli teknokratlardan oluşan bir hükümet ve Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) gibi yeni yapılar kurulması öngörülüyor. Ancak bunlar olmadan ilerleme sağlanması zor.

“Hamas değil Gazzeli”

Yine de Hamas sorunu bu yapılar kurulduktan sonra da ortadan kalkmayacak. Endonezya, Azerbaycan ya da Arap ülkeleri, Hamas’ı silahsızlandırmak için doğrudan çatışmaya girmeye istekli değil. Hamas’ı silahsızlandırmak yerine, sorunun kendi kendine ortadan kalkmasını bekleyen bir yaklaşım benimseniyor. 

ABD de Hamas’ın kontrolündeki Gazze’ye asker göndermeyi planlamıyor; muhtemelen İsrail’in kontrolündeki bölgeye bile göndermeyecek. Amerikalılar, İsrail’in elinde bulunan doğu kesimindeki “Yeni Gazze”de gelecekte yapılacak yeniden imar çalışmalarına odaklanmış durumda. İsrailli subaylar Hamas’tan söz ettiğinde, Amerikalı muhatapları onları düzeltiyor: “Biz ‘Gazzeliler’ demeyi tercih ediyoruz.” Bu, ileride ciddi sonuçlar doğurabilecek tehlikeli bir inkâr hali.

Kiryat Gat’taki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi’nde yürütülen ABD öncülüğündeki görüşmeler ise ciddi ve somut. Askeri yetkililer ve yabancı ordular arasında önceden belirlenmiş bir takvimle her gün toplantılar yapılıyor. Refah’taki yıkıntılar arasında, önce enkazın kaldırılacağı, ardından inşa faaliyetlerine başlanacağı bir alan bile belirlenmiş durumda.

Sağlık kliniklerinin kurulması, bir polis gücünün konuşlandırılması ve patlamamış İsrail mühimmatının temizlenmesi gibi başlıklar ele alınıyor. Ancak bu sözde pilot proje, yalnızca birkaç bin Gazzeli için barınma çözümlerini kapsıyor ve ne zaman hayata geçeceği belirsiz. Daha kapsamlı plan ise henüz ivme kazanmış değil.

Kuzey cephesinde durum

Trump, kuzey cephesinde de Netanyahu’yu ciddi biçimde frenledi. Başbakan, son iki ayda ikincil cephelerde sert bir tutum benimsedi. Suriye’de Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetimiyle uzlaşma ihtimalini baltaladı, İsrail’in bir yıl önce ele geçirdiği Suriye Golan Tepeleri’ndeki bölgelere provokatif bir ziyaret yaptı ve sınır hattındaki tansiyonu bilinçli olarak yükseltti. Bu süreçte İsrail askerleri bölgede iki kez silahlı çatışmaya girdi; bu durum, askeri varlık sürdükçe geleceğe dair bir işaret olarak görülüyor.

Lübnan’da ise İsrail ordusu, Hizbullah’ın yeniden silahlanmasını engellemek amacıyla örgüte ait hedeflere düzenli saldırılar düzenledi. Zirve nokta, geçen ay Beyrut’ta Hizbullah’ın askeri lideri Heysem Ali Tabatabai’nin öldürülmesi oldu. Bu suikastın ardından İsrail, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasında ilerleme sağlanmaması halinde saldırıları artırmakla tehdit etti.

Ancak Trump’ın Suriye ve Lübnan konusunda farklı öncelikleri var. İsrail ile Suriye arasında uzlaşı ihtimalinden açıkça söz etti ve Lübnan’a, İsrail’in askeri tırmanışının Trump’ın “başarı” olarak sunmak istediği Beyrut’taki merkezi hükümetin güçlendirilmesi sürecini baltalamaması yönünde mesaj gönderdi. Washington, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını zorla dayatma konusunda istekli görünmüyor.

İsrail ordusu Lübnan’da zaman zaman saldırılar düzenlemeyi sürdürse de bombardımanın ölçeği ve Hizbullah’a yönelik tehditlerin tonu azalmış durumda. Kuzeydeki gelişmeler de Trump-Netanyahu görüşmesinin gündeminde olacak.

Şimdilik Trump’ın açıklamaları, gerilimi yeniden tırmandırmaya izin vermeyeceğini ve kısmen soğuyan cepheleri yeniden ısıtmak için İsrail’e destek olmayacağını gösteriyor. Trump’ın elinde bir koz daha var: Netanyahu’nun, Cumhurbaşkanı Herzog’dan af alabilmek için hâlâ Trump’ın desteğine ihtiyacı bulunuyor.

Bu koşullar altında Hizbullah’tan gelen savunmacı söylem dikkat çekici. Örgütün resmî internet sitesi el-Ahed’de geçen hafta yayımlanan “Direnişi, itidali ve asimetrik savaşın mantığını anlamak” başlıklı yazıda, Hizbullah’ın son bir yıldır İsrail saldırılarına karşılık vermemesini eleştirenlerin “direnişin temel ilkesini gözden kaçırdığı” savunuldu. Yazara göre, Hizbullah gibi hareketler ulusal orduların yerine geçmez; devlet halkını koruyamadığında ortaya çıkar.

Yazıda Hizbullah’ın hesaplarının “savunmacı ve seçici” olduğu belirtilerek, örgütün İsrail’e karşı caydırıcılık yaratmak istediğinde saldırdığı, tırmanmanın İsrail’in işine yarayacağını düşündüğünde ise itidal gösterdiği ifade edildi. Sonuç cümlesi ise yeni yaklaşımı özetliyordu: 

“Hayatta kalmak zaferdir.”

Bu tutum, İsrail’in Eylül 2024’te öldürdüğü eski lider Hasan Nasrallah’ın son yıllarındaki sert ve meydan okuyucu söyleminden oldukça uzak. Yerine geçen Şeyh Naim Kasım’ın ise bu daha temkinli çizgiyle büyük ölçüde örtüşen bir yaklaşım benimsediği görülüyor.

Çok Okunanlar

Exit mobile version