Dünya Basını

“Halkın sesi”: Mikis Theodorakis, Demokratik Almanya ile buluşunca

Yayınlanma

Çevirmen notu: Aşağıda çevirisini bulacağınız yazı, Uluslararası Araştırma Merkezi ADC’nin (IF DDR) Mikis Theodorakis’in anısına, Özgür Alman Gençliği’nde (Freie Deutsche Jugend – FDJ) emek ve kültür sekreterliği yapmış olan Hartmut König ile yapılan söyleşiden derlendi. Kendisi de tanınmış bir söz yazarı olan König, Theodorakis’e dair anılarını ve onun Alman Demokratik Cumhuriyeti‘ndeki (DDR) şarkı hareketi üzerindeki etkisini anlatıyor.

Sanatsal üretimini politik ve toplumsal mücadelelerle ayrılmaz bir bütünlük içinde kuran Theodorakis, işkencelerden sürgünlere, toplama kamplarına, yoldaşlarının darağaçlarında ve işkence mangalarında kaybına dek ağır bedeller ödemiş bir isim. II. Dünya Savaşı, Yunan İç Savaşı ve Albaylar Cuntası sırasında emekçi halkın dilinde direniş marşlarına dönüşen besteleri, yalnızca Yunan halkının değil, ulusal sınırların ötesindeki mücadelelerin de ortak belleğine kazınmış; onun politik müziği enternasyonalizmin duyulur bir formu haline gelmiştir. Türk-Yunan dostluğuna adadığı on yıllar, bu mirası diplomatik bir jest olmaktan çıkararak halkların ortak hafızasının bir parçasına dönüştürmüştür. İşte bu yüzden onun şarkılarının Türkiye’deki sosyalist hareketin kültürel belleğinde de özel bir yeri var. Kosta Gavras’ın 1969 tarihli Z filmi için bestelediği “O Antonis”in Yılmaz Güney sinemasına taşınması, yine Grup Yorum’un 1988 tarihli Berivan albümünde “Hoşçakalın Dostlarım” adıyla seslendirilmesi, tekil örnekler olmanın ötesinde, onun bu toprakların direnenleri tarafından da ortak bir değer olarak benimsendiğini gösteriyor.

Theodorakis, 4 sene önce bugün, 2 Eylül‘de hayatını kaybetmişti. Ölümünden kısa bir süre önce eski partisi Yunanistan Komünist Partisi‘ne (KKE) bir mektup gönderen besteci, „bu dünyadan bir komünist olarak göçmek istediğini“ belirtmişti.


“Halkın Sesi”: Mikis Theodorakis’in ölümü üzerine

Internationale Forschungsstelle DDR
Çev. Leman Meral Ünal

2 Eylül 2021’de Mikis Theodorakis’in anısına, IF DDR, FDJ (Almanca: Freie Deutsche Jugend) olarak da bilinen Özgür Alman Gençlik örgütünün eski uluslararası işçi ve kültür sekreteri Hartmut König ile röportaj yaptı. Kendisi de tanınmış bir şarkı yazarı olan König, Mikis ile ilgili anılarını ve Theodorakis’in eski DDR’deki şarkı hareketine etkisini paylaştı.

1967’de Yunanistan’daki faşist darbenin ardından Mikis Theodorakis ile uluslararası dayanışma

Yunanistan 21 Nisan 1967’de, yedi yıl sürecek bir askeri faşist rejimin karanlığına gömüldü. Bir haydutlar cuntası ülkenin kaderine el koymuştu. Halkın gözünde olağanüstü popüler bir besteci ve tabii komünist bir muhalif olan Mikis Theodorakis, askeri rejimin en çok “aradığı” isimlerinden biri hâline geldi.

Cunta, henüz 1 Haziran’da yayımladığı 13 No’lu ordu emriyle, Theodorakis’in eserlerinin çalınmasını, dağıtılmasını ve icra edilmesini fiilen yasaklamış, bu faaliyetleri ve onun müziğini “komünizme hizmet ettiği” gerekçesiyle suç saymıştı.

Mikis, gizlice çalışmalarını yürüttüğü birkaç ayın sonunda tutuklandı, sürgüne gönderildi ve sonunda da Oropos toplama kampına yollandı. Orada büyük işkenceler gördü, önceki mahpusluklarından miras veremi nüksetti. Oropos’taki bu acı tecrübeler, ilk gençlik yıllarında yaşadığı yoksulluk ve müşkülatı yeniden canlandırmıştı. Henüz 17 yaşındayken Ulusal Kurtuluş Cephesi’nde (EAM) faşist işgale karşı savaşmış, ardından Komünist Parti (KKE) çatısında mücadeleyi sürdürmüştü. Savaş sonrasında ise ülkesine sosyalist bir yön kazandırma çabası içinde oldu.

Restorasyon yanlısı burjuva iktidarı onu sürgün, toplama kampı ve nihayetinde Makronisos adasındaki mahpusluklarla ödüllendirecekti.

Bu koşullarda bile bestecilik onun yaşam kaynağıydı, bu durum 1967 sonrası baskı döneminde dahi değişmedi. Bazı eserleri Yunanistan’dan gizlice çıkarılabilmişti. Bunlar arasında, sözlerini yazıp bestelediği “Yurtsever Cephe Çağırıyor!” (“The Patriots’ Front Calls!”) da vardı. O zamanlar Yunan yoldaşlar, şarkının kaydını bana Berlin’de ulaştırmışlardı. Kasette Mikis’in sesine klaveslerin tempo tutan vuruşları eşlik ediyordu. Şarkının sözlerini Almanca’ya çevirdim, kaydı aynı akşam DDR televizyonunda yayımlattık.

Bu, onun için dünya çapında gösterilen dayanışmanın yalnızca küçük bir kesitiydi. Mahpusluğu sırasında, Mikis’e Doğu Alman çocuklarının çizdiği çiçek resimleriyle dolu sepetler geliyordu. Arthur Miller, Dmitri Şostakoviç, Leonard Bernstein, Laurence Olivier ve Paul Dessau gibi dünya çapında ünlü sanatçılar onun serbest bırakılması için bir komite kurmuşlardı.

Ve nihayet Mayıs 1970’e gelindiğinde askeri cunta onun Paris’e çıkışına izin verdi. Aynı yılın temmuzunda, BM Dünya Gençlik Konferansı esnasında, New York’taki Manhattan Center’da, Arthur Miller ve Pete Seeger’in de düzenleyicileri arasında bulunduğu büyük bir dayanışma etkinliğinde onunla bir araya geldim. Orada, Pete Seeger gitar çaldı, ben de “Yurtsever Cephe Çağırıyor”un Almanca versiyonunu [Die Front der Patrioten ruft] söyledim. Mikis şarkıyı canlı olarak ilk kez dinliyordu.

Theodorakis’in DDR’deki yankısı

Mikis Theodorakis, DDR’deki ilk büyük çıkışını 1980 Şubat’ında, Berlin’de düzenlenen 10. Politik Şarkı Festivali’nde “Canto General” ile yaptı. Bu, 1979’da Berlin’de bir otelde onunla tesadüfen karşılaşmam sayesinde gerçekleşmişti. Onu festivale davet ettim; ancak Pablo Neruda’nın şiirleri üzerine bestelenen “Canto General” oratoryosunu seslendirebilirse kabul edeceğini söyledi. Salvador Allende dönemi Şili’si için yazılmış olan bu eser, 1973 faşist darbesi nedeniyle Santiago’daki stadyumda icra edilememişti. Şimdi Berlin’de, Cumhuriyet Sarayı’nın Büyük Salonu’nda seslendirilecekti.

FDJ daha sonra Mikis’i Berlin’in 750. kuruluş yılı vesilesiyle Rosa Luxemburg Meydanı’nda bir konser vermesi için davet etti. Konser sonunda, alışılageldiği üzere, seyircilerle birlikte şarkı söyleyip dans etti. DDR’nin büyük konser salonları ve orkestraları onun eserlerini sahneledi. “Axion Esti Oratoryosu” Leipzig Gewandhaus’ta icra edilmiş; “Saduki Tutkusu”nun prömiyeri Berlin Senfoni Orkestrası ve Berlin Radyo Korosu tarafından gerçekleştirilmiş; “Üçüncü Senfoni” ise ilk kez Komische Oper Orkestrası tarafından seslendirilmişti. Her üç eser de DDR’nin plak şirketi ETERNA tarafından yayınlanmıştı ve “Canto”’nun canlı festival kaydı AMIGA etiketiyle çift LP olarak çıkarılmıştı.1989’da “Büyük Şarkı” şiirinin dans uyarlaması da Cumhuriyet Sarayı’nda sahnelendi.

DDR’deki şarkı hareketi açısından önemi neydi?

Şarkı hareketi, Theodorakis’in lirik üretimine büyük bir değer atfediyordu. Theodorakis’in büyük Yunan şiirini müzik aracılığıyla halkın gündelik diline taşıma çabasını yakından biliyorduk. Bu, Yunanistan’da muazzam bir etki yaratmıştı. Normalde eğitimli burjuva çevrelerde kalacak olan şiir, şarap, ekmek ve zeytinle birlikte halkın sofrasına, işyerlerine, grev nöbetlerine taşınmıştı. Theodorakis’in dostu, büyük Yunan şairi Yannis Ritsos bu etkiyi coşkuyla anlatırdı.

Ben hep onun “Bütün yeryüzü bizim olsun!” sözlerinin peşinden gelen “…ve düşmanlarımıza bir karış toprak yok!” dizleri ile hatırlarım.

Şarkı, birçok koro ve topluluğun repertuarına girmişti; bu yüzden ben de onu Manhattan Center’da “Yurtsever Cephe Çağırıyor!” ile birlikte seslendirmiştim. Fakat bize ilham veren sadece somut eserler – örneğin Mauthausen Kantatı’nın o muazzam yorumları- değildi. Aynı zamanda metin, beste ve yorumun birliğindeki o şiirsel ve mücadeleci tavır da kendi temalarımız için bir model teşkil ediyordu. Bu arada, Mikis, DDR’daki (şarkı) hareketinden doğan ve birçok gönüllü tarafından organize edilen Politik Şarkı Festivali’ni son derece takdir ediyordu. 10. Festival bitip de Atina’ya döndüğünde, orada bulunmuş olmasını hayatının “en dokunaklı ve en harika deneyimlerinden biri” olarak nitelendirecekti. “Bize, cunta hapishanelerine binlerce çiçek resmi gönderen çocuklar… oradaydı, salondaydılar. Mücadelemiz ve fedakârlıklarımız boşa gitmemişti. Tohumlar filizlenmişti işte.”

Yunanistan’ın sonraki gelişiminde Theodorakis

Mikis özgürlük ve adalet mevzubahis olduğunda ahlaki prensiplere sıkı sıkıya bağlı, mücadeleci bir insandı. Bu onu zaman zaman yıprattı, bazen tereddütler yarattı. Her daim anti-emperyalist ilkelerin peşinden gitti, NATO’nun Yugoslavya kentlerini bombalamasına ve ABD’nin Irak işgaline karşı çıktı. Bazen siyasetten yorulduğunu, sadece müzikte huzur bulduğunu söylerdi. Fakat karakteri, siyasetten uzun süre uzak durmasına izin vermiyordu. AB’nin dayattığı “troyka” ülke ekonomisini ve halkın refahını çökertmeye başladığında, yeniden gösterilerin ön saflarında belirdi. Ömrünün sonunda, artık gücü tükenmişken dahi tekerlekli sandalyesinden orkestra yönetiyordu.

Ve şimdi o “Büyük Yunanlı”, besteci ve halkın tribünü 96 yaşında hayata veda etti. Kabullenmek güç. Onun zengin yapıtları kadar, politik mirasına da sıkı sıkıya sarılıyoruz. Ki bu mirası ölümünden kısa süre önce Yunanistan Komünist Partisi (KKE) Genel Sekreteri’ne yazdığı mektupta şöyle ifade etmişti: “Şimdi hayatımın sonuna gelirken görüyorum ki, en kararlı, en güçlü ve en olgun yıllarım KKE bayrağı altında geçti. Bu yüzden bu dünyadan bir komünist olarak ayrılmak istiyorum.”

Bu vasiyet, dünyanın dört bir yanındaki yoldaşlarının yüreğini ısıtacak. Çünkü: Biz her yerdeyiz, dünyanın her yerinde! dünyanın her yerindeyiz! Bu arada, bu da DDR şarkı hareketine ait bir şarkının dizeleridir.

Çok Okunanlar

Exit mobile version