Dünya Basını
Hamaney’in öldürülmesiyle ABD-İran ilişkileri bir eşiği aştı: Bundan sonra ne olacak?
Hamaney’in öldürülmesi ne anlama geliyor? Bir çatışma varoluşsal bir çerçevede sunulduğunda ve liderlerin ortadan kaldırılması olağanlaştırıldığında, savaşlar nadiren sınırlı kalır.
Elijah J. Magnier, Middle East Eye
1 Mart 2026
ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi günü ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırısını “rejim değişikliği savaşı” olarak nitelendirmesi, artık mevcut durumu yansıtmaktadır.
İran’ın dini lideri Ali Hüseyni Hamaney’in suikast sonucu öldürülmesi, baskı taktiklerinden derin yapısal istikrarsızlaştırmaya geçişi ifade etmektedir. Çatışma, artık mesaj verme ya da psikolojik savaşın ötesine geçmiştir.
İran’daki en üst düzey siyasi ve dini liderin hedef alınması, sistemi istikrarsızlaştırmaya yönelik açık bir tırmanış anlamına gelmektedir.
Savaş dönemlerinde siyasi söylem genellikle çeşitli işlevler görür: kararlılık sinyali vermek; kamuoyunun algısını şekillendirmek; ve hasım üzerinde baskı kurmak. Ancak İran sisteminin merkezi dayanağının ortadan kaldırılmasının ardından söylem artık doğrudan operasyonel gerçeklikle örtüşmektedir.
Önceki belirsizlik ortadan kalkmıştır.
Temel bir soru
Rejim değişikliği yalnızca sembolik bombardımanlarla gerçekleşmez. Bu, sistemi ayakta tutan siyasi, güvenlik ve ekonomik temeller üzerinde sürekli baskı gerektirir.
Dini liderin hedef alınması, bu kampanyanın amacının yalnızca İran’ın askeri altyapısını zayıflatmak değil, yönetişimin sürekliliğini kesintiye uğratmak olduğunu göstermektedir.
Artık temel soru, rejim değişikliğinin hedef olup olmadığı değil; liderliğin ortadan kaldırılmasının sistemi çökertip çökertmeyeceğidir.
Geçmişte, kurumsallaşmış sistemlerde liderlerin öldürülmesi nadiren ani bir çöküşe yol açmıştır. Dış askeri baskı, çoğu zaman iç birliği parçalamak yerine güçlendirmiştir.
İran’ın siyasi sistemi karmaşık, güvenlik odaklı ve dış tehditlere karşı dirençli olacak şekilde inşa edilmiştir. Tahran suikastı bir varoluş mücadelesi olarak görürse, müzakere yerine seferberliği önceleyecektir.
Bu durumda hayatta kalma, diplomasinin önüne geçer.
İran’ın hâlâ koordineli füze saldırıları gerçekleştirdiğine dair haberler, komuta ve kontrol sistemlerinin işlediğini göstermektedir. En üst düzey liderini kaybettikten sonra misilleme saldırıları düzenleyebilen bir ülke dağınık değildir.
Liderliğin ortadan kaldırılması her zaman felce yol açmaz; aksine kararlılığı güçlendirebilir.
Bu da kısa süreli bir savaşı daha az olası kılmaktadır. Liderlerin öldürülmesi savaş planının bir parçası hâline geldiğinde, taraflardan hiçbiri geri adım atamaz; aksi hâlde kaybetmiş görünür.
Bir varoluş mücadelesi mi?
Müzakereler açısından bakıldığında, suikast zorlayıcı diplomasinin dayanaklarını ciddi biçimde zayıflatmaktadır. Ekonomik baskı ve ABD yaptırımları İran’ın füze programını durdurmamıştır. Dolaylı çatışma da bölgesel tutumunu değiştirmemiştir.
Şimdi ise doğrudan askeri eylem liderleri hedef alma aşamasına tırmanmıştır. Bu noktada, Trump Ali Hamaney’in öldürülmesinden siyasi olarak yararlanıp ateşkes çağrısında bulunmadıkça, savaş artık yalnızca bir araç değil, derin yapısal bir çatışma niteliği taşımaktadır.
Sonuçta savaş ve barış inisiyatifi onun elindedir.
Zorlayıcı diplomasi ancak karşı taraf müzakere ederek hayatta kalabileceğine inanırsa işler. Hayatta kalma riske girdiğinde ise teslimiyetin yerini direniş alır.